Sonbahar saldırısı: Amerika, Fransa ve Brezilya

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü
11 Kas 2017

İngilizce'den çeviren : Ozan Eray Gökçin

Yazının orjinali: petras.lahaine.org

2017 sonbaharı 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana işçi sınıfı ve orta sınıfın yaşam standartlarına karşı yapılan en büyük saldırıya tanıklık edecek. Üç başkan ve bu başkanların kongredeki müttefikleri ABD, Fransa ve Brezilya’da işçi haklarını, ilerici gelir vergisi yasalarını “yeniden düzenleyecek” ve bu vesileyle karma ekonomiyi yok edecekler.

Yaz boyunca kamuoyu ABD’nin yeni bir deniz aşırı savaş başlatma tehditleriyle, Avrupa Birliği’nin yeniden yapılandırılmasını sağlayacak olan Berlin-Paris anlaşması ile Fransa’nın Brexit sonrası AB’yi yeniden oluşturmak üzerine yaptığı abartılı açıklamalarla ve Brezilya Başkanı Michel Temer’in yolsuzluk ve suç skandallarıyla oyalandı.

Bu kurmaca ihtilaflar Batı kapitalizminin güncel ve gelecekteki yapısal ilişkilerini değiştirme yönünde umut veren temel sınıfsal çatışmaların gölgesinde kalacak.

Başkan Trump’ın sonbahar saldırısı: Kâr, savaş ve salgın
Başkan Trump, sermayedarları daha zengin edecek ve sınıf eşitsizliğini arttıracak olan radikal bir vergi sistemi öneriyor. Şirketlerin vergileri yarıya indirilecek, deniz aşırı şirketlerin vergileri kaldırılacak, ücretler ve ücretli çalışanlar daha az sosyal haktan yararlanmak için daha fazla ödeyecekler.

Trump, milyarderler için muazzam bir vergi hediyesi sunmak için yaptığı planlarda Cumhuriyetçi liderliğe, şirket ve banka elit tabakasının ve Demokrat Parti içerisindeki grupların desteğine bel bağlıyor.

Goldman Sachs üçlüsü ve kendi troyka generalleri tarafından yönetilen Trump’ın kabinesi, eğitim ve sağlık için ayrılan paradan daha fazla askerî harcama, savaşları yayma ve zenginler için vergi indirimi sağlama amacıyla yeni kesintiler içeriyor.

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Rusya, İran, Venezuela ve Çin’e karşı daha da saldırganlaşma, deniz aşırı savaşlar, Afganistan’da bulunan asker sayısının artması, polis gücünün askerileşmesi, göçmen kontrolleri ve iç istihbarat için daha fazla harcama yapılması sonucunda yoksullara ve işçi sınıfına yönelik federal programlar kesilecek. Bu programların kesilmesiyle işçilerin nitelikli sağlık hizmetlerine ulaşımı zorlaşacak ve iş güvenliği önlemleri azaltılmış olacak. Bunun sonucunda da yüzbinlerce işçinin ömrü, uyuşturucu salgınının zirveye ulaşması, iş kazaları ve yetersiz tıbbi bakıma bağlı olarak kısalacak.

Başkan Emmanuel Macron: Fransa’da kapitalist saldırı
Fransa’da işçi sınıfı ve orta sınıf, çalışma haklarına ve ilerici sosyal yasalara karşı modern zamanlarda görülen en kapsamlı saldırı ile karşı karşıya.

Başkan Emmanuel Macron amacını sosya-ekonomik gücü, bütün işçi yanlısı yasaları ve işçileri koruyan bütün kanunları temizle yoluyla Fransız işçilerinden alarak kapitalistlere aktarmak olarak açıkladı. Çalışanlar patronlarıyla bir fabrikada veya bir ofiste bir kere olmak suretiyle pazarlık edecekler. Macron, işçi sınıfının elindeki en önemli güçlerden biri olan toplu pazarlık gücünü kırmaya çalışıyor. Patronlar hiçbir kısıtlama olmadan ve hiçbir sonucuna katlanmadan işçi alabilecek ve işçi çıkartabilecekler. “Çöp” diye tabir edilen kısa dönemli ve geçici sözleşmeler çoğalacak ve işçilerin uzun dönemli çalışma güvencesi bu şekilde yok edilecek. Macron şirket vergilerini 50 milyar Avro azaltırken kamuda istihdam edilen 100.000 memurun işine son verecek.

