Dünya – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Fri, 13 Feb 2026 08:30:54 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png Dünya – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Fabrikalardan tarlalara 300 milyon işçi ayakta https://yenidunya.org/dunya/33811/fabrikalardan-tarlalara-300-milyon-isci-ayakta/ Fri, 13 Feb 2026 08:30:53 +0000 https://yenidunya.org/?p=33811 Hindistan’da işçi sendikaları ve çiftçi birliklerinin çağrısıyla 300 milyondan fazla işçi ve köylü, Başbakan Narendra Modi hükümetinin sermaye yanlısı neoliberal ekonomi politikalarına ve işçi haklarına saldırılarına karşı ülke çapında genel greve gitti. Devlet şirketlerinin özelleştirilmesine yönelik girişimleri ve hükümetin ABD ile uzlaştığı geçici ticaret anlaşmasını protesto eden sendikalar, 4 iş kanunu ile elektrik ve tohum tasarısının geri çekilmesi talebiyle sokaklara döküldü.

Grev sonucu kamu ve ulaşım hizmetleri ile üretim faaliyetleri büyük ölçüde durdu. Greve ülkedeki sol, sosyalist ve komünist partilerin yanı sıra gençlik örgütleri ve ana muhalefetteki Hindistan Ulusal Kongresi (INC) lideri Rahul Gandhi dâhil muhalefet milletvekilleri destek verdi.

Kaynak: BirGün

]]>
İsrail, Gazze’de binlerce cesedi buharlaştıran silahlar kullandı https://yenidunya.org/dunya/33774/israil-gazzede-binlerce-cesedi-buharlastiran-silahlar-kullandi/ Tue, 10 Feb 2026 09:36:57 +0000 https://yenidunya.org/?p=33774 Gazze Şeridi’nde yürütülen saldırılarda, işgal ordusunun kullandığı uluslararası alanda yasaklanmış termovakum ve yüksek ısı etkili mühimmatların, 2 bin 800’den fazla soykırım mağdurunun naaşını tamamen buharlaştırdığı belgelendi.

YDH- Gazze’den gelen saha raporları ve teknik veriler, işgal ordusunun kullandığı mühimmatların yarattığı dehşet verici bir gerçeği gün yüzüne çıkardı: Binlerce şehidin naaşı, saldırı anında oluşan aşırı ısı ve basınç nedeniyle tamamen buharlaşarak yok oldu.

Gazze Sivil Savunma ekiplerinin kayıtlarına göre, 2.842’den fazla şehidin bedeninden geriye hiçbir iz kalmadı; patlama noktalarında sadece kan lekeleri ve küçük doku parçalarına rastlanabildi.
Bu toplu yok oluşun temel nedeni olarak, bölgede kullanılan termovakum ve difüzyonla güçlendirilmiş patlayıcılar gösteriliyor.

Bu mühimmatlar, patlama anında 3.500 santigrat dereceye ulaşan bir ısı ve devasa bir basınç dalgası üreterek insan vücudundaki tüm sıvıların anında buharlaşmasına, dokuların ise küle dönüşmesine yol açıyor.

Dr. Münir el-Barş, insan vücudunun %80’inin sudan oluştuğunu hatırlatarak; yüksek oksidasyon, ısı ve basınç bileşiminin bedeni fiziksel olarak ortadan kaldırmasının kaçınılmaz bir biyolojik sonuç olduğunu vurguladı.

Saha analizleri; “Çekiç” olarak bilinen Amerikan yapımı MK 84 sığınak delici bombalar ile GBU-39 tipi hassas güdümlü mühimmatların bu yıkımda başrol oynadığını ortaya koyuyor. Özellikle kapalı alanlarda oksijeni tüketerek devasa bir ateş topuna dönüşen bu silahlar, binalarda sınırlı hasar bıraksa da içerideki canlı varlığını tamamen siliyor.

Tanıklıklar, onlarca kişinin bulunduğu binaların vurulmasından sonra enkazda sadece “kara kum” kalıntılarına rastlandığını teyit ediyor.

Uluslararası atom ve silah uzmanları, insan hücrelerini moleküler düzeyde yok edebilen bu mühimmatların Gazze’deki kullanım sıklığının modern savaş tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir boyutta olduğunu belirtiyor.

