Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Fri, 13 Mar 2026 22:16:42 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Flormar direnişinde yıllar sonra tarihi kazanım: Fransa mahkemeleri Yves Rocher’i mahkûm etti https://yenidunya.org/kadinin-sesi/33901/flormar-direnisinde-yillar-sonra-tarihi-kazanim-fransa-mahkemeleri-yves-rocheri-mahkum-etti/ Fri, 13 Mar 2026 21:40:06 +0000 https://yenidunya.org/?p=33901 2018’de Gebze’de başlayan ve kadın işçilerin mücadelesiyle hafızalara kazınan Flormar direnişi yıllar sonra tarihi kazanım elde etti. Fransa’da görülen davada mahkeme, kozmetik devi Yves Rocher’in, bağlı şirketinde “özen yükümlülüğünü” ihlal ettiğine hükmetti. Karar, küresel sermayenin işçi hakları sorumluluğu açısından dünyada bir ilk olma özelliği taşıyor.

Petrol-İş Sendikası’nın, Flormar’ın bağlı olduğu Fransa merkezli Yves Rocher’e açtığı dava sonuçlandı. Paris Asliye Mahkemesi, şirketin Türkiye’deki faaliyetlerinde ortaya çıkan işçi hakları ihlallerini önlemek için gerekli önlemleri almadığına hükmederek işçilere ve sendikaya tazminat ödenmesine karar verdi.

Dünyada ilk
BirGün’den Melisa Ay-ın haberine göre, ülkenin yakın tarihine damga vuran ve kadın işçilerle hafızaya kazınan direnişi Flormar’dan seneler sonra dünyaya örnek olacak kazanım geldi.
Petrol-İş sendikası, Flormar’ın üst şirketi Fransa merkezli Yves Rocher’e açtığı davayı kazandı. 7 yıl süren davada mahkeme, şirketin bağlı şirket faaliyetlerinde özen yükümlülüğünü ihlal ettiğine hükmederek işçiler ve sendikaya tazminat ödemesine hükmetti.
Karar, dünyada bir ilk olmasının yanı sıra işçi sınıfı için de emsal niteliği taşıyor.

297 günlük direniş
Petrol-İş Sendikası Gebze Şubesi’nde örgütlenen Flormar emekçileri, sendikaya üye oldukları için işlerinden edilmiş ve 15 Mayıs 2018’de Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan fabrika önünde direnişe başlamıştı. 297 gün boyunca süren direniş emekçiler işverenin sunduğu teklifin oy çokluğu ile kabul edilmesiyle sona erdi. Sendikalar, demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler, gençler ve kadınlar gibi toplumun geniş kesiimlerinden de destek alan direniş, 8 Mart 2019’da sona ermişti.
Fransa mahkemeleri, Yves Rocher’nin Özen Yükümlülüğü Yasasını ihlal ettiğine hükmetti. Petrol-İş’in Yves Rocher’e karşı 2018’de başlattığı Flormar direnişi, yıllar sonra tekrar kazanım elde etti.Karar Türkiye’nin yanı sıra dünyada da bir ilk oldu.

Flormar direnişinde yıllar sonra tarihi kazanım: Fransa mahkemeleri Yves Rocher'i mahkûm etti

Küresel sermaye, emekçilerin direnişine yenildi. Kazanım işçilerle bir arada duran sendikanın kararlılığıyla geldi.
Paris Asliye Mahkemesi’nin Özen Yükümlülüğü davalarına bakmakla yetkili 34. dairesi, Yves Rocher Grubu’nun Türkiye’de faaliyet gösteren bağlı şirketinde yaşanan işçi hakları ihlalleri nedeniyle, Fransa’nın Özen Yükümlülüğü Yasası kapsamında üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediğine hükmetti.
Davacılar, Petrol-İş ile birlikte 81 Flormar emekçisi ve ActionAid Fransa ile Sherpa oldu. Mahkeme, ana şirketin Türkiye’deki faaliyetleri kapsamında ortaya çıkabilecek işçi hakları ihlallerine ilişkin riskleri yeterince tespit etmediğini ve gerekli önlemleri almadığını bir kez daha teyit etti.
Sendikanın aktardığına göre, mahkeme kararında, Yves Rocher Grubu’nun, “büyük şirketlerin küresel faaliyetleriyle bağlantılı insan hakları ihlallerini önleme ve tespit etme sorumluluğu”nu yerine getirmediği tespit edildi.
Mahkeme, Yves Rocher’in bağlı şirketlerinde yaşanabilecek ciddi işçi hakları ihlali risklerini önceden belirlemesi gerektiğini ancak şirketin sendika düşmanı uygulamalara karşı tedbir almadığını ifade etti. İşçilerin, örgütlenmeyi engellemek amacıyla işsiz bırakıldığı da kararda yer aldı.
Karar, Fransa’da yasanın yürürlüğe girdiği 2017 yılından beri verilen ilk ceza oldu.

İşçilere 8 biner euro tazminat
Mahkeme, emekçiler Nimet Göksu, Nazım Sancak, Erdin Günaydın, Nejdet Mengübeti, Ersan Alasulu ve Sedat Ordu’ya 8 biner avro ödeme yapmasına hükmetti. Petrol-İş’e de 40 bin avro tazminat ödenmesine karar verilirken Sherpa ve ActionAid Fransa’ya sembolik olarak 1’er euro tazminat verilmesine hükmedildi. Ayrıca şirket, altı işçinin her birine, Sherpa’ya, ActionAid Fransa’ya ve Petrol-İş’e ayrı ayrı biner euro yargılama gideri ödemekle de yükümlü tutuldu.
Mahkeme kararının temyiz edilmesi durumunda dahi uygulanmaya devam edileceği belirtildi.

Örgütlü mücadele sonuç verdi
Flormar direnişinde Gebze Şube Başkanı olan ve bugün Petrol-İş Genel Başkanlığını yürüten Süleyman Akyüz kararın ardından yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:
“Bu karar, çok uluslu şirketlerin kurumsal sorumluluğu açısından son derece önemli bir dönüm noktasını temsil etmektedir. Sendikalar ve emekçiler açısından bu karar, kararlı ve örgütlü mücadelenin sonuç verebileceğini kanıtlamaktadır. İşçi haklarının savunulması ve geliştirilmesi konusunda birçok alanda öncü rol üstlenen Petrol-İş Sendikası, bu alanda da dünyada bir ilke imza atmıştır.”

]]>
İstanbullu borç batağında yüzüyor https://yenidunya.org/yurt/33898/istanbullu-borc-bataginda-yuzuyor/ Fri, 13 Mar 2026 21:25:01 +0000 https://yenidunya.org/?p=33898 İstanbulluların yarısından fazlası kredi kartı borcunu ödeyemiyor

İstanbul Planlama Ajansı tarafından hazırlanan “İstanbul Barometresi” Şubat ayı araştırmasına göre kredi kartı borcunun tamamını ödeyemeyenlerin oranı yüzde 50,5’e çıktı. Araştırma, Ramazan döneminde gıda fiyatlarının yükseldiğini düşünenlerin oranının da yüzde 67,5 olduğunu ortaya koydu. Ramazan ayında gıda fiyatlarındaki artış ve dışarıda yeme-içme ile giyim harcamalarındaki düşüş dikkat çekti.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Planlama Ajansı’nın yayımladığı İstanbul Barometresi’nin Şubat ayı raporu, kentte yaşayanların ekonomik durumuna dair dikkat çekici veriler ortaya koydu.
Raporda yer alan “Gündem Araştırması” kapsamında katılımcılara ekonomi, tüketim alışkanlıkları ve Ramazan dönemine ilişkin sorular yöneltildi. Sonuçlar, kredi kartı borçlarının hane bütçeleri üzerindeki baskısının arttığını ve tüketim alışkanlıklarında belirgin bir değişim yaşandığını gösterdi.

Kredi kartı borcu ödeme güçlüğü artıyor
Araştırmaya göre Şubat ayında kredi kartı borcunun tamamını ödeyebildiğini belirtenlerin oranı yüzde 49,6’da kaldı. Buna karşılık katılımcıların yüzde 50,5’i kredi kartı borcunun tamamını ödeyemediğini ifade etti.
Detaylı sonuçlar incelendiğinde katılımcıların yüzde 28,8’inin yalnızca asgari tutarı ödediği, yüzde 7,5’inin asgari tutar ile borcun tamamı arasında bir ödeme yaptığı görüldü. Asgari tutardan daha az ödeme yapanların oranı yüzde 4,5 olurken, yüzde 9,7’lik bir kesim ise borcunu hiç ödeyemediğini belirtti.
Bu veriler, kredi kartı kullanımının yaygınlaştığı dönemde hane bütçeleri üzerindeki borç baskısının giderek arttığına işaret ediyor.

