Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Thu, 02 Jul 2026 12:30:49 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 En düşük emekli maaşı açlık sınırının yarısını zor karşılıyor https://yenidunya.org/emek-gundemi/34213/en-dusuk-emekli-maasi-aclik-sinirinin-yarisini-zor-karsiliyor/ Thu, 02 Jul 2026 12:30:48 +0000 https://yenidunya.org/?p=34213 KAMU-İŞ açlık-yoksulluk sınırı araştırması Haziran 2026 sonuçları açıklandı.
KAMU-İş araştırmasına göre, açlık sınırı haziranda 38 bin lirayı bulurken, yoksulluk sınırı da gıdayla birlikte başta giyim, barınma ve ulaştırma olmak üzere diğer harcamalarda yaşanan yüksek fiyat artışlarının etkisiyle 116 bin lirayı aştı. Türkiye’nin siyasi ve ekonomik krizlere yatkın yapısı yüzünden açlık ve yoksulluk sınırlarının önümüzdeki aylarda da hızla artmaya devam edeceği gözleniyor.

En düşük emekli maaşı açlık sınırının yarısını zor karşılıyor

-Açlık sınırı 38 bin lirayı buldu
-Dört kişilik bir ailenin sadece gıda için yapması gereken aylık harcama haziranda önceki aya göre 341 lira artarak 37 bin 996 liraya kadar yükseldi.
-Yoksuluk sınırı ise 2 bin 261 lira daha artarak 116 bin 106 liraya kadar tırmandı.
-Açlık sınırı haziranda asgari ücretin 9 bin 921 lira, en düşük emekli aylığının ise 18 bin lira 75 lira üzerine çıktı.
-En düşük memur maaşı açlık sınırının yüzde 53,3’ünü zor karşılayabilir hale geldi.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için aylık olarak yapması gereken gıda harcamasının yanı sıra gıda dışındaki ihtiyaçlarını da yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken harcamayı dikkate alarak hesapladığı açlık-yoksulluk sınırı araştırmasının Haziran 2026 sonuçları açıklandı.
Açlık sınırı haziranda 38 bin lirayı bulurken, yoksulluk sınırı da gıdayla birlikte başta giyim, barınma ve ulaştırma olmak üzere diğer harcamalarda yaşanan yüksek fiyat artışlarının etkisiyle 116 bin lirayı aştı. Türkiye’nin siyasi ve ekonomik krizlere yatkın yapısı yüzünden açlık ve yoksulluk sınırlarının önümüzdeki aylarda da hızla artmaya devam edeceği gözleniyor.
Açlık sınırı haziranda önceki aya göre 341 lira artarak 37 bin 996 liraya yükselirken, gıda dışındaki gereksinimler için yapılması gereken harcama ise 1.920 liralık yükselişle 78 bin 110 liraya çıktı. İkisinin toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise önceki aya göre 2 bin 261 lira artarak 116 bin 106 lira oldu. Son bir yılda açlık sınırı
10 bin 581 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 21 bin 666 lira ve yoksulluk sınırı 32 bin 247 lira artış gösterdi.

Açlık sınırı
Türkiye genelinde de yaygın şube ağı bulunan ve en fazla alış-veriş yapılan marketlerden Ankara’da derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak yapılması gereken harcanma haziranda 106 lira azaldı, ancak son bir yılda ise 2 bin 493 lira artarak 11 bin 85 lira oldu.
Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre 31 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 241 liralık artışla 740 lira oldu.
Haziranda 305 lira daha artarak, 8 bin 42 liraya yükselen süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama yıllık olarak ise 2 bin 548 lira artış kaydetti.
Meyve için harcanması gereken tutar önceki aya göre 97 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 161 lira artarak 3 bin 390 liraya yükseldi. Sebze için yapılması gereken harcama ise önceki aya göre 62 lira azalarak 5 bin 429 liraya indi. Sebze harcaması geçen yılın aynı ayına göre ise 2 bin 269 lira arttı.

En düşük emekli maaşı açlık sınırının yarısını zor karşılıyor

Ücretler ve açlık-yoksulluk sınırı
Açlık sınırı bu yılbaşında 28 bin 75 liraya çıkarılan ve yıl sonuna kadar da bu seviyede kalacak olan asgari ücretin 9 bin 921 lira, 20 bin lira olarak uygulanan en düşük emekli aylığının ise 17 bin 996 lira üzerine yükseldi. Yıl başında yüzde 27 oranında zam yapılan asgari ücret, yüzde 18,6 oranında artırılan kamu çalışanlarının ücretleri ve yüzde 12,19 oranında artırılan emekli aylıklarının satın alma gücünün büyük bir kısmı yılın ilk yarısında eridi. Asgari ücretin açlık sınırını karşılayabilmesi için en az yüzde 35,3 oranında artırılması gerekiyor.
Asgari ücret haziranda dört kişilik bir ailenin sadece 22 günlük beslenme giderini, yoksulluk sınırının ise dörtte birini zor karşılıyor. Ailede dört kişinin asgari ücretle çalışarak haneye getireceği gelir bile yoksulluk sınırının 3 bin 806 lira altında kaldı. Diğer bir ifadeyle dört asgari ücret giren dört kişilik bir aile bile yoksulluk sınırını yenemiyor. En düşük emekli aylığı ise sadece 16 günlük beslenmeye bile yetmiyor, yoksulluk sınırının ise sadece yüzde 17,2’sinde kalıyor.
Bu yılın ilk yarısı için aile ve çocuk yardımı dahil 61 bin 890 liraya yükselen en düşük memur maaşı yoksulluk sınırının yüzde 53,3’ünü, 67 bin 630 liraya yükselen ortalama memur maaşı ise yüzde 58,2’sini karşılıyor. Yoksulluk sınırını karşılayabilmesi için en düşük memur maaşının en az yüzde 87,6, ortalama memur maaşının ise yüzde 71,7 oranında artırılması gerekiyor.

Gıda dışı harcamalar
Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı ihtiyaçların fiyat değişimleri de esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini de “insan onuruna yaraşır bir şekilde ve yoksunluk hissi çekmeden” karşılayabilmesi için aylık olarak yapması gereken harcama tutarı 78 bin 110 liraya çıktı.
Dört kişinin ortalama giyim ve ayakkabı harcamaları 6 bin 658 lira oldu. Barınma (kira dâhil) harcamaları ortalama 23 bin 172 liraya, ev eşyası harcamaları 8 bin 64 liraya yükseldi. Sağlık harcamaları 3 bin 148 liraya, ulaştırma harcamaları 18 bin 340 liraya çıktı. Bilgi ve iletişim harcamaları 3 bin 213 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 2 bin 136 liraya, eğitim harcamaları 2 bin 894 liraya yükseldi. Tatil-otel harcamaları 5 bin 805 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili ilgili harcamalar 4 bin 681 liraya kadar çıktı.

En düşük emekli maaşı açlık sınırının yarısını zor karşılıyor

Yoksulluk sınırı
Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır şekilde ve hiçbir yoksunluk hissi duymadan yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise Haziran 2026 itibariyle 116 bin 106 liraya tırmandı. Yoksulluk sınırında haziranda 2 bin 261 liralık, yılın ilk yarısında 21 bin 193 liralık ve son bir yıllık dönemde ise 32 bin 247 liralık artış oldu.

]]>
Emekçi her ay daha az ürün alabiliyor https://yenidunya.org/emek-gundemi/34201/emekci-her-ay-daha-az-urun-alabiliyor/ Wed, 01 Jul 2026 22:25:02 +0000 https://yenidunya.org/?p=34201 TÜRK-İŞ, Haziran 2026 açlık ve yoksulluk araştırmasını açıkladı.
TÜRK-İŞ verilerine göre mutfak enflasyonu haziran ayında yüzde 1,66 olurken, 4 kişilik bir ailenin sağlıklı bir şekilde beslenmeleri için gıda harcamalarını gösteren açlık sınırı da 35 bin 759 TL’ye yükseldi.
Açlık ve yoksulluk sınırları yükselmeye devam ederken, temel gıda maddelerindeki artış mutfak üzerindeki baskıyı sürdürdü. Mutfak enflasyonunda artış hızı önceki aylara göre yavaşlasa da yüksek fiyat seviyeleri ve asgari ücrete ek zam yapılmaması çalışanların alım gücünü zayıflattı.
Araştırma verilerine göre:
-Dört kişilik ailenin aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 35.759 TL.
-Gıda ile birlikte diğer tüm temel harcamalar için haneye girmesi gereken toplam gelir tutarı (yoksulluk sınırı) ise 116.478 TL.
-Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 46.248 TL.
-Mutfak enflasyonu yavaşlasa da geçim koşulları zorluğunu koruyor.
-Mutfak enflasyonu aylık %1,66 on iki aylık %36,93 yıllık ortalama %40,44 olarak hesaplandı.

Alım gücü her ay zayıflıyor
Haziran ayında marketlerde temel gıda ürünlerinin fiyatları önceki aylara göre daha sakin bir seyir izlemiş, mutfak enflasyonundaki artış hızı yavaşlamış gibi görünmektedir. Ancak fiyatların eskisi kadar hızlı artmıyor olması, vatandaşın mutfağını rahatlatmaya yetmemektedir. Çünkü sorun artık yalnızca fiyatların ne kadar arttığı değil, fiyatların ulaştığı yüksek seviyedir.
Asgari ücrete yılın ikinci yarısında zam yapılmaması, milyonlarca çalışanın alım gücünü daha da zayıflatmıştır. Maaşlı çalışanlar, aynı gelirle her geçen ay daha az ürün alabilir hale gelirken, birçok aile temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadır. Gıda fiyatlarındaki göreceli durgunluğa rağmen, ücretlerin geçim koşullarının gerisinde kalması nedeniyle mutfaktaki sıkıntı devam etmektedir. Çalışanların insanca yaşayabilecek bir gelir düzeyine ulaşabilmesi için ücretlerin hayat pahalılığı karşısında korunması büyük önem taşımaktadır.

