Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Mon, 27 Jul 2026 09:14:38 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.6 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 “Emekçileri ekmekleriyle tehdit etmeyin” https://yenidunya.org/emek-gundemi/34305/emekcileri-ekmekleriyle-tehdit-etmeyin/ Mon, 27 Jul 2026 09:14:37 +0000 https://yenidunya.org/?p=34305 Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır patronların gücünü siyasilerden aldığını söyledi

Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, siyasetçilerin ve sendikaların çıkar odaklı tutumu nedeniyle işçinin artık hak değil yalnızca “maaş” arar duruma geldiğini belirterek, “İşçiler hak aramayı bıraktı. Maaşlarını alıp alamayacaklarını, çalışmaya devam edip edemeyeceklerini sorgular hale geldiler.” dedi.
Çakır, emek mücadelesinin gerilemesinin temel nedeni şu: “Patronlar kar hırsıyla, daha fazla kazanmayı amaç edindi. Patronlara bu gücü siyasetçiler verdi. Sendikalar da ‘Aidatımızı alalım, patrona söz söylemeyelim’ dedi. Böylece işçi her kesim tarafından bastırıldı.”
Çakır’a göre, “siyasetçinin sesi arttıkça işçinin sesi kısılır. Siyasetçinin sesi ne kadar çok yükselirse işçi o kadar çok ezilir. Mutlak butlan çıktı, Trump geldi, işçi unutuldu. İşçinin cebinden çıkan paralar konuşulmuyor. Siyaset kaynayınca işçi daha da görülmez olur.”

“Emekçileri ekmekleriyle tehdit etmeyin”

‘İşçiler hak aramayı bıraktı, maaş alma derdinde’
Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır Cumhuriyet’ten İklim Öngel‘in sorularını yanıtladı.
-Bu yılın başından beri özellikle maden işçilerinin sesini daha fazla meydanlarda duyuyoruz. Bu eylem süreci nasıl başladı, işçiyi sokağa çıkaran kırılma noktası neydi?
İşçiler hak aramayı bıraktı. Maaşlarını alıp alamayacaklarını, çalışmaya devam edip edemeyeceklerini sorgular hale geldiler. Artık işçinin zor koşullarda, yedi kat yerin altında çalıştığı göze görünmüyor. Büyük bir sorumsuzluk ve duyarsızlık var. Patronlar işçinin parasını bankada tutarak daha çok kar elde etmeye çalışıyorlar. Patronlar, hem işçiden hem bankadan hem de yerin altından çıkan kömürden para kazanıyorlar. Türkiye’de işçi sınıfı eskiden hakkını arıyordu bugün maaşını arıyor. Çünkü ya işçilerin maaşlarını aylarca vermiyorlar ya da işçileri aylarca ücretsiz izne çıkarıyorlar. Bu yıl başından itibaren Bağımsız Maden İş Sendikası öncülüğünde işçiler sokağa çıkmaya başladı, işçiler bizi bir bayrak olarak gördüler.

-Aylarca ücretsiz izne çıkarılan, çalıştığı halde maaşını alamayan işçiler bu sürede nasıl ayakta kalıyor?
Bunu Türkiye’yi yönetenlere ve federasyonlara sormak lazım. Milletvekilleri yüzlerce lira maaş alıyor, emekli olmuşlarsa hem milletvekili hem emekli milletvekili maaşı alıyorlar ki çoğu böyle. Sendika yönetimlerinde maaşlar, asgari ücretin kat be kat fazlası. Patronlar da kendi kazandığına bakıyor. İşçi ne yemiş ne içmiş, çocukları, eşi ne yapmış kimsenin umurunda değil. Evine ekmek götüremeyen işçinin yuvasının yıkıldığını gören de yok, soran da. Ama bizim çevremizde yuvası dağılan aileler var. Aç bırakılan insan çocuğunu doyurmak için her şeyi yapabilir. Para yoksa toplum da kötüye gider. Ama bunlar hiç hesap edilmiyor.

‘Mücadele eden kazanıyor’
-Siz mayıs ayında işçilerle birlikte Ankara’ya yürüdünüz ve zaferle döndünüz. Bu eylem sayesinde özellikle işçi hakları konusunda yeni bir mücadele alanı açıldığı yönünde yorumlar yapıldı. O süreçte gözaltına da alındınız, neler yaşandı?
Yürüyüp geldikten sonra Ankara’nın girişinde gözaltına alındık. Akşama kadar tutup bıraktılar. Akşam Enerji Bakanlığı’nın önünde bizi topladılar, bariyerleri kurdular, üstümüz çıplaktı, su bile alamadık. Sabaha kadar eksi üç dereceyi gördük, sabah tekrar gözaltına aldılar. “Açım” diyen işçi gözaltına alınırken, patrona “İşçinin parasını neden vermedin” diye soran olmadı. Ama biz sonuçta mayıs ayında gerçekleştirdiğimiz bu eylemle büyük bir adım attık. Geçen hafta gelen yazıya göre bir hak daha kazanıldı. Ücretsiz izne çıkarılan işçiler de geriye dönük maaşlarını alacak. 129 arkadaşımız çalışmak istemedikleri için işverenle karşılıklı imza attılar. Hem tazminatlarını hem de işverenin başta kabul etmediği ihbar tazminatlarını da alacaklar. Taleplerimizin tümü karşılandı. Demek ki hak aranınca bulunuyor, mücadele edilince kazanılıyor.

“Emekçileri ekmekleriyle tehdit etmeyin”

-Sendikanıza üye olduğu için işten çıkarılan işçilerin durumu ne oldu?
Altı arkadaşımız sendikal sebepten çıkarılmıştı. Bu arkadaşlarımız da tazminatlarını alacak.

-Sizin de söz ettiğiniz gibi eylemlerde işçiler zam ya da yeni haklar talep etmek yerine, sadece maaşlarını ister duruma geldi. Emek mücadelesi, en temel hakkın dahi alınması için eylem yapmak zorunda kalınması noktasına kadar nasıl geriledi?
Emek mücadelesinin gerilemesinin temel nedeni şu: Patronlar kar hırsıyla, daha fazla kazanmayı amaç edindi. Patronlara ise bu gücü siyasetçiler verdi. Sendikalar da “Aidatımızı alalım, patrona söz söylemeyelim” diyerek hareket ettiği için işçi her kesim tarafından bastırılıp sindirildi. Buna neden olan sendika ve siyasetçilerdir.

-Türkiye’de sendikaların önemli bir kısmının iktidardan veya işverenden bağımsız hareket edemediği yönündeki eleştirilere katılır mısınız?
Yüzde 100 katılıyorum. Bugün yaşadıklarımızın nedeni budur. Elbette iyi sendikacılık yapan vardır ama işçinin bu duruma düşmesinden siyasetçiler ne kadar sorumluysa, sendikalar da o kadar sorumludur.

-Siz bağımsız bir sendikanın genel başkanısınız, federasyona bağlı sendikalara göre daha fazla baskıyla karşılaşıyor musunuz?
Türkiye’de üç federasyon var. Hangi iş kolunda çalışırsanız çalışın, sendikalıysanız bu üçünden birine bağlı olacaksınız. Sistem böyle olunca federasyonlar büyüdü, işçi küçüldü. İşçinin alım gücü tükendi, hak talep edemez hale geldi. Biz bağımsız olduğumuz için hem siyasal baskı hem sendikal baskı hem de patron baskısı görüyoruz. İşçinin işi çok zor. Patron işçiyi tehdit ediyor, gösterdiği sendikaya üye olmasını dayatıyor. Federasyonlar da işçi bize üye olmasın diye elinden geleni yapıyor. Çünkü biz işçimizle her ay toplantı yapıyoruz, işçilerimize eğitim veriyoruz. Uzmanlarımız işçi nedir, patron nedir, sendikacılık nedir, yurttaşlık nedir, eskiden olan ama bugün olmayan ne var, tümünü anlatıyor. Örneğin eskiden dört ikramiye alınırdı ya da “Grev Fonu” vardı. İşçi greve çıkarsa maaş ödenmediğinde, işçinin maaşı bu fon aracılığıyla ödenirdi. Artık bunlar bitti.

‘Sendikaları susturdular’
Siyasetçiler sendikalara “Biz size karışmayacağız, siz eylem yapmış gibi gözükeceksiniz, işçinin gazını alacaksınız. Biz kestiğiniz aidata karışmayacağız” dedi. Siyasetçiler sendikalara yön vermeye başlayarak sendikaları susturdu. Kimse sendika yönetimlerinin aldığı parayı, işçiye ne verdiğini, aldığı aidat ile ne yaptığını sorgulamıyor. Siyasetçi de sendikacı da patron da aynı yerde. Bu işçi korkmasın da ne yapsın…

-İşçi en çok neden korkuyor?
Madene girmek herkesin harcı değildir. Madenci kefenini cebine, kellesini torbasına koyar ve yerin altına iner. Yaşam ile ölüm arasında bıçak sırtı bir hayat sürer. Bu işçinin kitap okumaya zamanı olmaz, sendika eğitim vermediği için haklarını da öğrenemez. İşinden olmaktan korkar, çünkü sesini çıkaranların işten atıldığını görür. Ekmek parası, çocuğumun rızkı diye “Maaşımı düzenli alayım yeter” der.