Ramazan’da gıda fiyatları yükseldi
Katılımcıların yüzde 67,5’i ise Ramazan döneminde gıda fiyatlarının yükseldiğini düşündüğünü ifade etti. Bunun yanında yüzde 13,5’lik bir kesim fiyatların makul düzeyde arttığını belirtirken, yüzde 11,3’ü fiyatların artmadığını dile getirdi. Katılımcıların yüzde 7,7’si ise bu konuda fikir sahibi olmadığını söyledi. Gıda harcamalarının arttığını belirtenler ise yüzde 46,3 oldu.

Dışarıda yeme-içme düştü
Araştırmanın “tüketim alışkanlıkları” başlığı altında yer alan sonuçlar, bazı harcama kalemlerinde gerileme olduğunu ortaya koydu. Buna göre İstanbulluların yüzde 57,6’sı dışarıda yeme-içme harcamalarının azaldığını, yüzde 51,9’u ise giyim alışverişinde düşüş yaşandığını belirtti.

]]>
Şubat ayında en az 126 işçi hayatını kaybetti https://yenidunya.org/emek-gundemi/33895/subat-ayinda-en-az-126-isci-hayatini-kaybetti/ Thu, 12 Mar 2026 09:01:26 +0000 https://yenidunya.org/?p=33895 İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) Şubat 2026 iş cinayetleri raporunu açıkladı.
Rapora göre, şubat ayında en az 126 işçi hayatını kaybetti. Böylece 2026 yılının ilk iki ayında iş cinayeti sayısı (Ocak 155, Şubat 126) 281’e ulaştı.

Raporda yer alan veriler şöyle:
•Şubat ayında en çok iş cinayeti 27 ölümle inşaat işkolunda meydana geldi. İkinci sırada 21 ölümle taşımacılık işkolu var. Üçüncü sırada ise 12 ölümle ticaret/büro/eğitim işkolu geliyor. İş cinayetlerine sektörel olarak baktığımızda ise sanayide 49 işçi, hizmette 40 işçi, inşaatta 30 işçi ve tarımda 7 işçi hayatını kaybetti.
•Ölüm nedenlerinde ilk sırada ise yarısının taşımacılık işkolunda meydana geldiği trafik, servis kazaları nedenli ölümler bulunuyor. İkinci sırada yüksekten düşmeler var. Bu ölümlerin yüzde 67’si inşaatlarda meydana geldi. Üçüncü sırada ise inşaat, maden ve metalde görülen ezilme ve göçük nedenli ölümler var.
•En çok iş cinayeti Denizli, İstanbul, Antalya, Erzurum, Hatay, Aydın, Kocaeli, Zonguldak, Amasya, Ankara, Bursa, Manisa, Sakarya, Sivas ve Şanlıurfa gibi sanayi merkezleri olan, tarımsal üretim veya inşa faaliyetlerinin yoğunlaştığı şehirlerde meydana geldi.
•İş cinayetlerinde ölenlerin 3’ü kadın işçiydi. Ölen kadınların ikisi sağlık biri metal işkollarında çalışıyordu.
•Şubat ayında en az 6 göçmen işçi (ikisi İranlı, ikisi Suriyeli, biri Azerbaycanlı, biri Pakistanlı) hayatını kaybetti. Göçmen işçilerin ikisi inşaat, ikisi taşımacılık, biri gıda ve biri konaklama işkollarında çalışıyordu.
•Ölen işçilerin en az 1’si (yüzde 0,79) sendika üyesi, 123’ü (yüzde 99,21) sendikasız. Sendikalı işçi iletişim işkolunda çalışıyordu.

Şubat ayında en az 126 işçi hayatını kaybetti

İş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı:
İnşaat, Yol işkolunda 27 işçi; Taşımacılık işkolunda 21 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 12 işçi; Metal işkolunda 10 işçi; Madencilik işkolunda 8 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 8 işçi; Tarım, Orman işkolunda 7 emekçi (4 işçi ve 3 çiftçi); Gıda, Şeker işkolunda 5 işçi; Ağaç, Kağıt işkolunda 4 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 4 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 4 işçi; Enerji işkolunda 3 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 3 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 2 işçi; İletişim işkolunda 2 işçi; Banka, Finans, Sigorta işkolunda 1 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 1 işçi; Elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 4 işçi hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı:
Trafik, Servis Kazası nedeniyle 36 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 19 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 18 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 17 işçi; İntihar nedeniyle 10 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 6 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 6 işçi; Kesilme, Kopma nedeniyle 3 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 2 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 2 işçi; Şiddet nedeniyle 2 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 5 işçi hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı:
18-29 yaş arası 29 işçi,
30-49 yaş arası 52 işçi,
50-64 yaş arası 31 işçi,
65 yaş ve üstü 7 işçi,
Yaşı belirlenemeyen 7 işçi hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin bölgelere göre dağılımı:
Şubat ayında Türkiye’nin 52 şehrinde ve yurtdışında dört ülkede (kısa vadeli çalışmak için gidilen veya Türkiye menşeili şirketlerde çalışan) iş cinayeti gerçekleştiği tespit edildi;
9 ölüm Denizli’de; 8 ölüm İstanbul’da; 6’şar ölüm Antalya, Erzurum ve Hatay’da; 5 ölüm İzmir’de; 4’er ölüm Aydın, Kocaeli ve Zonguldak’ta; 3’er ölüm Amasya, Ankara, Bursa, Manisa, Sakarya, Sivas ve Şanlıurfa’da; 2’şer ölüm Balıkesir, Çankırı, Gaziantep, Hakkari, Kayseri, Kırklareli, Kütahya, Mardin, Ordu, Samsun, Van, Yozgat ve Bulgaristan’da; 1’er ölüm Adana, Afyon, Artvin, Bartın, Çanakkale, Diyarbakır, Düzce, Edirne, Erzincan, Eskişehir, Giresun, Kahramanmaraş, Karabük, Karaman, Kilis, Konya, Muğla, Niğde, Osmaniye, Siirt, Tekirdağ, Tokat, Trabzon, Uşak, Azerbaycan, Gürcistan ve Irak’ta meydana geldi…

]]>
Bayram gelsin, Hoş gelsin https://yenidunya.org/emek-gundemi/33893/bayram-gelsin-hos-gelsin/ Thu, 12 Mar 2026 07:18:10 +0000 https://yenidunya.org/?p=33893
Bayram gelsin, Hoş gelsin

2021 Tüm Emekliler Sendikası Genel Başkanı Salman Hürkardeş, Ramazan Bayramı nedeniyle yenidünya ile bir söyleşi yaptı.
Uzun yıllardır emeklilerin sendikalı-örgütlü mücadelesinin içinde olan Salman Hürkardeş ile emeklilerin durumu ve talepleri nelerdir konuştuk.

yd: Başkan, milyonlarca emekli bu bayram da büyük bir beklenti içerisindeydi. Ancak AKP iktidarı yine emekliyi görmedi. Emeklilerin bu konudaki tepkilerini anlatabilir misiniz?

Hürkardeş: Önümüz bayram, bayram vesile olacak, çoluk çocuk torun bir arada olmaya çalışacağız, arkadaşlarımızla dostlarımızla karşılıklı ziyaretler yapacağız, gücümüz yettiğince kutlayacağız bu sevinçli günleri.
Emeklinin hâli malum, yıllardır anlatıyoruz içine itildiğimiz sefaleti. Milyonlarca emekli bayram ikramiyelerinin artıp artmayacağını merak ediyor deniliyor. İnanın ki emekliler bayram ikramiyesinin dört bin lira mı; yoksa bin lira artışla beş bin lira mı olacağıyla çok da ilgilenmiyorlar. Bir kere harçlık düzeyindeki bir tutara bayram ikramiyesi demek kökten yanlış. Bu emeklinin onuruna saygısızlıktır, ayıptır.

yd: İktidarın emekliye bakışını anlatabilir misiniz?
Sendikalı çalışma yaşamı olanlar bilir, bizden önceki kuşakların başlattığı bizim devam ettirdiğimiz sendikal mücadele sonucunda bayram ikramiyeleri genellikle bir aylık tutarında olurdu. Yerleşik bir uygulamaydı yani.

