İbrahim Akseloğlu – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Tue, 01 Apr 2025 13:31:56 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png İbrahim Akseloğlu – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Ürün boykotu kime karşı? https://yenidunya.org/yazarlar/ibrahim-akseloglu/32371/urun-boykotu-kime-karsi/ Tue, 01 Apr 2025 13:31:55 +0000 https://yenidunya.org/?p=32371 AKP-MHP istibdat yönetiminin 19 Mart darbe girişimini engelleyen halk hareketi mücadelesini farklı eylem biçimleriyle sürdürüyor.

CHP’nin, iktidarın olanaklarıyla semiren yandaş şirketlerin ürünlerine ve hizmetlerine ekonomik boykot önerisi toplumda karşılığını buluyor.

19 Mart darbesini gerileten Türkiye işçileri, şehir ve köy emekçileri, emeklileri, kadın ve gençleri ekonomik boykotu sahiplenmiş gözüküyorlar.

Öğrenci gençlik de 2 Nisan günü “Satın alım yapmıyoruz!” belgisi ile ekonomik boykota katılıyor.

Ürün/hizmet boykotu veya kullanılan adıyla ekonomik boykot, toplumsal mücadelenin biçimlerinden biri olarak farklı ülkelerde, farklı zamanlarda etkili sonuçlar elde etmiş.

Toplumsal kesimlerde yaygınlaşmaya başlayan ekonomik boykot adımları, olumlu olduğu kadar kendi açımdan belli zaafları da içeriyor.

Günümüzde, hemen herkesin can acıtıcı şekilde yaşadığı ekonomik kriz ve yoksullaşma, küçük esnafı da olumsuz etkiliyor. Özellikle market zincirlerinin çokluğu, küçük esnafı bitirme noktasına getirdi.

Esnaf oda ve derneklerinin, haftanın bir günü zincir marketlerin kapatılması veya açık kalma saatlerinin sınırlandırılması, şubeler arasında yeterli mesafe önerileri bizzat iktidar tarafından görmezden gelindi.

Ama, aynı iktidar bunca yıldır görmezden geldiği, ekonomik programıyla yoksulluğa süreklediği küçük esnafı, ekonomik boykotta her nasılsa hatırladı.

İktidar çevreleri, daha şimdiden, ekonomik boykot daha yeterince yaygınlaşmadan, küçük esnaf “sevdalısı” kesildi. Ekonomik boykotun küçük esnafa zarar vereceği dillendirilmeye başladı bile…

Bu nedenle, iktidarın telaşını/sıkışmışlığını kara propagandaya çevirmesini engellemek tüm muhalefet güçlerinin bilincindedir diye düşünüyorum.

Ekonomik boykotu önerenlerin ve sahiplenenlerin, boykotu sürdürürken, küçük esnafı zora sokmayan bir yerden mücadeleyi sürdüreceğine olan inancımı koruyarak, boykotun mücadeleye yeni ivmeler katmasını diliyorum.

]]>
İktidar ve muhalefetin ‘nükleer savaş’ algısı https://yenidunya.org/yazarlar/ibrahim-akseloglu/31364/iktidar-ve-muhalefetin-nukleer-savas-algisi/ Tue, 26 Nov 2024 13:45:31 +0000 https://yenidunya.org/?p=31364 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçtiğimiz günlerde Rusya-Ukrayna savaşı ve yaşanan küresel gerilimlere değindiği açıklamasında, “Burada nükleer bir risk var mı? Açıkçası, nükleer adı konuşulmaya başladığı andan itibaren nükleer risk oluşur. Adam şunu söylüyor: ‘Siz benim topraklarımın içerisinde benim tolere edebileceğimden daha fazla füze ve saldırı yaparsanız, elimdeki araçlarla olmuyorsa diğer bir üst aracı kullanırım.’ Bunu açıktan söylüyor. Bu bir şaka değil. Karşı taraf ise ‘Senin elinde nükleer silah var, beni nükleerle tehdit ediyorsun diye istediğin yeri işgal etmene izin vermem’ diyor” ifadelerini kullandı.