2004 Felluce işgalinde de benzer sahnelerin kaydedildiğini hatırlatan uzmanlar, Gazze’de bu durumun bir doktrin haline gelmesinin sorumluları doğrudan “topyekûn imha” suçlamasıyla karşı karşıya bıraktığını ifade ediyor.

8 Ekim 2023’ten bu yana 72 bin 32 şehit ve 171 bin 661 yaralının kayıtlara geçtiği Gazze’de, cesetleri buharlaşan binlerce kişi, en temel insan hakkı olan “gömülme hakkından” dahi mahrum bırakılarak tarihten silinmeye çalışılıyor.

]]>
Palantir çalışanları ICE ile işbirliğinden rahatsız https://yenidunya.org/teknopolitik/33713/palantir-calisanlari-ice-ile-isbirliginden-rahatsiz/ Wed, 28 Jan 2026 10:43:21 +0000 https://yenidunya.org/?p=33713 Palantir çalışanları şirketin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ile olan çalışmaları hakkında yöneticilerden cevaplar talep etti ve birçoğu Palantir’in bu kurumla işbirliğini sorguladı.
WIRED tarafından incelenen iç Slack mesajlaşmaları, Palantir’de İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) ve özellikle ICE’ın uygulama ve soruşturma ekipleriyle olan ilişkisi konusunda artan bir hayal kırıklığı olduğunu ortaya koyuyor.
Buna yanıt olarak, Palantir’in gizlilik ve sivil özgürlükler ekibi, şirketin iç wiki’sinde federal göçmenlik uygulamalarıyla ilgili çalışmalarını ayrıntılı olarak anlatan bir güncelleme yayınladı ve “teknolojinin riskleri azaltmada fark yarattığını ve aynı zamanda hedeflenen sonuçları mümkün kıldığını” savundu.
Cumartesi günü Slack’te Alex Pretti’nin öldürülmesini tartışan bir başlıkta, Palantir çalışanları şirketin ICE ile çalışmaya devam etmesinin hem etik hem de iş mantığını sorguladılar.
Örneğin bir çalışan, “2. Trump döneminde, ICE ile olan ilişkimiz şirket içinde çok fazla örtbas edildi. Bu konudaki rolümüzü anlamamız gerekiyor,” diye yazdı.
Bir başkası ise şu soruları sordu:
“Palantir, ICE üzerinde herhangi bir baskı uygulayabilir mi? Ülkeden ayrılma emri olmayan, sabıka kaydı bulunmayan ve yetkililere düzenli olarak rapor veren sığınma talebinde bulunan kişilerin toplandığına dair haberler okudum. Toplanmaları için hiçbir neden yoktu. Elbette biz buna yardımcı olmuyoruz, değil mi?”
Tartışma, genel dünya haberlerine ayrılmış şirket çapında bir Slack kanalında yapıldı. WIRED’ın gördüğü mesajlar, Palantir’in ICE ile ilişkisi hakkında daha fazla bilgi talebini destekleyen diğer çalışanlardan düzinelerce ”+1″ emoji yanıtı aldı. Palantir, WIRED’ın yorum talebine yanıt vermedi.
Pazar günü, Palantir’in gizlilik ve sivil özgürlükler mühendisliği küresel direktörü Courtney Bowman, çalışanların yoğun sorularına, şirketin DHS ve göçmenlik uygulamaları sözleşmelerini açıklayan şirket içi wiki’ye bağlantı vererek yanıt verdi.
WIRED’ın incelediği son güncelleme, 24 Ocak’ta Akash Jain tarafından yapılmıştı. LinkedIn profilinde, Jain’in ABD hükümet kurumlarıyla çalışan Palantir USG’nin teknoloji direktörü ve başkanı olduğu belirtiliyor.
Bu yazıda, Palantir’in Nisan 2025’te ICE’ı üç ana alanda destekleyen altı aylık bir pilot programa başladığı belirtiliyor: “Uygulama Operasyonlarının Önceliklendirilmesi ve Hedef Belirleme”, “Kendi Kendini Sınır Dışı Etme Takibi” ve “Lojistik planlama ve uygulamaya odaklanan Göçmenlik Yaşam Döngüsü Operasyonları.”

