Tarihin tekerlerini ileri sürenlerin hikâyesi: “Derinden Gelen Kökler”

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü
20 Tem 2017

Türkiye’de sınıf hareketinin tarihine baktığımızda şüphesiz karşımıza çıkan en önemli mihenk taşlarından biri Maden-İş Sendikası. Ve sendikanın bu mücadele tarihini anlatan Derinden Gelen Kökler, yaklaşık on yıl süren bir hazırlık sürecinin ardından önümüzdeki günlerde okuyucuyla buluşacak.

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, Kavel, 1 Mayıs yasaklarının delinmesi, DGM Direnişleri, DİSK’in kuruluşu, ve işçi sınıfının önderleri Derinden Gelen Kökler'de ele alınan konulardan bir kısmı.

Biz de yenidünya gazetesi olarak Birleşik Metal-İş Sendikası öncülüğünde çıkarılan Derinden Gelen Kökler’le ilgili kitabın yazarlarından olan Mehmet Karaca ile kitap üzerine söyleşi gerçekleştirdik.

yenidünya: Öncelikle böylesi bir kitap yazımına neden ihtiyaç duydunuz? Maden-İş Sendikası’nın önemi nedir?

Mehmet Karaca: Maden-İş Sendikası, Türkiye sendikal hareketinde önemli yere sahip köklü bir sendika. Çünkü Maden-İş Sendikası, Türkiye’de çalışanların yaşama ve çalışma koşullarının iyileştirilmesinde sırf ekonomik mücadele ile yetinen bir sendika değil, işçi sınıfının siyasi mücadele de vermesi gerekliliğini anlatan bir sendika.

Maden-İş Sendikası’nın kurucuları ve daha sonraki yıllarda yöneticiliğini yapmış insanların hepsi Türkiye sol hareketinin içine katılmışlardır. Sol hareketin hem örgütlenmesinde, hem de onun politikalarının belirlenmesinde aktif katkıları olmuştur. Bu açıdan önemlidir, Maden-İş Sendikası. Ayrıca işçi sınıfının ekonomik, demokratik mücadelesinde elde ettiği kazanımlar açısından da belli olaylara imza atmış bir sendikadır.

Zaman zaman 12 Eylül’den sonra yeniden bir araya geldiğimiz eski arkadaşlarımız, iş yerlerindeki temsilcilerimiz geçmişteki olayları hep kıvançla, övünçle anlatıyorlardı. Hatta bana da yer yer “başkan bunları yazsak” diyorlardı. Oradan yola çıkarak böyle bir kitap yazma ihtiyacı doğdu.

Bir de akademik çevrelerden, kitap yazmak isteyen çevrelerden, basın-yayından zaman zaman başvurular oluyordu. Bizim tarihimizle ilgili bilgi edinmek istediklerini söylüyorlardı, benimle söyleşiler yapıyorlardı. Anladım ki bu çevrelerin de böyle bir bilgilenmeye ihtiyacı var. Özellikle gençliğin, 80’den sonra geçmişi çok iyi bilmeyen akademik çevreler de dahil, yazarlar da dahil, ekonomi mücadelesi üzerine, sendikalar üzerine kalem oynatanlar dahil, geçmiş mücadeleleri birebir insanlardan öğrenmek istiyorlardı. Sadece bana değil, başka arkadaşlarımıza da başvuruyorlardı. Başvuran insanlara anlatıyorduk, sorularını cevaplıyorduk, bugün sizinle yaptığımız gibi. Bunlardan yola çıkarak derli toplu bunları yazalım dedik ve kitap böyle çıktı ortaya.

yenidünya: Derinden Gelen Kökler en genel anlamıyla okuyuculara, bizlere ne anlatıyor? Sadece Maden-İş Sendikası üzerine bir derleme mi, yoksa okuyucuya kitabın adında olduğu gibi sınıf mücadelesinin geçmişine dönük de bir perspektif sunuyor mu?

