Çiftçi-Sen : “2018 yılında tarımdaki acı tablo derinleşti”

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü
03 Oca 2019

Çiftçi-Sen 2018 yılı tarımını değerlendirdiği bir rapor yayınladı.

Türkiye tarımının durumunu baştan sona acı bir tablo olarak ortaya koyan bu rapor, Türkiye tarımının adım adım dışa bağımlı, ithalata dayalı bir duruma getirildiğini gösteriyor. Rapor, üretimden ve topraktan kopartılan çiftçilerin içinde bulunduğu durumu gözler önüne seriyor.

"Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu 2018 Yılı Tarım Değerlendirmesi"
Ürün Fiyatları ve Kuru soğan

Enflasyon en çok etkisini gıdada gösterdi. Bazı ürünlerin fiyatı roket hızıyla yükseldi. Nerdeyse yılın tamamında gündemde kaldı. Birçok kez enflasyonun yükselme nedeni olarak tarımsal ürünler gösterildi.

Domates, patatesin yanı sıra en çok da kuru soğan, enflasyon suçlusu ürünler olarak gösterildi. Yüksek fiyatlar bahane edilerek tarımsal ürünlerin geleneksel olarak depolandığı yerler, ‘stokçuluk’ iddiası ile baskınlara uğradı. Ama büyük marketlerin depoları baskınlardan muaf tutuldu.

Döviz Kuru ve üreticiler

Kur’un üretici üzerindeki etkisi yıkıcı oldu. Gübre, yem, tohum, zirai ilaç zam üstüne zam aldı. Zira gübredeki fiyat artışları yıl içerisinde yüzde 100’ü aştı. Girdi fiyatlarının yükselmesinden kaynaklı bir kısım çiftçi üretimden vazgeçti. Kuruş bazında verilen desteklerin %100 arttırılması kur artışı karşısında esemesi okunmadı. Tarımın yapısal sorunlarının çözülmesi gerektiğini yaşananlar/yaşatılanlar bir kez daha gözler önüne serdi. Önümüzdeki yılın toplam ürün miktarı ve kalitesinin düşeceği bu günden söylenir oldu.

Kur ve İthalat

Geride bırakmaya çalıştığımız 2018 yılında yaşanan kur etkisi kırılgan bir yapıya neden oldu. Çiftçinin üzerindeki ithalat kamçısı dolar kurunun 7 binler seviyesini aşması ile birlikte ‘çare’ olmaktan çıktı. İthalatın tarımdaki yapısal sorunların çözümüne çare olmadığı gibi çaresizliği büyüttüğü yaşanılan kur olumsuzluğuyla iyice görünür oldu. Yine de üretim yerine ithalat politikaları hız kesmedi.

Hayvan ithalatı

Büyükbaş hayvanlarda damızlık ithalatı 2018 yılının ilk 10 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre %19 artışla 85 bin baştan 101 bin başa, besilik hayvan ithalatı %86 artışla 537 bin baştan 1 milyon başa, kasaplık ithalatı %100 artışla 66 bin baştan132 bin başa yükseldi. Ayrıca 349 bin küçükbaş hayvan ithalatı yapıldı. (A.Atalık)

Buğday ithalatı

İlk 10 ayda 4 milyon 642 bin ton buğday ithalatı yapıldı. Bu ithalat için 1 milyar 11 milyon dolar, yani 4 milyar 644 milyon TL. 2017 yılında ilk 10 ayda ithalatımız 3 milyon 549 bin ton idi. Bütün bu olumsuzluklar, üretimin desteklenmesinin ne kadar gerekli olduğunu “kör gözüm parmağına” misali gösterdi.

Destekler

Resmi Gazete’nin 28 Ekim 2018 tarihli mükerrer sayısında yayınlanarak yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı 2019 Yılık Programı’na göre gelecek yıl tarıma 16 milyar 989 milyon lira destek verilmesi öngörüldü. Oysaki Tarım Kanununa göre ödenmesi gereken miktar 44,5 milyar TL idi. Verilmedi. Bu destek gelecek yıl için üretim için şevk uyandırmaktan oldukça uzak kaldı.

Bakanlıklar

Yönetimdeki sistem değişikliği beraberinde bakanlık değişikliğini de getirdi. Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı adı Tarım ve Orman Bakanlığı olarak değiştirildi. Bakanlık adıyla birlikte bakanlar da değişti. Eski bakan Ahmet Eşref Fakıbaba yerine Bekir Pakdemirli bakan olarak atandı.