CHP Milli Savunmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu ise, Bakan Fidan’ın “Nükleer savaş tehdidi şaka değil” sözlerine ilişkin, “Türkiye, bu işin şaka olmadığının gerçekten farkında mı ve bu doğrultuda hazırlıklarını yapmış mıdır? Böylesi bir kriz durumunda görev alacak uzman ekipler, uygulanacak kriz yönetim planları, radyasyon ölçüm sistemleri, acil durum sağlık altyapısı gibi hayati unsurlar konusunda ne kadar ilerleme kaydedildiği, ne yazık ki belirsizliğini korumaktadır” açıklamasını yaptı.

Konuşmaların neresinden tutsak!
Türkiye’nin başladığından bu yana Rusya-Ukrayna çatışmasının çözümü için adım attığı bir gerçek. Ancak, tüm bu adımlara rağmen Ukrayna’da savaşın derinleşmesine/süreğenleşmesine neden olan silah satışlarını Türkiye’nin neden durdurmadığını Bakan Fidan unutmuş gözüküyor. Savaşı bitirmek için önce silahlanmanın durdurulması gerektiğini görmezden geliyor.
Bağcıoğlu ise, açıklamasında “nükleer savaş” riskine karşı atılması gerekli teknik adımları vurgulayan, ancak Türkiye’nin neden nükleer tehdit altında olduğu gerçeğini dile getirmeyen bir yerde duruyor.
Bağcıoğlu’nun açıklamasında yer alan teknik ayrıntılar arasında ‘Askeri sağlık sisteminin’ yok edilmesi ise dikkat çekici bir yerde duruyor.
İktidar ve muhalefet sorumlularının konuşmalarında dile getirdikleri, bir durum tespitinden öteye geçmiyor. İki yetkili de açıklamalarında, dünyadaki genel gerilimleri özetleyen, ancak Türkiye’nin kendi topraklarını korumak için atması gereken adımları sıralamayan sözler dile getiriyor.

Aslolanı söyleyememek
Nükleer savaş tehlikesinden söz ederken, Türkiye’nin topraklarında yer alan ve kontrolü Türk Ordusunun elinde olmayan ABD/NATO nükleer silahlarının görmezden gelinmesinin, genel tespit ve teknik açıklamaların tümünü anlamsız bıraktığı ortada.
İktidar ve muhalefet sorumlularının açıklamalarında aslolanı söyleyemedikleri, “unuttukları” konunun Türkiye’nin tam bağımsızlığı olduğunu düşünüyorum. Aslolanın söylenmediği açıklamalarla sorunun çözümü de mümkün olmuyor.
ABD/AB/NATO ortaklığının Montrö Sözleşmesini yeniden ısıttığı, Kıbrıs üzerine yeni tezgahlar hazırladığı, Kürecik ve İncirlik Üslerinin Filistin halkının katlinde kullanıldığı, etnik ve dinci terör çetelerinin yeni provokasyonlar hazırladığı bugünlerde, iktidar ve muhalefet sorumlularının açıklamaları gerçeklerle örtüşmüyor, sorunların çözümüne çare üretmiyor.
İktidar ve muhalefetin, TUSAŞ saldırısından yeterli ders almadıkları, işbirlikçi tutumlarından vazgeçmeyecekleri anlaşılıyor.

