Latin Amerika ülkesi Bolivya’da komünal sosyalizm modeli üzerine notlar

28 Nis 2019

Çeviri: Çiğdem Şentuğ ve Deniz Kızılçeç - Canut Yayınevi

Latin Amerika’nın önemli ülkelerinden Bolivya’da Evo Morales önderliğinde kurulan Sosyalizme Doğru Hareket MAS sosyalizm araştırmacılarının dikkatlerini çeken “komünal sosyalizm” adını verdikleri ilginç bir sosyalizm deneyimi içinde. Sosyalizme Doğru Hareket MAS parti benzeri bir politik yapı. Aşağıda Latin Amerika ve Karayipler Bölgesindeki ilerici ve sosyalist akımları destekleyen Latin Amerika Üzerine Kuzey Amerika Kongresi NACLA adlı kuruluşun sitesinden alınan bir derlemeyi okuyabilirsiniz. 9 Nisan’da ülkemize gelen Evo Morales Türkiye’yi ziyaret eden ilk Bolivya lideri ve iki ülke ekonomik alanda ve uluslararası alanda işbirliği ve dayanışmayı geliştirmek istediklerini ifade ediyorlar.

 

Bolivya’nın geçirdiği yeni sürecin özgünlüğüne dikkat çeken Bolivya Devlet Başkan Yardımcısı Garcia Linare, ülkesinin durumunu: “Bolivya küresel kapitalizme diğer toplumlardan farklı bir biçimde dâhil oldu. Kırsal bölgelerde, ülkenin yüksek ve alçak kesimlerinde, şehirlerin bazı bölgelerinde ve banliyölerde, kapitalist baskıya karşı koyan bir takım toplum yapıları (topluluklar/komünler) ayakta kaldı.” sözleriyle özetlerken, bu durumun Amerikan ve Avrupa kapitalizminden farklı olduğunu ve kendilerine büyük avantaj sağladığını belirtiyor.

Bolivya Dışişleri Bakanı David Choquehuanca, toplumsal geleneklerin, sosyalizmin inşası için önemini ele aldığı detaylı bir röportajda: “Biz topluluklarda (komünler) her zaman kendi kendimizi yönettik. Bu nedenle belirli geleneklerimizi hala sürdürüyoruz, kendi müziğimizi yapıyoruz, ana dilimiz olan Aymaran dilini konuşuyoruz. Bunları ortadan kaldırmak için harcanan 500 yıllık bir çabaya rağmen müziğimize, dilimize ve kültürümüze hala sahibiz.

Şimdilerde yeniden kıymetli hale gelmiş olan değerlerimizi, ekonomik yöntemlerimizi ve kendi komünal örgütlenme biçimlerimizi baskı altında ve gizlilik koşulları altında muhafaza ettik. Bu yüzden biz bugün sosyalizme, 500 yıldır ortadan kaldırılmaya karşı direnen bir şeyi, komün unsurunu dâhil ediyoruz. Yani biz kendi sosyalizmimizi inşa etmek istiyoruz.” diyor ve ekliyor: “Bizim topluluklarımızda her zaman, çeşitli tartışmaların yapıldığı meclislerimiz (Ulacas) mevcuttu. Biz bu siyasi alanları yeniden canlandırıyoruz. Buna ‘halk hükümetinin (iktidarının) tohumları’ denebilir mi bilmiyorum. Bu zamana dek var olmuş ve hâlihazırda var olan şeyler, şimdi yeniden incelemeye, değer verilmeye ve geliştirilmeye başlanıyor. Bugün böyle bir geliştirme dönemi içinde yaşıyoruz.”

David Choquehuanca röportajında ayrıca bugün ülkede var olan mevcut toplulukları ve onların içinde ya da dışında yer alan toplulukları ve sendikal yapıları da tarif ediyor: “Biz topluluklar içinde örgütleniyoruz. Bolivya’da 10 bin civarında topluluk bulunuyor ve her bir toplulukta o kırsal bölgede çalışan işçilerin sendikası mevcut. Her bir yerel sendikanın önce eyalet seviyesinde ilişkilendiği, sonrasında ise işkollarına göre ve ülke çapında birbiriyle etkileşime girdiği bir örgütsel ağ yapısı var.

Ülke çapındaki sendika, Bolivya İşçi Sendikaları Konfederasyonu.

Bunlar doğal yollarla meydana gelmiş örgütlenmeler değil, bize taleplerin belirlenmesinde yardımcı olan yapılar ve seçimlere katılıyorlar.