“Emekçileri ekmekleriyle tehdit etmeyin”

-Bu korku nasıl kırılır?
Bu korkuyu aşmanın yolu siyasetten geçiyor. İşçiler sadece beş yılda bir, seçim zamanı hatırlanırsa bu korku kırılmaz. Siyasetçiler işçinin kim olduğunu, ne olduğunu anlamalı, anlatmalı. Siyasetçi her konuşmasında mutlaka işçinin, emekçinin haklarından söz etmeli ama tersine herkes işçiden besleniyor. İşçi olmadan patron, sendikacı olamayacağı gibi siyasetçi de olamaz. İşçi olmadan milletvekili, cumhurbaşkanı da olunamaz. Bu nedenle siyasetçiler, ülkeyi yönetenler üç cümlelerinden birini işçiye ayırmazsa bu korku kırılmaz. Türkiye’de asgari ücret ile çalışan yüzde 47. Dünyada bu oran yüzde 7. Tüm siyasi partiler, asgari ücretin ne olması gerektiğiyle ilgili bir miktar söylüyor, biri bile “Biz bu oranı yüzde 10’a indireceğiz” demiyor.

-İşçi hakları söz konusu olduğunda siyasetten destek görmüyor musunuz?
Hiç görmüyor değiliz, biz eylem yaptığımızda  yanımızda gelirler. Ama biz, “Biz eyleme çıkmadan siz bu haksızlıkları dillendirin” diyoruz. Bu ülkede işçisini, emekçisini, emeklisini sürekli dile getiren kaç siyasetçi var… Oy zamanında gelirler, başka zaman yoklar. İşçinin ihtiyacı olmadan derdini dinleyin, ihtiyaç olduğunda zaten herkes dert dinliyor. Saz çalmaya başladığında sesi herkes duyar, işçi sazı çalmaya başlamadan önce siyasetçi sazı eline alsa, işçi dinlese daha kıymetli olur.

-Soma bir maden kenti olmasına rağmen bugüne kadar madencilerin siyasette yeterince temsil edilmediği eleştirileri var. Sizce neden bir madenci belediye başkanı ya da güçlü bir siyasi temsil çıkmıyor?
Kimin başkan, kimin meclis üyesi olacağını işveren seçer. İşçinin içinden çıkmaz. Siyasi temsil için işçinin bilinçli olması şart. Önce eşinin değerini, çocuğunun kıymetini, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın anlamını, bunun işçiye verdiği hakkı hukuku bilmesi gerek.

-İşçi önce sınıf bilinci mi kazanmalı?
Önce işçi sınıfı bilinçlenecek. Sınıf bilinci olmayan bir işçiyi herkes istediği yere çeker. Her rengi gösterirler ama beyazı saklarlar. Siyaset de sendikalar da böyledir. Tümü aynı masaya oturur, işçiyi pazarlar. Çıkan her yeni yasada işçinin hakkından alınır. İşçi kendisi için iyi bir yasa çıktığını zanneder ama çıkan yasayla işçinin 100 lirası varsa 10 lirasını çoktan almış olurlar. Her yeni yasada işçi kaybeder, daha çok köleleşir. İşçi hem kaybetsin hem şükretsin isterler.

-İşçiler bugün maaş aldıklarına dahi şükreder duruma mı geldi?
Mücadele eden insan sonunda kazanamasa bile elinden geleni yaptığı için şükredebilir. Ama mücadele etmeden, hiçbir şey yapmadan şükredilmez. Gücün yoksa yukarıdakiler işçinin şükretmesini ister, işçiye şükretmeyi öğretir. İnsanın cebinde sadece 1 lira çay parası varsa onu bile kaybetmekten korkar ve şükretmeye alışır. Korku burada başlar, parası olmayan, eğitimi olmayan cümle kuramaz, hak arayamaz. Bu ülkede işçi, emekçi, halk bilinçlenmeden olmaz. Bizim bir mücadelemiz de işçimizi bilinçlendirme mücadelesidir.

“Emekçileri ekmekleriyle tehdit etmeyin”

-Türkiye’de muhalefete yönelik operasyonlar ve yargı süreçleri gündemde. Bu siyasi atmosfer işçi hareketine ve sendikal mücadeleye nasıl yansıyor?
Siyasetçinin sesi arttıkça işçinin sesi daha da kısılır. Siyasetçinin sesi ne kadar çok yükselirse işçi o kadar çok ezilir. Mutlak butlan çıktı, Trump geldi, işçi unutuldu. İşçinin cebinden çıkan paralar konuşulmuyor. İşçiyi düşünen yok. Maaşını alamadığını, iş cinayetine kurban gittiğini söyleyen yok. Siyaset kaynayınca işçi daha da görülmez olur.

‘Emekçileri ekmekleriyle tehdit etmeyin’
-Siz kaç yıl yer altında çalıştınız ve bugün aldığınız emekli maaşı ne kadar?
22 yıl yer altında çalıştım, emekli maaşım asgari ücretin altında. Açlık sınırında da yoksulluk sınırında da yokum. Emeklilerin maaşının buraya kadar düşmesinde siyasetçi ne kadar suçluysa sendikacılar da o kadar suçlu.

-Madencilikte en acil çözülmesi gereken üç sorun olarak neleri sıralarsınız?
Maden işçilerinin maaşları gününde ödenmiyor, maaşlar gününde ödensin. İşçileri ekmekleriyle tehdit etmesinler, korkutmasınlar ve işçilerimizi eğitsinler. Sendika, işveren kim yapabiliyorsa, kimin imkanı varsa işçiyi bilinçlendirsin. Bilinçli işçi nitelikli işçidir, bilinçsiz işçi ise her şeyi yapabilen ama ne yaptığını bilmeyen işçidir.

Portre
1976’da Manisa’nın Soma ilçesinin Ularca Köyü’nde doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra askere gidene kadar hayvancılık ve çiftçilik yaptı. Vatani görevini tamamlamasının ardından maden ocaklarında işe başladı. 22 yıl maden işçisi olarak çalıştı. Sendikal yaşamı, 2018’de kurulan Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nda başladı. Kurucu merhum başkan Tahir Çetin’in genel başkanlığı döneminde mahalle sekreteri görevinde bulundu. Çetin’in ardından genel başkan seçilen Çakır, beş yıldır genel başkanlık görevini sürdürüyor.

]]>
Temel Conta: 595 günlük direniş sona erdi https://yenidunya.org/emek-gundemi/34302/temel-conta-595-gunluk-direnis-sona-erdi/ Mon, 27 Jul 2026 08:45:43 +0000 https://yenidunya.org/?p=34302 ‘Direnişimiz patron düzeninin sürdüğünü gösterdi’

Grev kırıcılığına ve baskılara rağmen 595 gündür hakları için direnen Temel Conta işçileri, çadır grevlerini sonlandırarak mücadelelerini yargı yoluyla vereceklerini duyurdu. İşçilerden Kaya: Direnişimiz patron düzeninin sürdüğünü gösterdi.

Grev kırıcılığına, patron ve iktidar baskılarına rağmen 595 gündür yağmur çamur demeden İzmir Torbalı’da hak mücadelesi veren Temel Conta işçileri, çadır grevlerini sonlandırarak mücadelelerini yargı yoluyla devam ettireceklerini açıkladı.

Devletin patron düzenine karşı işçileri yalnız bıraktığını söyleyen Temel Conta direnişçisi Sinem Kaya, direnişlerinin son bulmasının üzüntüsünü yaşarken “Artık katlanamadık. Elimizden gelen her leyi yaptık ancak sömürü düzenine ve biz dışarıdayken bize içeriden gülen patrona dayanamadık” dedi.

“595 gündür direniyoruz ancak devlet patronu koruyor. 595 gündür direndik ancak bu direnişte patron düzenini işlediğini gördük. Artık hukuk yoluna götürmek istedik. Grevdeki işçilerin yerine işçi alarak grev kırıcılığı yapan patron yerine defalarca biz ifadeye çağırıldık. Bu bize patron düzenin tıkır tıkır işlediğini bir defa daha gösterdi” diyen Kaya, yalnızca anayasal hak olan sendika haklarını ve ödenmeyen ücretlerini talep ettiklerini söyledi.

Kaya, Temel Conta’nın işverenin hobi bahçesi olduğunu belirterek konuşmasına şöyle devam etti:
“Son ana kadar dayandık ama patronun bize bakıp içeriden gülmesine katlanamıyoruz. ‘Ben gerekirse batarım ancak yine de o işçilerin haklarını vermem’ dedi. 75 yaşında ve öz yeğenlerini bile kovdu orayı hobi bahçesi olarak kullanıyor, kendisini dev aynasında görüyor. Hakkımızı istememizi sindiremiyor ‘onlar kim bizim karşımıza çıkıyor’ diyor. Herkesi ezilmesi gereken bir böcek olarak görüyor.”

Kaya son olarak yalnızca çadır grevlerinin sonlandığını, mücadelenin yargı yoluyla sürdürüleceğini söyledi.