Hürkardeş: AKP iktidarı ise ilk defa 2018 yılında bin lirayla başladı bu işe, gele gele dört bin liraya ulaştı. Şaşırtmadı bizi, çünkü iktidar, rantiyeye tefeciye tekelci kapitaliste, holdingleşmiş tarikata alabildiğine bonkör, emekliye dula yetime kadına gence işçiye çiftçiye esnafa eli sımsıkı. Ustasından öyle öğrenmiş. Seçim kararı aldıklarında emeklilerin ağzına bir parmak bal çalarız, gönüllerini tekrar kazanırız havasındalar. Ama yanıldıklarını görecekler, bu defa tutturamayacaklar, bakın ben görevim gereği her kesimden emekliyle sürekli temastayım, durumu en yakından biliyorum.

yd: AKP iktidarı öncesi emeklinin durumu hakkında bir şeyler söyler misiniz?

Hürkardeş: SGK bünyesindeki 4/A’lılar emeklilerin sayıca en büyük grubudur. 2002 yılı Aralık ayında 4/A’lıların en düşük aylığı 257 lira idi. Asgari ücret 184 lira idi. Yani emekli aylığı asgari ücretten yüzde 40 fazlaydı. Bugüne uyarladığımızda 28 bin 75 liranın yüzde 40 fazlası 39 bin 305 lira eder. Bugün hazine katkısıyla en düşük emekli aylığı 20 bin lira. İktidar, refah payı, ekonomik büyüme gibi hiçbir ek katkı yapmadan dört işlemle yaptığımız bu basit hesaplamayla aylığımızın yarısını yok etmiş, bizden alıp dolar milyarderlerine aktarmış. Bu hesabı emekliler, onlarca makale okumadan, istatistik incelemeden, basın açıklaması dinlemeden de kendi yaşamından biliyor, yoksulluğunun derinliğini ölçüyor.

yd: Başkan mücadeleye devam zaferimizin teminatıdır. Peki emekli ne yapacak birazda ondan söz edelim?

Hürkardeş: Kuşkusuz ki ülkemizde özelleştirmeyi ilk başlatan bugünkü AKP iktidarı değildi, ama o kendinden öncekilerin tamamını geçti açık ara şampiyon oldu. Aynı şekilde emeklilikteki geri gidişin şampiyonu da AKP iktidarıdır. Bugün emeklinin yoksulluğu ekonomik kırım boyutundadır. Bu şampiyona küme düşürmek boynumuza borç olsun.
Anayasa’nın 17. Maddesinde; “Herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu yazar. Bu koşulları bize sağlamak yerine tersine hareket eden iktidarın ilk seçimde gitmesi herkesin yararına olacaktır. Gelecek olanın da ilk işi başlangıç olarak Aylık Bağlama Oranlarını yeniden yüzde yetmişe çıkarmak, ikramiyelerin birer aylık tutarında olmasını sağlamak olmalıdır.

yd: Başkana teşekkür eder, emeklilerin mücadelesinde başarılar dileriz.

Hürkardeş: Bayram öncesi umut ve dileklerimizi dile getirme şansı tanıdığınız için yenidünya ekibine teşekkür ederim. Daha insanca yaşanacak bayramlar dileğiyle iyi bayramlar.

]]>
İş arayan yaşlılar artıyor https://yenidunya.org/emek-gundemi/33891/is-arayan-yaslilar-artiyor/ Tue, 10 Mar 2026 07:48:07 +0000 https://yenidunya.org/?p=33891 Emekliler geçim için yeniden işgücüne dönmeye mecbur kaldı. İŞKUR’a göre 60 yaş ve üzeri kayıtlı işsizler bir yılda yüzde 17 arttı, 36 bin 467’ye çıktı.

BirGün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre düşük emekli aylıkları, ileri yaştaki yurttaşları yeniden işgücü piyasasına yöneltti. Emeklilik döneminde insanca yaşayabilecek bir gelirden mahrum bırakılan çok sayıda yurttaş, geçinebilmek için yeniden iş aramak zorunda kalıyor. Türkiye İş Kurumu’nun (İŞKUR) Şubat 2026 verileri, 60 yaş ve üzeri yurttaşların işsizlikte giderek daha görünür hale geldiğini ortaya koydu. Kuruma kayıtlı işsizlerin sayısı önceki yıla göre yüzde 14,5 artarak 2 milyon 455 bin 884 kişiye ulaştı. Kayıtlı işsizler arasında dikkat çeken gruplardan birini ise 60 yaş ve üzeri yurttaşlar oluşturdu.

Yasal olarak emeklilik çağında bulunan bu yaş grubundaki çok sayıda yurttaş, yetersiz aylıklar nedeniyle ya çalışmayı sürdürüyor ya da yeniden iş arıyor. Derinleşen ekonomik kriz, ileri yaştaki yurttaşları da İŞKUR kapısında iş beklemeye mecbur bırakıyor. Geçen yıl Şubat’ta kuruma kayıtlı 60 ve üzeri yaştaki 31 bin 51 işsiz bulunurken Şubat 2026 itibarıyla sayıları 36 bin 467 kişiye ulaştı. Böylece 60 yaş üstü kayıtlı işsiz sayısı bir yılda yaklaşık yüzde 17 arttı.

İleri yaştaki yurttaşların işgücü piyasasındaki görünürlüğü, işe yerleştirme verilerine de yansıdı. Ocak-Şubat döneminde 60 ve üzeri yaştaki 2 bin 773 kişi İŞKUR aracılığıyla işe yerleştirildi. Geçen yılın aynı döneminde bu yaş grubundaki 2 bin 260 kişi işe yerleştirilmişti.

İşsizlik ödeneğine başvuran 60 yaş üstü yurttaşların sayısı da dikkati çekici düzeye ulaştı. Ocak itibarıyla 60 yaş üstü bin 650 kişi işsizlik ödeneğine başvurdu. Başvuranların yüzde 56’sı işsizlik ödeneğinden faydalanmaya hak kazandı.

]]>
İran Savaşı ve küresel düzenin kırılma noktası https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/33888/iran-savasi-ve-kuresel-duzenin-kirilma-noktasi/ Mon, 09 Mar 2026 14:11:03 +0000 https://yenidunya.org/?p=33888 İran sadece kendisi için değil tüm küresel güney ve sömürgeciliğe karşı çıkan onurlu devletler adına da direniyor.

Batı Asya son yıllarda çok sayıda kriz yaşadı. Ancak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik müşterek saldırısıyla başlayan süreç, önceki krizlerden farklı bir nitelik taşımaktadır. Çünkü bu savaş yalnızca iki devlet arasındaki askeri bir çatışma değildir. Enerji güvenliğinden küresel ticaret yollarına, finans piyasalarından büyük güç rekabetine kadar uzanan çok katmanlı bir jeopolitik kırılma noktasıdır. Bu nedenle yaşananları yalnızca bölgesel bir savaş olarak değil, küresel sistemdeki dönüşümün bir parçası olarak değerlendirmek gerekir.

Savaşın ilk günlerinden itibaren ortaya çıkan tablo meşruiyet açısından son derece tartışmalıdır. İran ile diplomatik görüşmeler devam ederken askeri harekât başlatılmıştır. Bu durum İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ve Batı tarafından yıllarca savunulan “kurallara dayalı uluslararası düzen” söyleminin fiilen çöktüğünü göstermektedir. Diplomasi ile askeri güç arasındaki güven ilişkisi ortadan kalktığında uluslararası sistem de anlamını kaybeder. Nitekim ABD yönetiminin savaşın hedefi konusunda ortaya koyduğu söylem bile bu belirsizliği yansıtmaktadır. Bir yandan başlangıçta rejim değişikliği hedeflenmiş daha sonra bunun hedef olmadığı açıklanırken, diğer yandan İran halkı açık biçimde her durumda ayaklanmaya çağrılmıştır. Bir başka gün ise operasyonun amacının yalnızca İran’ın askeri kapasitesini sınırlamak olduğu ifade edilmiştir. Bu çelişkili açıklamalar Washington’da stratejik hedeflerin net olmadığını göstermektedir.

