Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi!

12 Mar 2020
Martin Pastor'ün Nikaragua tarihi üzerine yazısı

Amerikan emperyalizmi dünya halklarının başına bela. Ancak bu bela yeni ortaya çıkmadı. Yıllardır var. Üstelik de kendine yakın olan Latin Amerika ülkelerinin ensesinde boza pişrmeyi adet edinmiş bir bela.

Biz de bu belayı yakından tanıyoruz. İşçi sınıfının ve ilericilerin yükselen mücadelesine karşı ülkemizde tezgâhladığı darbe ve eylemlerden tanıyoruz. ABD çıkarlarına hayır dediği, ABD’ye baş eğmediği ve kendi halkının çıkarlarını savunduğu için üzerine füzeler yağdırdığı Suriye’den tanıyoruz. Emperyalizmin çıkarlarına evet diyenlerin işlerinin kolaylaştırıldığı ve hükümet edildiği; işçi sınıfının, ezilenlerin, yoksulların hakkını savunanların hapislerde çürüdüğü bütün bir Ortadoğu coğrafyasından tanıyoruz.

Ülkelerdeki ve bölgelerdeki farklı etnik ve dini grupların, partilerin, siyasi hareketlerin nasıl manipüle edildiği ve birbirine düşürüldüğü, nasıl paramparça edildiği ve bu yöntemle ülke ve bölgelerin nasıl daha kolay bir şekilde işgal edildiği gerçeğinden tanıyoruz. Bunları yanı başımızda Afganistan’da, Irak’ta ve Libya’da yaşadık. Bu ülkelerin bir dönemler, bütün olumsuzluklara rağmen, ilerici, halktan yana, yoksullardan yana olduğunu biliyoruz. Bugüne geldiğimizde, bu yönetimlerin bir bölümünü “yeşil kuşak” politikası çerçevesinde ABD emperyalizminin paramparça ettiğini sağır sultanlar biliyor. Afganistan’da dinci gericileri destekleyen ABD emperyalizmi, Irak’ta etnik ve mezhepsel farkları kullandı. Bugün Suriye’de ise yine dinci gericilerle ve İsrail siyonizmi ile işbirliği içinde Suriye hükümetini devirmeye, Suriye halkını empryalizmin boyunduruğuna sokmaya ve Suriye’yi parçalamaya çalışıyor.

Amerikan emperyalizmi bu lanetli politikayı hep uyguluyor. Yukarıda belirttiğimiz gibi bu politika yeni değil, çok eskilere dayanıyor. Kendi çıkarı için kimi yerde liberallere karşı muhafazakârları destekliyor, kimi yerde ilericilere karşı gericileri destekliyor, kimi yerde etnik kimi yerde de dini gruplarla işbirliği yapıyor, kimi yerlerde doğrudan kendi generallerini yönetici olarak atıyor.

Aşağıda kısaltılarak çevrilen ve ABD emperyalizmine zamanında kök söktüren bir ülkenin halkının hikâyesi anlatılıyor. Bugünkü hikâyelere o kadar benziyor ki! Bir ülke içinde kendisine işbirlikçi gruplar buluyor ve onlara her türlü desteği sağlıyor. Sonra da bu işbirlikçi grubun liderini yönetime getirmeye çalışıyor. Kimi yerde başarıyor, kimi yerde başaramıyor. Direnişçi ve onurlu insanların yaşadığı küçük Orta Amerika ülkesi Nikaragua’nın hikâyesi de işte böyle bir hikâye.

 

Nikaragua, Sandino ve ABD Emperyalizmi
Nikaragua'nın 20. yüzyılını ABD'yi baş düşman olarak tanımlamadan yazamazsınız. ABD, bu küçük Orta Amerika ülkesinin 20. yüzyılını politik, ekonomik ve sosyal olarak belirleyen ülkedir. Ama aynı zamanda ABD emperyalizminin saldırıları karşısında duran antiemperyalist gruplar bir karşı güç oluşturmayı başarmıştır.

ABD 19. yüzyıl boyunca askerî müdahalelerden ekonomik yaptırımlara kadar ülkede sol bir ihtimalin oluşmasına şiddetle karşı çıkmıştır.

Buna rağmen, yine Nikaragua'da; ülkenin ve Orta Amerika'nın geçmişinin, bugününün ve yarınının bağımsızlık sembolü olan bir isim bulunmakta: Augusta Cesar Sandino. "Özgür insanların generali" olarak bilinen Sandino, 21 Şubat 1934'te öldürülene kadar Nikaragua'nın önemli bir figürü olmuştur.

Sandino'nun yükselişini ve ölümünü anlamak için ABD emperyalizminin Nikaragua üzerindeki etkisini iyi okumak gerekiyor.

Nikaragua’daki “İyi İnsan” olarak ABD
19. yüzyıl boyunca ABD kendini dünyanın yeni süper gücü olmaya hazırlamıştır. Özellikle Orta ve Latin Amerika'yı kendi arka bahçesi olarak görmüş ve hiçbir gücün buraya müdahale etmesine izin vermemiştir (Monroe Doktrini). Bu şekilde ABD kendini, Amerika kıtalarının tek sorumlu gücü olarak görmeye başlamıştır. 20. yüzyılın başlarından itibaren bu plan ABD açısından rayına oturmaya başlamıştır.