Burjuvaziye yapılan büyük vergi kesintilerinin aksine, Macron milyonlarca emeklinin maaşlarından alınan vergilerin arttırılmasını öneriyor. Macron’un yasama gündemi bir yandan gücü tek elde toplayıp kâr ve sermaye birikimi yaratırken diğer taraftan eşitsizliği ve sınıfsal kutuplaşmayı artıracak. Macron bankacıların ekonomik çıkarları için sağlık ve eğitim harcamalarından büyük miktarda kesintiler yaparak GSYİH’nin yüzde 3’ün altında açık vermesini sağlama sözü veriyor.

Ayrıca Macron “işsizliği azaltmak” kılıfı altında, Fransız gençlerine ve göçmenlere yarı-zamanlı çalışma ve geçici işçiliği dayatıyor. Bu şekilde Fransız işçi sınıfının iş güvenliği ve işçi hakları adına savaşarak kazandığı bütün her şeyi almaya çalışıyor. Macron yaptığı bu saldırıyı, işçilere “tembeller” diyerek meşrulaştırmaya çalışıyor.

Brezilya: Büyük satış
Brezilya’nın “seçilmemiş” başkanı Michel Temer, Brezilya ekonomisinin kraliyet mücevheri olarak görülen 57 adet kamu işletmesini özelleştirmeyi planlıyor. Bu, iki yüzyıldır yapılan en büyük kapitalist vurgun!

Elden çıkarılacak girişimler içinde petrol yatakları, enerji nakil hatları, otoyollar, havaalanları, darphane ve piyango da bulunuyor. Latin Amerika’nın en büyük elektrik üretim firması, Electrobas satılacak olanlar arasında. Ek olarak, Temer devlet bankası olan BNDES’in faiz oranlarını arttırarak özel bankaların borç verme ve kâr etme oranını arttırmak istiyor.

Kamu işletmelerinin yerli ve yabancı girişimcilere açıkça peşkeş çekilmesi yüzbinlerce işçinin işini kaybetmesi, maaşların ve emelilik ödemelerinin azalması anlamına geliyor. Temer, emeklilik yaşını birkaç yıl yükselterek emeklilik primlerinden kesinti yapmaya başladı bile. Görülebilir bir gelecekte maaşlar ve sosyal haklar dondurulmaya başlanacak. Ülkede toplu iş sözleşmelerinin süresini belirleyen Başkanlık Kararnamesi toplu sözleşme hakkını tehdit ediyor.

Kapitalist saldırı: Sonuçlar ve bakış açıları
Bu üç başkan sonuçları zaman içerisinde görülebilecek “yukarıdan aşağı sınıf savaşını” başlatma niyetlerini ilan ettiler. Emirlerle yönetilen bu başkanlar kırılgan buzun üzerinde yürümekteler. Her biri büyük politik, ekonomik ve sosyal zorluklarla yüzleşiyorlar.

Üç başkan da iktidara geldikten sonra özellikle orta sınıfın ve işçi sınıfının desteğini kaybettiler.

Macron yüzde 65’den yüzde 40’a, Trump yüzde 49’dan yüzde 35’e ve Temer (seçilmemiş başkan) yüzde 5 bile olmayan ve düşme eğilimde olan bir halk desteğine sahip.

Brezilya: Cehennemle yüz yüze
Yabancı yatırımcılar ve finans medyası, rejimin geleceği ve istikrarı olmamasına karşın Temer hükümetini destekliyor.

Başkan Temer’in Brezilya’da halk desteğini kaybetmesi hem Kongredeki desteğini, hem de banka elitleri ve petrol ve enerji şirketleri içindeki gücünü azalttı. Bununla birlikte eğer sendikalı işçiler, memurlar ve Topraksız Köylüler Hareketi (MST) tarafından desteklenen geniş çaplı militan bir grev çağrısı yapılırsa ekonomi felç olabilir. Temer programını uygulayamadan istifa etmek zorunda kalabilir. Temer bugün yolsuzluktan dolayı birçok adli soruşturma ile karşı karşıya.