Söylenmesi gerekenler
Türkiye’nin, nükleer savaş tehlikesinden uzak durabilmesinin öncelikli çıkışı, topraklarımızda yer alan nükleer savaş başlıklarının sökülüp atılması, ya da el konulmasıdır. Kontrolleri Türk Ordusunun elinde olmayan bu savaş başlıklarından bir an önce kurtulmalıyız.
Türkiye’nin, topraklarındaki nükleer başlıklardan kurtulması da yetmez. Ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızın yeniden inşası için;
-NATO’dan çıkılmalı,
-İncirlik ve Kürecik kapatılmalı,
-AB Gümrük Birliği anlaşması iptal edilmeli,
-Komşu ülkelerle, başta Suriye ile barış, saldırmazlık ve güvenlik anlaşmaları yapılmalı,
-Komşu ülkelerle ekonomik, kültürel bağları güçlendirecek adımlar atılmalı.

Ulusun/halkın geleceği için
Açıklama yapan tüm parti sorumlularının ağızlarından düşürmedikleri “iç cephe”nin güçlendirilmesi için öncelikle Türkiye halkının çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfı ile şehir ve köy emekçilerinin insanca yaşanacak bir gelire kavuşturulması gerekmektedir.
İktidar ve muhalefet eliyle, ulusun/halkın ayrışmasına yol açacak uygulamalardan uzak durmak için laiklik ve yurttaşlık bilincinin güçlendirilmesine dönük adımlar atılmalıdır. Çünkü Cumhuriyet Devrimimizle kazanılan laiklik ve yurttaşlık hakkı “iç cephe”nin bütünlüğünü sağlayacak çimentodur. Bu çimentodan vazgeçemeyiz.
Ulusal kurtuluş ve Cumhuriyet Devrimimizin geleneğini en zor koşullarda bile sürdüren Türkiye halkı emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı mücadeleden asla vazgeçmeyecektir. Emperyalizme ve işbirlikçilerine rağmen Türkiye halkı yeni bir silkinişe geçecek, güçlü bir toplumsal ve ulusal atılımı gerçekleştirecektir.

]]>
Bakanlık gıdada ipe un seriyor! https://yenidunya.org/yazarlar/ibrahim-akseloglu/29219/bakanlik-gidada-ipe-un-seriyor/ Wed, 21 Feb 2024 08:32:42 +0000 https://yenidunya.org/?p=29219 Gıda ambalajlarına düzenleme iyi de, fiyatları kim düzenleyecek?

Tarım ve Orman Bakanlığı, tüketiciyi yanıltan etiketlere karşı yeni tedbirler kararı aldı.
Yeni düzenlemeye göre, ürünlerin etiketlerinde “tadında, lezzeti, keyfi ve aromalı” gibi ifadeler kullanılamayacak. Örneğin margarinin üzerinde ‘tereyağ lezzetinde’ türü ifadeler yer alamayacak. Yanıltıcı etiket kullanan markalar market raflarında da denetlenecek. Böylece raf etiketlerine standart getirilecek.
“Tadında, lezzeti, keyfi ve aromalı” gibi ifadelerle tüketicileri aldatan ve kararlara uymayan markalara cezalar da uygulama kapsamında hedefleniyor. Kararın Resmi Gazete’de yayımlanması bekleniyor.

Aklımızla alay etmeyin
Bakanlığın gıda etiketleriyle ilgili yeni düzenlemesini okuyunca insanın aklına şu mu geliyor dersiniz; “Bizim için nasıl da çalışıyorlar!” Benim aklıma ise bakanlık bizimle dalga mı geçiyor, aklımızla mı alay ediyor, geldi.
Yoksulluğun süreklileştiği, pahalılığın tüm halkı kasıp kavurduğu, yoksulun ve emeklinin ayakta kalmakta zorlandığı bu vurguncu/talancı düzende, Bakanlığın aklına ürün fiyatlarına tavan fiyat uygulamak, gıdalarda beslenme kalitesini artırmak, halkın ucuz ve sağlıklı gıdaya erişimi sağlamak değil de, gele gele etiket standartlarını düzenlemek geldi.
Evet, insanları yanıltıcı etiket veya ambalaj kullanımı engellensin. Ancak, 22 yıllık iktidardan sonra, yeni mi aklınıza geldi, yoksa aklınız sadece buna mı yetiyor?
Ürünlerin ambalajları kadar üretim, tüketim, fiyat süreçleriyle ile ilgili de alınması gereken biz dizi önlemler var. Ve bu sürecin, gıda üretim ve satış tekellerinin kârlarına göre mi, yoksa halkın ucuz ve sağlıklı gıdaya erişebilmesi amacıyla mı düzenleneceği sorusu önem kazanıyor. Gıda üretim ve satış tekelleri yıllardır bu halka sağlık ve beslenme standartları olmayan ürünler satıyor.