Bekarın yaşam maliyeti iki asgari ücrete yaklaştı
TÜRK-İŞ Konfederasyonu tarafından, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişimlerinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay, düzenli olarak yapılan bu araştırmanın 2026 Haziran ayı sonuçlarına göre;
-Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 35.758,88 TL’ye,
-Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 116.478,40 TL’ye
-Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 46.248,50 TL ’ye yükseldi.

Emekçi her ay daha az ürün alabiliyor

Mutfak enflasyonu artışı sürüyor
TÜRK-İŞ’ e göre, “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim Haziran 2026 itibarıyla şu şekilde gerçekleşmiştir:
-Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış, bir önceki aya göre yüzde 1,66 oranında gerçekleşmiştir.
-On iki aylık değişim oranı yüzde 36,93 olmuştur.
-Yıllık ortalama artış yüzde 40,44 olarak gerçekleşmiştir.
-Altı aylık artış oranı ise yüzde 18,63 olmuştur.

Emekçi her ay daha az ürün alabiliyor

Ürün grupları
TÜRK-İŞ hesaplamasında temel alınan ve doğrudan çarşı, pazar ve marketlerden derlenen gıda ürünleri fiyatlarındaki değişim, harcama gruplarına göre Haziran 2026 itibarıyla şu şekilde gerçekleşmiştir:
•Süt, yoğurt ve peynir ürünlerinin yer aldığı grupta bu ay fiyatların genel olarak istikrarlı bir seyir izlediği görülmüştür. Geçtiğimiz ay görülen fiyat artışlarının ardından, bu dönemde süt ve süt ürünlerinde önemli bir fiyat değişikliği tespit edilmemiştir. Süt, peynir ve yoğurt fiyatları büyük ölçüde önceki ay seviyelerini koruduğu gözlemlenmiştir.
•Et, tavuk, balık, yumurta ve kuru baklagil ürünlerinin yer aldığı grupta; fiyat hareketlerinin ürün bazında farklılaştığı tespit edilmiştir. Et ürünlerinde, geçtiğimiz ay Kurban Bayramı’nın etkisiyle artan dana eti fiyatları bu ay bir miktar gerilerken, kuzu eti fiyatlarında artış olduğu görülmüştür. Böylece et grubunda tek yönlü bir fiyat hareketi yerine, ürünlere göre farklılaşan bir görünüm ortaya çıkmıştır. Kültür balıklarının satışı devam ederken, balık fiyatlarında önemli bir değişiklik gözlenmemiştir. Benzer şekilde tavuk eti fiyatları da geçen aya göre büyük ölçüde aynı seviyesini korumuştur. Buna karşılık, son aylarda dalgalı bir seyir izleyen yumurta fiyatlarında bu ay belirgin bir gerileme tespit edilmiştir. Piyasada oluşan arz fazlalığı ile yaz döneminde talebin mevsimsel olarak azalmasının yumurta fiyatlarının aşağı yönlü hareketinde etkili olduğu değerlendirilmiştir. Bakliyat ürünlerinde ise kuru fasulye ve kırmızı mercimek fiyatlarının geçen ay olduğu gibi bu ay da bir miktar arttığı, nohut fiyatlarının değişmediği, yeşil mercimek fiyatlarında ise sınırlı düzeyde gerileme olduğu görülmüştür.
•Meyve ve sebze grubunda bu ay fiyat hareketleri mevsimsel gelişmelerin etkisiyle ürün bazında farklılık göstermiştir. Tarlada yetişen ürünlerin pazara girmesi bazı sebze ve meyvelerde fiyatların gerilemesine katkı sağlarken, aynı dönemde piyasaya yeni çıkan turfanda ürünlerin yüksek fiyatlı olması hem sebze hem de meyve grubunda fiyatları yukarı yönlü etkilemiştir. Bu gelişmeler içinde özellikle patates fiyatında belirgin bir artış olduğu görülmüştür. Öte yandan pazarlarda tüketim tercihlerindeki -zorunlu- değişime bağlı olarak dilimli karpuz satışlarının yaygınlaştığı gözlemlenmiştir. Sonuç olarak grup genelinde fiyatların sınırlı düzeyde arttığı tespit edilmiştir. Hesaplamada bu ay, 23’ü sebze ve 13’ü meyve olmak üzere toplam 36 üründeki fiyat değişimi dikkate alınmıştır. Sebzede ortalama kilogram fiyatı (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık vb. salata yeşillikleri hariç) 101,44 TL, meyvede ortalama kilogram fiyatı ise 139,23 TL olarak hesaplanmıştır. Ortalama meyve-sebze kilogram fiyatı ise 108,78 TL olarak tespit edilmiştir. (Ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık gibi salata yeşillikleri bu hesaplamada “ortalama meyve- sebze fiyatı” kapsamında değerlendirilmektedir.)
•Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur ve irmik gibi ürünlerin yer aldığı grupta bu ay fiyatlar genel olarak istikrarlı bir seyir izlemiştir. Ekmek fiyatında herhangi bir değişiklik görülmezken, geçen ay artış gösteren makarna ve irmik fiyatlarının bu ay sabit kaldığı tespit edilmiştir. Pirinç, un ve bulgur fiyatlarında da önemli bir değişiklik olmamış, böylece grup genelinde fiyatlar önceki ay seviyesini korumuştur.
•Temel yağ ürünleri grubunda bu ay tereyağı ve margarin fiyatlarında sınırlı düzeyde artış olduğu tespit edilmiştir. Zeytinyağı ve ayçiçek yağı fiyatlarında ise önemli bir değişiklik görülmemiştir. Yağlı tohum ürünlerinde bir miktar fiyat artışı gözlenmiştir. Zeytin ürünleri içinde yeşil zeytin fiyatında artış olurken, siyah zeytin fiyatında çok sınırlı düzeyde bir artış gerçekleştiği görülmüştür. Genel olarak grup içerisinde fiyat hareketlerinin sınırlı düzeyde yukarı yönlü seyrettiği belirlenmiştir.
•Son grupta yer alan gıda maddeleri içerisinde geçen ay bir miktar düşme eğilimde olan baharat ürünlerinde bu ay belirgin fiyat artışları olduğu gözlenmiştir. Ihlamur fiyatında önemli bir değişiklik görülmezken, çay fiyatlarında artış eğiliminin bu ay da devam ettiği tespit edilmiştir. Bal ve pekmez fiyatlarında artış olduğu görülürken, tuz fiyatlarında herhangi bir değişiklik olmadığı belirlenmiştir. Şeker fiyatında artış yaşanırken, reçel fiyatında önemli bir değişiklik tespit edilmemiştir. Salça fiyatlarında da artış olduğu gözlenmiştir.

Emekçi her ay daha az ürün alabiliyor
]]>
Emekliler 50 bin lira seyyanen zam istiyor! https://yenidunya.org/emek-gundemi/34197/emekliler-50-bin-lira-seyyanen-zam-istiyor/ Wed, 01 Jul 2026 21:55:29 +0000 https://yenidunya.org/?p=34197 Dilenci değil emekliyiz, sadaka değil insanca yaşanacak maaş istiyoruz!

Birlik Dayanışmacı Emekliler Sözcüsü Selim Dikel tarafından, “Dilenci değil emekliyiz, sadaka değil insanca yaşanacak maaş istiyoruz” başlığı ile gazetemize yazılı bir açıklama yapılarak; “İşçi, Memur ve Bağ-Kur emeklisi tüm emekli maaşlarıyla dul ve yetim aylıklarına 50 bin lira seyyanen zam yapılması” talebinde bulunuldu.

Açıklamada; “Biz emekliler yıllarca çalıştık, ürettik ve emekliliğimizde insanca yaşayabilmek için devlete prim ve vergi ödedik. TÜİK’in sahte enflasyon rakamlarına göre hükûmet tarafından tek yanlı olarak dayatılan sadaka zamlarını kabul etmiyoruz. Toplu sözleşmeli sendika hakkı istiyoruz. Maaş ve ücretlerimizden kesilen ve işletilen primlerimizin karşılığında insanca yaşanabilecek maaş istiyoruz. Emeğimizin ve alın terimizin karşılığında insanca yaşamak hakkımız değil mi?” diye sorularak; “Artık yeter! Hükûmet, emeklileri dilenci gibi görmekten derhal vazgeçmelidir. Devlet bütçesi ve maliye hazinesi, dolar milyarderi ve milyoneri bir avuç holding patronu, tefeci banker ve yandaş müteahhitler için değil, milyonlarca yoksul emekli için harcansın.” denildi.

Birlik Dayanışmacı Emekliler Sözcüsü Selim Dikel tarafından gazetemize yapılan yazılı açıklamanın tam metni aşağıdadır:

Sendikalı ve sendikasız emekli yurttaşlara, hükûmet yetkililerine, basına ve kamuoyuna…

Açlık yoksulluk sınırının ve asgari ücretin altındaki emekli maaşıyla açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkum edilen milyonlarca emekli yaşama savaşı veriyor.

Çarşıda, pazarda ve markette zamlar yağmur gibi yağıyor. Emekli maaşı kiraya yetmiyor. Faturalar ödenemiyor. Emeklinin mutfağı alev alev yanıyor.

Günlük gıda ve temel ihtiyaçlarını Tüketici Kredisi ve Kredi Kartı kullanarak karşılamak zorunda bırakılan emekliler, yüksek faizlerle bankalara borçlanarak icra ve haciz tehdidi altında ömür tüketiyor.