Bu işlevler, ICE’ın nisan ayında Palantir’e ImmigrationOS adlı bir platform için verdiği 30 milyon dolarlık sözleşmeyle uyumlu.
DHS’nin o dönemde sağladığı sözleşme bilgilerine göre, sistem ICE’ye kendi kendini sınır dışı eden kişileri “neredeyse gerçek zamanlı olarak” görebilme imkanı sağlayacak ve kurumun sınır dışı edilecek kişileri belirleyip seçmesine yardımcı olacaktı.
Palantir’in wiki’sine göre, bu hizmetlerin pilot uygulaması eylül ayında altı ay daha uzatıldı ve kendi kendine sınır dışı etme takibi “Yürütme Operasyonlarının Önceliklendirilmesi ve Hedef Belirleme çalışmalarına dahil ediliyor.”
Palantir ayrıca, yetkililere “sahte yardım başvurularını tespit etmede” yardımcı olmak için ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri (USCIS) ile yeni bir pilot program başlattı.
Trump yönetimi, Minneapolis gibi şehirlerde ICE’ın varlığını artırmak için sahtekarlık iddialarını gerekçe olarak kullanıyor.
Wiki’deki gönderide şunlar yazıyor:
“Palantir’in ICE ile olan ilişkisine dikkatleri çeken, iç göçmenlik denetimlerine odaklanan ve giderek artan ve daha görünür hale gelen saha operasyonları var. Çalışmalarımızın, memurlara ve ajanlara daha kesin ve bilinçli kararlar almaları için veri sağlayarak ICE’ın uygulama operasyonları üzerinde gerçek ve olumlu bir etki yaratabileceğine inanıyoruz. Göçmenlik uygulama operasyonlarını desteklerken karşılaştığımız itibar riskinin farkında olmakla birlikte, ortaklarımıza bu iş için en iyi yazılımı sunmaya kararlıyız.”
Wiki, ABD vatandaşlarının uygulama eylemlerine dahil edilip gözaltına alındığına dair artan haberlerin yanı sıra, bazı ABD vatandaşlarının gözaltına alınması için bahane olarak ırkçı profilleme uygulandığına dair haberleri kabul etti.
Fakat Palantir’in ICE’daki müşterilerinin “mümkün olan her yerde ve her şekilde ABD vatandaşlarının yasadışı/gereksiz hedef alınmasını, yakalanmasını ve gözaltına alınmasını önlemeye kararlı olduklarını” savundu.
Bowman pazar günü Slack’te güncellenen wiki’ye bağlantı verdikten sonra, bazı çalışanlar, Palantir’in ürün ve hizmetlerinin yetenekleri ve ICE’ın bunları şirketin sözleşmelerinin kapsamı dışında kullanıp kullanamayacağı hakkında ek sorular sordu.
Bir çalışan, ICE’ın şirketin sözleşmesi dışında, dış kaynaklardan veri çekmek gibi kendi iş akışlarını oluşturabileceğini sorduğunda, Jain’in yanıtı “evet” oldu.
Jain, Palantir’in “güçlü kontroller” kurduğunu söylese de bunun “olumsuz sonuçlara yol açan kötü niyetli kişiler, hatalar veya diğer sorunlar olmayacağı anlamına gelmeyeceğini” kabul etti.
Jain, “Bunlar, tıpkı ticari bir müşteri gibi, sistem içindeki yasa ve denetim mekanizmaları tarafından yönetilmelidir,” dedi.
Diğer kurumlardan veya ticari olarak temin edilebilen üçüncü taraf verilerinden olsun, dış kaynaklardan veri çekmek, DHS’nin göçmenleri ve vatandaşları gözetleme yeteneğini artıracak.
Palantir, geçen yıl ICE ile yaptığı çalışmalar hakkında büyük ölçüde sessiz kaldı, bu da çalışanların şirketin gerçekte hangi hizmetleri sağladığına dair bilgi için haberlere güvenmesine neden oldu.
Bu gerginlik, Pretti’nin öldürülmesinden sonra hafta sonu daha da tırmandı ve en az bir düzine çalışan daha fazla açıklama talep etti.
Cuma günü, bağımsız gazeteci Ken Klippenstein, ICE ajanı olduğu düşünülen bir kişinin yasal gözlemcinin arabasını taradığı bir video paylaştı. Gözlemci, ajanın neden araçlarını kaydettiğini sorduğunda, ajan, “Güzel bir veri tabanımız var ve artık sen bir iç terörist olarak kabul ediliyorsun. Keyfine bak,” diye yanıt verdi.
Bu, münferit bir olay gibi görünmüyor. Geçen hafta Minnesota eyaletinin DHS Bakanı Kristi Noem’e karşı açtığı davayı desteklemek için sunulan bir beyana göre, bir ICE ajanı, içindeki iki kişiyi gözaltına almadan önce bir arabanın camını kırdı ve onlara, ICE’ın varlığını çevredeki yayalara bildirmek için arabanın kornasını çalmanın “iç terör”e eşdeğer olduğunu söyledi.
Bir Palantir çalışanı pazar günü şirketin Slack hesabına bu videoyu yükleyerek, yönetimin ICE’a böyle bir veri tabanı sağlayıp sağlamadığını sordu. Jain, “Hayır, böyle bir veri tabanını takip etmiyorum, böyle bir veri tabanı yok,” diye yanıtladı.
Wiki’de “Palantir, ICE personelinin, belirlenen veri paylaşım anlaşmaları kapsamında belirli operasyonel amaçlar için paylaşılanlar dışındaki üçüncü kurumların veritabanlarına veya veri setlerine doğrudan veya sınırsız erişimini hiçbir şekilde mümkün kılmaz,” yazıyor.
Geçtiğimiz yıl boyunca ICE, Medicare ve Medicaid Hizmetleri Merkezleri (CMS) dahil olmak üzere dış kurumlarla veri paylaşımını genişletti.
Palantir, yazılımının videoda bahsedilen veritabanını destekleyip desteklemediğine ilişkin yorum talebine yanıt vermedi.

