Başkan Trump'ın Kudüs kararı: Hegemonya'nın sonu mu?

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü
22 Oca 2018

Giriş

Trump rejiminin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanınması yönündeki kararı Amerika için stratejikti.

Trump ve onun gösteriş budalası BM temsilcisi Nikki Haley, ABD kararına karşı oy kullanan bütün ülkeleri ittifaklık, krediler, yardımlar ve diplomatik ilişkiler açısından tehdit etti.

Dahası, Trump rejimi ABD’nin emperyal diktasının tarzını netleştirdi: Bütün BM üyeleri, büyük ya da küçük fark etmez, ABD’nin talepleri karşısında boyunlarını bükmeli ve ABD'nin isteklerini yerine getirmelidir. ABD BM temsilcisi Haley, dünya halklarındanTrump’ın ve ırkçı, Siyonist, gerici Netanyahu’nun Kudüs’ü ebedi, bölünemez ve etnik olarak Yahudiler’in başkenti ilan etme kararına baş eğmesini talep etti. Trump’ın mesajı ise her zaman olduğu gibi daha yüksek sesli ve netti. O, bu oylamanın ABD’nin gerçek dostlarını ve düşmanlarını ortaya çıkardığını, bir liste yaptıklarını ve bu oylamanın sonuçları olacağını söyledi.

Trump’ın ABD’nin gücüne yönelik böbürlenmelerine ve Haley’in korkunç tehditlerine bakarsak Washington'un Kudüs kararını geçireceğine ve Kudüs’ü Siyo-faşizme (Siyonizm-Faşizm) hediye edeceğine olan güveni tamdı. Onlara göre ABD’nin global hegemonyası ve etkinliği sorgulanamaz bir gerçekti. Fakat oylama yeni bir şeye yol açtı, yeni bir şey ortaya çıktı.

ABD ezici ve aşağılayıcı bir yenilgi aldı, öyleki temsilcisi Haley oylama sırasında hızlı hızlı notlar alıyordu. 128 ülke, ABD’den Kudüs’ün Yahudiler’in bölünmemiş başkenti ilan ettiği kararı geri çekmesini talep etti. Sadece dokuz mikro devletçik (Guatemala, Honduras, Marshall Adaları, Mikronezya gibi ABD’nin arka bahçesi konumunda olan nüfusları binlerle ifade edilen küçük muz-istanlar) tarafından kabul edildi. 35 ülkenin temsilcisi çekimser oy kullanırken, 21 ülke temsilcisi bu önemli oylamada taraf olmamak için, utanmaz bir şekilde oylamaya katılmamak için, tuvalet molası hakkını kullandı.

Politik Durum

ABD’nin bu hayati başarısızlığının ilk ve en önemli nedeni politik durumdur. Diğer bir deyişle, Trump rejiminin Siyo-faşizme sorgusuz sualsiz baş eğmesi bu kararın en etkili nedenlerinden birisidir.

ABD için felaket fakat halklar için bir umut olan BM’nin bu kararının arkasındaki itici güç şüphesiz ki İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Kudüs’ü Yahudiler için ebedi başkente dönüştürme hırsıdır. Bütün dünya halkları on yıllardır İsrail’in Kudüs’ü işgal etme ve etnik temizlik ile Yahudi devletinin başkenti hâline getirme hayalini reddediyor. BM ve uluslararası mahkemeler İsrail’i defalarca Kudüs’ü kolonici amaçlarla işgal etmekle ve Filistinliler’e karşı etnik temizlik yapmakla suçladı.

Netanyahu, Donald Trump’ın başkanlık seçimini kazanmasının ardından atağa geçti. Kudüs Operasyonu kukla Trump’ın bu alandaki ilk eylemiydi. Trump’ın seçim yarışını destekleyen ve “Önce İsrail” diyen bir grup multi-milyarder Trump başkan seçilir seçilmez geri ödeme talep ettiler ve bu ödeme Netanyahu’nun planlarının itirazsız bir şekilde desteklenmesiydi. Dünyanın geri kalanında ve özellikle ABD’nin en yakın müttefiki konumunda olan Avrupa’da yapılan protestolara rağmen Trump, Amerikan halkını ve çıkarlarını İsrail’in Yahudi bir Kudüs yaratma kararının ortasına bıraktı.