Ömrünün sonbaharında huzur ve güven içerisinde dinlenerek yaşaması gereken emekliler, ilerlemiş yaşına ve hastalıklarına rağmen yaşamını sürdürebilmek için hâlâ çalışmaya ve iş aramaya devam ediyor.

Biz emekliler yıllarca çalıştık, ürettik ve emekliliğimizde insanca yaşayabilmek için devlete prim ve vergi ödedik. TÜİK’in sahte enflasyon rakamlarına göre hükûmet tarafından tek yanlı olarak dayatılan sadaka zamlarını kabul etmiyoruz, toplu sözleşmeli sendika hakkı istiyoruz.

Dilenci değil emekliyiz. Sadaka istemiyoruz. Maaş ve ücretlerimizden yıllar boyunca kesilen ve işletilen primlerimizin karşılığında insanca yaşanabilecek maaş istiyoruz. Emeğimizin ve alın terimizin karşılığında insanca yaşamak hakkımız değil mi?

Artık yeter! Hükûmet, emeklileri dilenci gibi görmekten derhal vazgeçmelidir. Devlet bütçesi ve maliye hazinesi, dolar milyarderi ve milyoneri bir avuç holding patronu, tefeci banker ve yandaş müteahhitler için değil, milyonlarca yoksul emekli için harcansın.

Emekliler 50 bin lira seyyanen zam istiyor!

Taleplerimiz:

1.TÜİK’in açıkladığı sahte enflasyon rakamları sonucunda yıllardır oluşan gelir kayıplarını telafi etmek amacıyla; işçi, memur ve Bağ-Kur emeklisi ayrımı olmadan, tüm emekli maaşları ile dul ve yetim aylıklarına 50 bin lira seyyanen zam yapılsın.

2.Emekli maaşlarının hesaplanmasında, sigorta prim ödeme gün sayısı ile ödenen prim miktarı esas alınsın.

3.İntibak Yasası çıkarılsın. Aylık Bağlama Oranı yüzde 75’e yükseltilsin.

4.Anayasanın Sendika Kurma Hakkı’nı tanımlayan 51. Maddesi ile Toplu Sözleşme Hakkı’nı tanımlayan 53. Maddelerine, “Emekliler ile dul ve yetim aylığı alanlar” ibaresi eklenerek; emeklilerin sendika kurma ve toplu sözleşme hakkı Anayasal güvence altına alınsın. İlgili yasalarda gerekli değişiklikler yapılarak “Emekli Sendikaları Kanunu” çıkarılsın.

5.Emekli maaşlarının, iktidarın yalan makinesine dönüşen TÜİK’in açıkladığı sahte enflasyon oranlarına göre belirlenmesi uygulamasına son verilsin. Emekliler ile dul ve yetimlerine ödenen aylıklar toplu sözleşme yoluyla belirlensin.

6.Tüm emeklilerle dul ve yetim aylığı alanlara, yılda dört defa asgari ücret tutarında ikramiye ödensin. İkramiye ödemelerinde, çalışan emekli, çalışmayan emekli, özel sandık emeklisi şeklindeki ayrımcı, adaletsiz ve haksız uygulamaya son verilsin. Özel sandık emeklilerinin de ikramiye ödemelerinden yararlanabilmesi için, 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nda yasal düzenleme yapılsın.

7.Eksik çıkarılan 3 Mart 2023 tarih ve 7438 sayılı EYT Kanununa rağmen hâlâ emekli olamayan emekçilerin yaşadığı mağduriyetlerin tamamen ortadan kaldırılması için; kademeli emeklilik mağduriyetini ve eksik bırakılan tüm hakları kapsayacak şekilde EYT Kanunu yeniden düzenlensin. Bağ-Kur kapsamı altında, tescil, prim eşitleme ve ihya mağduriyetleri giderilsin. Staj süreleri ve çıraklık sigortası SGK başlangıcı sayılsın.

8.Emeklilik yaşı ve prim ödeme gün sayısı düşürülsün. Ağır işlerde çalışanlara yıpranma payı ve erken emeklilik hakkı tanınsın.

9.SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kapsamında 4a, 4b ve 4c olarak ayrıştırılan işçi, memur, esnaf ve çiftçi emekli maaşları ile dul ve yetim aylıklarındaki eşitsizlik ve adaletsizlik giderilsin.

10.Banka, sigorta, reasürans şirketi, ticaret odası, sanayi odası, borsa veya bunların teşkil ettikleri birliklerden emekli olan özel sandık emeklileri SGK kapsamına dahil edilsin. ‘Sosyal güvenlik reformu’ bahanesi ve “ikinci emekli maaşı” palavrası ile pazarlanmaya çalışılan; esasında sosyal güvenlik hizmetlerini tamamen özelleştirmeyi ve kıdem tazminatını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir tuzak olan “bireysel emeklilik sistemi” ve “tamamlayıcı emeklilik sistemi” girişimlerinden derhal vazgeçilsin. Sosyal devlet anlayışı temelinde, ayrımsız tüm emekli yurttaşlar için kamusal sosyal güvenlik, emeklilik ve sağlık sistemi güçlendirilsin.

11.Herkes için eşit, nitelikli, parasız ve ulaşılabilir sağlık hizmeti ilkesine göre, emekli maaşlarından yapılan tüm sağlık kesintileri iptal edilsin.

12.Emeklilere hak ettikleri saygı gösterilsin. Yalnız yaşayan, hasta ve bakıma ihtiyacı olan emekli ve yaşlı yurttaşlar için devlete ait huzurevi sayısı artırılarak, bakım hizmetleri yaygınlaştırılsın.

13.Konut sahibi olamayan ve kira ödeyen emekliler için, TOKİ tarafından sosyal konut projeleri hayata geçirilsin. Konut sahibi oluncaya kadar barınma yardımı yapılsın.

14.Emeklilere ve eşlerine toplu taşıma araçlarında ücretsiz ulaşım hakkı tanınsın.

15.Bütün emeklilere tatil olanağı sağlansın.

]]>
Asgari ücretliler ülkesi: Türkiye! https://yenidunya.org/emek-gundemi/34192/asgari-ucretliler-ulkesi-turkiye/ Mon, 29 Jun 2026 13:31:32 +0000 https://yenidunya.org/?p=34192 DİSK-AR, “İşçi Sınıfının Geçim Krizi Raporu’nu” yayımladı.
DİSK-AR’ın, “İşçi Sınıfının Geçim Krizi Raporu: Asgari Ücret, Vergi, Emeklilik” başlığı altındaki yeni araştırması, Türkiye’nin “asgari ücretliler ülkesi” haline geldiği vurguluyor. Raporda, emekçilerin ağır vergi yükü altında ezildiği ve her üç emekliden ikisinin geçinebilmek için yeniden çalışmak zorunda kaldığı belirtildi.

Asgari ücretliler ülkesi
Asgari ücret, toplumun çok geniş bir kesimini doğrudan ilgilendiren bir gösterge hâline gelmiştir. Avrupa’da açık ara en yüksek asgari ücret kapsamına sahip Türkiye, giderek derinleşen bir “asgari ücretliler ülkesi”ne dönüşmüştür. Bunun nedeni toplu iş sözleşmesi kapsamının son derece dar kalmasıdır. Sendikasızlaştırma ve güvencesizleştirme politikaları sonucunda asgari ücret fiilen ortalama ücret hâline gelmiş; işçilerin büyük çoğunluğu açlık sınırının altında bir gelirle geçinmek zorunda bırakılmıştır. 2026 yılında daha belirlendiği gün açlık sınırının altında olan net asgari ücret, yılın beşinci ayı itibarıyla yoksulluk sınırının yalnızca dörtte birine karşılık gelmektedir. Öte yandan büyümeden pay alması gereken işçiler, tam aksine büyümeden dışlanmaktadır. Bu nedenle asgari ücret, kişi başına milli gelire göre de erimektedir.

Vergi sistemi bu eşitsizliği daha da derinleştirmektedir. İşçiler bir yandan düşük ücretlerle geçinmeye çalışırken öte yandan giderek ağırlaşan bir vergi yükü altında ezilmektedir. Az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi alınan bir sistem kurulmuştur. Yıllardır gelir vergisi tarife dilimleri az artırılarak, vergi tarife oranları yüksek tutularak, asgari ücret istisnası çalışanlar aleyhine uygulanarak çalışanların vergi yükü artırılmıştır. Büyük servetlere dokunulmamış, vergi yükü tabana yayılmıştır. Ücretliler şirketlerden daha fazla vergi öder hâle getirilmiştir.

Emeklilik sistemi de bu genel tablonun dışında değildir. Onlarca yıl çalışmış, prim ödemiş ve ülkenin büyümesine katkıda bulunmuş milyonlarca emekli, bugün sefalet içinde yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Emekli aylıkları asgari ücretin altına düşmüş, SGK’nin prim gelirleri artmasına karşın bu artış emeklilere yansıtılmamıştır. Emeklilik bir dinlenme ve güvence hakkı olmaktan çıkmış; her üç emekliden ikisi geçimini sağlayabilmek için yeniden çalışmak zorunda bırakılmıştır.