Gıdada neler yapılabilir?
Türkiye’de gıda alanında alınması gereken acil önlemler var. Halkın büyük çoğunluğunun temel gıda maddelerine erişmekte zorlandığı, alım gücünün dibe vurduğu günümüzde, Bakanlığın, etiket/ambalaj uygulamasından önce atması gereken adımlar olduğunu düşünüyorum.
Bir kaçını şöyle sıralayabiliriz:
-Tarım ve hayvancılığı kalkındıracak planlı kamucu ekonomik uygulamalar başlatmak,
-Üretim ve tüketim kooperatiflerini yaygınlaştırmak, belediyeleri bu konuda teşvik etmek,
-Kooperatiflere devlet desteği sağlamak,
-Tarım ve hayvancılıkta ithalatçı politikalardan vazgeçmek,
-Tarım ve hayvancılıkta üretimi güçlendirecek/çeşitlendirecek adımlar atmak,
-Çiftçiyi temel girdilerde düşük ücretli destek sağlamak,
-Belli sektörleri desteklemek amacıyla kurulan bankaları kuruluş amaçlarına döndürmek (Ziraat Bankası, Şekerbank, Halk Bankası, Etibank, Sümerbank, Denizbank…)
-Genç işsizliğini azaltmak için tarım bölgelerinde çalışmayı cazip hale getirmek,
-Suyu ve toprağı ticari mal olmaktan çıkarıp halkın/ulusun toplumsal kullanımına sunmak,
-Gıdada KDV’yi kaldırmak,
-Fiyatlara narh* uygulamak,
-Temel gıdada kar marjını sınırlamak, serbest fiyatı yasaklamak,
-Zincir marketleri kamulaştırmak,

İktidarın ekonomi anlayışı ile mümkün mü?
Halkın ucuz ve sağlıklı gıdaya erişebilmesi ve dolayısıyla tüketicinin gerçekten korunabilmesi
bakımından yapılması gerekenlerin bir kısmını yukarıdaki gibi sıralamak mümkündür.
Ancak, yirmi iki yıllık iktidarında sınırsız özelleştirme, yüksek dış borç, yüksek faiz-düşük kur ve ucuz işçilik politikası uygulayan, bankerlere ve borsacılara öncelik vererek halkı yoksulluğa iten, sanayi ve tarımı çökerten, kalkınmayı sadece inşaata bağlayan, devlet hazinesini iktidara yakın
müteahhitlere ardına kadar açan AKP iktidarının, sahip olduğu ekonomi anlayışıyla yukarıda
sıraladığımız önlemleri uygulayabilmesi asla mümkün değildir.

Ulus için ulusal birlik!
Ulusun/halkın dirlik ve refahı için ulusun/halkın birliği sorunların çözümü için tek anahtardır.
Halkın gerçek anlamda korunabilmesi, ucuz ve sağlıklı gıdaya erişebilmesi için emeği ve alınteriyle yaşamını sağlayan tüm çalışanların, emeklilerin ve işsiz yurttaşların refah ve mutluluk seviyesini yükseltecek ekonomik önlemleri uygulayabilmek amacıyla, bütün ulusal demokratik güçlerin bir araya gelerek oluşturacağı ulusal demokratik halk iktidarına bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Emekçi halkımızın ve ülkemizin yaşadığı ağır sorunların üstesinden, emperyalizmin saldırı ve tehditlerine karşı vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü savunan; feodalizmin orta çağ anlayışına, gericiliğe ve istibdada karşı laik demokratik cumhuriyete sahip çıkan; kapitalist vurgunculuğa ve sömürüye karşı emeğin hak ve çıkarlarından yana ulusal demokratik halk iktidarı gelebilir.
Önümüzdeki acil görev ulusal demokratik güçlerin birliğini sağlayıp ulusu/halkı dirlik ve refaha çıkarmaktır.