Kaynak: BirGün

]]>
Kampüste görünmeyen açlık: Her 10 öğrenciden 4’ü öğün atlıyor https://yenidunya.org/genclik/34299/kampuste-gorunmeyen-aclik-her-10-ogrenciden-4u-ogun-atliyor/ Mon, 27 Jul 2026 08:37:58 +0000 https://yenidunya.org/?p=34299 Artan fiyatlar ve eriyen KYK bursları, öğrencileri gıda güvencesizliğiyle karşı karşıya bıraktı. Gıda Adaleti Kolektifi’ne göre 10 öğrenciden 4’ü öğün atlıyor. Kolektifin araştırmasında üniversite öğrencilerinin % 69,6’sı günde iki öğün ya da daha az yemek yiyor. Yarıdan fazlası haftada üç gün makarna tüketiyor.

Ülkede artan gıda fiyatları ve alım gücü eriyen KYK bursları, üniversite öğrencilerini çoğu zaman görünmeyen bir gıda güvencesizliğine itiyor. Öğrencinin hayatı gıdayı kısmakla, öğün atlamakla ve ‘‘Ne kadar tutar?’’ hesabıyla geçiyor. Sosyal hayatından vazgeçen ve sağlığını bütçeye feda eden öğrencilerin deneyimleri üzerine gerçekleştirilen araştırmanın yürütücüsü Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cemil Yıldızcan, sorunun yalnızca açlıkla sınırlı olmadığını vurgulayarak ‘‘Üniversite öğrencileri için asıl sorun yalnızca aç kalmak değil yeterli ve sağlıklı gıdaya düzenli ve insan onuruna uygun biçimde, kaygı, utanç ve suçluluk yaşamadan erişememek’’ dedi.
Türkiye’de gıda fiyatları son dört yılda katlanarak arttı. Türk-İş verilerine göre sağlıklı ve yeterli beslenmenin aylık maliyeti son dört yılda yaklaşık yüzde 462 artarken, aynı süreçte KYK bursundaki artış yüzde 371’de kaldı. Bu tabloya göre yetersiz kalan bursun sağlıklı beslenme maliyetini karşılama gücü geriledi: 2022’de bu maliyetin yaklaşık yarısını karşılayan burs, 2026’da yalnızca yüzde 41’ini karşılayabiliyor.
Hal böyleyken öğrencilerin gıdaya erişimi giderek zorlaşıyor. Her öğünde maliyet hesabı yapmak, gıdayı kısmak, öğün atlamak ve sağlıklı beslenmeyi ertelemek gündelik hayatın sıradan bir parçası haline geliyor. Bu güvencesizlik çoğu zaman açık açlık biçiminde değil, gündelik “idare etme” pratiklerinin içine gömülmüş halde yaşandığı için dışarıdan kolayca fark edilmiyor.
Temmuz 2025 ve Haziran 2026 tarihleri arasında yürütülen araştırma İstanbul’daki farklı üniversitelerden 300’ü aşkın öğrencinin katıldığı bir anketin yanı sıra derinlemesine görüşmeler ve odak grup çalışmalarına dayanıyor. Bulguları BirGün’e değerlendiren Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cemil Yıldızcan, araştırmanın öğrencilerin deneyimlerini yalnızca belgelemeyi değil, bu bilgiyi onlarla birlikte ortak taleplere dönüştürmeyi de amaçladığını ve sürecin farklı kampüslerden öğrencileri ortak bir mücadele gündemi etrafında buluşturmayı amaçlayan Gıda Adaleti Kolektifi’nin kuruluşuna da zemin hazırladığını belirtiyor.
Bu süreçte çalışmanın klasik bir akademik araştırmanın ötesine geçerek aktivist bir yönelim kazandığını ve katılımcı eylem araştırmasına doğru ilerlediğini söyleyen Yıldızcan, amaçlarının öğrencilerin deneyimini kaydetmekle sınırlı olmadığını vurguluyor: “Mesele sadece öğrencilerin deneyimlerini kaydedip betimleyerek akademik bilgi üretmek değil, bu deneyimlerin hangi yapısal sorunlara işaret ettiğini anlayıp bunu kamusal, kolektif ve dönüştürücü bir bilgiye nasıl çevirebileceğimizi düşünmek. Yani yalnızca akademi için değil, bir hak talebinin gelişmesi, taraf olanların güçlenmesi ve kurumsal bir dönüşüm için bilgi üretmeyi kastediyorum.”

Gizli gıda güvencesizliği
Araştırmanın bulgularını anlatan Yıldızcan, mevcut durumu “gizli gıda güvencesizliği” olarak nitelendirerek şunları söyledi:
“Gizli gıda güvencesizliği derken, öğrencilerin mutlaka bütünüyle gıdasız kalmadığı, fakat yeterli ve nitelikli gıdaya düzenli erişemediği için çoğu zaman kolayca fark edilmeyen bir deneyimden söz ediyoruz. Gizli gıda güvencesizliği, öğrencinin hiç yemek bulamamasından ibaret değil. Her gün bir şeyler yese bile yeterli ve nitelikli gıdaya düzenli erişememesi; öğünlerini küçültmesi, ucuz gıdalarla geçiştirmesi, sosyal hayattan çekilmek zorunda kalması ve bütün bunların olağan bir ‘öğrencilik hali’ gibi görünmesi demek. Asıl mesele yalnızca karın doyurmak değil; yeterli, sağlıklı ve iyi gıdaya düzenli ve insan onurunu koruyarak erişebilmek. Yani yetersizlik, utanç ya da suçluluk hissetmeden, sürekli ‘param yetecek mi?’ kaygısıyla yaşamadan beslenebilmek. Görüşmelerde, arkadaş ortamında aç olduğu halde ‘ben tokum’ diyen öğrencilerin deneyimleriyle karşılaştık. Ankete katılanların yaklaşık 3’te 1’i de gıda maliyetleri nedeniyle sık sık sosyalleşmekten kaçındığını söylüyor. Bu noktada meselenin yalnızca açlık olmadığı, gıdaya erişimin sosyal hayatı ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi de biçimlendirdiği görülüyor. Utanma, yetersizlik ve öfke kişisel görünse de yapısal koşullardan doğan ve politik anlam taşıyan duygular; ancak bugün çoğunlukla içe kapalı yaşanıyor.”

Günde iki öğün artık “öğrenci hali”
Araştırmaya katılan öğrencilerin yaklaşık yüzde 70’i günde iki öğün ya da daha az yemek yiyor. Yıldızcan bu duruma ilişkin şunları söyledi:
“Öğün sayısı elbette tek başına gıda güvencesizliğini göstermiyor. Ancak bu bulguyu ekonomik nedenlerle sağlıklı beslenememe, ay sonuna doğru öğünleri küçültme ve gıdaya erişimde yaşanan diğer güçlüklerle birlikte değerlendirdiğimizde, iki öğünle yetinmenin giderek olağanlaştığını görüyoruz. Görüşmelerde bu düzenin sık sık öğrenciliğe özgü, geçici ve katlanılması gereken bir durum gibi anlatılması da dikkat çekiyor. İki öğünle yetinmek, öğünü küçültmek ya da geçiştirmek, sanki öğrenci olmanın ödenmesi gereken doğal bir bedeliymiş gibi kabul ediliyor.”

Aile evinden çıkınca yük ağırlaşıyor
Günde iki öğün ya da daha az yeme oranı aile yanında kalanlarda yaklaşık yüzde 57 iken aile dışında yaşayan öğrencilerde yaklaşık yüzde 80’e çıkması bu durumun arkasındaki zorlayıcı faktörleri görünür kılıyor. Ekonomik nedenlerle sağlıklı beslenemediğini söyleyenlerin oranı da aile dışında yaşayanlarda belirgin biçimde yükseliyor. Yıldızcan bu durumu şöyle aktardı:
“Aile evinden çıkmak, çoğu öğrenci açısından gıdaya erişme ve beslenmeyi sürdürme sorumluluğunun daha fazla bireyselleşmesi anlamına geliyor. Barınma kriziyle gıda krizi birbirinden ayrı değil. Öğrencinin kira ya da yurt gideri, mutfağa erişimi, ulaşımda geçirdiği süre ve yemek hazırlamaya ayırabildiği zaman, neyi ve nasıl yiyebileceğini doğrudan etkiliyor. Barınmaya ve ulaşıma ayrılan para arttıkça gıda bütçesi daralıyor; mutfak ya da zaman olmadığında ise öğrenci dışarıdan yemek, hazır gıda veya öğünü geçiştirme gibi daha sınırlı seçeneklere yöneliyor. Aile dışında yaşayan öğrenci çoğu zaman yalnızca yemeğin parasını değil, onu planlama, temin etme, hazırlama ve saklama yükünü de üstleniyor.”

Sağlık, bütçeye feda ediliyor
Ekonomik baskı, öğrencilerin yalnızca ne kadar yediğini değil, ne yediğini de belirliyor. Ankete katılanların yaklaşık 3’te 2’si gıda tercihlerinde öncelikle fiyatı düşündüğünü söylüyor. Benzer bir oran, maddi nedenlerle sık sık daha ucuz ya da indirimli ürünlere yöneldiğini belirtiyor. Öğrencilerin yarıdan fazlası ise ekonomik nedenlerle sağlıklı beslenemediğini ifade ediyor. Yıldızcan bu tabloyu şöyle değerlendirdi:
“Öğrenciler ne yemek istediklerinden ya da neye ihtiyaç duyduklarından önce neyi karşılayabileceklerini düşünüyor. Sağlıklı gıdaya erişim öğrencinin bireysel bütçesine bırakıldığında beslenme bir hak olmaktan çıkıp sürekli bir maliyet hesabına dönüşüyor.”