Asgari ücret açlık sınırına bir türlü yetişemiyor
1.Asgari Ücret:
-Asgari ücret açlık sınırının altında, yoksulluk sınırının dörtte biri düzeyindedir.
-Asgari ücretin kişi başına milli gelire oranı 1974’te yüzde 80,6 iken 2026’da yüzde 45,7’ye gerilemiş, asgari ücretlilerin büyümeden aldığı pay azalmıştır.
-Asgari ücretli, 2005’ten bu yana yaklaşık toplam 23 Cumhuriyet altını kaybetmiştir.
-Türkiye’de asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altı bir ücretle çalışanların kapsamı yüzde 35’e yakındır. Böylece Türkiye asgari ücretin yaygınlığı bakımından Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada yer almaktadır.
-TİS kapsamı Türkiye’de yüzde 10 düzeyindeyken bu oran birçok Avrupa ülkesinde yüzde 60’ın üzerindedir.
-Türkiye’de her 100 çalışandan 15’i asgari ücretin altında çalıştırılmaktadır.
-Türkiye’de bir asgari ücretlinin dana eti alım gücü Hollanda’daki asgari ücretlinin yaklaşık dörtte biri, Fransa’daki asgari ücretlinin ise yaklaşık üçte biri düzeyindedir. Türkiye’de asgari ücretlinin temel gıda maddelerine erişimi, Avrupa ve OECD ülkelerine kıyasla son derece sınırlı kalmaktadır.
-2026’da Türkiye’den daha düşük asgari ücrete sahip Avrupa ülkesi sayısı yalnızca üçe düşmüş, Türkiye Avrupa’nın en düşük asgari ücretli ülkelerinden biri haline gelmiştir.
-Türkiye’de TİS’ten yararlanan işçilerin ortalama ücretleri asgari ücretin oldukça üzerindedir. TİS kapsamındaki işçilerin aylık ortalama brüt kazancı, TİS kapsamı dışındaki işçilerden yüzde 91,9 daha fazladır.

Vergi yükü emekçinin sırtında
2.Vergi Sistemi:

-Vergi ve kesinti yükü yıl içinde yüzde 21,6’dan yüzde 29,7’ye çıkmaktadır.
-2026’da işçinin brüt ücretinin ortalama dörtte birinden fazlası vergi ve kesintilere gitmektedir. İşçiler yılın üç ayını vergi ve kesintileri ödemek için çalışmaktadır.
-Gelir vergisi en düşük tarife dilimi 190 bin TL sınırındadır. Eğer 2000 yılından itibaren gelir vergisi tarife dilimleri asgari ücret kadar artırılmış olsaydı vergi ilk dilimi 658 bin TL’nin üzerinde olacaktı.
-Dolaylı vergiler 36 yılda yüzde 48’den yüzde 64’e yükselmiştir. Toplanan her 100 TL’lik verginin 64 TL’si dolaylı vergilerden gelmektedir.
-Mülkiyet üzerinden alınan vergilerin payı son 11 yılda yüzde 3,7’den yüzde 1,1’e gerilemiştir.
-Türkiye’de işçiler şirketlerden daha fazla vergi veriyor. Vergi gelirleri içinde işçilerin ödediği pay yüzde 19,6 iken sermayenin payı yüzde 13,1’dir.

Emekli çoktan gözden çıkarıldı
3.Emeklilik Sistemi:

-Ortalama emekli aylığının asgari ücrete oranı 2002’de yüzde 122 iken bu oran 2025’te yüzde 84’e gerilemiştir. Emekli aylıkları asgari ücretin yüzde 16 altına düşmüştür.
-Emekli aylığı sistemindeki değişiklikler, aynı prim ve çalışma süresine sahip emekliler arasında büyük gelir farkları yaratmaktadır.
-En düşük emekli aylığı artırılırken diğer aylıkların aynı ölçüde yükseltilmemesi, emekli aylıklarını en düşük aylığa yaklaştırmaktadır.
-Emeklilerin milli gelirden aldığı pay gerilemektedir. Ortalama emekli aylığının kişi başına milli gelire oranı 2002’de yüzde 46,4 iken bu oran 2025 yüzde 31,6’ya düşmüştür.
-Prim gelirleri 2002’den bu yana 273 kat artarken emekli aylıkları ve sağlık harcamaları 211 kat artmıştır.
-Düşük aylıklar nedeniyle çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı 2002’de yüzde 36,6 iken 2025’te yüzde 69,5’e çıkmıştır. Her üç emekliden ikisi çalışmak zorunda bırakılmaktadır.

DİSK-AR asgari ücret talepleri
•Asgari ücret keyfilikle belirlenen bir pazarlık konusu değil, Anayasa ve yasayla düzenlenmiş toplumsal bir haktır. Belirlenirken bir işçinin insanca yaşamasını sağlayacak ücrete kavuşması esas
alınmalı ve refah payı asgari ücrete dahil edilmelidir.
•Asgari ücret, çalışanların temel ücret düzeyi olmaktan çıkarılmalı, toplu iş sözleşmesi kapsamı genişletilmelidir. Sendikalaşmanın önündeki yasal ve fiili engeller kaldırılmalı, toplu pazarlık hakkı
güçlendirilmelidir.
•Yüksek enflasyon dönemlerinde asgari ücret yılda en az dört kez belirlenmeli ve çalışanların alım gücü korunmalıdır.
•Asgari ücret artışlarında ekonomik büyümeden çalışanların adil pay almasını sağlamak için kişi başına milli gelir artışı esas alınmalıdır. • Asgari ücret belirlenirken açlık sınırı, yoksulluk sınırı, barınma maliyetleri, eğitim, sağlık, ulaşım ve enerji giderleri gibi gerçek yaşam koşulları dikkate alınmalıdır.
•Asgari ücret, uluslararası çalışma standartlarına ve insan onuruna yakışır yaşam ilkelerine uygun olarak belirlenmeli; yalnızca çalışanın değil, ailesinin geçim koşulları da hesaba katılmalıdır.
•2026 asgari ücreti derhal güncellenmelidir.

DİSK-AR adil vergi talepleri
•Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını esas alan adil ve demokratik bir vergi sistemi hayata geçirilmelidir.
•Vergi politikası dolaylı vergiler yerine gelir ve servet üzerinden alınan doğrudan vergilere dayanmalıdır.
•Büyük servetlerin vergilendirileceği, artan oranlı ve kalıcı bir servet vergisi uygulanmalıdır.
•Gelir vergisinin ilk dilim oranı yüzde 10’a düşürülmeli, ücretler için daha adil ve kademeli bir vergi sistemi kurulmalıdır.
•Gelir vergisi tarife dilimleri yeniden değerleme oranının ve asgari ücret artış oranının altında kalmayacak biçimde her yıl güncellenmelidir.
•Çağ dışı kalan damga vergisi tamamen kaldırılmalıdır.

DİSK-AR emeklilik sistemi talepleri
•Emeklilik kamusal bir sosyal hak olarak yeniden tanımlanmalıdır. Emeklilik bütçeye yük değil, yurttaşlık hakkıdır.
•Kamusal emeklilik sistemi güçlendirilmelidir. Sosyal güvenlik sistemi piyasanın ve özel sigorta şirketlerinin insafına bırakılamaz. Devletin sosyal güvenlik sistemine katkısı artırılmalı, sosyal
güvenlik harcamaları güçlendirilmelidir.
•Emeklilik hakkı bireysel tasarruflara ve özel emeklilik uygulamalarına teslim edilemez. Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) ve özelleştirme girişimlerinden vazgeçilmelidir.
•Kamu kaynakları sermayeden değil emeklilerden yana kullanılmalıdır. Emekli yoksulluğunu ortadan kaldıracak gelir ve sosyal destek politikaları hayata geçirilmelidir.
•Emeklilerin sağlık, bakım, barınma ve ulaşım hakları kamusal güvencelerle desteklenmelidir.
•İnsanca yaşamaya yetecek asgari emekli aylığı güvencesi sağlanmalıdır. En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine yükseltilmelidir.

]]>
İcrada dosya sayısı 25 milyonu aştı https://yenidunya.org/yurt/34189/icrada-dosya-sayisi-25-milyonu-asti/ Mon, 29 Jun 2026 06:46:04 +0000 https://yenidunya.org/?p=34189 Yüksek enflasyon ve ağırlaşan yaşam koşulları milyonlarca yurttaşı borç sarmalına sürükledi. Bireysel kredi ve kredi kartı borçları 6,5 trilyon lira oldu. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı 25 milyonu aştı.
Büyüyen kredi kartı borçları, yüksek faiz oranları ve ağırlaşan geçim koşulları yurttaşların borçlarını çevirmesini her geçen gün daha da zorlaştırıyor.
Enflasyon karşısında eriyen gelirler nedeniyle temel ihtiyaçlarını dahi kredi kartıyla karşılamak zorunda kalan milyonlarca kişi, borcunu ödeyemediği için bankaların ve finans kuruluşlarının takibine düşüyor. Bankacılık verileri, bireysel borçlulukta hem toplam borç bakiyesinin hem de takibe düşen alacakların hızla arttığını ortaya koyuyor.

Kredi borçları 440 milyarı aştı
BirGün’de yer alan habere göre, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre yurttaşların bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 19 Haziran haftası itibarıyla 6 trilyon 483 milyar liraya ulaştı. Bireysel kredi borçları 3 trilyon 319 milyar liraya yükselirken kredi kartı borç bakiyesi de 3 trilyon 162 milyar liraya çıktı. Böylece bireysel kredi ve kredi kartı borçlarının toplamı yılın ilk altı ayında 907 milyar 188 milyon lira arttı.
Bankalar ve finans kuruluşlarının zamanında tahsil edemediği için yasal takibe aldığı bireysel kredi ve kredi kartı alacakları ise 19 Haziran itibarıyla 312 milyar liraya yükseldi. Yıl başından bu yana takibe düşen alacaklarda yüzde 32,3’lük artış yaşandı.
Varlık yönetim şirketlerinin portföyündeki 132 milyar liralık batık alacak da eklendiğinde, sistemdeki sorunlu bireysel kredi ve kredi kartı borçlarının toplam büyüklüğü 440 milyar lirayı aşıyor.