Öğretmenler, madenciler, yerel gruplar, kadınlar veya fabrika işçileri gibi farklı toplum kesimlerinde de benzer yapılara sahip çeşitli örgütler var. Öte yandan Merkez Bolivya isimli bir ana çatı örgütümüz var. Tüm bunlar halkın örgütleri. Cumhurbaşkanı Evo Morales, bu tip örgütleri değişim sürecini güçlendiren özneler oldukları için onları güçlendirme çağrısında bulundu.” Fakat, kimi insanlar Evo Morales’in sosyalizme olan bağlılığından şüphe duyuyorlar.

Yarım asırdır Latin Amerika siyaseti üzerine çalışan ve bu konuda yazan Marksist bilim insanı James Petras, Morales’in “Ortodoks geleneksel kapitalist büyüme modeline, kırsalda yaşayan halkı ve topraksız tarım işçilerini kapsayan bir ekonomik kalkınma stratejisi çizmekten daha fazla önem verdiğini” ileri sürüyor. Bu durumun ise “yabancı çokuluslu şirketlerin Bolivya’da sermaye yatırımlarının boyutlarının ve faaliyet alanlarının artmasına” yol açtığını belirtiyor.

Sosyalizm üzerine görüşler, ekolojik eleştiri

Marco Ribera Arismendi gibi bir ekolojik perspektife sahip olan kişiler de eleştiriler getiriyor : yönetimdekilerin “mevcut modeli değil, sadece söylemlerini değiştirdiklerini” beyan ediyorlar.

Bolivya’nın en büyük çevre kuruluşlarından biri olan Çevre Koruma Birliği üyesi Ribera: “Hükümetin bu meseleleri çözeceğine ya da fark yaratacağına dair büyük beklentilerimiz vardı ama yönetim böyle bir çaba yerine uluslararası sermayenin yönlendirdiği faydacı bir endüstri modelini tercih etti.” diyor.

Evo Morales’in sermayeye karşı kapsamlı bir hamle yapmamış olmasına karşın onun yönettiği hükümet, Latin Amerika’daki diğer Yeni Sol hükümetler ile birlikte; Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası'nın tavsiye ettiği serbest piyasa politikalarını uyguladığı, halka dönük sosyal harcamaları ciddi şekilde azalttığı ve uluslararası şirketlerin, bölgenin yenilenemeyen kaynaklarının kontrolünü elde etmelerine olanak tanıdığı neo-liberal dönemi sona erdirdi.

Şimdi bu Moralesçi hükümetlerin çoğu, ekonomi üzerindeki kontrollerini artırmak için büyük çaba sarf ediyor ve gelirin sosyal harcamalara ayrılan payını büyütmek, ülke içi kalkınma ve sanayileşmeyi büyütmek için yatırım programlarını tekrar değerlendiriyorlar.

Morales 2006 yılında göreve başladıktan kısa süre sonra, yabancı yatırımcıların sahibi olduğu doğal gaz ve petrol şirketlerinin gelirlerinin yüzde 50’sini alarak, devlete ait petrol şirketini sektörde yönlendirici konuma taşımaya ve hatta devlet sermayesini yabancı şirketlerde ortak yatırımcı konumuna getirmeye yönelik bir çalışma başlattı. Hükümet yabancı sermayenin sahip olduğu demir madeni şirketleri ile de benzer anlaşmalar yaptı ve Bolivya’nın devasa lityum yataklarının çıkarılmasında onlarla karşı devletin egemenliğinde imzalanacak maden çıkarma anlaşmaları ile ilgili görüşmeler devam ediyor.

Bolivya Birleşmiş Milletler Elçisi ve önceleri ticaret ve ekonomik entegrasyon temsilcisi olarak görev yapmış olan Pablo Solon, hükümetin konu ile ilgili politikalarını şöyle özetliyor:

“Yabancı yatırımlara ihtiyacımız var. Ancak önemli olan mesele, bu yatırımcılara hangi koşullarda izin vereceğimiz sorunudur. Bu yatırımlardan bize ne kazanç gelecek, kazançlarının ne kadarını bize bırakacaklar, Bu yatırımcılar ne kadar kâr elde edecekler, yatırımlarda sahiplik kimin elinde bulunacak, bize teknoloji verecekler mi? Hammaddelerin ve madenlerin ülke içinde işlenmesi söz konusu olacak mı? Bunlar, Bolivya’nın yabancı yatırımlarla ilgili olarak kelimelere döktüğü kilit meseleler. ‘Konu yabancı yatırımcılar olduğunda, biz patron değil işbirliği ortakları istiyoruz.’