Stratejik olarak Temer özellikle ABD Dış İşleri Bakanlığından, ABD Hazinesinden, Pentagon'dan ve Avrupa Birliğinden alacağı uluslararası desteğe bel bağlayabilir. Arjantin, Uruguay, Şili, Paraguay, Peru, Kolombiya ve Meksika’da bulunan neoliberal rejimler Temer’e olan desteklerini güçlü bir şekilde belirttiler. Özellikle de Brezilya’daki işbirlikçi oligarklardan rüşvet aldıklarından beri bu dostlukları aşikâr oldu. Temer “yasal darbe” ile iktidara geldiğinden bu yana Brezilya ekonomisi yüzde 5 küçüldü. Yine aynı sürede yüzde 9’luk bir bütçe açığı oluştu ve işsizlik 2 kat artarak yüzde 11’in üzerine çıktı.

Temer’in başkanlığı yabancı ve yerli elitlerin ve işbirlikçilerin desteğine rağmen çok uzun süre hayatta kalamayacak gibi gözüküyor. Kitlesel baskı ve seçimlerin de yaklaşmasıyla birlikte Brezilya Kongresi, mahkemelere kamu işletmelerini satma teklifini durdurmak için Temer'e dava açılmasına izin verebilir.

Kredi derecelendirme kuruluşları Brezilya ekonomisinin notunu “çöp seviyesi”ne indirerek yeni yatırımların önünü kesecek. Ufukta görülen 2018’deki seçimlerde Temer başkanlık için aday bile olamayabilir ve Brezilya’nın en büyük firmalarını özelleştirme teklifi de başarıya ulaşamayabilir. Ekonomik bunalım vergi gelirlerini sertçe düşürdü ve özelleştirmenin ekonomik bir büyüme getireceği olasılığı ise şüpheli. Hatta Temer’in emeklilik ödentilerinde kesinti yapmak gibi önceden aldığı tedbirleri bile bürokratik çekişmelerden dolayı açmaza girmiş durumda. Fakat buna rağmen Temer’in kapitalist saldırısına muhalif olan kesim henüz öldürücü darbeyi vurmadı.

İşçi Partisi’nin (İP) önderliğindeki Ulusal Kongre muhalefeti birçok liderinin yolsuzluk yüzünden yargılanmalarıyla küçük parçalara ayrılmış hâlde. İP, Temer’in yolunu tıkayabilecek bir konumda değil. Ulusal Kongredeki sağ muhalifler parti hiyerarşisine bağlı kalarak Temer’i destekleyenler ve Temer’i değiştirip yerine geçerek onun işçi düşmanı politikalarını devam ettirmek isteyenler olarak ikiye bölünmüş durumda. CUT önderliğinde sendikalar tek tük protestolar ve yapmış olmak için yapılan eylemler gerçekleştirirken, geniş şehirli militan desteğinden yoksun TKH (Topraksız Köylü Hareketi), ekolojistler ve evsizler hareketi bu hâliyle Temer'i devirebilmekten uzak.

Eski Başkan Lula Da Silva geniş oy desteğinin bir kısmını geri kazanmayı başardı, fakat arkasındaki büyük kitleyi hareketlendiremezse hakkındaki yolsuzluk iddiaları politik hayatını bitirebilir.

Özet olarak, Brezilya'da sağ kanat kapitalist saldırı (kamu varlıklarını peşkeş çekerek ve özel kârı artırmayı teklif ederek) kapsamlı bir şekilde sürüyor. Ancak bu saldırı kurumsal destek ve ekonomik temelden yoksun bir hâlde.

Soldan gelecek büyük bir hareket Temer’in ekonomik takımının siyasi tabanını bitirebilir. Fakat Temer’in devrilmesine hangi parti ya da lider öncülük edecek ve Temer’in yerini kimin alacağı belirsizliğini sürdürüyor.

Fransa: Bonapart sarayda, işçiler sokakta
Emmanuel Macron V. Cumhuriyet’in başkanı olarak seçildiğinde Fransa’nın önde gelen iş ve banka çevrelerinin ve geniş kitlelerin desteğini almıştı. Fakat, kapitalist saldırlarına başladığında halk desteği buharlaşmaya başladı. Seçmenlerinin hoşnutsuzluğu hızla yükseliyor. Sendikal hareketin militan kanadı (CGT) genel grev hazırlıklarına başlıyor. Gerici (azalan oranlı vergilendirme) vergi gündemi küçük burjuvaziyi ve özellikle kamu çalışanlarını kendisinden uzaklaştırdı.