Mehmet Karaca: Maden-İş Sendikası’nın kuruluş tarihi 1947. Bunun daha evveliyatı var. Bu konuda çok şey söyleyebilirim ama üç şey söyleyeceğim. Bir tanesi bu sendikanın kurucu genel başkanı ve ondan sonra gelen iki genel başkan. Kurucu genel başkanımız Yusuf Sıdal, 1904 yılında Ağrı’nın Eleşkirt ilçesinde doğmuş ve çocuk yaşlarında o bölgedeki etnik çatışmalarda ailesini kaybetmiş. Daha sonra Osmanlı’nın o yıllarında çocukluğunu Diyarbakır ve Beyrut’ta yetimhanelerde geçirmiş biri. Gençlik yıllarında da İstanbul'a gelmiş, işçilik hayatına başlamış, 1947’de de sendikanın kurucu başkanı olmuş. Bir kere böyle bir tarihimiz var.

İkincisi, ondan sonra gelen başkanlardan biri Üzeyir Avni Kuran. Balkan göçmeni, Kosova 1891 doğumlu. İlk eğitimini Macaristan’da Budapeşte’de Almanca olarak yapıyor. Balkan Harbi’nden sonra ailesi ile birlikte İstanbul’a göçüyor. Daha sonra Zeytinburnu’nda o günkü adı İmalat-ı Harbiye olan fabrikalarda işe giriyor. Top mermilerini torna ediyor. O yıllarda Osmanlı, fabrikaları modernize etmek için Almanya’dan makineler alıyor. Makineleri çalıştıracak ustalara ihtiyacı var. Üzeyir Kuran, Almanca bildiği için makinelerin montajını öğrensin diye Almanya’ya stajyer olarak gönderiliyor. 1917 yılında Almanya’ya staja gidiyor. Biliyorsunuz 1917 yılı, dünya tarihi açısından önemlidir, Rusya’da Bolşevik Devrimi oluyor. 1. Dünya Savaşından yenik çıkan Almanya, Rusya’daki devrimi tartışıyor, Almanya’daki hem sosyal demokratlar, hem de Spartaküs hareketi devrimi tartışıyorlar. Üzeyir Kuran bu olaylar içerisinde siyasi olarak şekilleniyor.

Türkiye’ye döndükten sonra eski işyerinde çalışmaya devam ediyor, Türkiye’de savaş yılları, Osmanlı'nın son yılları. İstanbul’daki sol hareketler içerisine katılıyor. O günkü adı Amele Teali Cemiyeti olan sol bir örgüt var, 1919’da ona katılıyor. Üzeyir Kuran 1920'lerde İstanbul'da tramvay grevlerinin örgütlenmesine, demiryollarındaki örgütlenmelere katılıyor. Bu grevlerin örgütlenmesinde, direnişlerin yapılmasında etkin rol alıyor. Bu süreçlerde benim tetkik ettiğime göre TKP ile tanışıyor Üzeyir Kuran. TKP'ye kimin vasıtasıyla üye oluyor bilmiyorum ama TKP ile tanışıyor. 1928 yılında benim görüp yazılı belgelerden çıkardığım kadarıyla tramvay grevlerinde, demiryollarındaki grevlerde biraz sekter tavır aldığı için TKP tarafından eleştiriliyor, TKP ile arasında bir mesafe koyuyor. Parti mi koyuyor, Üzeyir Kuran kendisi mi koyuyor orasını bilmiyorum ama.

Sonraki yıllarda Kemal Türkler tarihi başlıyor. Kemal Türkler 1926 Denizli doğumlu. Sonra üniversitede hukukta ikinci sınıfa kadar gelmiş. Zor koşullarda eğitimini buraya kadar getirmiş. Ekonomik sıkıntılar içerisinde yaşarken bir taraftan üniversiteye devam ediyor, bir taraftan Bakırköy'de bir fabrikada puantör olarak işe başlıyor. Sonra üniversiteyi de bırakıyor. İşçilik hayatında sendikayla tanışıyor. Maden-İş yani eski adıyla İstanbul Demir-İş Sendikasına üye oluyor. Bu sendikanın Bakırköy şubesinde görev alıyor, şube sekreteri oluyor. Sendikada sonra Genel Sekreter, ardından 1954'te Genel Başkan oluyor. Şimdi sendikanın en üstündeki üç yöneticiden bahsettim.

yenidünya: Türkiye’de işçi sınıfı mücadelesini 1970’lerden başlatan kimi anlayışlar da mevcut. Derinden Gelen Köklerde bu konuyu ele aldınız mı?