Ay sonu öğün azalıyor
Bu baskı ayın sonuna doğru daha da belirginleşiyor. Öğrencilerin yaklaşık yarısı gıda alışverişini ya da öğün miktarını azalttığını belirtiyor. Her 10 öğrenciden dördü de sık sık öğün atladığını söylüyor. Yıldızcan, öğün atlamanın her zaman ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını, ancak görüşmelerde ay sonuna doğru alışverişini kısan ve öğünlerini küçülten öğrencilerin anlatılarının tekrarlandığını vurguladı:
“Bu durum, ay boyunca aynı düzen ve nitelikte gıdaya erişilemediğini gösteriyor. Ayın sonuna yaklaştıkça öğrencinin yalnızca yediği miktar değil, önündeki seçenekler de daralıyor.”
Bu daralma öğrencilerin sofralarına da yansıyor. Ankete katılanların yarıdan fazlası haftada en az üç gün makarna tüketiyor; pilav ve fast food da sık tüketilen seçenekler arasında yer alıyor. Yıldızcan bu durumu şöyle açıkladı:
“Makarna burada yalnızca bir yemek değil; öğrencinin bütçesi daraldıkça ucuz ve doyurucu seçeneklere sıkışmasının simgesi. Görüşmelerde öğünü makarna, simit ya da bisküviyle geçiştirme, hazır ve işlenmiş gıdalara yönelme ve daha nitelikli gıdayı erteleme pratikleri tekrar tekrar karşımıza çıkıyor.”

Kriz, tek başına göğüsleniyor
Araştırmaya katılanların % 80’e yakını son bir yılda herhangi bir doğrudan gıda desteğinden yararlanmadığını söyledi. Kampüs ortamında sağlıklı ve erişilebilir yemek seçeneklerini her zaman ya da sık sık bulabildiğini söyleyenlerin oranı ise yaklaşık olarak %14. Bu yalnız bırakılma halinin ancak örgütlü bir dayanışmayla aşılabileceğini belirten Yıldızcan sözlerini şu şekilde tamamladı:
“Öğrenciler bu krizi çoğu zaman tek başına yönetmeye zorlanıyor. Oysa gıdaya erişimi eğitime erişimin ayrılmaz bir parçası olarak kabul etmek gerekiyor. Devletten belediyelere, üniversitelerden YÖK’e kadar bütün kurumlara burada sorumluluk düşüyor. Üstelik sorun yalnızca fiyat değil; yemekhanenin kapasitesi, yemek saatleri, kuyruklar, yemeğin bitmesi, menülerin niteliği ve farklı beslenme ihtiyaçlarının karşılanmaması da erişimi belirliyor. Bu sorunları yalnızca fiyatlara ve hizmet sayılarına bakarak anlamak mümkün değil. Gündelik deneyimin karar süreçlerine taşınması ve çözümün nasıl kurulacağına bu deneyimi yaşayanların da katılması gerekiyor. Araştırmanın ortaya çıkardığı sorunları ortak taleplere dönüştürecek dayanışmayı hep birlikte ve aşağıdan yukarıya inşa etmemiz gerekiyor.”

Gıdaya erişim temel haktır
Araştırma sürecinde kurulan Gıda Adaleti Kolektifi, gıda güvencesizliğine karşı kampüsler arası ortak bir mücadele yürütmeyi amaçlıyor. Kolektif üyesi Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Beyza Beyhan, neden bir araya geldiklerini şöyle anlatıyor:
“Bugün üniversitelerimizde yaşanan gıda krizi, gıdanın temel bir insan hakkı olmaktan çıkarılıp piyasada alınıp satılan bir metaya dönüştürülmesinin doğrudan sonucudur. Gıda, herkesin eşit ve nitelikli biçimde ulaşabildiği kamusal bir hak olması gerekirken biz öğrenciler için bireysel bir külfete dönüştürülmüştür. Yetersiz burslar ile birlikte yemekhanelerde niteliksiz ve besin değeri düşük öğünlere, kantinlerde ise fahiş fiyatlara mahkûm ediliyoruz. Gıda Adaleti Kolektifi olarak biz bu çaresizlik dayatmasını kabul etmiyoruz. Kampüslerimizde kendi alternatiflerimizi kurmak ve bu güvencesizliği değiştirmek için bir araya geldik. Vegan, vejetaryen ve glutensiz ayrımı gözetilmeksizin her tabağın eşit, sağlıklı ve nitelikli olmasını talep ediyoruz. Kendimizi çaresiz tüketiciler olarak görmüyoruz; insanca bir yaşam için kampüsler arası mücadeleyi hep birlikte büyütmek istiyoruz.”

Öğrencinin sofrasındaki tablo
Araştırmadan öne çıkan veriler:
•%69,6’sı günde iki öğün ya da daha az yemek yiyor.
•%66’sı gıda alışverişinde ilk olarak fiyata bakıyor.
•Yarıdan fazlası ekonomik nedenlerle sağlıklı beslenemediğini söylüyor.
•Her iki öğrenciden biri ay sonuna doğru gıda alışverişini ya da öğün miktarını azaltıyor.
•Her 10 öğrenciden 4’ü sık sık öğün atlıyor.
•Yarıdan fazlası haftada en az üç gün makarna tüketiyor.
•Yaklaşık üçte biri maliyetler nedeniyle sosyalleşmekten kaçınıyor.
•%80’i son bir yılda hiçbir gıda desteğinden yararlanmadı.
•Kampüste sağlıklı ve erişilebilir yemek bulabildiğini söyleyenlerin oranı yalnızca %14.

Üniversite öğrencileri, kampüslerde gıda güvencesizliğine karşı eylemler yapıyor.

Kaynak: Atahan Uğur / BirGün

]]>
TÜRK-İŞ’ten bölgesel asgari ücret çağrılarına tepki https://yenidunya.org/emek-gundemi/34296/turk-isten-bolgesel-asgari-ucret-cagrilarina-tepki/ Sat, 25 Jul 2026 15:40:23 +0000 https://yenidunya.org/?p=34296 TÜRK-İŞ, işverenlerin bölgesel asgari ücret taleplerine tepki göstererek, bölgesel asgari ücret uygulamasının işçiye, emekçiye ve ülkeye zarar vereceğini, tartışılması gereken asıl konunun ise asgari ücretin geçim ücreti seviyesine yükseltilmesi olduğunu belirtti.
TÜRK-İŞ, 28 bin 75 lirayı bile çok gören işverenlere “Konuşulması gereken geçim ücretidir” diyerek yüklendi.

“İşçilere bir fayda sağlamayacağını biliyoruz”
TÜRK-İŞ Yönetim Kurulu tarafından yapılan yazılı açıklamada, son dönemde bazı işverenlerin asgari ücretin bölgesel olarak belirlenmesi yönünde taleplerinin olduğu anımsatılarak, bu talebin iyi niyetli olmadığı, daha fazla kazanma hırsından kaynakladığı savunuldu.
Bölgesel asgari ücretin 1960’lı yıllarda denendiği ancak olumsuz sonuçlara yol açtığına işaret edilen açıklamada, “1974’te ulusal düzeyde asgari ücret tespit sistemine geçildi. Şimdi bu konunun yaklaşık 60 yıl sonra tekrar gündeme getirilmesinin işçilere bir fayda sağlamayacağını hepimiz çok iyi biliyoruz” ifadesi kullanıldı.

TÜRK-İŞ'ten bölgesel asgari ücret çağrılarına tepki

“İşçiye de emekçiye de ülkeye de kötülüktür”
Açıklamada, bir grup işverenin, bölgesel asgari ücret uygulamasını yeniden gündeme taşıdığı belirtilerek şunlar kaydedildi:
“Bölgesel asgari ücreti gündeme getirmek ya da bunu savunmak, işçiye de emekçiye de ülkeye de kötülüktür. Konuşulması gereken, asgari ücretin geçim ücretine dönüştürülmesidir. Hayatını emeğiyle sürdüren herkesin bölgesel asgari ücret planlarına karşı durması gerekiyor. Bölgesel asgari ücret, başta işçi ve emekçiler arasında olmak üzere tüm ülkede ayrışmalara neden olabilecek, gerilimleri artırabilecek ve toplumsal huzuru zedeleyebilecek son derece riskli bir öneridir. Bu öneride bulunanlar ise art niyetlidir.”

İşverenler daha çok kar istiyor
TÜRK-İŞ’in, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun yapısına ve Komisyonda alınan kararlara itiraz ettiğinin hatırlatıldığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Konfederasyon olarak 2026 yılı Asgari Ücret Tespit Komisyonunda yer almadık. Bu tepkimizi, asgari ücretin insan onuruna yakışır bir seviyede ve daha geniş bir katılımla sağlanması düşüncesiyle ortaya koyduk. Asgari ücretin bir geçim ücreti olmadığını, önceki yıllarda da imza atmadığımız ve muhalefet şerhi koyduğumuz komisyon kararlarında defalarca dile getirdik. Asgari ücretin 28 bin 75 lira olduğu günümüzde, bir işçi bu parayla ailesini geçindirmek zorunda kalıyor. Ama gözünü kar hırsı bürümüş bazı patronlar mevcut rakamı bile çok görüyor. Bölgesel asgari ücret talebinde bulunmak, ‘asgari ücret bazı şehirlere göre yüksek’, ‘ben işveren olarak, daha çok kazanmak, daha çok kar etmek istiyorum’ demenin bir başka yoludur.”