Kaynak: Harici

]]>
ILO: 284 milyon işçi aşırı yoksulluk içinde yaşıyor https://yenidunya.org/emek-gundemi/33641/ilo-284-milyon-isci-asiri-yoksulluk-icinde-yasiyor/ Thu, 15 Jan 2026 09:45:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=33641 ILO 2026 raporuna göre, 284 milyon işçi aşırı yoksulluk içinde yaşıyor, küresel işsizlik ise yüzde 4,9 ile sabit. Kadınlar ve gençler iş gücüne erişimde hala ciddi dezavantajlarla karşı karşıya.

ILO “2026 İstihdam ve Sosyal Eğilimler Raporu” yayımlandı.
Raporda, “2015 ile 2025 yılları arasında, aşırı yoksulluk içinde yaşayan işçilerin oranı 3,1 puan azalarak yüzde 7,9’a gerilemiştir. Bu da 284 milyon işçinin aşırı yoksulluk içinde, yani günde 3 ABD dolarından daha az gelirle yaşadığı anlamına geliyor” tespitine yer verildi.
Raporda, küresel işsizlik oranının sabit kalmasına rağmen, insana yakışır ve kaliteli işlere yönelik ilerlemenin durduğu kaydedildi. Gençler ve kadınlar için devam eden zorluklara işaret edilen raporda, yapay zeka ile ticaret politikasındaki belirsizliğin iş gücü piyasalarını daha da zayıflatabileceği kaydedildi. Bölgelere göre istihdam ve sosyal trendlere yer verilen raporda, ticaret ve istihdamdaki değişen eğilimler değerlendirildi.

İşçilerin yüzde 68’i yoksulluk içinde
Raporun özet bölümündeki “İstihdam kalitesindeki gelişim durdu” başlığı altında, küresel olarak istihdam kalitesindeki iyileşmenin son 20 yılda yavaşladığı bildirilerek, şunlar kaydedildi:
2015 ile 2025 yılları arasında, aşırı yoksulluk içinde yaşayan işçilerin oranı, önceki 10 yılda kaydedilen 15 puanlık düşüşe kıyasla, sadece 3,1 puan azalarak yüzde 7,9’a gerilemiştir. Bu da 284 milyon işçinin aşırı yoksulluk içinde, yani günde 3 ABD dolarından daha az gelirle yaşadığı anlamına geliyor. Üstelik, 2015 ile 2025 yılları arasında düşük gelirli ülkelerde hem aşırı hem de orta derecede çalışan yoksulluk oranları artmış ve 2025 yılında işçilerin neredeyse yüzde 68’i aşırı veya orta derecede yoksulluk içinde yaşamaktadır.