Mehmet Karaca: Şöyle bakmak lazım olaya. İşçi hareketi 70'lerden itibaren başlamıyor ama Türkiye geç sanayileşmiş bir ülkedir. İstanbul'da bir tek Feshane fabrikası var, Avrupa yakasında birkaç tane askerî malzeme yapan fabrikalar var. Zonguldak'ta kömür madenleri var, başka fabrika yok. Kemal Türkler'in işe başladığı Emayetaş gibi fabrikalar var. Onların çoğu ilk zamanlar askeriyeye malzeme üretiyorlar, sonra sivil hayata da üretim yapmaya başlıyorlar. İşçi sınıfı olmayınca hem işçi sınıfı adına politika yapmak çok zordur, hem ekonomik mücadele örgütü olan insanları bir araya getirip örgütlemek çok zordur. Fazla insan yok çünkü. Ama var olanlarla yine de yapılıyor.

Türkiye'de esas olarak sanayileşme 1950'lerden sonra başlıyor. O yıllara kadar işçi sınfının mücadelesi genellikle sol mücadele. Politik anlamda daha ziyade aydınlar, sanatçılar üzerinden gidiyor. Sanayileşme yavaş yavaş gelişiyor o yıllarda, aydınlarla işçi sınıfının buluşması başlıyor. Tabii bu insanlar bu yıllardan sonra politik mücadelenin içerisine katılıyorlar, sendikal mücadelenin içerisine katılıyorlar ama bu insanları da etkileyen eski olaylar var, yaşanmışlıklar var. Osmanlı döneminde yaşanmış işçi olayları var.

İbrahim Güzelce & Kemal Türkler1960'lara geldiğinde 27 Mayıs'tan sonra Türkiye İşçi Partisi kuruluyor. Türkiye İşçi Partisini kuran kadrolar genellikle sendikacılar. Maden-İş Başkanı Kemal Türkler TİP’in kurucusu. Yani ekonomik mücadele örgütü olan sendikalarla sol adına siyasi mücadele veren partiler bir yerlerde buluşuyorlar. Ama bunun iç içe geçen yanları da var, ayrı ayrı örgütlenme yapan modelleri de var. Şöyle bir şey söyleyeyim, siz kitabımızın içerisinde onu da göreceksiniz.

İkinci Dünya Savaşı sona erince Türkiye'de kısmi özgürlüklerin de önü açılıyor.1945’e kadar sınıf esasına dayalı cemiyetler kurmak yasak. Savaş bitince dünya değişiyor, Avrupa'da birtakım değişimler oluyor. Hükümet de ipleri biraz gevşetiyor. Önce sınıf esasına dayalı cemiyetler üzerindeki yasağı kaldırıyor. Bu yasak kaldırılınca iki tane sosyalist parti kuruluyor. İki tane kurulan sosyalist partinin kökü de TKP'ye dayanıyor. Bu arada 1946’da bağımsız tek tek sendikalar kuruluyor işyerlerinde, ardından bölge sendikaları kuruluyor. Bu konuda çelişkili rakamlar var ama bizim tespitlerimize göre, zannedersem Cumhuriyet gazetesinde de o rakamlar var. Küçük küçük işyeri sendikaları da dahil yedi yüzün üzerinde sendika kuruluyor. Sonra hükümet bakıyor ki böyle pıtırak gibi sendikalar bitiyor her tarafta, iki tane de sosyalist parti kurulmuş, bunlar da sendikaların kuruluşuna öncülük ediyor, öncülük etmese bile katkı veriyor. Hükümet kendi kontrolünden çıktığını görüyor işin. Hemen bu sendikaları ve bu iki sosyalist partiyi kapatıyor. Kapatma gerekçesi olarak da yeni sendikalar kanunu çıkaracağım diyor. Yeni çıkardığı sendikalar kanunu da son yıllarda çokça üzerinde durulan vesayetçi bir anlayışla çıkıyor. Hükümetten izin alma zorunluluğu, tüzüğüne şunları yazarsın bunları yazamazsın, uluslararası ilişki kuramazsın, sınıf esasına dayalı işler yapamazsın gibi birtakım sınırlamalar getiriyor.

yenidünya: Kitapta işçi sınıfı mücadelesi açısından hangi örneklerle karşılaşacak okuyucular?