Bu kuralları kabul edecek yatırımcılara kapımız açık. Daha önceki dönemlerde kurulmuş tek taraflı ilişki biçimlerini bundan böyle asla kabul etmeyeceğiz.” Bolivya’nın sosyal ve ekonomik kurumsal yapılarının dönüştürülmesi süreci ülkenin hali hazırda sahip olduğu yeni çoğulcu anayasa çerçevesinde geçekleştirilecek. Yasama organı bu değişiklikler için 100’den fazla yasa tasarısı hazırlayacak ve karara bağlayacak.

Merkezi öneme sahip olan şey ise, yerli toplulukların haklarının (Bolivya’da çok sayıda yerli topluluk var) güçlendirilmesi ve onlara komünal sosyalizmi inşa etmeleri için ekonomik kaynaklar sağlanması. Mevcut tarım reformu yasası yeniden ele alınacak. Arazi ve Toprak İşleri ile Bakan Yardımcısı Victor Camacho’ya göre yerli halkların atadan kalma komünal topraklarına işgal ile el koyulduğu kabulünden hareketle, yerel toplulukların kontrol edecekleri yeni toprakların sınırları yeniden belirlenecek.”

Ülkenin kendine has sosyal ve politik güçler dengesini gözeten bir reform hızı veya temposu tutturan Bolivya deneyimi, sosyalizmin küresel düzeyde gelişmesine katkıda bulunmaya devam ediyor. Başkan Yardımcısı Garcia Linares’in dediği gibi: “Dünyada bugün yaşadığımız toplum, bir çok açıdan çok adaletsiz, çok eşitsiz bir toplum… Biz Bolivya’da Komünal sosyalizmin tohumlarına sahibiz. Bu tohum kötü muamele görmüş, kısmen kurumuş, ancak Bolivya’da bu tohumları beslersek, hem ülkemiz hem de dünya için meyve veren güçlü bir ağaç gövdesi haline gelecek.” Evo Morales’e göre, gezegenimizin durumu göz önüne alındığında sosyalizme gereksinim tüm dünya ölçeğinde geçerli ve acil bir ihtiyaç.

“Dünya Finans sistemlerinde, enerjide, gıda, çevre, ve iklim değişikliği konularında bu denli krizler yaratan bir sistem olarak kapitalizmin, bize ne gibi bir yararı olabilir ki? …

Çözüm nedir? Ben çözümün sosyalizmde olduğuna inanıyorum. Bazıları bunun 21. Yüzyıl sosyalizmi olduğuna inanıyor (Chavez ve Moduro’yu kastediyor), bazıları ise bunun Komünal sosyalizm olduğuna inanıyor.” Çin Sosyal Bilimler Akademisi Latin Amerika Bölümü Yüksek Lisans ve Doktora Okulu’nda öğretim görevlisi olan Prof. JIANG Han yazdığı bir makalede Bolivya’daki komünal sosyalizm gelişim modelini şöyle analiz ediyor: Bolivya tarihinin ilk yerli başkanı Morales 2006 yılında göreve geldiğinde, bir dizi önemli reformlar hayata geçirdi ve komünal sosyalizm adı altında neo-liberalizm ve “geleneksel kalkınmacılıktan” farklı olan yeni bir kalkınma modeli geliştirdi. Bu yeni modelin elde ettiği olumlu başarılar tesadüfi değil ve sistematik ve döngüsel unsurlar içeriyor. Başarının asıl doğrudan nedeni tüm halkı kapsayıcı büyüme yöntemlerinin kullanılması ve ülkenin elindeki sermaye stokunun devasa bir biçimde büyümesinde yatıyor. Komünal sosyalizm modeli, Bolivya ve Latin Amerika ülkelerinin kendi özgün yapılarına uygun bir kalkınma modeli arayış yolunda pratiklerini yansıtıyor. Fakat öte yandan Komünal sosyalizm modeli, henüz hala tam olarak yapılandırılmış bir model değil. Bu modelin uygulanabilir ve sürdürülebilir olup olmayacağı, kurumları ve ekonomik yapıyı başarılı bir biçimde dönüştürebilmesine ve halkın geçim ve yaşam standartlarını önemli ölçüde yükseltebilmesine bağlı olacaktır.

paylaş