Yapılan anketler Amerikan halkının yalnızca yaklaşık yüzde 25’inin savaşı desteklediğini ortaya koymaktadır. Bu oran modern Amerikan tarihinde bir savaş için görülen en düşük destek seviyelerinden biridir. Özellikle Gazze’de yaşananlar ve İsrail’in uyguladığı askeri operasyonlar Batı kamuoyunda ciddi bir tepki yaratmıştır. ABD’deki genç kuşaklar artık küresel askeri müdahaleleri otomatik olarak destekleyen bir toplumsal taban oluşturmamaktadır. Körfezdeki enerji akışının kesilmesinin Amerikan tüketicisine yansıması arttıkça Trump’a eleştiri dozu artacaktır. Bu arada Epstein dosyalarının Amerikan kamuoyunda yarattığı etki bu savaşın meşruiyetini sorgularken Trump’ın savaşı Epstein dosyasının basıncını azaltmak için başlattığı tezi de göz ardı edilmemelidir.

Modern Savaşın Yeni Biçimi

İran-İsrail geriliminin önemli bir boyutu hibrid savaşın açık çatışmaya dönüşmesidir. 2007 yılından itibaren İran’daki nükleer bilim insanlarına ve askeri yetkililere yönelik suikastlar giderek artmıştır. Bu operasyonların amacı İran’ın nükleer programını geciktirmek, bilim insanlarını ve askeri komuta kademesini zayıflatmak ve İran üzerinde psikolojik caydırıcılık oluşturmaktı. 13 Haziran 2025 saldırılarında bu yöntem çok daha ileri bir boyuta ulaştı. Operasyonlarda mikro kamikaze dronlar, hassas güdümlü mühimmatlar ve ileri teknolojili özel silah sistemleri kullanıldı. Bu tür operasyonlar modern savaşın kara, hava, siber ve bilişsel alanlarının birlikte kullanıldığı yeni bir döneme girildiğini göstermektedir. Algı operasyonları ve propaganda da savaşın önemli bir parçası haline gelmiştir. Batı medyası İran toplumunun çökeceği yönünde sürekli bir anlatı üretirken İran’da büyük protestoların rejime destek amacıyla gerçekleşmesi bu anlatının gerçekliği yansıtmadığını göstermiştir.

Buna karşılık ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth İran’ın neredeyse tamamen imha edildiğini ve savaşın sona yaklaştığını söylemektedir. Trump da savaşın hızlı ve kolay bir zafer olacağını iddia etmektedir. İran yönetimi bu tabloyu doğrulamamaktadır. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ateşkes istemediklerini ve ABD ile müzakere etmeyeceklerini açıklamış, Trump’ın kara harekâtı ihtimali sorulduğunda gülerek “Gelsinler, bekliyoruz” diyerek meydan okumuştur. Eğer İran’ın askeri kapasitesi gerçekten yok edilmiş olsaydı rasyonel davranış içinde ateşkes aramak olurdu. İran’ın müzakereyi reddetmesi savaşma kapasitesinin tamamen ortadan kalkmadığını göstermektedir.

İlk safhada ucuz ve sarfı süratli cephaneyi hava savunma sistemlerini doyuma uğratmak için kullanarak daha sonra balistik ve hiper sonik füze saldırılarına başlamış ve sadece İsrail askeri hedeflerine değil, ABD’nin bölgedeki üslerine, limanlarına komuta kontrol merkezlerine, hava savunma radar ve bataryalarına ciddi zarar vermiştir. Savaşın yükünü körfezdeki zengin Arap ülkelerine yıkarak ve onları da ABD saldırılarına dolaylı ve doğrudan hizmet ettikleri gerekçesi ile hedef haline getirerek savaşın yarattığı sonuçların küresel krize neden olmasının ve ABD ile İsrail’e baskı yapılmasının yolunu açmıştır.

İran’ın Beklenmeyen Direnci

Savaşın askeri boyutuna bakıldığında İran’ın beklenenden çok daha güçlü bir direnç gösterdiği görülmektedir. Savaşın ilk haftasında İran’ın bazı hedeflerine ulaştığı görülmektedir. İran dünyanın en güçlü hava armadası karşısında ilk saldırı dalgasını atlatmış, Körfez ülkeleri ve İsrail’deki bazı radar sistemlerini devre dışı bırakmış, saldırgan koalisyonun pahalı hava savunma füze stoklarını tüketmeye zorlamış ve Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatarak küresel enerji akışını ciddi biçimde etkilemiştir.

İran bu süreçte kademeli bir strateji uygulamış ve ABD İsrail hava üstünlüğüne karşı önce ucuz maliyetli füzeler ve SİHA’lar ile uzun soluklu bir yıpratma savaşını uygulamaya koymuştur. 1980 sonrası son 46 yılda biriktirdiği tecrübe ve hazırlıkları, 13 Haziran 2025 günü başlayan 12 gün savaşının tecrübeleri ama en önemlisi Rusya ve Çin’in teknoloji ve askeri yardımları ile birleştirerek önemli kuvvet çarpanları elde etmiştir. İran’ın yaklaşık yarım yüzyıldır süren bir kuşatma psikolojisi içinde savunma stratejisini geliştirmiş olması ve sürekli bir dış müdahale ihtimaline göre hazırlık yapması önemlidir. İran-Irak Savaşı’nın sekiz yıllık tecrübesi İran askeri sisteminin dayanıklılığını artırmıştır. Bu savaş sırasında İran ağır ambargolar altında savaşmak zorunda kalmış ve asimetrik savaş stratejisini geliştirmiştir. Bu kapsamda yer altında sahip olduğu 150 civarındaki UHPC (Ultra Yüksek Korumalı Beton) füze üsleri İran’ın elindeki en büyük kozdur. Diğer yandan İran’ın üç bin yıllık devlet tecrübesine sahip bir medeniyet olduğu unutulmamalıdır. Bu tür toplumlar dış saldırı karşısında parçalanmak yerine çoğu zaman daha fazla kenetlenme eğilimi gösterir. Nitekim savaşın ilk günlerinden itibaren İran toplumunda bu eğilim görülmüştür.

ABD’nin Lojistik Sorunu

İran’a karşı yürütülen harekâtın ilk haftası modern savaşların ne kadar pahalı ve sürdürülemez hale geldiğini göstermektedir. Amerikalı açık kaynaklara göre ilk dört günlük saldırıların maliyeti yaklaşık 11 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu tutarın içinde ABD’den ve Avrupa’daki üslerden Ortadoğu’ya sevk edilen 12’den fazla savaş gemisi ve yaklaşık 100 uçaklık kuvvetin konuşlandırılması, 5,7 milyar dolarlık hava savunma önleme füzesi ve 3,4 milyar dolarlık bomba ile diğer mühimmat harcamaları yer alıyor. Buna personel giderleri, eğitim maliyetleri ve bölgedeki stratejik varlıkların kullanımı dâhil değil. Ayrıca savaşın ilk haftasında ABD’nin kaybettiği veya hasar gördüğü askeri ekipmanın maliyeti de yaklaşık 3 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Bu kayıplar arasında 3 adet AN/TPY-2 füze savunma radarı (birinin tamamen imha edildiği doğrulandı), 3-4 adet F-15E Strike Eagle savaş uçağı, 4 adet MQ-9 Reaper İHA ve Katar’daki bir AN/FPS-132 erken uyarı radarının hasar görmesi bulunuyor. Bunun yanında Kuveyt, Bahreyn ve Katar’daki ABD tesislerine yapılan saldırılarda birçok SATCOM (Uydu Muhaberesi) ve SIGINT (Sinyal İstihbaratı) radomunun da imha edildiği bildiriliyor.