Mehmet Karaca: Mesela bugün birçok arkadaşım, 15-16 Haziran'ı örnek alıyor.15-16 Haziran'dan neredeyse 40 yıl geçmiş. Şimdi o yıllarda da, 1945-46'larda da işçiler sendikal model üzerine araştırma, örgütlenme yaparken geçmişte belki aktif sendikalar yok belli işçi hareketleri var. İşçi hareketlerinden deneyler ediniyorlar. Mesela yeraltı madenleri var, bizim de kitabımızın bir bölümünde anlattığımız. Buralarda örgütlenme modelleri var, direnişler var. İyi kötü, biz bunları da esas alıyoruz. Dünyadan bazı örnekler aldık. İngiliz işçi hareketinden bölümleri de kitapta göreceksiniz. Mesela kadın işçilerin sekiz saat yerine on altı saat çalıştırılması gibi örnekler de mevcut. Örneğin 1 Mayıs'ın tarihi olan Amerika'da işçi sınıfının 15-16 saat yerine 8 saat çalıştırılmaları için verdikleri mücadele örnekleri de kitabımızda var. Yer yer bunları koyduk.Yani bunlar bizim geçmişimize, geçmişteki eylemlere sahip çıktığımızı gösteriyor. Yani sınıf olarak böyle bir gelenekten geliyoruz demek istiyoruz 'Derinden Gelen Kökler' derken.

yenidünya: Derinden Gelen Kökler temel olarak Maden-İş Sendikasını anlatıyor. Tabii ki bunu yaparken sınıf mücadelesi bağlamında ele alıyorsunuz. Cumhuriyet öncesine kadar birçok işçi hareketini anlatıyorsunuz. Maden-İş tarihi işçi mücadelesi açısından çok önemli bir tarih ve bir sürü ilklere imza atmış bir tarih. Bu anlamda bugün de Birleşik Metal-İş sendikası bu sendikanın devamcısı durumunda. Derinden Gelen Kökler'in bugünkü bu sendikal harekete katkısı ne olabilir? Maden-İş sendikasına dair neler çıkacak karşımıza?

Mehmet Karaca: Bu sendika 1947'de kuruluyor. Kurulurken vesayetçi anlayışla çıkarılan yasaların sınırları içerisinde doğuyor bu sendika ama bu anlayıştan kurtulmanın mücadelesini veriyor. 1948'de 14 sendika ile birlikte İstanbul İşçi sendikalarının birlik kuruluşuna katılıyor. Ondan sonra gelen süreçte 1950'de Avukat Orhan Aysal'ın başkanlığında kurulan bir demokrat işçi partisi var. Sendika bu sendikanın kuruluşuna katılıyor. Sendikanın 3 tane yöneticisi partinin kurucusu oluyor ve yönetimine giriyor. Yani sol bir parti bu demokrat işçi partisi. Hem bu vesayetçi anlayış var ama bir taraftan da sendika vesayetçi anlayışı kırıyor, kırma mücadelesi veriyor. Siyasi partinin kuruluşuna katılıyor çünkü bu dönemde sendikanın genel başkanı Üzeyir Kuran diyor ki işçilerin mücadelesi ekonomik mücadeleyle, işçilerin kazanımları ekonomik mücadeleyle yeterli olamaz. Ekonomik mücadelenin yanında sınıf mücadelesi de verilmelidir. Yani sınıf esasına dayalı da örgütlenme olmalıdır, partiler olmalıdır, diyor. Bu nedenle bu partinin kuruluşuna katılıyor. Bu arada sendika tarihinde işçilerin eğitimi çok önemlidir. O yıllardan başlayarak sendika, işçilere eğitim ve sınıf bilinci vermeye çalışıyordu. Sendika eğitimlerde sömürüyü anlatıyor ve sömürüyü anlatırken de kendin için sınıf bilincine ulaş, senin haklarını burjuva sınıfı vermez, patronlar vermez, sen kendin mücadele edersen mücadelen oranında hak elde edersin. Bunun için de topluca bir sınıf hareketi yarat diyor. Sendika bunu bütün eğitimlerde eğitim boyunca anlatıyor. Maden-İş Sendikası'nın en önemli özelliklerinden biri budur. İşçilere kendisi için sınıf olma bilincini aşılamıştır.