*Narh: “Yiyecek ve diğer tüketim malları için konulan sınırlandırma, sabit fiyat tespit etme, fiyat sınırı ve kontrol altında tutma anlamlarına gelir. Devletin piyasada bulunan ürünlere fiyat koyması şeklinde de tanımlanabilir. Bu sayede ürünlerin azami satış fiyatı belirlenir.”

]]>
Meclisteki partilerin ülkeye maliyeti https://yenidunya.org/yazarlar/ibrahim-akseloglu/29145/meclisteki-partilerin-ulkeye-maliyeti/ Wed, 14 Feb 2024 10:05:31 +0000 https://yenidunya.org/?p=29145 Türkiye, yerel seçim sürecine girmiş bulunuyor. Her seçimde olduğu gibi bu seçimde de mecliste bulunan siyasi partilerin bir kısmı seçim yardımı alacak. Mecliste grubu bulunan siyasi partilere ise her her yıl hazine yardımı yapılıyor. Seçim dönemlerinde ise bu yardımların oranı seçimin niteliğine göre değişiklik gösteriyor.

Siyasi Partiler Kanunu’na göre; “Son milletvekili genel seçimlerinde ülke barajını aşan siyasi partilere her yıl hazineden ödenmek üzere devlet yardımı yapılıyor. Devlet yardımı tutarı, barajı aşan partilerin oy sayılarına göre paylaştırılıyor. Barajı aşamayan ancak yüzde 3’ün üzerinde oy alan siyasi partilere ise en düşük Hazine yardımı alan partiye yapılanla orantılı olarak yardım yapılıyor.”

2023 yılında milletvekili seçimi dolayısıyla normalin 3 katı hazine yardımı alan siyasi partilere, 2024 yılındaki yerel seçim dolayısıyla normalin 2 katı tutarında yardım yapılacak. Ülke barajını aşan 5 siyasi parti yaklaşık 6.7 milyar lira hazine yardımı alacak.

2024 yılında siyasi partilere yapılacak hazine yardımı:

(Milyon TL)Ocak ayındaSeçim takvimi açıklandığındaToplam
AK Parti1.3291.3292.658
CHP9469461.892
MHP376376752
İYİ Parti361361722
YSP329329658
Toplam3.3413.3416.682

2022 ve 2023’te siyasi partilere yapılan hazine yardımı ise şu şekildeydi:

(Milyon TL)20222023
AK Parti2801.961
CHP1491.044
HDP77539
MHP73511
İYİ Parti65459
Toplam6444.515

Şu an TBMM’deki siyasi partilerin milletvekili sayıları şu şekildedir:

AKP 264, CHP 129, DEM 57, MHP 49, İYİ 38, SP 20, DEVA 15, YRP 5, HÜDA-Par 4, Demokrat P. 3, TİP 3, Demokratik Bölgeler P. 2, EMEP 2, DSP 1, Bağımsız 6.

Milletvekili maaşları (2024)

Hem emekli olan, hem de milletvekili olan 233 bin lira ( yaklaşık 300 vekil)

Sadece milletvekilli olanların maaşı 136 bin lira

Emekli milletvekilleri 97 bin lira

Üstteki sayıları topladığımızda ortaya çıkan sonuç şöyle:

Hem emekli, hem vekil olanların aylık maliyeti 233.000*300 = 69 milyon 900 bin, yıllık maliyeti 838 milyon 800 bin lira.