Özünde bir emlak spekülatörü olan Trump’ın şımarttığı damadı ve Netanyahu’nun kadrolu çalışanı gibi duran Jared Kushner, Ortadoğu için kıdemli danışman oldu. Kushner, Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn’a İsrail adına ve lehine Kudüs meselesini Rusya ile görüşmesi için baskı yaptı. Daha sonra Flynn küresel olarak ABD- Rusya ilişkilerini tartışırken kovuşturma yedi ve “iyi asker” Siyonistler adına kazdığı kuyuya düştü.

Netanyahu’nun ABD politikalarını manipüle etme yolunda en büyük silahları Jared Kushner, “Önce İsrail” diyen milyarderler, AIPAC (Amerikan-İsrail Kamu İlişkileri Komitesi*) ve BM temsilcisi Nikki Haley’dir. Bütün BM Ulusal Güvenlik Konseyi’nin ve Genel Kurulu’nun muhalefetine rağmen, İsrail; Trump’ın İsrail hedeflerine olan bağlılığını sağladı. Tipik bir otokrat olarak ABD Başkanı Trump “üst rütbelisi” olarak Netanyahu’nun ayaklarına kapanırken “alt rütbelisi” olarak gördüğü 193 BM Genel Kurulu üyesini boğazlamaya çalıştı.

Bu yolla, Başbakan Netanyahu hayatının en büyük politik ve diplomatik zaferini kazandı, ABD’nin BM’de aşağılanması pahasına İsrail’e tamamen teslim oldu. Aslında bu olay ABD üzerindeki İsrail hegomonyasını bütün dünyanın gözleri önüne serdi.

Netanyahu’nun çarpıcı zaferinin aksine ABD diplomatik tarihinin en büyük yenilgisini aldı. ABD’ye karşı verilen oy 14 kat daha fazlaydı.

Yenilgiyi daha çarpıcı hâle getiren şeylerden biri de ABD’nin en büyük müttefiklerinin açıkca ABD’ye karşı oy kullanmasıydı. ABD’nin en çok yardım sağladığı 10 ülkeden 8’i Trump-Netanyahu-Haley üçlüsünün teklifine karşı çıktı. Bu acayip üçlü ittifak arkasında neredeyse bütün dünyanın işaretlendiği bir düşmanlar listesi ve içlerinde Güney Pasifik’te ölüm mangası Guatemala gibi bir grup çekingen müttefik bıraktı.

Trump’ın çocuksu bir şekilde tamamen kucakladığı Netanyahu’nun deli saçması politikaları ABD’nin global hegemonyasını sarstı.

Netanyahu’nun kaptığı oylar dışında kalan ülkeler, Trump taraftarı bir grup başarısız Pasifik Adaları (Marshall Adaları, Palau Cumhuriyeti, Mikronezya), Afrika'nın mini devleti yozlaşmış Togo ve iki muz cumhuriyeti büyüklüğünde ölüm mangalı demokrasiler Honduras ve Guatemala. Bu son iki ülkenin rejimleri çalınmış oylarla ve elbette Amerika’nın narkotik çetelerine desteğiyle ayakta kalabilmekte.

Batı Avrupa’nın ve Asya’nın bütün ileri gelen ülkeleri Trump’a karşı oy verdi. Bu ülkeler açıkca ABD-İsrail şantajına karşı çıktı. Uşak gibi davranan Doğu Avrupa ülkeleri, Latin Amerika’nın yolsuzluk abidesi olan bazı rejimleri ve Afrika’nın ve Asya’nın korkunç derecede yoksul olan bazı ülkeleri yok yazılmayı veya tuvalet izni almayı tercih etti. Meksika, Kolombiya, Paraguay, Panama ve Dominik Cumhuriyeti gibi Narko-neo-liberal ülkeler oylamaya katılmadı. Doğu Avrupa’nın sağcı ve çoğu zaman ABD ne derse sorgulamadan onaylar vaziyette olan Romanya, Bosna, Polonya ve Litvanya gibi ülkeleri Nikki Haley tarafından çekimser oy kullanan ülkeler kısmına yazıldı. Oylamaya katılmayanlar arasında Gürcistan, Somoa, St Kitts ve Tonga gibi ABD kuklası ülkelerde bulunmaktaydı.