Mahkemelerin yükü artıyor
Borçlardaki artışın yargı sistemine yansıması da dikkat çekici boyutlara ulaştı. İcra ve iflas dairelerindeki dosya sayısı, ekonomik krizin yurttaşlar üzerindeki etkisini gözler önüne serdi. UYAP verilerine göre 1 Ocak-27 Haziran 2026 tarihleri arasında icra ve iflas dairelerine 4 milyon 929 bin yeni dosya geldi. Aynı dönemde sonuçlandırılan dosya sayısındaki artışa rağmen sistemdeki dosya yükü azalmadı. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı 27 Haziran itibarıyla 25 milyon 419 bin 757’ye ulaştı.

]]>
Evde bakımda ‘dijital makyaj’ https://yenidunya.org/yurt/34186/evde-bakimda-dijital-makyaj/ Wed, 24 Jun 2026 07:40:30 +0000 https://yenidunya.org/?p=34186 Evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerini yeniden düzenleyen yönetmelik yürürlüğe girdi. Yönetmelikte dijital entegrasyon ve koordinasyon vurgusu yapıldı. Sağlıkçılar, mevcut personel ve altyapı yetersizlikleri giderilmeden yapılacak düzenlemelerin bu hizmetlere erişimde sorunları çözmeyeceğini söyledi.
Sağlık Bakanlığı, evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerini yeni bir yönetmelikle yeniden düzenledi. Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Evde Sağlık ve Palyatif Bakım Hizmetlerinin Sunumu ve Koordinasyonuna İlişkin Yönetmelik” dijital entegrasyon ve koordinasyon başlıklarıyla sunuldu. Sağlık emekçileri personel açığı, araç ve altyapı eksikliği giderilmeden getirilen yeni yükümlülüklerin bu hizmetlere erişimi kolaylaştırmayacağını “Sorunlar çözülmüyor, yalnızca dijital bir makyaj yapılıyor. Bakım hizmetlerindeki yapısal sorunları gidermek yapılan düzenlemeler sadece iş yükünü artırıyor” dedi.
BirGün’den Sibel Bahçetepe‘nin haberine göre, yeni yönetmelik evde sağlık ekipleri, aile hekimleri ve hastaneler arasında dijital entegrasyon kurulmasını öngörüyor. Ancak bu entegrasyonun mevcut insan gücüyle nasıl sağlanacağı belirsiz. Bakanlık verilerine göre ülkede 437 palyatif bakım merkezi, 6 bin 397 yatak ve evde sağlık hizmetlerinde görev yapan 6 bin 349 personel bulunuyor. Mevcut kapasiteyle koordinasyonun nasıl sağlanacağı, aile hekimlerinin artan iş yükünün nasıl karşılanacağı ve yeni personel istihdam edilip edilmeyeceği soruları ise belirsizliğini koruyor.

Sorunu çözmez
Genel Sağlık-İş Genel Başkanı Dr. Derya Uğur, yönetmeliğin sağlık emekçilerinin yükünü artıracağını söyledi. Uğur “Yapılan bu düzenleme, evde sağlık, palyatif bakım, aile hekimliği, uzaktan sağlık hizmetleri ve hastaneleri tek bir sistem altında toplamayı hedeflemektedir. Ancak yönetmelik, sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmaktan çok sağlık emekçilerinin mevcut iş yükünü daha da ağırlaştıracak düzenlemeler içermektedir. Evde sağlık hizmetleri bugün; araç yetersizliği, eksik sayıda çalışan ve planlama ve koordinasyon eksiklikleri içerisinde yürütülürken bu aksaklıklar giderileceğine sağlık emekçilerinin üzerine daha fazla iş yüklemek ile sorunun üstesinden gelinemez” dedi. Halihazırda ağır iş yükü altında çalışan aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarına yeni görevler yüklendiğini söyleyen Uğur, yönetmelikle evde sağlık başvurularının aile hekimleri tarafından değerlendirilmesinin zorunlu hale getirildiğini söyledi. Uğur, personel açığının kronikleştiği sağlık sisteminde başvuruların bir gün içinde değerlendirilmesi ve ilk ziyaretlerin üç gün içinde gerçekleştirilmesinin nasıl mümkün olacağının açıklanmadığını söyledi. Uğur, şöyle devam etti:
“Evde sağlık hizmetlerinde görev yapan personelin aynı başkanlık bünyesindeki farklı birimlerde görevlendirilebilmesine olanak sağlanması, zaten yetersiz olan insan gücünün daha da sürdürülemez hale gelmesine neden olacaktır. Yönetmelik kapsamında tüm sağlık tesislerinde palyatif bakım ve evde sağlık koordinasyon birimlerinin kurulacak olması, yeterli personel planlaması yapılmadığı sürece mevcut çalışanların üzerine yeni sorumluluklar yüklemekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Palyatif bakım servislerinde sertifikalı hemşire görevlendirilmesi zorunluluğu getirilirken, bu ihtiyacın nasıl karşılanacağına ilişkin somut bir plan ortaya konulmamıştır. Yoğun bakımdan palyatif bakıma, palyatif bakımdan evde sağlığa ve aile hekimliğine kadar tüm süreçlerin dijital sistemler üzerinden izlenmesi öngörülmektedir. Sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmanın yolu sağlık emekçilerini sürekli veri girişi yapmak zorunda bırakan bürokratik yükleri artırmak değil, hastaya ayrılan zamanı ve personel sayısını artırmaktır. Sağlık hizmetleri, sağlık emekçilerinin omuzlarına sürekli yeni görevler yüklenerek sürdürülemez. Personel eksikliğini görmezden gelen, çalışanların çalışma koşullarını ağırlaştıran ve performans baskısını artıran düzenlemeler sağlık sistemindeki sorunları derinleştirecektir.”

Personel eksikliği
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Mehmet Sıddık Akın da düzenlemenin temel sorunu çözmeyeceğini söyledi. Ülkenin sağlık emekçisi sayısında birçok Avrupa ülkesinin gerisinde olduğunu anımsatan Akın, yüz binlerce sağlık çalışanının atama beklediğini anımsattı. Evde bakım ve palyatif bakım hizmetlerinin yeni görev tanımlarıyla aile hekimlerine yönlendirildiğini kaydeden Akın, “Bir aile hekimi ve bir hemşire 2 bin 500 ila 3 bin kişiye hizmet veriyor. Mevcut yükün üzerine yeni sorumluluklar ekleniyor. Yapılan, sorunu çözmek değil çözülüyormuş gibi göstermektir” dedi. Bakım hizmetlerinin sosyal devlet anlayışıyla kamusal olarak örgütlenmesi gerektiğini vurgulayan Akın, bakım yükünün giderek ailelerin üzerine bırakıldığını kaydetti.

Göz boyamadan başka bir şey değil
Aile hekimleri, yeni yönetmeliğin aile hekimlerine ek personel ve finansman desteği olmadan önemli bir iş yükü getireceği görüşünde. Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, aile hekimlerinin iş yükünün artacağını belirterek “Koordinasyon ve takip sorumluluğu artıyor; fakat insan gücü ve çalışma koşullarında aynı ölçüde iyileştirme öngörülmüyor” dedi. Başvuruların ilk değerlendirmesinin aile hekimlerine verilmesinin önemli bir ek görev ve iş yükü oluşturduğunu anımsatan Mehlepçi, mevcut sistemde aile hekimlerinin zaten yoğun poliklinik hizmeti, aşı, izlem, kanser taramaları ve kronik hastalık takipleriyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Dr. Mehlepçi “Başvuru sonrası 24 saat içinde hastanın değerlendirilmesi ve gerekli durumlarda ev ziyareti yapılması özellikle nüfusu yüksek aile sağlığı merkezlerinde ciddi zorluk yaratabilir. Aile Hekimleri hangi işe yetişeceklerini şaşırmış durumdalar” uyarısında bulundu. Yeni sistemde AHBS, ESYS ve e-Nabız gibi platformlar arasında kayıt zorunluluğu bulunduğunu ifade eden Mehlepçi, hekim başına düşen bürokratik yükün artacağına dikkat çekti. Mehlepçi, düzenlemenin başarısının, uygulama aşamasında sağlanacak personel, altyapı ve organizasyon desteğine bağlı olduğunu söyledi. Mehlepçi, “Görev, kayıt ve koordinasyon yükü ayrıntılı biçimde tanımlanmış; ancak bu yükü karşılayacak insan gücü, zaman ve finansman planlaması aynı ölçüde düzenlenmemiş. Bu işin de yine aile hekimliği sisteminde çalışan hekim ebe ve hemşireye yükleneceği aşikardır. Evde sağlık hizmetleri mali ve personel açısından desteklenirse olumlu sonuçlar alınabilir. Aksi halde düzenleme sağlık çalışanları için ek iş yükü ve bürokrasi olarak kalabilir” değerlendirmesinde bulundu.

İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Başkanı Dr. Sercan Ahmet Uluç ise yönetmeliğin vatandaşın hizmete erişiminde kayda değer bir değişiklik yaratmadığını kaydetti. Başvuruların zaten e-Nabız ve Evde Sağlık İletişim Merkezi üzerinden yapılabildiğini anımsatan Uluç, düzenlemenin esas olarak aile hekimlerine yeni bürokratik görevler yüklediğinin altını çizdi. Uluç, “Değişen hizmete erişim değil, aile hekimlerinin iş yüküdür” dedi. Evde sağlık ekiplerinin hastaların tıbbi kayıtlarına zaten ulaşabildiğini kaydeden Uluç, aile hekimlerinden ayrıca değerlendirme alınmasının hizmet kalitesine katkı sağlamayacağını ifade etti. Uluç, “Yeni formlar ve yeni onay süreçleri çözüm değil, göz boyama ve sorunları erteleme taktiğidir. Evde sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi için ihtiyaç duyulan şey yeni evrak süreçleri değil, daha fazla personel, daha güçlü ekipler ve daha etkin organizasyondur. Aile hekimliği birimleri zaten mevcut görevlerini yoğun bir iş yükü altında yürütmeye çalışırken, sahadaki kapasite sorunlarını çözmeden her yeni ihtiyacın aile hekimlerine yönlendirilmesi sürdürülebilir değildir” diye konuştu.

Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) da özetle şu değerlendirmelerde bulundu: “Bugün aile hekimlerinin en büyük ihtiyacı yeni görevler değil; azaltılmış bürokrasi, gerçekçi nüfus planlaması, güçlendirilmiş ekip yapısı, yeterli personel desteği, adil ve cezalandırıcı olmayan bir ücretlendirme sistemidir. Sağlık Bakanlığı’nı, sahada hizmet veren aile hekimlerinin sesine kulak vermeye davet ediyoruz. Yönetmelikler hazırlanırken masada olmayanların yükü sahada katlanarak artmaktadır. Unutulmamalıdır ki; aile hekimlerinin zamanı bürokrasiye değil, hastalarına ayrılmalıdır. Sağlık hizmetinin kalitesi ancak bu şekilde korunabilir.”

Hizmet bekleyen çok, personel yok
•81 ilde evde sağlık hizmeti veriliyor.
•780 hastaneye bağlı evde sağlık birimi bulunuyor.
•Evde sağlık hizmetlerinde görev yapan personel sayısı 6 bin 349.
•Hizmet için 1.631 ekip aracı kullanılıyor.
•Sistemde kayıtlı hasta sayısı 803 bin 963.
•2024 yılında 4 milyon 404 bin 726 ev ziyareti gerçekleştirildi.
•Türkiye’de 437 palyatif bakım merkezi bulunuyor.
•Toplam palyatif bakım yatağı sayısı 6 bin 397.

]]>
Emeklilerden “Güç Birliği ve Ortak Mücadele” çağrısı! https://yenidunya.org/emek-gundemi/34181/emeklilerden-guc-birligi-ve-ortak-mucadele-cagrisi/ Wed, 24 Jun 2026 07:27:04 +0000 https://yenidunya.org/?p=34181 Emekliler Kartal’dan seslendi: “Dilenci değil emekliyiz, sadaka değil insanca yaşanacak maaş istiyoruz”

Emeklilikte Yaşa Takılanlar ve Emekliler Federasyonu (EYT-EF) tarafından 21 Haziran Pazar günü İstanbul’da Kartal Meydanı’nda yapılan basın açıklamasında, emeklilerin ortak sorunları ve talepleri için “Güç Birliği ve Ortak Mücadele” çağrısı yapıldı.
Birlik Dayanışmacı Emekliler adıyla basın açıklamasına katılan bir grup emekli yurttaş adına yapılan açıklamada; “Emeklilerin yaşadığı sorunlar ve talepler dile getirilerek, ortak sorunların çözümü ve taleplerin gerçekleşmesi amacıyla tüm emekli örgütleri arasında Güç ve Eylem Birliği Platformu kurularak, ülke çapında ortak mücadele için hemen harekete geçilmesi gerektiği” vurgulandı.

Grup adına açıklama yapan Birlik Dayanışmacı Emekliler Sözcüsü Selim Dikel tarafından okunan basın açıklamasının tam metni aşağıdadır.

“Emeklilerin içinde bulunduğu durum ve yaşadığımız sorunlar”
Açlık yoksulluk sınırının ve asgari ücretin altındaki emekli maaşıyla açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkum edilen milyonlarca emekli eş ve çocuklarıyla birlikte cehennem hayatı yaşıyor.
Emekli maaşı kiraya yetmiyor. Faturalar ödenemiyor. Çarşıda, pazarda ve markette zamlar yağmur gibi yağıyor. Emeklinin mutfağı alev alev yanıyor. Her gün artan hayat pahalılığı karşısında emekli maaşıyla karnını doyuramayan milyonlarca emekli; Kredili Mevduat Hesabı, Tüketici Kredisi ve Kredi Kartı kullanarak yaşamak zorunda bırakılıyor.
Enflasyonu düşürmek yalanıyla uygulanan tefeci faizleriyle yerli ve yabancı banka patronları servetlerine servet katarken; emekliler yüksek faizlerle bankalara borçlanarak icra ve haciz tehdidi altında yaşama savaşı veriyor.
Günden güne daha fazla yoksullaşan emeklilerin borcu, zenginlerin serveti artıyor. Ömrünün sonbaharında huzur içinde dinlenerek yaşaması gereken emekliler, ilerlemiş yaşına ve hastalıklarına rağmen yaşamını sürdürebilmek için hâlâ çalışmaya ve iş aramaya devam ediyor.

İnsanca yaşamak istiyoruz!
Biz emekliler yıllarca çalıştık, ürettik ve emekliliğimizde insanca yaşayabilmek için devlete prim ve vergi ödedik. Dilenci değil emekliyiz. Sadaka istemiyoruz. Maaş ve ücretlerimizden yıllar boyunca
kesilen ve işletilen primlerimizin karşılığında insanca yaşanabilecek maaş istiyoruz. Emeğimizin ve alın terimizin karşılığında insanca yaşamak hakkımız değil mi?
Artık yeter! Hükûmet, emeklileri dilenci gibi görmekten derhal vazgeçmelidir. Devlet bütçesi ve maliye hazinesi; dolar milyarderi ve milyoneri bir avuç holding patronu, tefeci banker ve yandaş müteahhitlerin servetlerine servet katmak için değil; milyonlarca yoksul emekli ve emekçinin insanca yaşayabilmesi için harcanmalıdır.

Emeklilerden “Güç Birliği ve Ortak Mücadele” çağrısı!

Taleplerimiz:
Birlik Dayanışmacı Emekliler adıyla bir araya gelen bizler; işçi, memur ve Bağ-Kur emeklisi tüm emekliler için insanlık onuruna yakışan mutlu ve huzurlu bir yaşam; çocuklarımız ve torunlarımız için sosyal güvenceli ve güvenli bir gelecek istiyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz.
Emeklilere insanlık onuruna yakışan yaşam koşullarının sağlanabilmesi için; siyasi iktidardan yerine getirmesini istediğimiz öncelikli taleplerimizden bazılarını kısaca şöyle özetleyebiliriz:
-TÜİK’in açıkladığı sahte enflasyon rakamları sonucunda yıllardır oluşan gelir kayıplarını telafi etmek amacıyla; işçi, memur ve Bağ-Kur emeklisi ayrımı olmadan, tüm emekli maaşları ile dul ve yetim aylıklarına acilen ve derhal 40 bin lira seyyanen ek zam yapılsın.
-Emekli maaşlarının hesaplanmasında, sigorta prim ödeme gün sayısı ile ödenen prim miktarı esas alınsın. İntibak Yasası çıkarılsın. Aylık Bağlama Oranı yüzde 75’e yükseltilsin.
-Anayasanın Sendika Kurma Hakkı’nı tanımlayan 51. Maddesi ile Toplu Sözleşme Hakkı’nı tanımlayan 53. Maddelerine, “Emekliler ile dul ve yetim aylığı alanlar” ibaresi eklenerek; emeklilerin sendika kurma ve toplu sözleşme hakkı Anayasal güvence altına alınsın. İlgili yasalarda gerekli değişiklikler yapılarak “Emekli Sendikaları Kanunu” çıkarılsın.
-Eksik çıkarılan 3 Mart 2023 tarih ve 7438 sayılı EYT Kanununa rağmen hâlâ emekli olamayan emekçilerin yaşadığı mağduriyetlerin tamamen ortadan kaldırılması için; kademeli emeklilik mağduriyetini ve eksik bırakılan tüm hakları kapsayacak şekilde EYT Kanunu yeniden düzenlensin.
Bağ-Kur kapsamı altında, tescil, prim eşitleme ve ihya mağduriyetleri giderilsin. Staj süreleri ve çıraklık sigortası SGK başlangıcı sayılsın.
-Konut sahibi olamayan ve kira ödeyen emekliler için, TOKİ tarafından sosyal konut projeleri hayata geçirilsin. Konut sahibi oluncaya kadar barınma yardımı yapılsın.
-Herkes için eşit, nitelikli, parasız ve ulaşılabilir sağlık hizmeti ilkesine göre; emekli maaşlarından yapılan tüm sağlık kesintileri iptal edilsin.
-Emeklilere hak ettikleri saygı gösterilsin. Yalnız yaşayan, hasta ve bakıma ihtiyacı olan emekli ve yaşlı yurttaşlar için devlete ait huzurevi sayısı artırılarak, bakım hizmetleri yaygınlaştırılsın.

Ne yapmalıyız?
Biz emekliler, bize dayatılan yaşam koşullarını kabul etmeye ve hep böyle yaşamaya mecbur muyuz? Yapabileceğimiz hiçbir şey yok mu? Tamamen çaresiz miyiz? Elbette ki hayır!
Yapılması gereken şey bellidir. Ortak sorunlarımızın çözümü ve taleplerimizin gerçekleşmesi için ülke çapında güç ve eylem birliği yaparak, sokaklarda ve alanlarda ortak ve birleşik mücadeleyi mutlaka başarmak zorundayız. Emeklilerin kurtuluşunun ve insanca yaşayabilmelerinin başka yolu yok.
Öncelikle ve ivedilikle emekli sendikaları ve dernekleri arasındaki rekabet ve yarışa derhal ve mutlaka son verilerek, tüm emekli örgütleri tarafından Güç ve Eylem Birliği Platformu oluşturulmalıdır. Birbirinden bağımsız, ayrı ayrı eylemler yapmak yerine ortak ve birleşik mücadele anlayışı benimsenmelidir.