]]>
KAMU-İŞ: Dört kişilik ailenin açlık sınırı 38 bin 216 liraya yükseldi https://yenidunya.org/emek-gundemi/34289/kamu-is-dort-kisilik-ailenin-aclik-siniri-38-bin-216-liraya-yukseldi/ Fri, 24 Jul 2026 14:29:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=34289 KAMU-İŞ Açlık-Yoksulluk Sınırı Araştırması Temmuz 2026 sonuçları açıklandı.
Rapora göre:
-Açlık sınırı 38 bin lirayı aştı
-Dört kişilik bir ailenin sadece gıda için bir ayda yapması gereken harcama temmuzda önceki aya göre 220 lira artarak 38 bin 216 liraya yükseldi.
-Yoksulluk sınırı ise 1.230 lira daha artarak 117 bin 336 liraya kadar tırmandı.
-Açlık sınırı temmuzda asgari ücretin 10 bin 141 lira, 23 bin 552 liraya çıkarılan en düşük emekli aylığının ise 14 bin lira 75 lira üzerine çıktı.
-Temmuzda yüzde 17,76 oranında zamlanıp 70 bin 218 liraya çıkan düşük memur maaşı açlık sınırının yüzde 59,8’ini karşılayabilir hale geldi.

KAMU-İŞ: Dört kişilik ailenin açlık sınırı 38 bin 216 liraya yükseldi

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için aylık olarak yapması gereken gıda harcamasının yanı sıra gıda dışındaki ihtiyaçlarını da yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken harcamayı dikkate alarak hesapladığı açlık-yoksulluk sınırı araştırmasının Temmuz 2026 sonuçları açıklandı.

Açlık sınırı temmuzda 38 bin lirayı aşarken, yoksulluk sınırı da gıdayla birlikte başta barınma ve ulaştırma olmak üzere diğer harcamalarda yaşanan yüksek fiyat artışlarının etkisiyle 117 bin lirayı geçti. Türkiye’nin siyasi ve ekonomik krizlere yatkın yapısı ve enflasyondaki katılık yüzünden açlık ve yoksulluk sınırının önümüzdeki aylarda da artmaya devam etmesi bekleniyor.
Açlık sınırı temmuzda önceki aya göre 220 lira artarak 38 bin 216 liraya yükselirken, gıda dışındaki gereksinimler için yapılması gereken harcama ise 1.011 liralık yükselişle 79 bin 121 liraya çıktı. İkisinin toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise önceki aya göre 1.230 lira artarak 117 bin 336 lira oldu. Son bir yılda açlık sınırı 10 bin 546 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 21 bin 488 lira ve yoksulluk sınırı 31 bin 992 lira artış gösterdi.

Ücretler ve açlık-yoksulluk sınırı
Açlık sınırı 28 bin 75 lira olan asgari ücretin 10 bin 141 lira, Buay23 bin 552 liraya çıkarılan en düşük emekli aylığının ise 14 bin 664 lira üzerine yükseldi. Yıl başında yüzde 27 oranında zam yapılan asgari ücret, bu ay yüzde 13,52 oranında artırılan kamu çalışanlarının ücretleri ve yüzde 17,76 oranında artırılan emekli aylıklarının satın alma gücünün büyük bir kısmı yılın ilk yedi ayında eridi. Tüm beklentilere rağmen yılın ikinci yarısı için artırılmayan asgari ücretin temmuz ayı açlık sınırını karşılayabilmesi için en az yüzde 36,1 oranında artırılması gerekiyordu.
Buna göre asgari ücretli ve asgari ücrete yakın ücret alan 10 milyon çalışan, en düşük emekli aylığı alan 5,1 milyon kişi ve aileleri gıda yoksulluğuyla karşı karşıya bulunuyor. Bu rakamlara en düşük emekli aylığına yakın emekli aylığı alanlar ve hiçbir geliri olmayanlar da dikkate alındığında, Türkiye nüfusunun çok büyük bir ölümünün gıda yoksulluğu çektiği tahmin ediliyor.
Asgari ücret temmuzda dört kişilik bir ailenin sadece 22 günlük beslenme giderini, yoksulluk sınırının ise dörtte birini zor karşılıyor. Ailede dört kişinin asgari ücretle çalışarak haneye getireceği gelir bile yoksulluk sınırının 5 bin 36 lira altında kaldı. Diğer bir ifadeyle dört asgari ücret giren dört kişilik bir aile bile yoksulluk sınırını yenemiyor. En düşük emekli aylığı sadece 18 günlük beslenmeye yetiyor, yoksulluk sınırının ise sadece yüzde 20’sinde kalıyor.
Yılın ikinci yarısı için aile ve çocuk yardımı dahil 70 bin 218 liraya yükselen en düşük memur maaşı yoksulluk sınırının yüzde 60’ını, 81 bin 23 liraya yükselen ortalama memur maaşı ise yüzde 69’unu karşılıyor. Yoksulluk sınırını karşılayabilmesi için en düşük memur maaşının en az yüzde 67, ortalama memur maaşının ise yüzde 44,8 oranında artırılması gerekiyordu.

KAMU-İŞ: Dört kişilik ailenin açlık sınırı 38 bin 216 liraya yükseldi

Açlık sınırı
Türkiye genelinde de yaygın şube ağı bulunan ve en fazla alış-veriş yapılan marketlerden Ankara’da derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et-balık-yumurtaya aylık olarak yapılması gereken harcanma temmuzda 202 lira azaldı, ancak son bir yılda ise 2 bin 322 lira artarak 10 bin 883 lira oldu.
Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre değişmedi, geçen yılın aynı ayına göre ise 232 liralık artışla 740 lira oldu.
Temmuzda 140 lira daha artarak, 8 bin 182 liraya yükselen süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama yıllık olarak ise 2 bin 724 lira artış kaydetti.
Taze meyve için harcanması gereken tutar önceki aya göre 417 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 598 lira azalarak 2 bin 978 liraya geriledi. Sebze için yapılması gereken harcama ise önceki aya göre 576 lira artarak 6 bin 5 liraya çıktı. Sebze harcaması geçen yılın aynı ayına göre ise 2 bin 939 lira arttı.

Ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama temmuzda önceki aya göre değişmedi, geçen yılın aynı ayına göre ise 1.053 lira artarak 3 bin 275 lira oldu. Pirinç ve bulgur harcamaları ise 20 lira azaldı ve 1.634 liraya indi. Yağ için yapılması gereken harcama da önceki aya göre 132 lira artarak 1.022 lira oldu. Pirinç- bulgur harcaması son bir yılda 570 lira, yağ harcamaları da 409 lira artış kaydetti.
Şeker, bal, pekmez, reçel harcaması önceki aya göre 11 lira yükselerek 2 bin 723 liraya çıktı. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise değişmedi ve 779 lirada kaldı. Şeker, bal, reçel harcamalarında son bir yılda 770 liralık, zeytin harcamalarında ise 126 liralık artış oldu.
Yetişkin erkek için 2.800, kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre temmuzda açlık sınırı yetişkin erkek için 11 bin 158 liraya, yetişkin kadın için 8 bin 759 liraya, çocuk için 6 bin 360 liraya ve genç için de 11 bin 939 liraya çıktı.

Gıda dışı harcamalar
Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı ihtiyaçların fiyat değişimleri de esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini de “insan onuruna yaraşır bir şekilde ve yoksunluk hissi çekmeden” karşılayabilmesi için aylık olarak yapması gereken harcama tutarı 79 bin 121 liraya çıktı.

KAMU-İŞ: Dört kişilik ailenin açlık sınırı 38 bin 216 liraya yükseldi

Dört kişinin ortalama giyim ve ayakkabı harcamaları 6 bin 646 lira oldu. Barınma (kira dâhil) harcamaları ortalama 23 bin 705 liraya, ev eşyası harcamaları 8 bin 223 liraya yükseldi. Sağlık harcamaları 3 bin 184 liraya çıktı. Ulaştırma harcamaları 18 bin 330 liraya indi. Bilgi ve iletişim harcamaları 3 bin 273 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 2 bin 158 liraya, eğitim harcamaları 2 bin 944 liraya yükseldi. Tatil-otel harcamaları 5 bin 928 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili ilgili harcamalar 4 bin 730 liraya kadar tırmandı.

Yoksulluk sınırı
Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır şekilde ve hiçbir yoksunluk hissi duymadan yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise Temmuz 2026 itibariyle 117 bin 336 liraya çıktı. Yoksulluk sınırında temmuzda 1.230 liralık, yılın ilk yedi ayında 22 bin 423 liralık ve son bir yıllık dönemde ise 31 bin 992 liralık artış oldu.