Macron’un bütün yürütme gücünü kendisinde toplaması ya da diğer adıyla Bonapartizm, müttefiklerini kendisine düşman etti.

Bunun sonucu olarak Macron’un saldırısı aynı anda hem mümkün, hem de belirsiz hâle geldi.

Macron, Fransa Meclisi’nde bulunan çoğunluğuna güveniyor. Ekonomi büyüyor ve yatırımcılar mutlu görünüyor. Vergi bilinçli küçük işletmeciler mutlu. Emek hareketi ise sendikal muhalefete katılmayı reddeden işbirlikçi sendikalar CFDT ve FO arasında bölünmüş durumda.

AB ise Macron'u bir dereceye kadar destekleme konusunda birleşti. Macron kendini sokak protestolarını ve tek tük, parçalı bir şekilde ortaya çıkan ve işbirlikçi medyada demagojik bir şekilde kullanılan grevleri, zorla ve sınırsız devlet baskısıyla ezmeye adamış durumda.

Sol sosyalistlerin ve milliyetçilerin başını çektiği siyasi parti muhalefeti bölünmüş durumda. Sosyalist Parti var olma mücadelesi veriyor. Emekliler ve öğrenciler Macron’a karşı, fakat sokaklarda yerlerini almadılar. Şehirli meslek sahiplerinin bir kısmı ve liberal akademi Macron’u “yeni merkezci Başkan” olarak görüyor, fakat çok azı “yeni Bonapart”ın karşısında aktif olarak yer alıyor.

Macron devlet aygıtları ve yönetici sınıfın ittifakıyla işçi sınıfını eziyor. Fakat halkçı muhalefet büyüyor ve Macron’un planlarına ve kendisinin “Fransız işçileri gerekenden daha çoğunu alıyor” hakaretine öfkeyle karşı çıkıyor. Macron’u yenmek için birleşik bir muhalefet kurulmalı ve uzun bir sınıf savaşımı yapılmalı.

Macron geçici grevlere boyun eğmeyecek. Eğer Macron’un kapitalist saldırısı başarılı olursa, bu Fransız işçi sınıfı için çok büyük sorunlar yaratacak. Özellikle de işçilerin ve memurların örgütlenme ve mücadele etme hakları bundan etkilenecek. Macron’un zaferi halkçı örgütlerin yapısını ve üyeliklerini köklü bir şekilde olumsuz yönde etkileyecek. Dahası, Fransız işçileri için yenilgi AB içinde ve ötesinde yankılanacak. Tam tersi, Fransız işçilerinin zaferi ise Avrupa içerisinde büyük bir başkaldırı ve kitlesel mücadeleleri tetikleyecek.

Amerika Birleşik Devletleri
Güçlü bir muhalefet Başkan Trump’ın kapitalist saldırısını karşılayabilirdi ama bu muhalefet neredeyse tamamen bürokratikleşmiş ve özel sektörde çalışan işçilerin yüzde 8’inden azını temsil eden sendikaların önderliğinde olamaz. Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti elitleri arasındaki Trump düşmanları, Trump destekçisi işçi sınıfını ırkçı beyazlar ve neo-naziler olarak lanse ediyor. Amerikan işçilerinin kaygıları ve sorunları iki partinin de pervasızca kullandığı bölücü/ayrıştırıcı kimlik siyaseti içinde önemini kaybediyor ve marjinalleşiyor. Şirket yanlısı gerici vergi kesintileri ve sosyal haklarda (sağlık, eğitim, ev edindirme, çevre ve iş güvenliği) yapılan ayıklamaları içeren Trump'ın gerici vergilendirme saldırısı, birleşik ve sürekli bir sosyal muhalefet oluşturmadı. ABD’de iş dünyasının elitleri mevcut başkan Trump ve elit muhalif güçlerin gündemlerini belirliyor ve onlara hükmediyor.