Sadece milletvekilli olanların aylık maliyeti 136.000*300 = 40 milyon 800 bin, yıllık maliyeti 489 milyon 600 bin lira.

Fiilen milletvekilliği yapanların ülkeye yıllık maliyeti sadece maaş olarak 1,5 trilyon liraya yakın.

Milletvekillerinin danışman, haberleşme, sağlık, ofis masrafları, ucuz yemek giderlerini eklediğimizde bu sayılar 2 trilyon lirayı haydi haydi aşıyor.

Emekli milletvekili sayılarını ise burada veremedik. Meraklısı CİMER’den sorup bulsun.

Hazineden her yıl ve her seçim dönemi yapılan yardımları eklediğimizde meclisteki partilerin ülkeye maliyeti iyice yükseliyor. Sadece 2024 yılı için bu maliyet 9 trilyon lirayı geçiyor.

Milletvekili (fiili ya da emekli) maaş ve giderlerinin ülke üzerindeki maliyeti yaşadığımız ekonomik/siyasi düzenin ne denli çarpık/vurguncu olduğunu kanıtlıyor.

Neden?

Öyleyse birkaç soru sormak hakkımızdır;

-Türkiye’nin 600 milletvekiline ihtiyacı var mı? Daha az vekil ile ülke yönetilemez mi?

-Milletvekilleri neden bu kadar yüksek maaş alıyor? (Asgari ücretin yaklaşık 14 katı)

-Emekli milletvekilleri neden maaş alıyor? (Asgari ücretin yaklaşık 6 katı)

-Emekli olduğu halde vekil olanlar neden iki maaşı birden alıyor? Örneğin, vekil olduğunda emekli maaşı iptal edilse…

-Siyasi partilere neden her yıl hazine yardımı yapılıyor?

-Siyasi partilere neden seçim yardımı yapılıyor?

-Hazineden yıllık yardım ve seçim yardımı yapılacaksa milletvekillerinin maaşları neden bu kadar yüksek?

Bu sorular çoğaltılabilir…

Çözüm var

TBMM üyesi siyasi partiler, adeta sonradan görme mirasyedi davranışları sergiliyorlar. Bu çarpık/vurguncu düzenin yarattığı ilişkilerden nemalanıyorlar. Oysa bu çarpık/vurguncu düzenden kurtulabiliriz.

Yaşadığımız ekonomik yangından kurtulabilmek için, Türkiye’nin acilen temelleri cumhuriyetle atılan kamucu/toplumcu ulusal ekonomi anlayışına geri dönmesi gerekiyor.

Halkımızı ekonomi yangınından kurtaracak acil eylem programının uygulanmasıyla kırk yıldır bir avuç vurguncunun yararına, milyonlarca emekçinin zararına yaratılan yıkım süreci tersine çevrilebilir. Bunun için bütün ulusal demokratik güçlerin vatan için, cumhuriyet için, emek için birleşmesi ilk adım olacaktır.

İşçilerin, şehir ve köy emekçilerinin, aydınların, esnaf ve sanatkarların, çiftçilerin, sanayici ve tüccarların, bütün ulusal demokratik güçlerin ulusal birlik hükümeti etrafında birleşmeleriyle ülkenin biriken sorunlarının çözümü mümkündür. Yeter ki biz isteyelim.

]]>
Genç köleliğinin yeni adı: MESEM https://yenidunya.org/yazarlar/ibrahim-akseloglu/29057/genc-koleliginin-yeni-adi-mesem/ Wed, 07 Feb 2024 10:12:29 +0000 https://yenidunya.org/?p=29057 MESEM projesi kapsamında meslek edinmeye çalışan genç öğrencilerin işyerlerinde geçirdiği kazalar sonucu hayatını kaybetmeleri, sistemin kamuoyunda daha çok sorgulanmasına yol açtı.
Oysa, MESEM başladığından bu yana sendikalardan ve eğitimcilerden yoğun eleştiri alıyordu. Ancak gençlerimizi kaybetmeye başlayınca kamuoyunun dikkatini çekti.