]]>
KAMU-AR: Gıda fiyatları son bir yılda yüzde 60,9 artış kaydetti https://yenidunya.org/emek-gundemi/34279/kamu-ar-gida-fiyatlari-son-bir-yilda-yuzde-609-artis-kaydetti/ Thu, 23 Jul 2026 14:12:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=34279 Kamu-İş, Halkın enflasyonu araştırması Temmuz 2026 açıklandı.
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu araştırma birimi KAMU-AR’ın Temmuz 2026 raporuna göre; gıda enflasyonundaki artış sürüyor. Aylık yüzde 1.6 olarak ölçülen gıda enflasyonu, yıllık bazda ise yüzde 60’ı geçti.

KAMU-AR: Gıda fiyatları son bir yılda yüzde 60,9 artış kaydetti

-Gıda fiyatları temmuzda yüzde 1,6 arttı
-Halkın en fazla tükettiği gıda maddelerinden oluşan bir sepet esas alınarak yapılan hesaplamaya göre, yılın ilk yedi aylık dönemindeki gıda enflasyonu yüzde 37’ye ulaştı.
-Gıda fiyatları temmuz 2026 itibariyle son bir yılda ise yüzde 60,9 oranında artış kaydetti.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge birimi KAMUAR’ın fiyatlarını Türkiye’nin büyük bir bölümünde yaygın şubeleri bulunan zincir marketlerden derlediği ve halkın en fazla tükettiği 64 temel gıda maddesinden oluşan bir sepeti esas alarak hesapladığı gıda fiyatları endeksinin Temmuz 2026 sonuçları açıklandı.
Gıda fiyatlarında yaşanan yüksek oranlı artış, hızı azalsa da yaz aylarında da devam ediyor. Haziranda yüzde 1,9 oranında artan gıda fiyatlarında temmuz ayında da yüzde 1,6 oranında artış yaşandı. Yılın ilk yedi aylık döneminde yüzde 37 ve son bir yıllık dönemde ise yüzde 0,9 oranında artış gerçekleşti. Birleşik Kamu – İş Gıda Fiyatları Endeksindeki aralıksız artış serisi de temmuzla birlikte 74 aya kadar yükseldi.

Açlık riski büyüyor
Türkiye’nin içerisinde bulunduğu yüksek enflasyon sürecinin gıda fiyatları aracılığıyla ücretliler, dar gelirliler ve yoksullara çıkardığı fatura ağırlaşmaya devam ediyor.
Gıda fiyatları, Türkiye’nin, içinde bulunduğu bu enflasyon sarmalına sürüklendiği Eylül 2021’den başlayarak Temmuz 2026’ya kadar yüzde 2.169 oranında arttı. Eylül 2021’de 100 liraya satın alınan bir gıda sepeti için bu yıl temmuz ayında 2.269 lira ödemek gerekti.

KAMU-AR: Gıda fiyatları son bir yılda yüzde 60,9 artış kaydetti

Gıda fiyatlarının yüzde 2.169 oranında arttığı Eylül 2021’den bu yana kamu çalışanlarının maaş ve ücretlerinde yaşanan artış ise yüzde 1.292’de kaldı. Diğer bir ifadeyle Eylül 2021’de 100 lira olan ortalama kamu çalışanı ücreti Ocak 2026 itibariyle 1.392 liraya çıktı ve bu yıl sonuna kadar da böyle devam edecek. Gelirlerindeki artış gıda fiyatlarındaki artışı bile karşılamaya yetmeyen ücretlilerin alım gücü gıda fiyatlarına karşı karşısında reel olarak yüzde 41,2 oranında eridi.  Buna göre bir kamu çalışanının 2021 yılında maaşıyla aldığı gıda sepetinin şimdi en fazla yüzde 59’unu alabiliyor.
Gıda fiyatlarının son yıllarda, ücret ve diğer gelirlerdeki artıştan daha yüksek oranda artması ülkedeki açlık ve yoksulluk riskini büyütüyor. Bu risk önümüzdeki aylarda da büyümeye devam edecek. Zira hem tarım sektörünün sorunları hem de girdi fiyatları artıyor. Bu yıl şubat ayında tarımsal girdi fiyatları yüzde 3,1, martta yüzde 4, nisanda 5,61, mayısta ise yüzde 0,44 oranında arttı. ABD-İran savaşının son haftalarda yeniden alevlenmesiyle ham petrol fiyatlarında başlayan yükseliş eğilimi, enerji ve gübre gibi girdilerin fiyatını doğrudan diğer girdileri de dolaylı olarak artırmaya devam edecek. Girdi fiyatlarındaki bu artışlar gecikmeli de olsa gıda fiyatlarına da birkaç kat olarak yansıyor.
Birleşik Kamu-İş’in gıda fiyatları endeksi Haziran 2020’den bu yana, yani 74 aydır aralıksız olarak bir önceki aya göre artıyor.

Aylık fiyat artışı
Temmuzda gıda fiyatlarındaki artışta sebze fiyatları belirleyici oldu. Diğer harcama gruplarında ise fiyatlar ya değişmedi ya ılımlı artışlar gösterdi ya da azaldı.

KAMU-AR: Gıda fiyatları son bir yılda yüzde 60,9 artış kaydetti

Ekmek-pirinç-un-bulgur harcamaları temmuzda önceki aya göre değişmedi, et ve balık grubu harcamalarında ise beyaz et fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle yüzde 2,8 oranında gerileme yaşandı. Süt, süt ürünleri ile yumurta grubunda fiyatlar değişmezken margarin ve sıvıyağ harcamaları ise yüzde 0,4 oranında arttı.
Meyve fiyatlarının yüzde 3,9 oranında gerilediği temmuzda sebze fiyatlarında ise ortalama yüzde 21,8 oranında yükseliş oldu.
Bakliyat fiyatlarının değişmediği temmuz ayında salça, zeytin, bal, çay, tuz ve benzeri işlenmiş gıda maddelerinden oluşan işlenmiş gıdada fiyatlar yüzde 0,1 oranında yükseldi.
Vatandaşlar mevcut gıda tüketim alışkanlıklarına göre seçilen 64 temel gıda maddesinden oluşturulan gıda sepetini satın alabilmek için temmuzda bir önceki aya göre yüzde 1,6 oranında daha fazla para ödemek zorunda kaldı.

Yedi aylık artış yüzde 37
Ocak-temmuz döneminde ise ekmek, un, bulgur, makarna fiyatları yüzde 35,1, et-balık fiyatları yüzde 24,5, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatları yüzde 30,1 artış kaydetti. Bu dönemde yağ fiyatları yüzde 9,1, meyve fiyatları yüzde 54,6, sebze fiyatları ise yüzde 99 oranında yükseldi. Bakliyat fiyatları altı ayda yüzde 27,8, diğer gıda fiyatları ise yüzde 15 oranında arttı.
Gıdada yılın ilk yedi aylık dönemindeki toplam artış yüzde 37 olarak hesaplandı.

Yıllık artış yüzde 60,9
Gıda fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 60,9 olarak gerçekleşti.
Son bir yıllık dönemde ekmek, un, bulgur, makarna fiyatları yüzde 49,3, et-balık fiyatları yüzde 48,9, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatları yüzde 41,8, yağ fiyatları yüzde 39,8 oranında zamlandı. Meyve fiyatları yüzde 58,1, sebze fiyatları ise yüzde 171,8 oranında arttı. Bakliyat fiyatları son bir yılda yüzde 47,2, diğer gıda fiyatları ise yüzde 40,5 oranında artış gösterdi.

12 aylık ortalamalara göre artış yüzde 55,3
Ağustos 2025 – Temmuz 2026 aylarına kapsayan son 12 aylık dönemin ortalama gıda fiyatları, Ağustos 2024 – Temmuz 2025 aylarını kapsayan 12 aylık dönemdeki ortalama gıda fiyatlarına göre yüzde 56 oranında yükseldi.
On iki aylık ortalama fiyat artışı ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarında yüzde 36,3, et-balık fiyatlarında 63,5, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında yüzde 36,2 oldu. 12 aylık ortalamalara göre yağ fiyatları yüzde 34,2, meyve fiyatları yüzde 98,9, sebze fiyatları ise yüzde 90,9 oranında arttı. Bakliyatta ortalama fiyatlar bir önceki 12 aylık ortalamaya göre yüzde 35, diğer gıda fiyatları ise yüzde 32,7 oranında arttı.

]]>
KEMAL TÜRKLER 100 YAŞINDA https://yenidunya.org/yazarlar/suleyman-ileri/34266/kemal-turkler-100-yasinda/ Wed, 22 Jul 2026 13:37:27 +0000 https://yenidunya.org/?p=34266 Maden-İş Sendikası Genel Başkanı, DİSK Kurucu Genel Başkanı ve Birleşik Metal-İş Sendikası Onursal Genel Başkanı Kemal Türkler’i 100. yaşında özlemle, sevgiyle, kararlılıkla anıyoruz.
Kemal Türkler 1926 yılında Denizli’de dünyaya geldi. Yoksul bir ailenin çocuğuydu. Lisede okuduğu yıllarda ayakkabı işçiliği yaptı, gömlek dikti. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kayıt oldu. Ancak babasının sağlık sorunları nedeniyle eğitim hayatına son vermek zorunda kaldı. Türkler Emayetaş fabrikasında çalıştığı sırada Demir-İş sendikasına (sonradan adı Maden-İş Sendikası olarak değişecek) 1952 yılında üye oldu.
“Özgürlük zorunlulukların farkında olmaktır.” diyor Marks. Kemal Türkler’in yaşam hikâyesine, özellikle gençlik yıllarından başlayarak baktığımızda oldukça çarpıcı bir resim çıkıyor karşımıza. İşçi önderi Türkler’in, bu felsefi ilkeyi ustaca bir sezgiyle kavradığını görüyoruz. Bütün zorlukların, zorunlulukların sert etkisi altında işçi sınıfına sendikal alana ve hatta siyasal mücadeleye en yararlı olanı çekip çıkarma hünerini gösteriyor Türkler.
1954 yılında Demir-İş Sendikası Genel Sekreterliğine seçildi. Aynı yıl Demir-İş sendikası Genel Başkanı olan Yusuf Sidal’ın görevinden ayrılması üzerine Türkler genel başkanlık görevini üstlendi.