Maden-İş Sendikası'nın karşısına önce devlet güçleri çıkıyor. Siyasi iktidarlar hep Maden-İş Sendikası'nı dışarıda bırakan eylemlere yöneliyorlar. Maden-İş Sendikası yöneticileri yer yer tutuklanıyor. Maden-İş Sendikası, Türkiye'de yasakları da kıran sendika. Mesela 27 Mayıs'tan sonra 1961 anayasasında işçiye grev hakkı tanınıyor ama grevin nasıl yapılacağına ilişkin bir yasa olmadığı için bir türlü çıkmıyor bu yasa. 1963’te Kavel'de bir olay oluyor. Patron kendine göre işçiler üzerinde baskı kurarak yeni gelen bir müdür aracılığıyla işçileri disipline etmek istiyor. Sendika da üyeler de buna karşı direniyorlar. Sonunda iş yerinde üretim duruyor direniş başlıyor. Direniş iki ay kadar devam ediyor. Direniş, dönemin Çalışma Bakanı Bülent Ecevit, Başbakan İsmet İnönü’ye, hükümete kadar aksettiriliyor. Sonunda işçilerin bir sürü zorluklara rağmen yaptığı direniş -grev- başarıya ulaşıyor. Hükümet araya girince Çalışma Bakanı Bülent Ecevit bu kanunu bir an önce çıkarın diyor. O tarihten sonra iki–üç ay içerisinde 20 Temmuz’da kanun meclisten çıkarılıyor. Maden-İş sendikası grev yasağına rağmen grev yapıp, kanunun çıkmasına vesile olmuştur. Bu ilktir.

yenidünya: 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, KAVEL, DİSK’in kuruluşu,1 Mayıs yasaklarının kırılması, DGM Direnişi sınıf hareketi açısından dönemin önemli dönemeç noktaları. Derinden Gelen Kökler’de bu süreçleri de doğrudan yaratanların ağzından, gözlemleyenlerden de okuyoruz anladığımız kadarıyla. Kitabın yazım aşamasında çok sayıda kişinin katkısı mevcut, kimler yer aldı bu süreçte ve nasıl ortaya çıktı bu kitap?

Mehmet Karaca: Kitabın düşünce olarak önümüze gelmesi 2004 gibi oldu. 2004-2006 gibi birbirimizle ön temaslara başladık, bu düşünceleri yazıya dökebilmek için bir takım temaslar, görüşmeler oldu. Bu görüşmeleri yapanlar sendikanın 12 Eylül öncesi dönemde yönetim kademelerinde bulunmuş, sendikada sözleşme dairesi uzmanı olarak çalışmış, avukat olarak çalışmış, örgütlenme uzmanı olarak çalışmış, bölge temsilciliği yapmış, yönetim kurulu üyeliği yapmış arkadaşlarla bir araya gelerek bir ekip oluşturduk. Bu ekip içerisinde kendiliğinden bir ekip daha da süzülerek geldi. Bu işin editöryal yanı da oluşturuldu süreç içersinde. Bu çalışmayı bu kişiler yürüttü. Kitaba katkı sunanların isimleri de kitabın hikayesi bölümünde etraflıca anlatılıyor. Kitabın önsözünü ben yazdım. Önsözden sonra kitabın hikayesi başlığı altında bir bölüm var. Bu iki üç sayfalık bir bölüm, kitabın nasıl, niçin hazırlandığı anlatılıyor burada.

yenidünya: Maden-İş' in kuruluşunun 70. yıldönümü, DİSK' in kuruluşunun 50. yıldönümü ve kitabın çıkışı için planlanan tarih 22 Temmuz yani Kemal Türkler' in ölüm yıldönümüne denk geliyor. Bu tarihler biraz da bilinçli seçilen tarihler miydi sizin için?