Eğitim bakanlığı mı, iş pazarlama şirketi mi?
Milli Eğitim Bakanlığının MEB, internet sitelerinde Meslek Eğitim Merkezi MESEM sistemi şu slogan ile tanıtılıyor, “Mesleğinizi edinin, geleceğinizi garanti altına alın”.
Ayrıca, MESEM tanıtımlarında şu vurgular öne çıkıyor:
-Meslek öğrenirken ücret alırsınız
-9. sınıftan itibaren iş kazaları, meslek hastalıklarına karşı sigorta
-9, 10 ve 11. sınıf öğrencilerine asgari ücretin en az %30’u
-Açık öğretimde aldığınız dersleri saydırarak meslek lisesi diploması alırsınız ve teknisyen ünvanına sahip olursunuz
-34 alan ve 184 farklı dalda mesleki eğitim imkânı
-Ortaokulu bitirenlere zorunlu lise eğitimini mesleki eğitim merkezlerinde tamamlayabilme fırsatı
-12. sınıftaki kalfalara asgari ücretin en az yarısı kadar maaş imkânı
-Ustalık belgesi, Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi diploması ve kendi iş yerini açma fırsatı
-Mezun olduğu alanda %88 istihdam oranı
-4 yılın sonunda ustalık belgesi alarak kendi iş yerinizi açabilirsiniz
-İş yerinizi açarken KOSGEB´den 50 bin TL hibe ve 100 bin TL faizsiz kredi desteği alabilirsiniz

İlk anda çok güven verici/inandırıcı değil mi? İş garanti, çalışırken ücret, sigorta, mezun olunca meslek ve iş garantisi, hatta kendi iş yerini aç, yetmedi hibe krediler…
MEB’e ait farklı illerin internet sitelerinde gezindiğinizde yukardaki MESEM güzellemeleri uzayıp gidiyor. Seç beğen al… Sanırsın ki, MEB, eğitim değil, ucuz iş gücü pazarlayan acar taşeron.

MESEM nedir?
Meslek Eğitim Merkezi MESEM, daha önceki Çıraklık Eğitim Merkezi’lerinin yeni adıdır. MEB’in 2016 yılında aldığı şu kararla MESEM devreye girmiştir;
“09.12.2016 tarihli 29913 sayılı Resmi Gazete de yayınlanan 6764 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununda değişiklik yapılarak çıraklık eğitimi örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınarak mesleki eğitim merkezleri Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğüne bağlanmıştır. Çıraklık eğitiminin örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınması ile ekonomimizin temel yapı taşı olan işletmelerin çırak ihtiyacının karşılanması ve çırak öğrencilerimizin ahilik kültüründen gelen usta çırak ilişkisiyle mesleklerini işbaşında öğrenmeleri amaçlanmıştır. Mesleki eğitim merkezi öğrencileri haftada 1 gün okulda teorik eğitim, 4 gün işletmelerde pratik eğitim alır. Ekim/2021 ayında 24 alan ve 97 dalda uygulanmasına karar verdiği ustalık telafi programlarının kapsamı, Mesleki Eğitim Merkezi Telafi Çerçeve Öğretim Programlarına Yeni Alanların Eklenmesi-Talim ve Terbiye Kurulu’nun 24/06/2022 tarih ve 2022-45 Sayılı Kararı ile 47 alan 105 dala çıkarılmıştır.”
MESEM, işverenleri öylesine memnun etmiş olmalı ki, 2022 yılında alınan karar ile programa devam kararı alınmış. Ve her yıl programın süresi uzatılıyor.