KEMAL TÜRKLER 100 YAŞINDA

TİP Kuruluyor
Kemal Türkler, 1961 yılında kurulan Türkiye İşçi Partisi (Tarihe birinci TİP olarak geçti.) kuruluşuna öncülük edenlerin başında geliyordu. Bu dönemde Türkler’i büyük bir lidere dönüştüren iki özelliği daha görüyoruz.
Türkler, işçinin hak ve çıkarlarını fabrika duvarlarına hapseden, siyaseti dışlayan sendikal anlayışın aşılmasına büyük bir katkı verdi. Fabrikalarda kendi hak ve çıkarları için grevler, eylemler, toplu sözleşmeler yapan işçilerin ülkenin meselelerine kafa yormalarının, daha güzel bir ülke ve dünya içinde mücadele vermelerinin önemini vurguladı, yolunu açtı. İşçinin kurtuluşuyla tüm toplumun kurtuluşunun aynı yoldan geçtiği bilincinin yaratılmasını sağladı. İşçi-yurttaş sorumluluklarının, görev paylaşımının, dayanışmasının önemini ortaya koydu. Toplumsal aidiyet duygusunu, bilincini yükseltti. Şüphesiz bu kazanımlar, ilerleyen yıllarda çok daha kitlesel eylemlerin, başarıların hazırlayıcısı oldu.
Türkler ve yol arkadaşları dürüst, namuslu, yaşadıkları toplumu seven, cesaretli insanlardı. Bu nedenlerle daha farklı program tartışmalarıyla başlayan TİP, giderek işçilerin, tüm toplumun gerçek siyasi ihtiyaçlarının işaret ettiği gibi sosyalist bir programa kavuştu ve gerçek karakterini kazanmış oldu. Kemal Türkler bütün baskılara rağmen gördüğü, bildiği saf gerçekliği, doğruyu hayata geçirme cüretini gösteriyordu. Bu özellikleri Türkler’in ilerleyen yıllarda destanlaşan sendikal mücadelesinin anahtarı niteliğindeydi. İşçi önderi Türkler her kritik dönemde kendisini saran katı gerçekleri görüyor, kıvrak bir zekâyla bu zorunluluklar altından en devrimci kararı vermeye çabalıyordu.

Her Krizden Başka Bir Devrimci Hamleyle Çıkıyor
Yıl 1963’e geldiğinde Kavel kablo fabrikasında Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk “grevi” gerçekleşti. Türkler ve arkadaşları burada gerçekleştirdikleri fiili iş bırakma ile; grevli toplu sözleşmeli sendikal dönemin kapılarını açtı ve sendikaların gerçek niteliğine kavuşmasını sağladı.
Burada Kemal Türkler’in bir başka önemli özelliğinin öne çıktığını düşünüyorum. Kavel kablo fabrikasında, 174 işçi ile koca sermaye düzenine geri adım attırmayı başarmıştı. Çünkü Türkler ve yol arkadaşları her dönemin olaylarını, olgularını, dengelerini açıklarını ustaca kavramayı bilmiş ve doğru zaman-zeminde devrimci adımlar atmayı başarmışlardır.
Aynı nitelikler ve kararlılıkla Türkler, Türk-İş’ten kopmayı bilmiş ve 1967 yılında DİSK’i (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) kurmuştur.
Türkler’in; TİP’in kuruluşu, Kavel Grevi, DİSK’in kuruluşu, Şanlı 15-16 Haziran Direnişi, DGM Direnişi, Faşizme İhtar Eylemleri, Ulusal Demokratik Cephe mücadelesi ve sayısız eylem, grev, direnişte Türkiye toplumunun ve Türkiye işçi sınıfının en ileri düşüncesini ve unsurlarını öne çıkarma ustalığını gösterdiğini görüyoruz.

KEMAL TÜRKLER 100 YAŞINDA

Politikayla Kurulan Sağlıklı Bağlar
Tüm bu süreçlerde Kemal Türkler’in politikayla kurduğu ilişkinin önemi tartışılmaz değerdedir. Sosyalist ülkelerin (özelikle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin) varlığı, dünya işçi hareketi deneyimleri, 60’lı, 70’li yılların politik atmosferi ile yükselen işçi sınıfı hareketi arasında köklü bağlar bulunmaktadır. Tüm diğer komünist partiler gibi özellikle 70’li yıllardaki tarihi Türkiye Komünist Partisi’nin, DİSK’in, Maden-İş’in ve Kemal Türkler’in başarılarına katkısı oldukça önemli düzeydedir. Sendikal hareketin, Türkiye ve dünyadaki süreçlerden yararlanmasını, Kemal Türkleri’in politikayla, politik yapılarla kurduğu sağlıklı bağa borçluyuz.

KEMAL TÜRKLER 100 YAŞINDA

Emek Mücadelesini Sanatla Yoğuran Lider
Türkler okur, şiir yazar, karikatür çizer. Kemal Türkler’in düşünce yapısında ona başka türlü düşünme gücünü verenin de bu sanatsal bakış açısının olduğunu söylemek yerinde olur. Türkler, şiire, tiyatroya, müziğe bir eğlence aracı gibi faydacı bir gözle bakmaz. Sanata hak ettiği değeri verir. İnsanın öz faaliyeti, işçilerin, toplumların gelişiminin, aydınlanmasının doğal unsuru sayar. Kemal Türkler, DİSK’i ve Maden-İş Sendikasını; kalbi ezilenlerden yana atan akademisyenlerin sanatçıların aydınların yuvası haline getirmiştir.

KEMAL TÜRKLER 100 YAŞINDA

Dünümüz Bugünümüz Yarınımız
Metin içerisinde zaman zaman Kemal Türkler ve yol arkadaşları tabirini kullandım. Fakat zaten Türkler dediğimizde İbrahim Güzelce’yi, Rıza Kuas’ı, Kemal Nebioğlu’nu, daha nicelerini ve sayısız işçiyi anlıyoruz. Çünkü Kemal Türkler bir isimin ötesinde bir sendikal-siyasal çizginin, felsefenin, eylemin adıdır. Kemal Türkler Türkiye işçi sınıfının kimliğinin oluşmasında önemli katkıları olmuş bir işçi önderidir. Bu işçi önderlerinin bıraktığı deneyimler, işçi sınıfının, sendikal mücadelenin içine itildiği bunalımından çıkarmak için eşsiz bir rehberdir. Kemal Türkler dünümüz, bugünümüz, yarınımızdır.

KEMAL TÜRKLER 100 YAŞINDA

Kemal Türkler 100 yaşında hepimiz 100 yaşındayız!

]]>
Kemal Türkler katledilişinin 46. yılında bir kez daha anıldı https://yenidunya.org/emek-gundemi/34260/kemal-turkler-katledilisinin-46-yilinda-bir-kez-daha-anildi/ Wed, 22 Jul 2026 11:29:20 +0000 https://yenidunya.org/?p=34260 Türkiye işçi sınıfı sendikal mücadelesinin unutulmaz önderlerinden, DİSK ve Türkiye Maden-İş’in kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler, katledilişinin 46. yılında Topkapı Mezarlığı’ndaki kabri başında düzenlenen törenle anıldı.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) tarafından düzenlenen anmaya DİSK ve üye sendikaların yöneticileri, KETEV (Kemal Türkler Eğitim ve Kültür Vakfı) temsilcileri, siyasi partiler, 1920 TKP ve çok sayıda demokratik kitle örgütü katıldı.
Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980’de İstanbul Merter’deki evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucunda yaşamını yitirdi. Aradan geçen 46 yıla rağmen cinayetin üzerindeki karanlık bütünüyle aydınlatılmadı; sorumlular cezalandırılmadı, dava zamanaşımına uğratılarak adalet bir kez daha engellendi.

Kemal Türkler katledilişinin 46. yılında bir kez daha anıldı

İşçi sınıfı unutmadı
Anma programı kapsamında, tören öncesinde Topkapı Mezarlığı girişinden Kemal Türkler’in kabri başına kadar kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirildi.
Türkiye işçi sınıfının demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşunun ardından anma konuşmalarına geçildi. Törende sırasıyla DİSK Genel Başkan Yardımcısı ve Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, KETEV Başkanı Celalettin Aykanat ve DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu söz aldı.