Ancak savaşın asıl stratejik sorunu kayıplardan çok mühimmat üretim kapasitesi. Analizlere göre ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü hava savunma operasyonlarında önleme füzeleri hızla tüketiliyor ve stokların uzun süreli bir savaş için yeterli olup olmayacağı tartışılıyor. Özellikle Patriot PAC-3, THAAD ve Aegis sistemlerinde kullanılan SM-2, SM-3 ve SM-6 önleme füzeleri açısından ortaya çıkan tablo modern savaşın yalnız teknoloji değil aynı zamanda stok ve üretim kapasitesi savaşı olduğunu göstermektedir. İran’ın balistik füzeleri ve çok sayıda kamikaze İHA kullanması savunma sistemlerini bir tür yıpratma savaşına sürüklemektedir. Ucuz saldırı araçlarına karşı milyonlarca dolarlık önleyicilerin kullanılması savunma tarafında sürdürülebilirlik sorununu gündeme getirmiştir. İran saldırılarını önlemek için kısa sürede çok sayıda THAAD, Patriot ve SM-3 önleyici füze kullanılmıştır. Bu durum ABD ve müttefiklerinin önleme füze stoklarının hızla azalmasına yol açmaktadır. Bu füzelerin üretimi sınırlı ve pahalı olduğu için stokların kısa sürede yenilenmesi kolay değildir. Aynı zamanda İran saldırılarında hava savunma sistemlerinin çalışması için kritik olan radar ve erken uyarı altyapıları da hedef alınmaktadır. Sensör altyapısının zarar görmesi savunma sistemlerinin etkinliğini ciddi biçimde azaltmaktadır. Bu nedenle ABD donanması ve bölgedeki müttefik kuvvetler hava savunma stoklarını yenilemek için yeni bir lojistik düzen kurmaktadır. Körfez’de görev yapan destroyer ve kruvazörlerin önemli bir bölümü yeniden mühimmat yüklemek için Hindistan veya Diego Garcia’ya yönlendirilmektedir. Bu da gemilerin 7 gün civarında bölgeden uzaklaşmaları anlamına gelmektedir. Bu sistemlerin İran hipersonik füzelerine karşı yetersiz oldukları da ayrı bir gerçektir.

Diğer yandan ABD’nin uzun menzilli hassas saldırı mühimmat stoklarının kritik seviyeye yaklaştığı değerlendirilmektedir. ABD’nin İran’a karşı kullandığı başlıca mühimmatlar yaklaşık 900 deniz mili menzilli savaş gemileri ve denizaltılardan atılan Tomahawk seyir füzesi ile yaklaşık 600 deniz mili menzilli savaş uçaklarından atılan JASSM müşterek hava yer seyir füzeleridir. Açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre ABD’nin kullanılabilir Tomahawk stoku yaklaşık 2000–2500 civarına düşmüş olabilir. JASSM stokunun ise yaklaşık 3000 civarında olduğu düşünülmektedir. Kısacası ABD’nin elinde yaklaşık 5000 civarında uzun menzilli seyir füzesi kalmış olabilir. Bu stok bile İran gibi büyük bir ülkeye karşı uzun süreli bir hava harekâtı için sınırlıdır. Ayrıca ABD aynı mühimmatları Rusya veya Çin gibi büyük güçlere karşı caydırıcılık için de rezervde tutmak zorundadır. Böyle bir çatışmada bu stokların birkaç gün içinde tükenebileceği değerlendirilmektedir. Bu nedenle ABD’nin pahalı ve sınırlı seyir füzeleri yerine daha ucuz JDAM (Müşterek Direkt Saldırı Mühimmatı) tipi süzülme bombalarına yönelmesi beklenmelidir. Ancak bu bombaların kullanılabilmesi için uçakların hedefe yaklaşık 30-40 deniz mili mesafeye kadar yaklaşması gerekir ki bu da pilotları yüksek riske durumuna sokar. İran’ın savaşın ilk aşamasında hava savunmasını tamamen kullanmak yerine kritik bölgelerde muhafaza etmiş olabileceği değerlendirilmektedir. Amaç, ABD ve İsrail uçaklarının kısa menzilli mühimmat kullanmak zorunda kalacağı aşamada bu sistemleri devreye sokmaktır. Bugüne kadar uzaktan atılan Amerikan ve İsrail füzelerini vurmak İran için zor olabilir ancak uçaklar çok daha savunmasızdır.

Bir diğer kritik alan da patlayıcı üretimidir. ABD’de neredeyse tüm modern savaş başlıklarının içinde bulunan RDX ve HMX gibi yüksek enerjili patlayıcıların üretim sorunu. ABD, II. Dünya Savaşı sırasında günde 10 üretim hattında yarım milyon ton patlayıcı üretirken bugün yalnızca iki üretim hattıyla çalışmaktadır. Bu ve yukarda açıklanan menfi tabloyu gören Trump yönetimi savunma sanayii şirketleriyle üretimi hızlandırmak için yeni toplantılar yapmaya devam ediyor. Savaşın ilk haftası sonunda Trump, BAE Systems, Boeing, Honeywell Aerospace, L3Harris, Lockheed Martin, Northrop Grumman ve Raytheon yöneticileriyle görüşerek yüksek teknoloji silahların üretiminin hızla artırılması konusunda anlaşmaya varıldığını açıklamıştır. ABD yönetimi orta seviyedeki mühimmat stoklarının yeterli olduğunu savunsa da savaşın uzaması halinde belirleyici unsurun askeri güçten çok üretim kapasitesi yani lojistik faktörler olacağı giderek daha açık hale gelmektedir.

İran’ın Stratejisinin Enerji ve Deniz Ticaretine Etkisi

İran büyük bir gayretle yürüttüğü savaşta doğrudan İsrail’i hedef alırken aynı zamanda ABD’nin bölgedeki askeri ve ekonomik altyapısını hedef alan bir strateji uygulamaktadır. Körfez ülkelerindeki Amerikan üsleri, enerji tesisleri ve lojistik altyapılar bu saldırıların merkezine yerleşmiştir. İran’ın enerji ve ekonomik hedefleri vurması savaşın jeoekonomik boyutunu hızla büyütmüştür. Saldırıdan önce yaklaşık 73 dolar olan petrol fiyatı bir hafta sonra 93 dolar oldu. Ancak bu yalnızca başlangıç olabilir. Çünkü dünya petrol ticaretinin ve LNG sevkiyatının yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. İran’ın bu geçişi fiilen kapaması söz konusu olmasa da boğaz yüksek riskler nedeni ile kapanmıştır. Körfez içinde sıkışan gemiler sigorta sorunları ve personel emniyeti nedeni ile çıkış yapamamaktadırlar. Basra Körfezi’nde 200’den fazla VLCC (Very Large Crude Carrier) petrol tankeri mahsur kalmıştır. Bu durumun bir devam etmesi halinde petrol fiyatlarının 100 doların çok üstüne hatta bazı senaryolara göre 150 dolar seviyelerine çıkması bile mümkündür. Benzer şekilde Katar’ın üretim tesislerine aldığı füze isabetleri sonrası LNG ihracatını kesmesi de benzer etki yaratmıştır.

Avrupa’nın bağımlı olduğu Katar enerjisinin eksikliği, Rus gazının eksikliği ile birleşmiş ve ortaya çok vahim bir tablo çıkmıştır. Enerji piyasasındaki bu kriz küresel finans sistemi üzerinde de büyük bir baskı yaratabilir. Dünya finans sisteminde yaklaşık 220 trilyon dolarlık varlık yöneten yatırım fonları bulunmaktadır. Bu fonların küçük bir bölümünün bile enerji piyasalarına yönelmesi petrol fiyatlarında çok sert bir yükselişe yol açabilir. Bu durum finans piyasalarında dikey fiyat artışlarına neden olabilir. Enerji fiyatlarının yükselmesi modern ekonomilerde doğrudan ekonomik faaliyeti de etkiler. Çünkü sanayi üretiminden taşımacılığa kadar hemen her sektör hidrokarbon enerjisine bağımlıdır. Körfezdeki ticaretin durması diğer yandan havacılık endüstrisinin kullandığı jet yakıt arzını menfi etkilemektedir. Dünya jet yakıtının yarısından çoğu körfez çıkışlıdır ve bu arz kesilmektedir. Aynı durum ticaret gemisi yakıtları için de geçerlidir. Dünya bunker yakıt arzında körfezin kapalı kalması ciddi duraksamalar yaratacaktır.

Uluslararası Denizcilik Örgütüne göre yaklaşık 20.000 denizci Hürmüz Boğazı’nda mahsur kalmıştır. Bölgede rotasını değiştirmek zorunda kalan veya bekleyen konteyner gemisi sayısı 170’e ulaşmıştır. Hürmüz Boğazı’nda trafiğin kesilmesi Körfez’de haftalık 650.000 TEU konteyner trafiğini doğrudan etkilemektedir. MSC, Maersk, CMA CGM ve Hapag-Lloyd gibi dünyanın en büyük konteyner hatları Hürmüz Boğazı’ndaki tüm operasyonlarını askıya almıştır. Bu durum yalnız enerji piyasalarını değil küresel ticaret zincirlerini de etkileyebilecek bir gelişmedir. Gemilerde mahsur kalan denizciler için ciddi güvenlik ve psikolojik riskler bulunmaktadır. Tatlı su, gıda ve yakıt temini kısa sürede önemli bir sorun haline gelebilir. Köprüüstündeki kaptan ve zabitlere büyük sorumluluk düşmektedir.