Türkiye’nin bütün emeklileri birleşin!
Birlik Dayanışmacı Emekliler olarak bizler; mevcut emekli sendikalarının ve emekli derneklerinin yaşadığı bölünmelere rağmen, emeklilerin ülke çapında ortak ve birleşik mücadelesini hep birlikte gerçekleştirebileceğimize inanıyoruz.
Sadece kendimiz için değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın gelecekteki sosyal güvenlik haklarını da korumak ve onlara sosyal güvenceli bir gelecek bırakabilmek için hemen harekete geçmeliyiz.
Kendi kaderimizi kendi ellerimize almak için birlik, dayanışma ve mücadelemizi yükseltmeliyiz.
Açlık sınırının altında yaşama savaşı veren milyonlarca emeklinin insanlık onuruna yakışan mutlu ve huzurlu bir yaşama kavuşması için; çocuklarımıza ve torunlarımıza sosyal güvenceli ve güvenli bir
gelecek bırakabilmek için; Türkiye’nin bütün emeklileri birleşin.
Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Yaşasın emeklilerin birlik, mücadele ve dayanışması!

]]>
KAMU-İŞ: Mutfaktaki yangın yaz aylarında da sürüyor https://yenidunya.org/emek-gundemi/34175/kamu-is-mutfaktaki-yangin-yaz-aylarinda-da-suruyor/ Tue, 23 Jun 2026 11:57:40 +0000 https://yenidunya.org/?p=34175 Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın fiyatlarını Türkiye’nin büyük bir bölümünde yaygın şubeleri bulunan zincir marketlerden derlediği ve halkın en fazla tükettiği 64 temel gıda maddesinden oluşan bir sepeti esas alarak hesapladığı gıda fiyatları endeksinin Haziran 2026 sonuçları açıklandı.
Araştırma sonuçlarına göre:
-Gıda fiyatları haziranda yüzde 1,9 arttı
-Halkın en fazla tükettiği gıda maddelerinden oluşan bir sepet esas alınarak yapılan hesaplamaya göre, gıdada enflasyon yılın ilk altı ayında yüzde 35’e yaklaştı.
-Gıda fiyatları haziran 2026 itibariyle son bir yılda ise yüzde 59,5 oranında arttı

KAMU-İŞ: Mutfaktaki yangın yaz aylarında da sürüyor

Gıda enflasyonunda Türkiye, savaştan yeni çıkan ülkelerden daha beter hale geldi. 5 yıl önce 100 liraya dolan sepet, bugün tamamen aynı ürünlerle 2.333 TL tutuyor. Bu tablo, son 5 yılda gıda enflasyonunun yüzde 2.133 oranında arttığını gösteriyor.

Gıda fiyatlarında yaşanan yüksek oranlı artış, hızı azalsa da haziranda da devam etti. Haziranda yüzde 1,9 oranında artan gıda fiyatlarında yılın ilk yarısında yüzde 34,9 ve son bir yıllık dönemde ise yüzde 59,5 oranında artış gerçekleşti. Birleşik Kamu-İş Gıda Fiyatları Endeksindeki aralıksız artış serisi de haziranla birlikte 73 aya kadar çıktı.

Açlık riski büyüyor
Türkiye’nin içerisinde bulunduğu yüksek enflasyon sürecinin gıda fiyatları aracılığıyla ücretliler, dar gelirliler ve yoksullara çıkardığı fatura ağırlaşmaya devam ediyor.
Gıda fiyatları, Türkiye’nin, yaşanan enflasyon sarmalına sürüklendiği Eylül 2021’den başlayarak Haziran 2026’ya kadar yüzde 2.133 oranında arttı. Eylül 2021’de 100 liraya satın alınan bir gıda sepeti için bu yıl haziran ayında 2.333 lira ödemek gerekti.

KAMU-İŞ: Mutfaktaki yangın yaz aylarında da sürüyor

Gıda fiyatlarının yüzde 2.133 oranında arttığı Eylül 2021’den bu yana kamu çalışanlarının maaş ve ücretlerinde yaşanan artış ise yüzde 1.126’da kaldı. Diğer bir ifadeyle Eylül 2021’de 100 lira olan ortalama kamu çalışanı ücreti Ocak 2026 itibariyle 1.226 liraya çıktı ve temmuz ayına kadar da öyle devam edecek. Ücretlerindeki artış gıda fiyatlarındaki artışı bile karşılamaya yetmeyen ücretlilerin alım gücü gıda fiyatlarına karşı karşısında reel olarak yüzde 45 oranında eridi. Buna göre bir kamu çalışanının 2021 yılında maaşıyla aldığı gıda sepetinin şimdi en fazla yüzde 55’ini alabiliyor.
Gıda fiyatlarının son yıllarda, ücret ve diğer gelirlerdeki artıştan daha yüksek oranlarda artması ülkedeki açlık ve yoksulluk riskini büyütüyor. Bu risk önümüzdeki aylarda da büyümeye devam edecek. Zira hem tarım sektörünün sorunları hem de girdi fiyatları artıyor. Bu yıl şubat ayında tarımsal girdi fiyatları yüzde 3,1, martta yüzde 4, nisanda ise 5,61 oranında arttı. Gıda fiyatları açısından önemli bir ön gösterge olan tarım ürünü üretici fiyatları (tarla fiyatları) da nisanda bir önceki aya göre yüzde 4,3, mayısta ise yüzde 0,6 oranında artış kaydetmişti. Girdi fiyatlarındaki bu artışlar gecikmeli etkiyle de olsa gıda fiyatlarına da önemli ölçüde yansıyor.
Birleşik Kamu-İş’in gıda fiyatları endeksi Haziran 2020’den bu yana, yani 73 aydır aralıksız olarak bir önceki aya göre artıyor.

Aylık fiyat artışı
Haziranda et-balık dışındaki tüm gıda harcama gruplarında fiyatlar bir önceki aya göre artış gösterdi.

KAMU-İŞ: Mutfaktaki yangın yaz aylarında da sürüyor

Ekmek-pirinç-un-bulgur harcamaları haziranda önceki aya göre yüzde 0,3 oranında artarken, et ve balık grubu harcamalarında ise beyaz et fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle yüzde 3,5 oranında düşüş yaşandı. Süt, süt ürünleri ile yumurta grubunda fiyatlar yüzde 2,4 oranında yükseldi. Margarin ve sıvıyağ harcamaları ise yüzde 3,5 oranında arttı.
Meyve fiyatlarının yüzde 2,7 oranında arttığı haziran ayında sebze fiyatlarında ise ortalama yüzde 10,7 oranında yükseliş oldu.
Bakliyat fiyatlarının önceki aya göre yüzde 3,2 oranında arttığı haziran ayında salça, zeytin, bal, çay, tuz ve benzeri işlenmiş gıda maddelerinden oluşan işlenmiş gıdada fiyatlar yüzde 5,2 oranında yükseldi.
Vatandaşlar mevcut gıda tüketim alışkanlıklarına göre seçilen 64 temel gıda maddesinden oluşturulan gıda sepetini satın alabilmek için haziranda bir önceki aya göre yüzde 1,9 oranında daha fazla para ödemek zorunda kaldı.

Altı aylık artış yüzde 26,6
Ocak-Haziran döneminde ise ekmek, un, bulgur, makarna fiyatları yüzde 35,1, et-balık fiyatları yüzde 28, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatları yüzde 30,1 artış kaydetti. Bu dönemde yağ fiyatları yüzde 8,7, meyve fiyatları yüzde 60,9, sebze fiyatları ise yüzde 63,4 oranında yükseldi. Bakliyat fiyatları altı ayda yüzde 27,8, diğer gıda fiyatları ise yüzde 14,8 oranında arttı.

Yıllık artış yüzde 59,5
Gıda fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 59,6 olarak gerçekleşti.
Son bir yıllık dönemde ekmek, un, bulgur, makarna fiyatları yüzde 52,7, et-balık fiyatları yüzde 50,5, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatları yüzde 40,7, yağ fiyatları yüzde 40,4 oranında zamlandı. Meyve fiyatları yüzde 80, sebze fiyatları ise yüzde 123,3 oranında arttı. Bakliyat fiyatları son bir yılda yüzde 50,1, diğer gıda fiyatları ise yüzde 40,3 oranında artış gösterdi.

12 aylık ortalamalara göre artış yüzde 55,3
Temmuz 2025 – Haziran 2026 aylarına kapsayan son 12 aylık dönemin ortalama gıda fiyatları, Temmuz 2024 – Haziran 2025 aylarını kapsayan 12 aylık dönemdeki ortalama gıda fiyatlarına göre yüzde 55,3 oranında arttı.
On iki aylık ortalama fiyat artışı ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarında yüzde 34,4, et-balık fiyatlarında 64,3, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında yüzde 35,1 oldu. 12 aylık ortalamalara göre yağ fiyatları yüzde 32,7, meyve fiyatları yüzde 109,6, sebze fiyatları ise yüzde 82,8 oranında arttı. Bakliyatta ortalama fiyatlar bir önceki 12 aylık ortalamaya göre yüzde 32,6, diğer gıda fiyatları ise yüzde 31,7 oranında yükseldi.