“Mücadele mirası sürüyor”
Törende konuşan DİSK Genel Başkan Yardımcısı ve Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, “Kemal Türkler’in mücadele mirası bugün grev meydanlarında sürmektedir, direnişlerde sürmektedir,” dedi.
Törende son konuşmayı yapan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise konuşmasında, “Kemal Türkler’e sıkılan kurşun, bugün bize yaşatılmak istenen Türkiye’ye doğru atılan ilk adımdır,” vurgusunu yaptı. DİSK’in kurucu önderlerinden alınan mücadele bayrağının kararlılıkla taşınacağını belirten Çerkezoğlu, “Yan yana, omuz omuza mücadele etmeye ve mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz,” ifadelerini kullandlı.
Anma töreni, konuşmaların ardından Kemal Türkler’in kabrine bırakılan karanfiller ve atılan sloganlarla sona erdi.

Kemal Türkler katledilişinin 46. yılında bir kez daha anıldı

Tarihe saygı
2026 Kemal Türkler Yılı etkinlikleri kapsamında Birleşik Metal-İş, TÜSTAV ve KETEV tarafından düzenlenen Kemal Türkler Fotoğraf Sergisi’nin açılışı, 21 Temmuz sabahı Taksim Metro İstasyonu’nda gerçekleştirildi.
Açılış konuşmalarında Kemal Türkler’in mücadele mirasına sahip çıkmanın önemine vurgu yapıldı. Kemal Türkler Fotoğraf Sergisi, 26 Temmuz Pazar gününe kadar Taksim Metro İstasyonu’nda ziyaret edilebilecek.

Kemal Türkler katledilişinin 46. yılında bir kez daha anıldı
]]>
Emeklinin kredi borçları kaynaklı maaş kesintisi komisyona taşındı https://yenidunya.org/emek-gundemi/34256/emeklinin-kredi-borclari-kaynakli-maas-kesintisi-komisyona-tasindi/ Fri, 17 Jul 2026 17:22:54 +0000 https://yenidunya.org/?p=34256 CHP tarafından Meclis’e sunulan ve İcra Ve İflas Kanunu ile Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öngören teklif Plan ve Bütçe Komisyonu’na sevk edildi.
Meclis gündemine taşınan yeni yasa teklifiyle, emeklilerin gelirlerine koruma kalkanı getirilmesi istendi. Hazırlanan kanun teklifinde, emekli aylıkları ile yılda iki kez ödenen bayram ikramiyelerinin haczedilmesinin tamamen yasaklanması talep ediliyor.

Emekli zorda
En düşük emekli aylığının geçtiğimiz günlerde Meclis’ten geçen kanunla 23 bin 552 liraya yükseltilmesine rağmen asgari ücretin çok altında kalan bu tutar, emeklilerin geçim mücadelesini zorlaştırıyor. Emeklilerin banka kredisi veya kredi kartı borçları yüzünden hesaplarına bloke konulması ve aylık kesintileri yargı kararlarıyla iptal edilse dahi uzun süren mağduriyetlere yol açıyor. Bu sorunu kökten çözmek amacıyla Meclis’e sunulan kanun teklifi, emeklilerin aylıkları ile bayram ikramiyelerinin yattığı hesaplardaki paraların hiçbir şekilde haczedilememesini öngörüyor.

Sosyal devlet ilkesi ihlal ediliyor
CHP tarafından hazırlanan ve Meclis’e sunulan teklif Plan ve Bütçe Komisyonu’na sevk edildi. Teklifin gerekçesinde şu ifadelere yer verildi:
“2026 yılı itibarıyla belirlenen 28.075,50 TL tutarındaki net asgari ücretin, hayat pahalılığı ve enflasyon karşısında emeklilerimiz için bir yaşam standardı eşiği oluşturduğu gerçeği göz ardı edilemez. Buna rağmen, en düşük emekli aylıklarıma bu sınırın dahi altında kalması, sadece matematiksel bir hata değil, sosyal devlet ilkesinin bizzat ihlalidir. Bu teklif, emeklilerimizin çalışma yaşamları boyunca topluma sundukları emeğin karşılığını yaşlılık dönemlerinde güvenli ve insanca bir gelirle alabilmelerini sağlamayı, böylece yoksulluk riskiyle karşı karşıya kalan geniş halk kitlelerinin alım gücünü enflasyonist baskılar karşısında korumayı temel amaç edinmiştir.
Mevcut mevzuatta emekli aylıklarının haczedilemeyeceğine dair açık hükümler bulunmasına rağmen, uygulamada banka hesaplarına yatan tutarlar üzerinden alman hukuka aykırı muvafakatler veya sistemli bloke işlemleri, yasal koruma kalkanını fiilen işlevsiz bırakmaktadır.

Sosyal adaletin tesisi için
Borç yükü altındaki emekli, yaşadığı ekonomik baskı sebebiyle iradesi sakatlanmış bir şekilde muvafakat vermeye mecbur bırakılmakta; bu durum, mülkiyet hakkının ölçüsüz bir ihlali haline gelmektedir.
Bu teklif, bahse konu muvafakatleri geçersiz kılarak ve koruma kalkanını banka hesaplarını da kapsayacak şekilde genişleterek, borçlunun yaşam hakkını ve insan onurunu, alacak hakkının önünde bir değer olarak tesis etmeyi amaçlamaktadır.
Sonuç olarak; emeğiyle geçinen vatandaşlarımızın onurlu yaşam hakkını güvence altına almak, sosyal adaleti yeniden tesisi etmek ve kamu kaynaklarını rant odaklarından kurtarıp halkın gerçek ihtiyaçlarına tahsis etmek. Cumhuriyetimizin temel sorumluluğudur.”

]]>
Vatandaşın bireysel kredi ve kredi kartı borcu 7 trilyon TL’yi aştı https://yenidunya.org/yurt/34253/vatandasin-bireysel-kredi-ve-kredi-karti-borcu-7-trilyon-tlyi-asti/ Thu, 16 Jul 2026 12:05:32 +0000 https://yenidunya.org/?p=34253 Yüksek enflasyon ve alım gücünün düşmesi son 5 yılda vatandaşların borçlarının artmasına yol açtı. Tüketicilerin, bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları temmuz ayının ilk haftasında, 97 milyar TL daha artarak, 7 trilyon 9 milyar liraya yükseldi. Bu tutar, 2021 yılında sadece 1 trilyon 25 milyar TL idi.

ANKA’dan Olcay Aydilek‘in haberine göre, yüksek enflasyon ve alım gücünün düşmesi son 5 yılda vatandaşların borçlarının artmasına yol açtı. Tüketicilerin, bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları temmuz ayının ilk haftasında, 97 milyar TL daha artarak, 7 trilyon 9 milyar liraya yükseldi. Bu tutar, 2021 yılında sadece 1 trilyon 25 milyar TL idi. Tüketicilerin, bankacılık sistemine olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları yıl başından bu yana toplam 1 trilyon 149 milyar TL arttı.

Türkiye, 2023 yılının haziran ayından bu yana enflasyonla mücadele programı uyguluyor ancak enflasyon bir türlü istenen düzeye inmiyor, açıklanan hedeflere ulaşılamıyor.

Merkez Bankası, bu yıl sonunda enflasyonunun yüzde 15-21 arasında kalacağını öngördü ve hedefini de yüzde 16 olarak ilan etti. Banka, mayıs ayında yıl sonu enflasyon hedefini yüzde 50 oranında artırdı ve yüzde 24’e, yıl sonu enflasyon tahminini de yüzde 26’ya revize etti.

Bu yılın ocak-haziran döneminde enflasyon yüzde 17,76 olarak kayıtlara geçti. Merkez Bankası’nın yeni hedefi olan yüzde 24’ün yüzde 74’ü altı ayda aşıldı. Enflasyonun yüzde 24 olabilmesi için kalan altı ayda toplam enflasyonun yüzde 5,3’ün, aylık ortalama enflasyonun yüzde 0,9’un altında kalması gerekiyor.

Merkez Bankası’nın yüzde 26 tahmininin tutabilmesi için de altı aylık toplam enflasyonun yüzde 7’yi geçmemesi, bu dönemdeki aylık ortalamanın da yüzde 1,2’nin altında kalması zorunlu.
Uzmanlar, bu hedeflin de tutmasının mümkün olmadığına işaret ederek, yıl sonunda enflasyonun yüzde 31-32 düzeylerinde gerçekleşmesini bekliyor.

Borçta tarihi zirve
Yüksek enflasyon ortamında alım gücünün düşmesi, vatandaşların borç üstüne borç yapmasına yol açıyor.

Tüketicilerin, bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları temmuz ayının ilk haftasında, 97 milyar TL daha artarak, 7 trilyon 9 milyar liraya yükseldi. Bireysel kredi borçları 3 trilyon 548 milyar TL’ye, kredi kartı borcu da 3 trilyon 461 milyar TL’ye çıktı.
Tüketicilerin, bankacılık sistemine olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları yıl başından bu yana toplam 1 trilyon 149 milyar TL arttı.

Bu tutar, 2021 yılında sadece 1 trilyon 25 milyar TL idi. 2022 yılında 1 trilyon 573, 2023 yılında 2 trilyon 727, 2024 yılında 3 trilyon 937, 2025 yılında 5 trilyon 858 milyar TL düzeyinde bulunuyordu.

]]>