Gıdada Taklit ve Tağşiş

Tarım Bakanlığı gıdada taklit ve tağşiş yapan 173 firmanın 282 parti ürününü kamuoyu ile paylaştı. Laboratuar tahlilleri sonucuna bakıldığında en çok taklit ve tağşişin et ve et ürünlerinde uygulandığı görüldü. Sucuk, köfte, kebap, sulu köfte, karnıyarık, kıymalı börek, lahmacun, pide harcı ve döner ürünlerinde insanlar sağlık sorunları yaşadı. Pek çok et ürünün at, eşek ile domuz etinden yapıldığı ortaya çıktı.

Şarbon

Kurban bayramına şarbon hastalığı damgasını vurdu. Et ve Süt Kurumu’nun Brezilya’dan ithal ederek Ankara’nın Gölbaşı İlçesi Ahiboz Mahallesi’ndeki bir işletmeye getirdiği hayvanlarda şarbon hastalığı tespit edildi. Şarbon kamuoyunda paniğe yol açtı. Hayvan ithalatı ile birlikte hastalık da ithal etmiş olduk. Kesimlik olarak ithal edilen yaklaşık 4 bin sığırın 50’si şarbon hastalığı nedeniyle telef oldu. Yine şarbon haberleri yüzünden kırmızı et tercih etmeyen, panikleyen tüketiciler beyaz ete yönelince tavuk eti fiyatlarında da sert yükselişler yaşandı. Süren endüstriyel tarım politikaları, serbest piyasanın şirketlere sağladığı serbestlik, ithalatta ısrar, gıda kontrollerinin yeterli ve etkin yapılmaması politikalarında değişiklik olmadığı için önümüzdeki yılda da bu türden olumsuzluklar beklenmelidir.

14 Şeker Fabrikasının Özelleştirilmesi

Türk-Şeker’e ait 25 fabrikadan 14’ü 2018’de özelleştirildi. Şeker fabrikaları, şekerpancarı üreticisinden destekleme alım yapan ve piyasayı düzenleyen kuruluşlardı. Özelleştirmeyi kazanan şirketlerin çoğunun tarım ve gıda ile ilgisi bile yok, bu sorunu daha da katmerleştirecektir. Fabrikayı satın alan şirketler tekstil, turizm, inşaat, sanayi, otomotiv ve nakliye alanında faaliyet gösteren şirketlerdi. Kaldı ki özelleştirme ile fabrikaları alan şirketlerin tarımla ilgisi bile olsa Şeker Fabrikaları özelleştirilerek esasen sistem değiştirildi; şekerpancarı üretim, işleme ve şekeri pazarlama piyasası, serbest piyasaya teslim edilmiş olundu. Bunun zararını şekerpancarı üreticisi yaşayacak, tüketici olumsuzluklarla karşılaşacaktır.

Özelleştirilen 14 fabrikadan yılsonu itibariyle 11’inin devri gerçekleşti. Devir işlemleri 5-6 kezdir uzatılan 3 fabrika ise hâlâ devredilmiş değil. Özelleştirilen fabrikalar için üretim yapan çiftçiler ciddi mağduriyetler yaşadı, fakat aldıran olmadı. Bor Şeker Fabrikası ise özelleştirme ihalesine girmeyen bir firmanın kontrolündeki şirkete devredilmesi başka bir “sürpriz yenilik(!)” oldu.

Üzüm

JES’lerin olumsuz etkisi yüzünden JES bölgelerinde üzüm kurutma da problem yaşandı. Geç kurudu. Üzüm de rekolte %40-45 civarında azaldı. Kalite düştü. Aynı olumsuzluğu Aydın’da incir üreticisi de yaşadı.

Mantar kaynaklı küf hastalığı olarak bilinen okratoksin-A insan sağlığı açısından en tehlikeli toksinlerden birisi. Bu maddenin AB değerleri açısından yüksek olduğu konusunda AB bir çok kez uyarıda bulundu.

2018 yılında TBMM’de üzüm araştırma komisyonu kuruldu. Üreticilerin dışında herkes ile görüşüldü, üzüm üreticileri ve sendikaları Üzüm Üreticileri Sendikası ile görüşülmedi. Rapora katkı sunmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üretiminin yoğun olduğu dört değişik yerde Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu gerçekleştirerek sonuç bildirgesi hazırladı ve Meclise sundu. Sendika sorumlukları gereği Meclis nezdinde uyarılarda bulundu, kamuoyunu bilgilendirdi. Bu sorunlar ve öneriler ancak “muhalefet şerhi” olarak hazırlanan raporda yer alabildi. Sorun sürüyor, yani JES’ler çalışmaya devam ediyor, dolayısıyla önümüzdeki yılda üzüm rekoltesinin düşmesi ve kalite sorunun artması kaçınılmaz görünüyor.