Kayıt dışı istihdam artıyor
Raporda, küresel kayıt dışı istihdam oranının önceki 10 yılda düşüş göstermesinin ardından 2015-2025 döneminde 0,3 puan arttığı aktarılarak, şu ifadelere yer verildi:
2026 yılı itibarıyla, küresel olarak 2,1 milyar işçinin kayıt dışı istihdam edileceği tahmin edilmektedir. Kayıt dışı istihdam, sosyal koruma, iş hakları, iş yeri güvenliği ve iş güvencesine erişimin sınırlı olması nedeniyle genellikle daha düşük iş kalitesiyle ilgilidir. Bu artış, büyük ölçüde, başta Afrika ve Güney Asya olmak üzere, kayıt dışılık oranlarının daha yüksek olduğu ülkelerde istihdamın artan payını yansıtmaktadır. Bundan dolayı, bu ekonomilerde kayıt dışılığı azaltmaya yönelik çabalar hayati öneme sahiptir. Düşük ve orta gelirli ülkelerde genellikle düşük ücretli ve kendi hesabına çalışma oranı, 2015 ile 2025 yılları arasında tekrar artmıştır.

Belirsizlik artıyor
Küresel ekonomi ve iş gücü piyasalarının artan belirsizlik ve değişen politika ortamına rağmen dirençli olmaya devam ettiği ifade edilen raporda, 2025–2027 dönemi için öngörülen gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesinin 2024 yılına ilişkin tahminlere kıyasla neredeyse hiç değişmediği belirtildi. Raporda şu değerlendirmeye yer verildi:
2025 yılında, ticaretin yön değiştirmesi, ticaret aksamalarının kısa vadeli etkilerini yumuşatmaya yardımcı olurken; işletmelerin ve hanelerin tüketim ve yatırımlarını öne çekmesi, yılın ilk yarısında ekonomik faaliyeti destekledi. Artan belirsizlik ile işletme ve tüketici güvenindeki düşüş toplam talep üzerinde baskı oluşturabilse de düşen enflasyon, destekleyici maliye ve para politikaları ile yapay zeka teknolojilerine yapılan yatırımların 2026 yılında büyümeyi desteklemesi beklenmektedir. Bununla birlikte görünüm, artan kamu borçları, ticaret politikalarındaki belirsizlik ve yapay zeka kaynaklı aksaklıklara ilişkin önemli riskler içermeye devam etmektedir.

Yüksek gelirli ülkelerde istihdam gerileyecek
Raporda, “2025 yılında küresel işsizlik oranı yüzde 4,9 olarak tahmin ediliyor. Bu oran 2024 yılına göre değişmemiş olup, 2027 yılına kadar benzer seviyede kalacağı öngörülüyor. 2026 yılında küresel işsizliğin 186 milyona ulaşacağı tahmin edilirken, daha geniş kapsamlı iş gücü yetersiz kullanımı ölçütü olan iş açığı ise 408 milyon olarak öngörülmektedir” denildi.
Raporda, “2026 yılında yüzde 1 olarak öngörülen küresel istihdam artışı, önceki 10 yılın ortalamasının biraz altında olup, demografik değişimler ülkeler arasında önemli farklılıklara yol açmaktadır. 2010-2019 döneminde yıllık ortalama yüzde 1,1 büyüme kaydeden yüksek gelirli ülkelerde istihdamın 2026 yılında gerilemesi beklenmektedir” ifadelerine yer verildi.

Kadınların iş gücüne katılımı haal erkeklerden daha düşük
Kadınların 2025 yılında küresel istihdamın yalnızca beşte ikisini temsil ettiği belirtilerek, şu tespitlere yer verildi:
Bu durum istihdama erişimde önemli engellerin olduğunu göstermektedir. Kadınların iş gücüne katılımı erkeklerden 24,2 puan daha düşükken, genç kadınların ‘istihdamda, eğitimde veya mesleki eğitimde olmama’ (NEET) durumu genç erkeklerden 14,4 puan daha yüksek. Kadınların küresel işsizlik oranı erkeklerinkinden biraz fazla. Bu durum, kadınların esas olarak iş bulmakta değil, iş gücü piyasasına erişimde engellerle karşılaştığını göstermektedir. İstihdam açığı oran, kadınlar için erkeklere kıyasla hala daha yüksek olup, 2026’da 4,3 puanlık bir fark beklenmektedir.
Raporda, düşük gelirli ülkelerde hem GYSH hem de emek verimliliğindeki büyümenin beklentinin altında seyrettiği kaydedilerek, “Bu durum kaliteli istihdam açıklarının azaltılmasında ilerlemeyi engellemektedir. Yüksek nüfus artışı ve yetersiz verimlilik artışı, düşük gelirli ülkelerdeki yaşam standartlarının daha gelişmiş ekonomilerde gözlemlenenlere yaklaşmasını yavaşlatıyor” denildi.