Mehmet Karaca: Daha önce biz bu kitabı çıkarabilirdik. Biz geciktik aslında. Kolektif çalışmanın hem kolaylıkları hem de zorlukları var. Kolektif çalışma üretken oluyor, daha fazla insan katkı sağlamış oluyor ama, bazen ortak noktaları yakalamak zor olabiliyor. Bu nedenle biraz uzadı. Sağlık sorunları yaşadık. Bunlar da gecikmenin nedenlerinden biri oldu. Bu seneye gelirsek, zaten her sene onursal genel başkanımız Kemal Türkler' in ölüm yıldönümünde sendikamız anma yapıyor, mezarı başında etkinlik düzenleniyor. Birincisi bu vardı. İkinci olarak bu yıl sendikanın kuruluşunun 70. yılı ve DİSK'in kuruluşunun 50. yılı. DİSK de bizim dışımızda değil, DİSK'i kuran bir numaralı sendikayız. Bu yıla rastlaması tesadüf oldu ama bunu 21 Temmuz'a denk getirmemiz tesadüf değil. Çünkü Kemal beyin ölüm yıldönümüne dek gelsin istedik. Hem sendikanın kuruluşu da 27 Temmuz 1947, kuruluş haftası, DİSK' in de zaten 50. yılı. İşte böyle bir bileşim, tesadüf oldu.

Son olarak şunu da eklemek isterim. Kitapta DİSK'in kuruluşunu, 15-16 Haziran'ın hazırlanışını anlattık. Sonra DGM direnişi var. Maden-İş sendikası, hem nicel olarak, hem nitel olarak DİSK'in bütün eylemlerinde başı çeken sendika olmuştur. DGM direnişleri ve 1 Mayıs'ların kutlanması da DİSK'in kararıdır ama bunlara öncülük eden ve bunların örgütlenmesine en aktif katılan hem nicel olarak, hem nitel olarak Maden-İş Sendikası'dır. Her dönem siyasi iktidar, devlet Maden-İş’in önünü kesmek istedi. Toplu sözleşme politikalarımıza, devlet yasal prosedürde bir sürü engel çıkardı. İş yerlerindeki örgütlenmemizi kırmak için her türlü eylemi yaptı. Bizim karşımıza devlet, gizli örgütlenmelerini, komandoları çıkardı. İş yerlerinde cinayetler işlendi, bizim üyelerimiz öldürüldü. En sonunda Genel Başkanımız da öldürüldü. Biz bu süreçleri, bu acıları hep yaşadık ama geri de durmadık. Bu mücadele sürdü. Sonra MESS ve devlet işbirliği içinde Maden-İş' e dur deme ihtiyacı duydular. 15-16 Haziran'da yasa ile önlemek istediler DİSK ve Maden-İş' in örgütlenmesini. Yasal barajlar getirerek, toplu sözleşme yapma hakkını elde etsen bile sözleşmeye getirilen sınırlamalarla sendikanın masaya oturmasını engellemek istediler. Biz sendika olarak bunun hepsini kırdık, yasa ile getirilen sınırlamaları kaldırdık. Direniş sonucunda bunlar elde edildi. Sonra MESS baktı bunların önüne geçemiyor, o vakit artık kendi aralarında patron dayanışma fonları oluşturdular. Maden-İş'e karşı mücadele edecek, lokavtlara başvuracaklardı. İş yerlerini kapatarak, Maden-İş'i greve zorluyacaklardı. Bunu da yaptılar ama biz bunlardan da yılmadık. Onlar bize grev gösterdiklerinde biz bütün fabrikalarda grev barakaları kurduk. Böyle bir mücadele yürüdü MESS ile Maden-İş arasında. 1980'e kadar bu mücadele devam etti. Bugün de Birleşik Metal-İş Sendikası ile patron sendikaları arasında böyle bir mücadele sürüyor. Bugün de Birleşik Metal-İş sendikası yasakları kıra kıra geliyor, koşullara teslim olmuyor ama her zaman her yerde de başarı elde edilmiyor. Yani kimi kazanımlarının yanında kimi kayıpların da oluyor. İşte iş cinayetlerinde kaybettiğimiz arkadaşlarımız oluyor. Yasal olarak sen bir takım çoğunluğu elde etmişsin ama baskıyla işçileri istifaya zorluyorlar, seni azınlık sendikası durumuna düşürüyorlar. Böyle süreçler de yaşandı ama tarihin tekerleği hep ileriye doğru gidiyor.

yenidünya: Çok teşekkür ederiz bu güzel söyleşi için.

Mehmet Karaca: Rica ederim.