Açıkca aşağılanan ABD’nin BM temsilcisi Haley konuşmasını çekimser oy kullananlara teşekkür ederek, oylamaya katılmayanlara cesaret vererek ve Honduraslı işkencecilere ve Palau’nun yarı boğulmuş hâlde olan liderlerini bu derece sadık oldukları için ödüllendirileceklerini bildirerek bitirdi.

Sonuç

Açık bir şekilde, Trump’ın ırkçı, kolonici, etnik temizlikçi İsrail gibi bir devleti desteklemesi stratejik bir felaket doğurdu. ABD’nin egosu yüksek lideri ülkesinin kaderini dışlanmış, kibirli bir devleti yöneten bir psikopata (Netanyahu) bağladı.

Trump’ın kampanya bağışçısı milyarder Siyonistler’e tam bağlılık gösterme kararı ve “Önce İsrailci” damadı uluslararası siyasette verdiği ilk kararda ne Doğu'dan ne de Batı'dan gelişmiş hiçbir ülkeyi etkileyemedi. Temelde bu olay ABD yönetiminin ne kadar işlemez hâlde ve kırılgan olduğunu gösterdi.

En önemlisi, Trump’ın Amerikan ekonomik gücüne bağlı tek kutuplu bir dünya düşüncesinin çöküşü oldu. İsrail, Haley’in küstah konuşmalarına ve liste tutmasına rağmen, herhangi bir yasallığa sahip değil. Mossad’ın önde gelen Filistinliler’e suikast girişimlerine ve İsrail askerlerinin Filistinli sivillerin direnişini kırmak için yaptığı katliamlara uluslararası alanda destek bulma planı, Guatemalalı işkenceciler dışında destek bulamadı.

Fakat, ABD’nin diğer bölgesel çatışmalarda gücünü kaybedip kaybetmediği henüz belli değil. ABD’nin Kore Halk Cumhuriyeti’ne karşı yaptırımların arttırılması yönünde yaptığı talebin BM Güvenlik Konseyi’nden geçmesi Trump’ın hâlâ Çin ve Rusya oligarkları ve liderleri üzerinde korkutma gücü olduğunu gösteriyor.

Başka bir deyişle, ABD’nin gücünün sınırı hâlâ sorunlara, müttefikliklere, diplomatik ilişkilere, düşmanlara fayda (çıkar) ve kâr dağıtımına bağlı.

Kudüs içinse, gerçek emlak kralı Trump’ın bütün şehri Yahudiler’e verme planı Müslümanlar ve Hristiyanlar, Batılı liberal ülkeler ve Rusya ve Çin gibi gelişen ekonomiler tarafından destek görmedi. ABD bütün prestijini paranoyak, kibirli, ırk üstünlüğüyle kafayı bozmuş, denizaşırı ülkelerde yaşayan zengin çift vatandaşlı gruplarca desteklenen bir millete bağlamış durumda.

Diplomatik olarak, İsrail’in yasal eleştirilere karşı takındığı ağzı bozuk tavırlar (BM Genel Kurulu toplanmadan karar ne olursa olsun tanımayacaklarını duyurmaları gibi) kendilerine herhangi bir koalisyon kurma şansı bırakmıyor.

Son olarak, İsrail’in sürekli ve aleni olarak uluslararası hukukun çiğnemesi ve insani yardım görevlilerini bile bombalaması İsrail’i ABD için çok maliyetli bir müttefik yapmaya devam ediyor.

James Petras

1 Ocak 2018

İngilizce'den çeviren: Ozan Eray Gökçin