TKP 1920'den seçim sonuçları ve halk hareketinin durumu üzerine değerlendirme

23 Kas 2015
Onur Balcı

TKP 1920 MYK üyesi Onur Balcı, Manifesto’nun, 1 Kasım seçimleri üzerine Birleşik Haziran Hareketi bileşenleri ile gerçekleştirdiği söyleşi dizisinde, seçim sonuçlarını ve halk hareketinin durumunu değerlendirdi.

1) 1 Kasım seçim sonuçlarını kısaca değerlendirdiğinizde ilk tespitleriniz nelerdir?

İlk olarak; 7 Haziran 2015 seçimleriyle meclis çoğunluğunu yitiren AKP’nin Suruç, Iğdır, Dağlıca ve Ankara katliamıyla dehşete düşen, sokağa çıkma yasakları ve karşılıklı öldürmelerle birey, halk ve ulus olarak can güvenliği kaygısıyla hareket eden kitlelerin en temel varlık duygusunu güdümlemeyi ve kötüye kullanmayı başarabildiğini söylemek lazım. Buna bir de 7 Haziran seçimleri sonucunda halktan AKP’siz bir hükümet kurma görevini alan meclisteki muhalefet partilerinin bunu becerememesinin yol açtığı “istikrarsızlaşma” ve “ekonominin bozulması” kaygısını da eklemek gerek. Ayrıca bu seçimlerde oldukça yaygın ve etkili bir şekilde kullanılan rüşvet mekanizmalarını da unutmayalım. Sonuçta bütün bu koşulları değerlendiren  Erdoğan-AKP yönetimi bir kısım seçmen için “terörle mücadelenin temsilcisi” olarak, bir kısım seçmen için “istediğini almazsa ülkeyi daha da karıştıracak” bir yönetim olarak, bir kısım seçmen için ise “ekonomik istikrarın bozulmasını önleyecek” bir tercih olarak oyunu yüzde 40’lardan yüzde 50’ler seviyesine çekmeyi başardı.

Oysa Erdoğan-AKP yönetimi, Mondros anlaşmasına benzer bir içeriğe sahip olduğu anlaşılan İncirlik anlaşmasıyla ve buna dayanarak yapılan 24 Temmuz Obama-Erdoğan darbesiyle ülkeyi siyasal, toplumsal ve ekonomik felaketlere sürükleyecek bir iktidar olarak karşımızda duruyor. Yani sözüm ona bu parlak seçim başarısı, olsa olsa geçici bir yanılsamayla kendisini destekleyen kesimlerin kırılgan desteğine dayanıyor. Ve bu başarıya dayanarak hiçbir temel hedefine doğrudan ulaşabilecek bir pozisyonu da yok. Kendi gerici hedefleri için atacağı her adımda dirençle karşılaşacak. Sözün özü geçen raundu kendisini temsil ettiğini düşündüğü partilerin bütün ikircikli, uzlaşmacı eğilimlerine rağmen halk kazanmıştı. Bu raundu ise  Erdoğan-AKP yönetimi aracılığıyla emperyalistler ve işbirlikçileri aldı. Ama maç bitmedi. Hemen önümüzdeki raunda hazırlanmamız lazım.

2) AKP 'ye oy vermeyenler açısından bir umutsuzluk hali olduğu söyleniyor. Bu tespite katılıyor musunuz? Seçim sonuçları geniş toplumsal kesimleri nasıl belirler?

AKP’ye oy vermeyenlerde kısa süreli de olsa bir umutsuzluk hâli olması gayet normal. Bunda bir sorun görmemek gerek. Çünkü bütün umutlar sandıktan çıkacak kestirme ve kolay bir çözüme bağlanmıştı. Hatta 7 Haziran 2015 seçimleri sonucunda ortaya çıkan tablo bu umutları daha da arttırdı. Ama halktan AKP’yi iktidardan indirmek için oy isteyen partiler halka verdikleri sözü tutmadılar. Dolayısıyla umutsuzluk ve hayal kırıklığı iç içe. Fakat tarihin hızlı aktığı günlerdeyiz ve seçim tartışmaları yerini çoktan başka konulara bırakmaya başladı bile. Umutsuzluk, hayal kırıklığı gibi duyguların yerini hızla öfke ve mücadeleye devam kararlılığı almaya başlayacaktır. Halkın bir kısmının tercihini değiştirerek AKP’ye oy vermesi gerçeği kadar, halkın yüzde 90’ının kararını değiştirmediği gerçeğini de unutmamak gerek. Erdoğan-AKP, elindeki tüm olanakları kullandığı, emperyalistlere ülkenin karnını açarak desteklerini sağladığı koşullarda bile halkın kuşatmasını kıramadı. Sadece ileri bir hamlesini önleyebildi. Gele gele de Mayıs Haziran 2013 Büyük Halk Direnişi öncesindeki noktaya geldi.