Küresel Jeopolitik ve jeoekonomik Dengelerin Kayması

ABD’nin İran’a saldırması stratejik bir hatadır. İran coğrafi olarak son derece zor bir ülkedir. Nüfusu yaklaşık 90 milyondur ve büyük bölümü dağlık araziden oluşur. Bu nedenle İran’a yönelik kara harekâtı her ne kadar Trump düşünse de askerî açıdan gerçekçi değildir. ABD’nin İran’ı işgal edebilmesi için gerekli insan gücü ve siyasi destek de bulunmamaktadır. İran ise uzun süreli bir savaş için daha hazırlıklıdır. Savaşın bir diğer önemli sonucu küresel ekonomik dengelerde yaşanacak kaymadır. Körfez ülkeleri uzun süredir güvenli yatırım alanları olarak görülmektedir. Ancak ABD’nin bu ülkeleri koruyamadığı algısı oluşursa bölgeye akan sermaye de risk altına girebilir. Aynı zamanda enerji güvenliği açısından Asya ülkeleri yeni arayışlara girebilir. Enerji krizi özellikle Avrupa açısından büyük riskler yaratmaktadır.

Avrupa son yıllarda Rus enerji kaynaklarından uzaklaşarak kendi kendine bir enerji krizi yaratmıştır. Nükleer santrallerin kapatılması ve pahalı LNG’ye yönelme politikası Avrupa ekonomisini daha kırılgan hale getirmiştir. İran savaşı bu kırılganlığı daha da artırabilir. Bazı ekonomistler Avrupa ekonomisinin resesyondan depresyona doğru ilerleyebileceğini ve yüksek enerji fiyatlarının hiper enflasyon riskini doğurabileceğini belirtmektedir. Avrupa devlet tahvillerinin uluslararası yatırımcılar tarafından satılması durumunda faizler hızla yükselebilir ve ciddi bir finansal kriz ortaya çıkabilir.

İran krizi ile Çin’in Rusya ile enerji iş birliğini artırması, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin Batı Asya bağımlılığını azaltmaya çalışması muhtemeldir. Bu süreç dünyanın yeniden iki ekonomik blok etrafında bölünmesine yol açabilir. Bir tarafta ABD ve geleneksel Batı ittifakı, diğer tarafta ise Rusya, Çin ve BRICS ülkeleri yer alabilir.

Savaşın kara ayağının Kürt gruplar üzerinden yürütülmesi ihtimali konuşulsa da Trump bu seçenekten son zamanlarda uzaklaşmıştır. Bu çerçevede ABD’nin İran’a karşı Kürt grupları kullanması Türkiye açısından ciddi bir güvenlik riski oluşturabilir. İran da bu ihtimali görmektedir ve PJAK gibi örgütlere karşı sert bir tutum almaktadır. İran’ın kuzeybatısındaki etnik dengeler de bu süreçte önemli rol oynayacaktır. Tebriz’de yapılan gösterilerde Türk kimliğine müspet yönde vurgu yapılması dikkat çekicidir. Türkiye açısından en önemli mesele bölgesel istikrarın korunmasıdır. Azerbaycan’ın İran ile savaştırılması için kışkırtılması da ayrı bir hatadır. Nahcivan’a yollanan SİHA’ların İran tarafından yollanmadığı deklere edildiği halde Aliyev’in açıklamaları son derece yanlış olmuştur. Coğrafi olarak Rusya ve İran arasında sıkışan Azerbaycan’ın İran Azerbaycan’ı ile birleşmesine yönelik ABD ve İsrail hesapları ters tepebilir. İran’ın siyasi elitinin Azerbaycan Türkleri olduğu göz önüne alınmalıdır. Böyle bir senaryoda Türkiye’nin de NATO üyesi olarak savaşa dahil olması ve İran ile savaşması beklenmemelidir. Her ne kadar alternatif planlar buna göre hazırlanmış olsa da Ankara bu tuzağa düşmeyecek kadar tecrübelidir.

Körfezdeki ABD Uçak Gemileri

ABD’nin Akdeniz’deki uçak gemisi grubunu (USS Gerald Ford) Kızıldeniz üzerinden Körfez’e doğru kaydırması kararı dikkate alınmalıdır. Kızıldeniz’den geçiş Husiler nedeniyle riskli olsa da ABD bu riski birkaç amaç için göze alıyor olabilir. Birincisi İran’a karşı uzun menzilden de olsa farklı yönlerden baskı kurabilecek bir hava harekâtı mimarisi oluşturmak. Uçak gemileri Arabistan Denizi, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz’de konuşlanırsa İran’a birden fazla cepheden baskı kurulabilir. İkincisi bu uçakların İsrail’e uzak hava desteği sağlaması olabilir. ABD uçak gemilerindeki uçaklarla muharebe hava devriyesi, erken uyarı desteği vererek İsrail’in yükünü azaltabilir. Üçüncü seçenek ise doğrudan saldırı değil caydırıcılıktır. ABD çoğu zaman uçak gemilerini psikolojik baskı ve güç gösterisi için kullanır. Ancak uçak gemileri İran kıyılarına yaklaşamaz çünkü İran’ın balistik füze, denizaltı, seyir füzesi ve drone kapasitesi ciddi bir tehdit oluşturur. Diğer bir seçenek Husiler (Ansarallah Grubu) fiilen savaş girerse ve Bab El Mendeb Boğazı Hürmüz gibi kapanır ve Hint/Pasifik bölgeden gelen deniz ticareti kesilirse Yemen’e saldırı da düşünülebilir. Bir diğer seçenek de Lincoln Uçak Gemisi darbe grubunu rahatlatmak ve özellikle mühimmatları tükenen refakat grubunu Diego Garcia veya Hindistan limanalrına göndererek ikmal yapmalarını sağlamak olabilir.

Sonuç

Savaş bu satırların yazıldığı günlerde birinci haftasını doldurmuştur. ABD ve İsrail bekledikleri hızlı ve kesin zaferi elde edememiştir. Çatışma giderek kısa süreli bir operasyon olmaktan çıkıp uzun ve yıpratıcı bir savaş niteliği kazanmaktadır. Bu durum Washington yönetimini kamuoyuna yeni bir başarı hikâyesi sunma arayışına itmektedir. Trump’ın son konuşmalarında dile getirdiği “Küba’nın düşmesi artık sadece bir zaman meselesi” ifadesi bu bağlamda dikkat çekicidir. İran cephesinde hızlı bir sonuç alınamaması, daha zayıf bir hedef üzerinden sembolik ve hızlı bir zafer üretme arayışını gündeme getirmiş olabilir.

Hegseth ve Trump anlatılarına rağmen sahadaki gerçeklik farklıdır. İran uzun süredir yıpratma savaşına hazırlanmış bir devlettir ve stratejisinin merkezinde Hürmüz Boğazı bulunmaktadır. Öte yandan ABD ve İsrail’in savaşın ikinci safhasında İran’ın yeraltı sığınaklarını hedef alarak yoğun ateş gücü kullanmasına rağmen sonuç almak kolay görünmemektedir. İran bu derin savunma yapısını kullanarak savaşı uzatmayı ve karşı tarafın askeri, ekonomik ve siyasi maliyetlerini artırmayı amaçlamaktadır. Üstelik ABD’nin şu ana kadar binlerce hassas mühimmat kullanmış olması, bu mühimmatın yeniden üretim süresi göz önüne alındığında savaşın sürdürülebilirliği açısından ayrı bir sorun yaratmaktadır.

Bunun yanında sahte bayrak operasyonlarıyla Azerbaycan ve Türkiye üzerinden NATO’nun savaşa çekilmesi ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Ancak Gazze’de yaşananların ve ABD yönetiminin giderek daha kaba güç kullanımına dayanan politikalarının dünya kamuoyunda yarattığı tepki büyüktür. Hükümetler baskı altında kararlar alsa bile halkların desteği giderek zayıflayacaktır. İspanya’da yükselen eleştiriler veya Endonezya’nın Trump’ın Gazze Barış Komitesi’nden ayrılmayı değerlendirmesi bu eğilimin ilk işaretleridir. Bahreyn’de başlayan Şii ayaklanması da dikkatle takip edilmelidir.