1904'te Monroe Doktrini'ne ek yapılarak  ABD vatandaşının hakları veya mülkü tehlike altındaysa ABD'nin müdahale etmesinin önünü açan bir dış politika kuralı kabul edildi.

Bu şekilde 1893 ve 1934 arası ABD, Latin Amerika ülkelerine düzenli olarak müdahale ederek onlara nasıl "iyi liderler" seçebileceklerini öğretti!

ABD Vesayeti Altında Bir Ülke
1893 ve 1909 yılları arasında iktidarda olan Jose Santos Zelaya’ın liberal hükümeti ile birlikte Nikaragua modern bir devlete dönüştü.

Bununla birlikte Nikaragua, Panama kanalı gibi bir kanalın yapımı için Almanya ve Japonya ile anlaşma sağladı. Fakat Panama Kanalı'na rakip bir kanal fikri ABD'nin pek hoşuna gitmedi.

Hükümet karşıtı liberaller ve muhafazakârlar birleşip hükümette bulunan liberallere karşı ayaklanma başlattı. ABD paralı askerinden ikisinin hükümet güçleri tarafından öldürülmesi neticesinde ABD Nikaragua'ya resmen müdahalede bulundu. 1911'de ABD güdümlü yeni bir hükümet kuruldu.

Borçlar ve Uşaklar Nikaragua’yı ABD’nin Esiri Yaptı
Herhangi bir seçim durumunda ABD ile sıkı bağları olmayan eski liberal başkan kesin bir şekilde kazanacaktı. ABD bunu engellemek için hükümetteki muhafazakâr gruba borç aldırtarak ilk bağımlılığı başlattı.

Daha sonrasında gelen yeni hükümetler de hem ABD'den, hem de ABD'nin bölge yetkilisi sayesinde özel bankalardan sürekli borç alır hâle geldi.

Alınan toplam borç 15 milyon dolar olmasına rağmen Nikaragua kasasına giren toplam para sadece 100 bin dolar kadardı. Geri kalanı New York borsasında ve ABD'li özel bankalarda kaldı.

Sonrasında gelişen olaylar neticesinde muhafazakârlar darbe yapmaya kalkmış, fakat ABD olaya müdahale ederek 1933'e kadar sürecek olan işgale başlamıştır.

İşgal Bitmedi, Sadece Şekil Değiştirdi
1924'te iktidara gelen ılımlı muhafazakâr Solorzano bütün liberalleri iktidardan uzaklaştırdı ve ABD'yi, Nikaragua ordusunu yeniden organize etmek için ülkeye çağırdı. ABD 1925 yılında ulusal muhafızları kurduktan sonra bölgeden çekilmeye başladı.

ABD çekildikten sonra eski başkan Chamorro bir darbe düzenleyip Solorzano'yu ülkeden kaçırdı. Ardından başlayan iç savaş ile liberaller ülkeye geri çıkartma yaptı.

Liberal kanat orduları savaşı kazanmaya yaklaştığında ABD Nikaragua'da uyguladığı silah ambargosunu kaldırdı ve muhafazakâr kanada doğrudan yardımda bulundu. 1928'de ABD yönetiminde yeni bir anayasa hazırlandı. Liberal liderler bu yeni anayasayı imzalamayı reddettikleri için ülkeyi terk etmek zorunda kaldıllar.

“Özgür İnsanların Generali” Yükseliyor
Zengin bir İspanyol toprak ağası ile yerli bir kadının evlilik dışı ilişkisinden doğan Sandino 1912'de ABD'nin yaptığı darbeye ve muhafazakâr liderlerin güç savaşına şahit oldu. Fakat hayatındaki en önemli değişim 1921 yılında 26 yaşındayken oldu. Annesine hakaret eden zengin bir muhafazakârı öldürmeye çalışınca ülkesinden kaçmak zorunda kaldı. Honduras ve Guatemala'dan sonra Meksika'ya geçti. Meksika devriminden etkilendi ve Nikaragua milliyetçiliğini, yerli mirası ile birleştirerek antiemperyalist bir duruş oluşturdu.

1926'da babası Sandino'yu ülkeye geri çağırdı. Bir ABD firmasının sahibi olduğu San Albino Altın Madeni'nde işe başladı. İşçileri eşitsizlik ve adeletsizlik üzerinden örgütlenmeye başladı. Tam bu sırada çıkan iç savaşta liberallerin yanında işçi ve köylü gerilla grupları kurarak muhafazakârlara karşı savaştı. Liberaller anlaşma ile savaşı bitirirken Sandino birliklerini dağıtmadı ve Segovia Dağları'na çekildi.

Ardından Sandino ülkesinde bulunan bütün yabancı güçlere savaş ilan etti ve Nikaragua Bağımsızlık Ordusu'nu kurdu. ABD'yi "Irkımızın düşmanı" ilan ederek bütün Güney Amerikalıları ABD'ye karşı savaşa çağırdı.