Üzüm Üreticileri Sendikası 2018 sezonu bir kg kuru üzüm (tesis masrafları amortisman payı ve çıplak arazi değerinin faizi hesaba katılmadan oluşan) referans fiyatını 10, 70TL olarak açıkladı. Sezonda üzüm fiyatları piyasada 8,5 10 TL arasında gerçekleşti.

Çay

ÇAY-KUR 2018 yılı çay taban fiyatını 2 lira 32 kuruş taban fiyatı ve 13 kuruş desteklemeyle birlikte 2 lira 45 kuruş olarak belirledi ve açıkladı.

Çay Üreticileri Sendikası (ÇAY-SEN) referans fiyatı olarak 2 lira 87 kuruş 13 kuruş destek ile birlikte 3 olarak belirledi, kamuoyuyla paylaştı. Çay fabrikaları konusundaki belirsizlik sürüyor. Bu durum üreticiler için bir tedirginlik konusu. HES’lerin neden olduğu ekolojik değişiklik, çaylıklarda tahribata neden olan kelebek sorunun önümüzdeki yılda da ciddi sorun oluşturma olasılığından çay üreticisi tedirgin.

Fındık

Fındık fiyatları Giresun’da 13-14, Ordu’da 11-12 TL, Batı Karadeniz’de 10-11 TL bandında gerçekleşti. Bu süreçte piyasayı regüle etmesi gereken FİSKOBİRLİK fiyat açıklayamadı ve piyasayı regüle edecek oranda alım yapamadı. Ekim ayı ortasında fiyatlarda bir miktar gerileme oldu. Küçük ve orta ölçekli fındık üreticilerinin elindeki fındıklar, tüccarın eline geçtikten sonra devlet, TMO aracılığıyla 14-14,50 TL arasında fındık fiyatını açıklayıp aldı. Ayrıca pazarda fındık azaldığı zaman TMO piyasaya fındık sürerek fındık fiyatını düşürdü. Hükümet TMO yu üretici lehine destekleme alımı yapmak üzere değil piyasada fiyatları tüccar lehine düzenleme aracı olarak kullandı. Kazanan fındığını bekletme gücüne sahip büyük fındıkçılarla tüccar ve yerli yabancı fabrika sahipleri, kaybeden küçük ve orta ölçekli fındıklıklara sahip üreticiler oldu. Bu oyun yıllardır oynandığı ve değişmediği için önümüzdeki sezonda da benzer olumsuzlukların yaşanması güçlübir olasılık olarak orta yerde durmaktadır.

Fındık hasad sezonuna girmeden önce Fındık Üreticileri Sendikası (FINDIK-SEN) fındık kg fiyatını 18,25 olarak açıklamıştı.

Buğday

Buğdayda hasat başlamadan, hükümet; buğday, mısır ve çeltik için sıfır gümrüklü ithalat kararı aldı. Alınan bu karar fiyatları baskıladı. TMO hasattan çok sonra fiyat açıklayarak ve başlangıçta alım yapmayarak meydanı şirketlere bıraktı. Bu da küçük ve orta ölçekteki buğday üreticilerinin sonradan açıklanan fiyatların çok altında elden çıkarmasına neden oldu.

Hububat Üreticileri Sendikası’nın referans fiyat açıklaması 2 TL’nin altındaki her türden fiyatın çiftçinin aleyhine olacağını belirtmişken fiyatlar desteklerle birlikte 1- 1,15 TL civarında açıklandı. Piyasa bunun altında bir seyir izledi. Önümüzdeki yıl TMO üretici ve tüketici lehine piyasaya girmez, yeterli alım yaparak piyasayı düzenlemezse buğday çiftçisi üretimden daha fazla vazgeçecektir. İthalat daha da artacaktır.

Zeytincilik

Bu yıl küresel iklim değişikliklerinin etkisi gözle görülür şekilde zeytinciliği vurdu. Bahar aylarının erken bitişi zeytin çiçeklerinin dökülmesine yol açtı. Aşırı sıcaklar ve kuraklık verimi muazzam ölçülerde düşürdü. Türkiye savaş yaşayan Suriye’den zeytinyağı ithal etti, iç piyasada fiyatların düşmesine neden oldu. Öte yandan Hes, Res, Jes, maden işletmeleri ve çarpık yapılaşma nedeniyle zeytin alanları ekolojik denge tahrip olmaya devam etti. Zeytin zararlılarından beslenen canlıların yaşam alanları ve kendileri bu yatırımlar yüzünden yok olunca zeytin hastalıkları çoğaldı. Zeytine yönelik iklim değişikliği ve ekolojik tahribata neden olan politikalar değişmezse zeytine yönelik sorunlar önümüzdeki yıl da devam edecektir.