Koşullar gençler için hala sorunlu
Raporda, genç istihdamına ilişkin, şu değerlendirme yapıldı:
İş gücü piyasası koşulları gençler için hala sorunlu olmaya devam etmekte. Bu durum özellikle düşük gelirli ülkelerde daha belirgindir. 2025 yılında küresel genç işsizlik oranı, 2024’teki yüzde 12,3’ten yüzde 12,4’e yükselirken, NEET statüsündeki gençlerin payı da yüzde 19,9’dan yüzde 20,0’a artmıştır. Bu durum endişe vericidir. Çünkü 257 milyon NEET statüsündeki genç, gelecekteki iş gücü piyasası fırsatlarını iyileştirecek değerli eğitim, beceri ve deneyim kazanma fırsatını kaçırmıştır.

]]>
Çin sistemlerinden yabancı menşeili yazılımları temizliyor https://yenidunya.org/teknopolitik/33637/cin-sistemlerinden-yabanci-menseili-yazilimlari-temizliyor/ Thu, 15 Jan 2026 08:57:41 +0000 https://yenidunya.org/?p=33637 Emperyalizmin saldırılarına karşı ulusal güvenliği sağlamak için sadece güçlü bir ordunun olması artık yeterli değil. Gelişen teknolojiyle birlikte ordu, silah ve enerji kaynakları kavramlarının yanına veri, yazılım, haberleşme ağları ve güvenlik yazılımları gibi kavramlar da girdi.

Hızlı ilerleyen teknoloji sayesinde birçok işlem artık internet üzerinden halledilebiliyor. Üniversitelerin, finans kuruluşlarının, haberleşme firmalarının ve birçok kamu kurumunun artık internet üzerinden verdiği hizmetler var. Bu hizmetlerin güvenliğini sağlamak için de çeşitli güvenlik yazılımlarını çalıştırmak zorundalar.

Batılı kaynaklarca sürekli siber casusluk yaptığı iddia edilen Çin, Reuters’da çıkan habere göre, kendi güvenliğini sağlamak için yerli yazılım kullanılması talimatını verdi. Haberde adı geçen Palo Alto , Vmware, McAfee, Imperva, Fortinet gibi güvenlik çözümleri kamu veya özel sektör ayrımı olmaksızın Türkiye’de de çok yaygın şekilde kullanılmakta.

İsrail’in çağrı cihazlarına yerleştirdiği düzenek ile Hizbullah üyelerine düzenlediği saldırıları da hatırlayacak olursak Çin’in duyduğu güvenlik endişeleri hiç de yabana atılmamalı.


Özel haber: Kaynaklara göre Pekin, Çinli firmalara ABD ve İsrail yapımı siber güvenlik yazılımlarını kullanmayı bırakmaları talimatını verdi.

14 Ocak (Reuters) – Konuyla ilgili bilgi sahibi üç kişinin aktardığına göre, Çinli yetkililer, ulusal güvenlik endişeleri nedeniyle yerli şirketlere ABD ve İsrail’den bir düzineden fazla firmanın ürettiği siber güvenlik yazılımlarını kullanmayı bırakmalarını söyledi.

Çin ve ABD arasında ticaret ve diplomatik gerilimler tırmanırken ve her iki taraf da teknoloji üstünlüğü için yarışırken, Pekin Batı yapımı teknolojiyi yerli alternatiflerle değiştirmeye istekliydi.

Kaynaklardan ikisine göre, siber güvenlik yazılımları yasaklanan ABD şirketleri arasında Broadcom’a ait (AVGO.O), VMware, Palo Alto Networks (PANW.O), ve Fortinet (FTNT.O), bulunurken, İsrail şirketleri arasında ise Check Point Software Technologies (CHKP.O), yer alıyor.

Üçüncü kaynak, yazılımları yasaklanan diğer şirketler arasında Alphabet’e ait (GOOGL.O), Mandiant ve geçen yıl satın alımını duyurduğu Wiz’in yanı sıra ABD firmaları CrowdStrike (CRWD.O), SentinelOne (S.N), Recorded Future, McAfee, Claroty ve Rapid7 (RPD.O), bulunduğunu söyledi.