General Sandino ve ordusu uluslararası şöhret kazandıkça Nikaragua’daki ABD generalleri Sandino’yu yakalayamadıkları için daha da sinirlenmeye başladı. Akabinde Nikaragua’da Sandino Kuvvetleri’ne karşı savaşan ABD komutanı David F. Sellers; Sandino’ya ABD kuvvetlerine ve sömürgeci maden şirketlerine karşı savaşmayı bir an önce bırakmasını ve teslim olmasını talep eden küstahça bir mektup gönderdi. Sandino ise ABD’nin bütün işgal güçlerini çekmeden, savaşmayı bırakmayacağını açıkladı.

Halkın ve özellikle köylülerin desteğini alan Sandino kuvvetleri hem teçhizat, hem de sayı olarak güçlenmeye başladı ve ABD kuvvetlerine büyük kayıplar verdirmeye başladı. ABD kuvvetleri “Özgür insanların generalini” yakalayamıyordu ve Sandino elinde silah olan bir grup köylünün dünyanın en güçlü ordusu karşısında olsa bile, doğru ve güzel bir amaç için savaşabileceğini gösteriyordu.

1929 Büyük Buhran’ı başlayınca ABD bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. 1931’de ABD tarafından yetiştirilen Nikaragua Ulusal Muhafızları’nın savaşı devralacağını duyurdu. 1932’de genel seçimler yapıldı ve liberaller seçimleri kazandı.

ABD çekilirken, Anastasio Somoza Garcia’yı Ulusal Muhafızlar’ın başına getirdi, Garcia; Nikaragua elitlerindendi, babasının çok büyük kahve toprakları vardı ve bir kahve zenginiydi. ABD’de okumuştu, ABD ordusunda eğitim almıştı ve eğitimi sırasında askerî, ekonomik ve politik olarak ABD yetkilileri ile iyi ilişkiler geliştirmişti.

ABD’li işgalciler gitti, Yerli Diktatörler Geldi
Ocak 1933’de ABD Başkan Rossevelt’in iyi komşuluk politikası gereğince, ABD askerleri 40 yılın sonunda fiziki olarak Nikaragua’yı terk etti. Ulusal Muhafızlar’ın yönetimi Somoza Garcia’ya devredildi. İşgal kuvvetleri çekildikten sonra Sandino; mevcut hükümet ile görüşmeyi kabul etti. 1934 Şubat’ında görüşmeler başladı. Görüşmeler sırasında liberal hükümet Sandino’ya toprak, koruma ve bütün gerilla kuvvetlerine genel af teklif etti.

Sandino; Somoza Garcia kuvvetlerini ABD ile askerî bağları olduğu için yasadışı güçler olarak değerlendirdi ve hükümetten Ulusal Muhafızlar Kuvvetleri’nin dağıtılmasını talep etti. Bununla birlikte mevcut hükümete desteğini ilan etti ve kuvvetlerinin üç ay içinde silahlarını teslim edeceğini söyledi.

Somoza Garcia ise Sandino’yu kendi güçlenmesi önünde bir engel olarak görüyordu. 21 Şubat 1934 tarihinde Özgür İnsanların General’i, General Sandino başkan Sacasa ile başkanlık sarayında yediği yemekten ayrılırken Somoza Garcia mevcut hükümetin haberi dışında Sandino’nun öldürülmesi emrini verdi.

Sandino, kardeşi ve en güvenilir iki generali Ulusal Muhafız Kuvvetleri tarafından tutuklandı, daha sonra havaalanına götürülüp, infaz edildiler ve mezarları Larreynaga bölgesinde belli olmayacak şekilde gömüldü. Nikaragua başkanı, olanları onaylamasa bile, Ulusal Muhafızları kontrol etmek için güçsüz bir konumdaydı. Sandino öldürüldükten sonra, Ulusal Muhafızlar, Sandino’nun ordusuna acımasız bir saldırı başlattı ve bir ay içinde Sandino’nun ordusunu yok etti.

Hükümetin desteğini alan Nikaragua’nın mevcut başkanı Sacasa’nın popüleritisi ve gücü azaldı ve Somoza Garcia bundan yararlandı. 6 Haziran 1936’da başkanı istifaya zorladı ve kendisini seçimler yapılana kadar geçici başkan yaptırdı. Daha sonra Somoza yapılan seçimleri manipule ederek kazandı.

Somoza 1 Ocak 1937 yılında başkanlığı ele geçirdi, askerî ve siyasi gücü kendi elinde topladı. Askerî diktatörlük bu şekilde kuruldu ve ABD destekli Somoza Hanedanlığı 40 yıl boyunca devam etti.

Martin Pastor'un 21 Şubat 2020 tarihli yazısı www.telesurenglish.net‘ten kısaltılarak çevrilmiştir.

İngilizce'den çeviren : Ozan Eray Gökçin

Yazının orjinali: www.telesurenglish.net

paylaş