Kendini “direnişçi” olarak tanımlayan Trump karşıtı muhalif elit kesim, siyasi temsiliyet bağlantılı bir kimlik siyasetini teşvik ediyor. Bütün işçi sınıfının sosyo-politik çıkarlarını taban alan birleşik bir cephe düşünmeyi zorlaştırıyor. Büyük bir yoksullaşma varken, beklenen ortalama yaşam süresi düşerken, intihar ve aşırı dozda uyuşturucu ölümleri artarken, elit muhalefet güçlerinin “direnişi” Trump'ı devirmek için dış güçlerle alakalı komplo teorileri (Russia-gate) ve yaşam tarzı sorunları (ABD Özel Kuvvetlerinde cinsiyet değiştiren bireyler) gibi yapay sorunlar üzerine yoğunlaşıyor. Trump’ın gerileyen kapitalist gündemini sarsacak bir sınıf ittifakı kurmak ile ilgili herhangi bir niyet yok.

Bu sonbahar ABD'de gerçekleşecek mücadele, emek ve sermaye arasında olmayacak. Bu mücadele daha çok Demokratların neoliberal serbest ticaret politikaları ile Trump'ın iş çevrelerini koruyan politikalarının kalıntıları arasında olacak. İşçi sınıfına karşı yapılan kapitalist saldırılar daha şimdiden normal olarak görülüyor. ABD’de bulunan sendika yöneticileri marjinal ve mantıksız aktörler olarak, işçi sınıfını eğitecek, politikleştirecek ve harekete geçirecek güçten yoksunlar ve bunu yapmak istedikleri de söylenemez.

Trump’ın kapitalist saldırısı, yatırımcılardan destek alıyor ve borsayı yükseltiyor. Trump’ın ekonomi takımının büyük bir bölümü sözde ekonomik milliyetçilere karşı olan Wall Street bankerleri ile bağlantılı. Trump'ın halka yaptığı düşüncesiz şövenist konuşmaları kendi kabinesinde bulunan ve bu yüzden anti-semitik ve faşist olarak hedef alınıyoruz diye şikayet eden plütokratlar tarafından da reddediliyor.

ABD sanayileşmiş dünyada, antikapitalist bir muhalefet olmadan kapsamlı ve sürekli kapitalist bir saldırıda bulunabilen tek ülke konumunda. Amerikan işçi sınıfı, muhalefet içerisindeki elit grupların büyük bir bölümü tarafından acınası bir hâlde görülüyor. İşçi sınıfı, sahte şampiyonları Trump tarafından göz göre göre maniple ediliyor.

Sonuçları önceden belli olan bir savaşta kapitalist saldırının kaybetmesi mümkün değil, iki kapitalist taraf da kazanabilir. İş adamı-Başkan Trump’ın yönetimi altında, çokuluslu firmalar düşük vergileri güvence altına alacak ve işçi sınıfının yaşam standartlarını ve sosyal haklarını düşürecek. Çift partili anlaşmalar bankaları tamamen denetimsiz hâle getirecek. Anti-Trump muhalefetin elitleri kendi kapitalistlerinin neo-liberal ticaret anlaşmalarından, ucuz göçmen veya sendikasız iş gücünden yararlanmalarını sağlayacak ve iş güvenliği ve çevre düzenlemelerini yok edecekler.

Fransa ve Brezilya gerçek sınıf savaşıyla yüzleşirken, “sınıfsız” ABD yavaş yavaş nükleer savaşa doğru gidiyor. Macron militan sendikalarla karşı karşıya geliyor, Temer geniş çaplı bir sosyal ittifakın öfkesiyle yüzleşiyor ve Donal Trump kendi generallerinin arkasından “nükleer bir yangın felaketine” doğru ilerliyor. Trump, Rusya’nın diplomatik misyonlarını işgal ediyor, nükleer silahları Moskova ve Beijing'e doğru çeviriyor, büyük saldırı tatbikatları yapıyor ve THAAD füzelerini Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti sınırlarına yerleştiriyor ve dahası 16 yıldır süren ve kaybetmekte olduğu Afganistan savaşına daha fazla hava ve yer gücü takviyesi yapıyor.

Avrupa ve Latin Amerika işçi sınıfları kendi sınıf çıkarlarını savunmayı seçerken, ABD işçi sınıfı eli kulağında bir nükleer savaş tehlikesini bekleyen morfin almış pasif gözlemci gibi duruyor. Fransa’da ve Brezilya’da kapitalist saldırıyı yenilgiye uğratma sosyal adalet alanında ilerlemelere yol açabilir. İşçiler ve geniş halk kitleleri için büyük kazanımlar sağlayabilir. Diğer taraftan Trump’ın rakipsiz kapitalist askerî saldırısı ise bütün dünyaya nükleer kül bulutları gönderecektir.