]]>
Sendikal özgürlükler için 560 gündür direniyorlar https://yenidunya.org/emek-gundemi/34172/sendikal-ozgurlukler-icin-560-gundur-direniyorlar/ Mon, 22 Jun 2026 08:47:12 +0000 https://yenidunya.org/?p=34172 İzmir Kemalpaşa’da işveren baskısına rağmen direnen Temel Conta işçileri, ücret ve sendikal hakları için başlattıkları grevin 560’ıncı gününe ilk günkü iradeleriyle girdi.
Çoğunluğu kadın olan işçiler, yalnızca örgütlü oldukları Petrol-İş’i, Temel Conta’yı ilgilendiren bir durum olmadığını tüm işçi sınıfı için verilen bir mücadele olduğunu söyledi.
Çalışırken iş güvenliği ekipmanı eksikliğinden yıllarca zehirli gaz soluyan, sendikal hak ve insanca yaşanacak ücret için 560 gündür patronun grev kırıcılığına, yer yer mahalle baskısına göğüs geren işçiler, direnişlerinin 560’ıncı gününde de “Bize ekmek yoksa, patrona huzur yok” dedi. İşçilerden Sinem Kaya, “560 gündür çok yorulduk ancak bundan sonra mücadelemiz daha da büyüyecek” diyerek işçilerin bir an olsun direnmekten vazgeçmediklerini vurguladı.

İşsizlikle tehdit edildik
560 gündür direnişin en ön safrasında direnen Sinem Kaya, 560 gündür kazanılmış hakları için mücadele ettiklerini belirterek şunları söyledi: “Canımız çok yanıyor ama burada sadece artık Temel Conta işçileri olarak değil, gerçekten bütün işçiler adına konuşmak gerekiyor. Zaten sendikaya üye olmak; ekmeğinden, işinden vazgeçmeyi gerektiriyor bu iş yerinde. Buna öncülük yapmak seni zaten bir kere… bu işe öncülük yaptığın zaman işten atılmaya, hatta patronlar o kadar örgütlü ki başka yerlerde bile bunu senin önüne getirip işsizlikle tehdit ediliyorsun.”

Kadın düşmanlığına karşı
Temel Conta patronunun fabrikada kadın yoğunluklu çalıştırmasının nedeninin, kadınların daha ucuz işgücü, daha sessiz ve itaatkâr olmasından kaynaklı olduğunu belirten Kaya, en çok da bu algıyı yıkmak için direnişlerinden bir an olsun geri durmadıklarını belirtti. “Greve çıkarken patron, sicilimize işleyeceği ve işten atıldığımızda hiçbir yerde iş bulamamamızla tehdit etti. Kadınlara parmağıyla işaret ederek ‘Aklınızı başınıza alın, sizler değil kocalarınız bile iş bulamaz’ tehdidiyle karşılaştık. Erkekler evine ekmek götürememekten, kadınlar çocuklarının okul masraflarını karşılayamamaktan, kirasını ödeyememekten, faturasını ödeyememekten, işsizlikten korkuyor. Ve bizim zaten en büyük tehditlerimizden biri de budur: ‘Siz aklınızı başınıza alın, bugün bu ekmeğinize sahip çıkmazsanız kapının önünde milyonlarca işsiz var’ diyerek tehdit ediliyoruz” diye konuşan Kaya 560 günlük mücadeleyi şu sözlerle özetledi: “Türkiye’de bir ilk; grev kırıcılığı tescillendi ama bunun bir yaptırımı yok. Düdük çalan işçiler, grevdeki düdük çalan işçiler gözaltına alınıyor; grevi kıran patrona, hala savcılıktan bir ton suç duyurusu olmasına rağmen ifadeye bile çağrılmıyor. Bizler diyoruz ki; biz vazgeçemeyiz, biz vazgeçmek de istemiyoruz. 10 Aralık 2024’te çıktık greve, bugün bu 2026 yılındayız. 560 gün oldu, direniyoruz, kazanacağız. Başka çaremiz yok.”
Temel Conta işçilerin Simay Bekar ise şu şekilde konuştu: “Nişanlıyken greve çıktım, 560 gün oldu, grevde düğün yaptım. Evim kira, hâlâ düğün borçlarını ödemeye çalışıyorum ama grevi bırakmıyorum. Çünkü haklıyız, kazanacağız; vazgeçmek söz konusu bile olamaz.”

Kaynak: BirGün

]]>
EYT: “Verilen bir parmak bala razı olmayacağız” https://yenidunya.org/emek-gundemi/34169/eyt-verilen-bir-parmak-bala-razi-olmayacagiz/ Mon, 22 Jun 2026 08:42:51 +0000 https://yenidunya.org/?p=34169 Emeklilikte Yaşa Takılanlar ve Emekliler Federasyonu (EYT-EF), Kartal Meydanı’nda açıklama düzenledi. Federasyon Başkanı Arzu Lastikci, “Emekliler oy deposu değildir. Yıllarca açlık ve sefalet çekip seçim öncesi verilen bir parmak bala razı olmayacağız” dedi. İktidarın artık emeklileri oyalayamayacağı söylenen açıklamada “Verilen bir parmak bala razı olmayacağız” dendi.
“Eksik çıkan EYT yasası iktidarın ayıbı”, “Ekonomik krizi emekliye yükleme” ve “5 bin kısmi hakkımız, söke söke alırız” yazılı pankartlar açılan eylemde, “enflasyon canavarı” yazılı kıyafet giyen bir emekli, “Beni emekliler yaratmadı ama bedelini emekliler ödedi. Beni emekçiler büyütmedi ama yükümü emekçiler taşıdı. Her gün biraz daha fazla büyüdüm. Bir lokma, bir maaş, bir ömürden çaldım. Ben sadece canavar değilim. Ben eriyen maaşların gerçeğiyim” diye konuştu.

“Ekonomik krizin bedeli emeklinin sırtına yüklendi”
“Emekli insanca yaşam istiyor” ve “Gün gelecek, devran dönecek; iktidar, emekliye hesap verecek” sloganlarının atıldığı eylemde hazırlanan ortak açıklamayı Arzu Lastikci okudu. Adaletsizliklere ve yaşam mücadelesine dikkat çeken Lastikci, şunları söyledi:
“Konuşulması gereken sadece rakamlar değil, o rakamların arkasındaki insan hayatlarıdır. Bir ömür çalıştık, sabahın ayazında, gecenin karanlığında işe gittik; vergilerimizi, primlerimizi ödedik, ürettik, katma değer yarattık, ülkenin büyümesine katkı sunduk. Tek isteğimiz, döktüğümüz alın terinin karşılığını alarak huzur ve güven içinde yaşamaktı. Soruyoruz, nerede o huzur, nerede o güvence, nerede o sosyal devlet anlayışı?
Bugün milyonlarca emekli açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. Milyonlarca emekli pazara çıkamıyor, çöpün başında ekmek arıyor, ülkenin bir mihenk taşı emeklilerin onuru ayaklar altına alınıyor. Emeklilik artık huzurun değil, hayatta kalma mücadelesinin adı hâline gelmiştir. Emekli bu ülkenin ekonomik krizlerini oluşturmadı, emekli enflasyonu üretmedi ancak her ekonomik krizin bedeli dönüp dolaşıp emeklinin sırtına yüklendi.”

TÜİK’in fantastik oranları
Lastikçi konuşmasına, “Yıllardır uygulanan yanlış ekonomi politikaları sonucu oluşan yüksek enflasyon, emeklinin maaşını eritmiş, alım gücünü yok etmiş, yaşam kalitesini aşağı çekmiştir. TÜİK tarafından açıklanan fantastik oranlarla vatandaşın pazarda, markette ve mutfakta yaşadığı gerçekler arasında derin bir uçurum oluşmuştur. Resmi rakamlar düşük gösterildikçe emeklinin maaşına yapılan artışlar da düşük kalmış, emekliler enflasyona karşı korunmamış, silindir gibi ezdirilmiştir. Ev kiralarının ortalama 35 bin lira olduğu bu ortamda en düşük emekli maaşının 20 bin lira olması tarihin en kara tablosudur. Bugün emekliler yalnızca enflasyona değil, sosyal güvenlik sistemindeki adaletsizliklere de maruz kalmıştır. Aylık bağlanma oranlarının yıllar içerisinde düşürülmesi, çalışanların gelecekte daha düşük maaşlarla emekli olmasına sebep olmuştur. Kök maaş uygulaması milyonlarca emekliyi yapılan zamlar karşısında gerçek anlamda hissetmemesine yol açmıştır.” sözleriyle devam etti.

“Emekliler sadaka, lütuf istemiyor; hakkını istiyor”
Lastikçi açıklamasını. “Bugün emekliler yalnızca yoksullukla değil, değersizleştirilme duygusuyla da mücadele etmektedir. Her seçim döneminde hatırlanan, her seçim sonrasında unutulan milyonlar artık bu tabloyu açıkça görmektedir. Emekliler oy deposu değildir. Yıllarca açlık ve sefalet çekip seçim öncesi verilen bir parmak bala razı olmayacağız. Emekli unutmaz, affetmez. Emekli yük değil, bu ülkenin hafızası, emeği, vicdanıdır. Soruyoruz, milyarlarca liralık kaynaklar farklı alanlara aktarılırken neden emekliye kaynak bulunmuyor? Neden fedakarlık gerektiğinde ilk akla gelen emekliler oluyor? Bizler biliyoruz ki sorun kaynak değil, tercihtir. Bu tercihler milyonlarca emeklinin hayatını doğrudan etkilemektedir. Emeklinin açlıkla sınandığı, geçim derdine mahkûm edildiği hiçbir düzen başarı hikâyesi yazamaz. Emekliler sadaka, lütuf istemiyor; hakkını istiyor. En düşük emekli maaşı asgari ücretin altında olmamalı ancak asgari ücret de insanca yaşam için yeterli gelmediğinden en düşük emekli maaşının 50 bin liraya çekilerek tüm emekli, dul ve yetime 50 bin lira seyyanen zam istiyoruz.” diye tamamladı.

]]>