Asıl düşünülmesi gereken şey halkta yayılan geçici umutsuzluk havası değil. Gericilik, faşizm ve emperyalizme karşı mücadeleye önderlik etmesi gereken sol ve devrimci partilerdeki kafa karışıklığı ve umutsuzluk hâli. 7 Haziran ve 1 Kasım'a giden süreçte ilerici, devrimci, sosyalist çevre ve partilerin önemli bölümünde halkla birleşme ve mücadeleyi adım adım yükseltme çizgisinden çok CHP ve HDP’nin gölgesinde kalarak parlamenter yoldan kestirme ve kolay bir çözümü savunan eğilim güçlendi. Bu da halkın uzlaşmacı partilere yönelen umudunu ve daha sonrasındaki hayal kırıklığını arttırmaktan öte bir işe yaramadı. Bağımsız bir çizgi izleyerek halk direnişini temsil etme görevi ile umut yaratan Birleşik Haziran Hareketi de ne yazık ki eleştirinin tam olarak dışında kalamadı. Somut olarak halkın bütün kesimlerine hitap eden bağımsız bir söylem geliştiremedi. İkircikli bir tutum sergiledi. Önümüzdeki günlerde, hâlâ büyük umutlar taşıyan Haziran’ın öncelikle bu açıdan kendisini gözden geçirmesi gerekecektir.

Solun, ilericilerin, devrimcilerin, sosyalistlerin emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı tutarlı ve halkın bütününe hitap eden bir söylem ve eylem pratiği ortaya koymasına büyük ihtiyaç var. Çünkü ABD, 24 Temmuz Obama-Erdoğan darbesiyle ülkemiz içinde yürürlüğe koyduğu “yaratıcı kaos” stratejisiyle, Türkiye’yi Rusya’ya karşı ileri bir karakol olarak sağlamlaştırmaya çalışıyor. Halkı birbirine düşman kesimlere bölerek çatıştırma ve kendisine bağımlı kılma yolunu izliyor. Rusya’nın Suriye’deki emperyalist istila hareketini geriletecek şekilde doğrudan silah kullanmaya başlamasıyla bozulan dengeyi yeniden kurmak için Türkiye’yi daha da köleleştirmeye çalışıyor. Bu bağlamda Erdoğan’ın halifelik sultanlık karışımı başkanlık rejimine, yeni anayasa kurnazlığına karşı mücadele ederken, halkların birlikte barış ve kardeşlik içinde yaşaması için mücadele ederken, gerici dayatmalara karşı direnirken, vurgunculuğa karşı dururken, savaş politikalarına karşı barışı savunurken hep akılda tutmamız gereken gerçek, emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı mücadele ettiğimiz olmalı.

Halk her türlü uzlaşmacılığa, kafa karışıklığına, baskı ve rüşvete, can güvenliği kaygısına düşürülmesine rağmen “Ben mücadeleye varım” diyor. Bunu sadece AKP’ye oy vermeyenleri kastederek söylemiyorum. AKP’ye oy verdiği hâlde onun başkanlık ve savaş politikalarına, yoksulluk ve yolsuzluk politikalarına karşı çıkan seçmenlerinin varlığını da gören bir yerden söylüyorum. Şimdi solun düşünmesi ve yanıt vermesi gerekiyor. Sol halkla birleşmeye ne kadar hazır? Kendi niyetlerimizden bağımsız olarak, halkın gözünde, emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı net bir tutumu mu temsil ediyoruz yoksa şu ya da bu sebeple belli oranda işbirliği yapabilecek bir çizgiyi mi temsil ediyoruz? Erdoğan'ın başkanlık rejimine karşı net bir karşı çıkışı mı temsil ediyoruz yoksa bazı tavizler karşılığında ona bu şansı tanıyacak belirsiz bir çizgiyi mi temsil ediyoruz? Tekrar söylüyorum. Bizim niyetimizden ve yazdıklarımızdan bağımsız olarak söylüyorum. Biz halkın gözünde nasıl bir çizgiyi temsil ediyoruz ve edeceğiz? Halkla birleşmeye hazır mıyız? Önümüzdeki dönemin asıl belirleyeni solun halkla ne oranda birleştiği olacaktır. Dahası; işçi sınıfının gericilik, vurgunculuk ve savaş rejimine karşı mücadeleye, Gezi'de olduğu gibi yalnızca sokakta değil, fabrikada ve örgütlü olarak ne oranda katıldığı belirleyici olacaktır. Haydi yeni raunda hazırlanalım öyleyse!

Kaynak: Gazete Manifesto


 

 

paylaş