Tütün

Tütün ile ilgili çıkarılan 4733 sayılı yasadan bu güne aradan geçen 15 yılda büyük kan kaybı yaşandı. Tütün üretimi rakamlarla ifade edilecek olursa; 2002 yılında 405 bin olan tütün üreticisi aile sayısı 2018 yılı itibarıyla %86 azalarak 56 bine düştü. Tütün üretimi ise 2002 ürün yılında 159.521 tondan %48 azalarak 2018 yılında 82.500 ton civarına geriledi.

Tütün Yasası çıktığında özelleştirilecek ve tasfiye edilecek TEKEL’in yerine kurulan kurumlardan biriydi Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK). TEKEL Genel Müdürlüğünün bir kısım görevlerini üstlenecek ve serbest piyasaya bırakılmış tütün ve tütüncülüğün “ihtiyaç duyduğu mekanizmaların kurulması ve işletilmesi, izlenebilir ve kayıtlı bir piyasa yapısı oluşturulması, haksız rekabet oluşturacak fiilleri engellemek rekabetçi bir piyasa temini suretiyle piyasa düzenlenme ve denetleme görevini yerine getirmek”le sorumlu kılınmıştı. Her yıl sözleşmeleri hazırlayıp, fiyatları belirleyen kurumdu. Gerçi üreticilerin sözleşmelerden doğan haklarını bile takip etme şansı olmamıştı. Devlet sözleşmelerde garantör rolü bile oynamamıştır.

Son olarak, TAPDK, 24.12.2017 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 696 Sayılı KHK hükümleri uyarınca kapatılarak görev ve yetkileri Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ve Sağlık Bakanlığı’na devredilmiştir.

Ortaya çıkan belirsizliği, tütün alıcı firmaları kendileri açısından bir fırsata çevirmeye çalışmaktadır. 2017 tütünleri için yapılan sözleşmelerde birinci mevzuat tütünler 19 TL. olarak belirlenmiştir. Alıcı firmalar birinci mevzuat tütünleri 18 TL. den aşağıya doğru almakta, tütünün fiyatı 13 TL. ye kadar düşmektedir. Ortalama tütün fiyatı 15 TL. dır. Oysa 1 Kg. tütünün maliyeti 17 TL. yi bulmaktadır.

Ayçiçeği

Yağlık ayçiçeği tohumu ithalatı için 30 Haziran 2019’a kadar sıfır gümrükle 300 bin tonluk tarife kontenjanı açıldı. Yağlık ayçiçeği tohumu ithalatında Tarife Kontenjanı Uygulaması Hakkında Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Sıfır gümrükle ithalata açılan kapılar yerine yerli çiftçiler gerçekçi biçimde desteklense ve doğru fiyat politikaları uygulansa, yani maliyet+%25 kazanç+insanca yaşam payı eklenerek üreticilerin ürün fiyatları belirlense, ithalata gerek kalmayacaktır. Toprakların tamamı ekilecek yerli yabancı ithalatçı ve ihracatçı şirketler yerine çiftçiler ve ülke ekonomisi kazanacaktır.

Ekmek

Bu yıl ekmeğin fiyatını çok tartıştık. Ekmek fiyatlarının ne kadar olacağı gündemi oldukça fazla işgal etti. Buğday-un-ekmek denklemindeki sıkıntı önümüzdeki yılda da gündemi işgal etmeye namzet.

Hal Yasası

Kamuoyunun bilgisine sunulmadan uzun süre Hal Yasa Tasarısı tartışıldı. Fakat 2018 içinde sonuçlandırılmadı. Mevcut Hal Yasası taslağı üretici ve tüketici arasındaki mesafeyi kısaltmaktan çok hallerin özelleştirilmesine odaklı olduğu görünmektedir. 2012’de çıkan hal yasasının revize edilmesi, yani Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan Hal Yasası Tasarısı da önümüzdeki yıla kaldı. Tasarı kanunlaşırsa Haller şirketlere devredilecek. Üretimden pazarlamaya zincirin bütün halkaları şirketlerin kontrolüne geçektir.

Tarım Makineleri

Bir başka tartışma konusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “traktör yetiştiremiyoruz” sözü üzerine açıklanan rakamlar, gerçekte tarım makineleri satışlarının %65-70 oranında düştüğünü gözler önüne serdi. Gerilemenin nedeni girdi maliyetlerinin yükselmesi çiftçilerin ürünlerinin para etmemesi, yani yanlış ve yanlı tarım politikaları olarak değerlendirildi.

Konkordatolar

Konkordatolar bize gösterdi ki üretimden cayan sadece küçük ve orta ölçekli çiftçiler değil. Tarım ve gıda alanında çalışan güçlü desteklerle beslenen Keskinoğlu, Saray Çiftliği, Yörsan, Aynes Gıda gibi devler de ayakta kalamadı. Konkordatolarını ilan ettiler.