Sonuç olarak İran’ın kısa sürede teslim olması beklenmemelidir. Hürmüz krizi yalnızca petrol fiyatlarını etkileyen bir piyasa dalgalanması değil, küresel enerji sisteminin ana lojistik damarına yönelmiş gerçek bir arz şokudur. Bu nedenle İran savaşı yalnızca bölgesel bir çatışma olarak görülemez. Enerji piyasaları, finans sistemi ve küresel güç dengeleri üzerinde derin etkiler yaratabilecek tarihsel bir kırılma noktasıdır. Bugün İran’da yaşananlar da yalnızca bir savaş değil, Batı hegemonyasının çözülmeye başladığı ve dünyanın giderek çok kutuplu bir düzene yöneldiği yeni bir dönemin sancılı habercisidir. İran sadece kendisi için değil tüm küresel güney ve sömürgeciliğe karşı çıkan onurlu devletler adına da direniyor.

Kaynak: Cem Gürdeniz / 12punto

]]>
Yargıtay’dan emekli maaşları için emsal karar https://yenidunya.org/yurt/33886/yargitaydan-emekli-maaslari-icin-emsal-karar/ Sun, 08 Mar 2026 08:35:42 +0000 https://yenidunya.org/?p=33886 Emekli maaşını başka bir bankaya taşımak isteyen vatandaşın hesabına konulan blokeye ilişkin açılan davada önemli bir karar çıktı. Yerel mahkeme, emekli maaşına konulan blokenin kaldırılmasına karar verdi. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi kararı onadı, Yargıtay da son noktayı koyarak bankanın itirazlarını reddetti.
Emekli maaşını başka bir bankaya taşımak isteyen bir vatandaşın açtığı dava, bankaların kredi gerekçesiyle maaş hesabına bloke koyarak taşıma işlemini engelleyip engelleyemeyeceği tartışmasını yargıya taşıdı.
Davacı emekli, 2015 yılından itibaren emekli aylığını davalı bankanın Ankara Anıttepe Şubesi’nde açılan hesap üzerinden aldığını, son yıllarda özel bankaların sunduğu yüksek promosyon kampanyalarının emekliler açısından önemli bir ekonomik fırsat oluşturduğunu belirterek maaşını başka bir bankaya taşımak istedi.

Ziraat Bankası bloke koydu
Yeni bankayla yaptığı görüşmede, mevcut bankanın emekli maaşı üzerine bloke koyması nedeniyle taşıma işleminin gerçekleştirilemediğini öğrendiğini ifade etti. Bunun üzerine davalı banka ile iletişime geçen davacıya, bankadan kullanılan konut kredisi nedeniyle emekli aylığı üzerine bloke konulduğu ve kredi borcu tamamen bitmeden bu blokenin kaldırılamayacağı bildirildi.
Emekli ise bankanın bu uygulamasının hukuki dayanağı bulunmadığını, emekli maaşının başka bankaya taşınmasının bloke yoluyla engellenemeyeceğini savunarak, maaş hesabı üzerindeki blokenin kaldırılması ve taraflar arasındaki hukuki ihtilafın giderilmesi talebiyle dava açtı.

Mahkeme emekliyi haklı buldu
Ankara 5. Tüketici Mahkemesi, mahkeme, haczedilemeyen mal ve haklar üzerinde önceden yapılan anlaşmaların geçerli olmayacağını belirtti.
Bu nedenle kredi kullanımı sırasında emekli maaşı üzerine bloke konulmasına ilişkin muvafakatın hukuken geçerli sayılamayacağı ifade edildi. Ayrıca SGK ile banka arasında yapılan protokolde blokenin uygulanması ve kaldırılması konusunda bankanın sorumlu olduğu belirtildi.
Mahkeme, emekli maaşı üzerindeki blokenin kaldırılmasına ve emeklinin maaşını başka bankaya taşımasının önündeki engelin kaldırılmasına karar verdi.

İstinafa taşındı
Karar, banka tarafından İstinaf mahkemesine taşındı. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi ise yerel mahkeme kararını hukuka uygun buldu.
İstinaf mahkemesi kararında, bankayla SGK arasında yapılan protokolün taraflar arasındaki iç ilişkiye yönelik olduğu belirtildi. Bu protokolün emekli açısından bağlayıcı bir sonuç doğuramayacağı vurgulandı.
Ayrıca kredi sözleşmesinde emekli maaşının başka bankaya aktarılmayacağına ilişkin imzalı bir hüküm de bulunmadığı ifade edildi. Bu nedenle bankanın istinaf başvurusu esastan reddedildi.

Son noktayı Yargıtay koydu
Dosya bu kez temyiz incelemesi için Yargıtay’a taşındı. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, yaptığı incelemede Bölge Adliye Mahkemesi kararında hukuka aykırılık bulunmadığına hükmetti.
Daire, bankanın temyiz itirazlarını reddederek Ankara Bölge Adliye Mahkemesi kararını onadı. Böylece emekli maaşına konulan blokenin kaldırılması yönündeki karar kesinleşmiş oldu.

Kaynak: BirGün

]]>
Toplumsal kurtuluş mücadelesi kadınlar olmadan olmaz https://yenidunya.org/kadinin-sesi/33883/toplumsal-kurtulus-mucadelesi-kadinlar-olmadan-olmaz/ Sun, 08 Mar 2026 07:21:46 +0000 https://yenidunya.org/?p=33883
Toplumsal kurtuluş mücadelesi kadınlar olmadan olmaz

2021 Tüm Emekliler Sendikası Kadın Sosyal Güvenlik ve Sağlık Sekreterliği 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için yazılı bir açıklama yaptı.
Açıklamada, “Kapitalizme karşı işçi sınıfının yürüttüğü mücadele tarihi de kadın işçiler olmasaydı eksik kalırdı. Emperyalizm ve kapitalizmin boyunduruğundan kurtulup özlediğimiz ve mutlaka ulaşacağımız eşit ve özgür dünyanın kuruluşu da kadınların katkısı olmadan gerçekleşemez.” denildi.

Yaşasın 8 Mart
Basına ve kamuoyuna
Saygıdeğer emekçiler, emekliler ve dostlar; siyasi partilerin ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri; çalışkan basın emekçileri hoş geldiniz. Sizleri 2021 Tüm Emekliler Sendikası adına en içten duygularımızla selamlıyorum.
Öncelikle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününün sessiz kahramanları olan tüm kadın üyelerimize ve dostlarımıza saygılarımı sunuyorum. Mücadelenin birlikte verilmesi gerektiğine inanan ve hak mücadelesinde aynı safta olduğumuz erkek üyelerimiz de aynı saygıyı hak ediyor.
Kadınların birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, toplumsal kurtuluş mücadelesinde kadınların kendi talepleriyle yer aldıkları ve bayraklaştırdıkları gündür.
Tarih boyunca kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi, ezilen sınıfların sömürüye ve despotizme karşı kurtuluş mücadeleleriyle başa baş yürümüştür. Kadınlar, feodal düzenin sonunu getiren 1789 Fransız Devrimiyle, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin yanı başına Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesini koydular.

Eşit ve özgür bir dünya için kadınlar mücadeleye
Kapitalizme karşı işçi sınıfının yürüttüğü mücadele tarihi de kadın işçiler olmasaydı eksik kalırdı. Emperyalizm ve kapitalizmin boyunduruğundan kurtulup özlediğimiz ve mutlaka ulaşacağımız eşit ve özgür dünyanın kuruluşu da kadınların katkısı olmadan gerçekleşemez.
Sonuncusunu şu anda yaşıyoruz, Amerikan emperyalizmi ve işgalci İsrail siyonizmi komşumuz İran’a topyekun savaş açtı. Şimdiden bini aşkın sivil insanı katlettiler. Bilinçli bir şekilde hedef alınan bir okulda eğitim gören yüzlerce kız çocuğunu topluca katlettiler. Emperyalist-kapitalist düzen, işçileri, emekçileri, kadınları, çocukları sömüren; halkları sömürgeleştiren bir sömürü ve baskı sistemidir; vicdansız bir insan ve toplum anlayışının cisimleşmiş hâlidir. Bütün ulusları modern devrimlerin kazanımlarından koparıp ortaçağ karanlığına hapsetmek isteyen emperyalizmin bu uğursuz planı en çok da biz kadınları vuruyor. 1990’lara kadar modern bir ülke olan Afganistan’da bugün kadınlar toplumsal yaşamdan dışlandılar.
En taze örnektir; komşumuz Suriye’de emperyalizmin doğrudan desteğiyle iş başına getirilen mezhepçi-tekfirci yönetim ilk iş olarak kadınları şiddet işkence ve katliamlarla toplumsal yaşamdan dışlıyor.