MESEM neden eleştiriliyor?
MESEM projesi ile ilgili özellikle eğitim işkolunda örgütlenen sendikaların yoğun eleştirileri var.
Öne çıkanlar şunlar:
-Mesleki eğitim adı altında çocukları örgün eğitimden koparıyor
-Eğitim ortamından, yaşıtları/arkadaşlarıyla birlikte paylaşacağı ortamdan uzaklaştırıyor
-MESEM, Meslek Lisesi değildir
-Devlet eliyle ‘çocuk işçiliği’ yasallaştırılıyor
-Emekçi çocukları ucuz işgücü oldu
-18 yaşın altındaki çocuklarımızın patronların kucağına devlet eliyle atılmasının adı
-Ücretler, emekçilerin/çalışanların ödediği İşsizlik Fonu’ndan karşılanıyor
-Çocukların mesai saatlerini, hafta sonu mesailerini kontrol etme şansınız yok
-Ücretler 9-10 ve 11. sınıflar için asgari ücretin 3’te 1’i kadar
-Birçok şirket çalışanlarını bu sisteme dahil etmeye başladığı
-İşverenlere sermaye aktarmanın bir yöntemidir

Devlet garantili genç köleler…
Peki, ücretlendirme nasıl oluyor; “Kaza ve hastalık sigortası devlet tarafından işsizlik fonundan karşılanıyor. İlk önce işletme asgari ücretin yarısını telafi programına katılan çalışana yatırıp MESEM’e ibra ediyor. MESEM bir ay içinde devlet desteği olarak işletmeye geri ödüyor.”
Yani işverenin bir cebinden çıkan diğer cebine devletten geri dönüyor. İşveren bu sistemi sevmesin de ne yapsın!

İktidarın kulluk düzeni arayışı
MESEM, AKP iktidarının, eğitimi “4+4+4” sistemine geçirmesinin bir sonucudur. Eğitimin laik, bilimsel, kamusal niteliğinden uzaklaştırılma süreci, ÇEDES ve MESEM ile birlikte ‘aklı ve bedeni köle’ genç nesiller yaratma projesine dönüşmüştür.
AKP iktidarının, laik hukuku yıpratarak kulluk sistemine geri dönüş çabaları MESEM ile bir adım daha atarak, gençlerimiz işverenlerin genç köleleri haline getirilmek istenmektedir.
AKP iktidarının, laikliği ortadan kaldırma arayışı, yurttaşlık hukukunu yok edip kulluk düzeni yaratma sevdasının geldiği nokta budur. Bu süreç böyle devam ederse, yurttaşlık hakkını/hukukunu yitiren bireyler kul/köle haline gelecektir. Kul/köle haline getirilen bireyler, işçi haklarından, kadın haklarından, çocuk haklarında, doğayı savunma haklarından, kültür/sanat haklarından vazgeçmek durumunda kalır. Yani, yurttaşlık hukuku laikliğe sıkıca bağlıdır. Yurttaşlık hukukunun kalktığı her toplum bir çok hakkını yitirir. Toplumun büyük çoğunluğunun ucuz işgücü olduğu, düşünmenin/sanatın olmadığı bir düzen. AKP iktidarının yaratmaya çalıştığı kulluk düzeni işte budur.

Halkımız baş eğmeyecek
Cumhuriyetin 100 yaşını doldurduğu bu günlerde, iktidarın yaratmaya çalıştığı bu düzene Türkiye halkı razı olmayacak, baş eğmeyecektir.
AKP iktidarının tüm çabaları/arayışlarına rağmen, Türkiye halkı iki asırdır süren devrimci mücadelesiyle bağımsız, laik, demokratik, sosyal hukuk cumhuriyetinde yaşama özlemini Anayasaya yazdırdığı gibi, hayata da geçirecektir.
Türkiye halkı özgür ve eşit yaşamanın bu temel koşulundan asla vazgeçmeyecektir…

]]>