İktidarın bahaneleri tükenmiyor!
İktidarın emeklileri ve tüm emekçileri yoksullaştırırken bahaneleri hiç tükenmiyor. Dün yoksulluğumuza sebep depremdi, bugün savaş oldu gerekçeleri.
Biz emekli kadınlar bu bahanelerin aldatmaca olduğunu biliyoruz. Öyle olmasa biz hep yoksul, onlar hep varsıl olmazdı, fedakârlıkta eşitlik olurdu.
Eşimizin çocuklarımızın torunlarımızın ve yeğenlerimizin, yani bütün toplumun refaha ulaşacağı bir ülke istiyoruz.
Emperyalizmin, işbirlikçi kapitalist iktidarın ve ataerkil düzenin sömürü ve baskısından kurtulmak istiyoruz.
Emperyalizme karşı vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü savunuyoruz.
Feodal ataerkil gericiliğe karşı laik demokratik cumhuriyeti savunuyoruz.
İşbirlikçi oligarşinin vurgunculuğuna karşı eşitlikçi düzeni savunuyoruz.
Pahalılığa karşı köklü ve etkin mücadele istiyoruz.
Elektrik, doğal gaz, su, ulaşım gibi temel hizmetlerin devlet eliyle sağlanmasını istiyoruz.
Zincir marketlerin devletleştirilmesini istiyoruz.
Çocuklarımız torunlarımız için parasız eğitim, herkes için parasız sağlık istiyoruz.
Emekli dul yetim aylıklarının insanca yaşamaya yetecek kadar artırılmasını istiyoruz.
İnsanca yaşamaya yetecek aylık artışının kaynağı dolar milyarderlerinin ve dolar milyonerlerinin hesaplarında yatıyor.Bir defalık servet vergisiyle kaynak oluşur.
Hayatın her alanında, ev içinde ve ev dışında eşitlik istiyoruz.
Aile, toplumsal egemenlik ilişkilerini yeniden üreten bir yer olmaktan çıksın. Aile sadece sevgi, eşitlik, özgürlük ve ve dayanışma yuvası olsun.
Feodal ataerkil cinayetlerin ve şiddetin durdurulması için topyekûn seferberlik istiyoruz.
Ülkemizin emperyalizmin savaş ve yıkım makinesi NATO’dan derhâl çıkmasını, bölgemizin bir barış adası olmasını istiyoruz.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.

]]>
İstanbul’un şubat enflasyonu açıklandı https://yenidunya.org/yurt/33880/istanbulun-subat-enflasyonu-aciklandi/ Mon, 02 Mar 2026 07:38:28 +0000 https://yenidunya.org/?p=33880 İTO, İstanbul için şubat ayı enflasyon verilerini açıkladı: Aylık enflasyon: %3,85, Yıllık enflasyon: %37,88. oldu.
Aralık ayında 0.85 olarak açıklanan enflasyon, Ocak ayında 5.85, Şubat ayında 3.85 çıktı. Son 3 ayda açıklanan rakamları yorumlayan emekliler “enflasyon bizi sevmiyor, zam alacağımız ayda düşüyor” dedi.

İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2026 Şubat ayına ilişkin İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi verilerini yayımladı.
Verilere göre, Şubat ayında İstanbul’da perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi’nin aylık artışı yüzde 3,85, yıllık artış ise yüzde 37,88 olarak gerçekleşti. On iki aylık ortalamalara göre değişim oranı yüzde 41,14 oldu.
İstanbul enflasyonu Ocak’ta aylık bazda yüzde 4,56, yıllık bazda ise yüzde 36,15 seviyesindeydi.

En yüksek artış gıda ürünlerinde
İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi verilerine göre, Şubat ayında bir önceki aya kıyasla gıda ve alkolsüz içecekler harcama grubunda yüzde 6,87 artış kaydedildi.
Alkollü içecekler ve tütün grubunda fiyatlar yüzde 5,38 yükselirken, ulaştırma harcamalarında artış oranı yüzde 4,95 oldu.
Sağlık harcama grubunda fiyatlar yüzde 3,26 artarken, eğlence ve kültür grubunda yüzde 2,66, konut harcamalarında yüzde 2,41 ve eğitim grubunda yüzde 2,35 artış gerçekleşti.
Lokanta ve oteller harcama grubunda fiyatlar yüzde 1,75 yükselirken, çeşitli mal ve hizmetler grubunda yüzde 1,32 ve ev eşyası grubunda yüzde 0,98 artış görüldü.
Haberleşme harcamalarında ise yüzde 0,09 oranında sınırlı bir artış kaydedildi.
Giyim ve ayakkabı harcama grubunda fiyatlar yüzde 0,17 gerileyerek tek düşüş kaydedilen kalem oldu.

Fiyat değişimlerini neler etkiledi?
İstanbul’da 2026 Şubat ayı fiyat indeksinin belirlenmesinde; Gıda Harcamaları grubunda yer alan bazı ürünlerde kış mevsim etkisi ile izlenen yukarı yönlü fiyat değişimleri, Ulaştırma harcamaları, Sağlık harcamaları ve Eğlence ve Kültür harcama gruplarında kamu kaynaklı fiyat düzenlemeleri ile piyasa koşullarına bağlı izlenen fiyat değişimleri, Lokanta ve Oteller harcama grubunda izlenen yukarı yönlü fiyat değişimleri ile Giyim ve Ayakkabı harcamaları grubunda ise piyasa koşullarına bağlı olarak izlenen aşağı yönlü fiyat değişimleri etkili olmuştur.

]]>
Tarla ve raflarda ücret makası açılıyor https://yenidunya.org/yurt/33877/tarla-ve-raflarda-ucret-makasi-aciliyor/ Mon, 02 Mar 2026 07:17:27 +0000 https://yenidunya.org/?p=33877 TZOB verileri, üretici fiyatı gerilerken tüketicinin pahalıya gıdaya eriştiğini ortaya koydu. Verilere göre, üretici ile market arasındaki fiyat farkı şubatta yüzde 229’a ulaştı. Gübre ve mazottaki yıllık artış ise yüzde 38’i buldu.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) verileri, üretici fiyatı gerilerken tüketicinin pahalıya gıdaya eriştiğini ortaya koydu.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, yaptığı yazılı açıklamayla şubat ayına ilişkin üretici-market fiyat farklarını ve girdi maliyetlerindeki artışı açıkladı. Veriler, tarladaki fiyatla market rafı arasındaki uçurumun derinleştiğini gösterdi. En çarpıcı fark yüzde 229,7 ile karnabaharda görüldü.
Bayraktar, “Şubat ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkı en fazla yüzde 229,7 ile karnabaharda görüldü. Karnabaharı yüzde 226,7 ile marul, yüzde 223 ile kuru soğan, yüzde 218,7 ile pırasa izledi” dedi. Üreticide 12,36 TL olan karnabahar markette 40,75 TL’ye; 16,29 TL olan marul 53,20 TL’ye; 4 TL olan kuru soğan 12,92 TL’ye satıldı.

Raftaki 28 ürüne zam
Şubatta markette 41 ürünün 28’inde fiyat artışı, 13’ünde düşüş yaşandı. En yüksek artış yüzde 50,3 ile marulda gerçekleşti. Marulu yüzde 34,2 ile sivri biber, yüzde 29,9 ile salatalık izledi. Markette en fazla düşüş ise yüzde 14,2 ile yeşil soğanda görüldü.

Üreticide dalgalanma
Üretici tarafında 33 ürünün 18’inde artış, 7’sinde düşüş kaydedildi. En sert düşüş yüzde 29 ile karnabaharda yaşandı. Kuru soğanda yüzde 27,3, domateste yüzde 12,8 gerileme görüldü. Buna karşılık marulda yüzde 49,9, sivri biberde yüzde 39,5 artış kaydedildi.

Girdi maliyetleri artıyor
Şubatta mazot fiyatı aylık yüzde 5,1, yıllık yüzde 26,1 arttı. Son bir yılda üre gübresi yüzde 38,3, kompoze gübresi yüzde 38,5 zamlandı. Besi yemi yıllık yüzde 34,3, süt yemi yüzde 30,1 arttı. Elektrik fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 12,8 oldu. Veriler, üretici fiyatı gerilerken tüketicinin pahalıya gıdaya eriştiğini ortaya koydu.

Kaynak: BirGün

]]>