Geçtiğimiz yıl Palo Alto tarafından satın alınması duyurulan İsrail firması CyberArk da listede yer alırken, İsrail firmaları Orca Security ve Cato Networks ile 2023 yılında Fransız savunma firması Thales (TCFP.PA) tarafından satın alınan Imperva da listede bulunuyordu.

Yazılım yasağı sonrasında hisseler düşüş gösterdi

Recorded Future, bir e-postada Çin’de hiçbir iş yapmadığını ve yapmayı da planlamadığını belirtti. McAfee, teknolojisinin “devlet veya kurumsal kullanım için tasarlanmadığını” ve tüketici odaklı bir şirket olduğunu söyledi.

CrowdStrike, Çin’e satış yapmadığını, orada ofislerinin, çalışanlarının veya altyapısının bulunmadığını ve bu nedenle “sadece ihmal edilebilir düzeyde etkilenebileceğini” belirtti. SentinelOne da benzer nedenlerle “Çin’e doğrudan gelir maruziyeti olmadığını” söyledi.

Claroty, Çin’e satış yapmadığını belirtti. Orca Security CEO’su Gil Geron, yaptığı açıklamada, şirketinin bu hamleden haberdar edilmediğini söyledi. Geron, şirketinin savunmaya odaklandığını ve bir yasağın “yanlış yönde bir adım olacağını” da sözlerine ekledi.

Kara listeye alınan diğer şirketler Reuters’ın yorum taleplerine yanıt vermedi.

Broadcom hisseleri Çarşamba günü işlemlerde %4’ten fazla düşerken, Palo Alto’nun hisse fiyatı neredeyse sabit kaldı. Check Point hisseleri hafif bir yükselişle kapandı. Fortinet hisseleri %2’den fazla düştü. Rapid7 hisseleri %1’den fazla düştü.
Reuters, kaynakların son günlerde yayınlandığını söylediği bildirimi kaç Çinli şirketin aldığını tespit edemedi.
Kaynaklar, Çinli yetkililerin yazılımın gizli bilgileri toplayıp yurt dışına iletebileceğinden endişe duyduklarını söyledi. Durumun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemediler.

Haberin yayınlandığı sırada Çin’in internet düzenleyici kurumu olan Çin Siber Alan İdaresi ve Sanayi ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığı, yorum taleplerine henüz yanıt vermemişti.

Trump’ın ziyareti için hazırlıklar devam ediyor

ABD ve Çin, aralarında gergin bir ticaret ateşkesi bulunan bir dönemde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nisan ayında Pekin’e yapacağı ziyarete hazırlanıyor.

Batı ve Çin, Çin’in yarı iletken ve yapay zeka sektörlerini geliştirme çabaları konusunda çatışırken, Çinli analistler Pekin’in Batı menşeli ekipmanların yabancı güçler tarafından hacklenebileceğinden giderek daha fazla endişe duyduğunu belirtiyor.
Bu nedenle, Batı menşeli bilgisayar ekipmanlarını ve kelime işlem yazılımlarını değiştirmeye çalışıyor.
Ülkenin en büyük siber güvenlik sağlayıcıları arasında 360 Security Technology (601360.SS) ve Neusoft (600718.SS) yer alıyor.
Bu konuda yasakla karşı karşıya kalan bazı ABD ve İsrail şirketleri, Çin’in hackleme operasyonlarını defalarca iddia etti; Çin ise bu iddiaları reddetti.
Geçen ay Check Point, Çin bağlantılı olduğu iddia edilen bir “Avrupa hükümet dairesine” yönelik hackleme operasyonu hakkında bir rapor yayınladı. Eylül ayında Palo Alto, Çin’in dünya çapındaki diplomatları hedef alan bir hackleme girişimini iddia eden bir rapor yayınladı.

Önemli Çin izi
Firmaların birçoğu Çinli müşterilerle iş yapmıyor, ancak diğerleri Çin’de önemli bir varlık oluşturmuş durumda.
Fortinet’in internet sitesine göre, Çin anakarasında üç ve Hong Kong’da bir ofisi bulunuyor. Check Point’in internet sitesinde Şanghay ve Hong Kong’da destek adresleri listeleniyor. Broadcom Çin’de altı lokasyon listelerken, Palo Alto da biri Makao’da olmak üzere Çin’de beş yerel ofis listeliyor.
Yabancı siber güvenlik tedarikçileri etrafındaki siyasi durum uzun zamandır gergin. Bu tür firmalar genellikle istihbarat gazileriyle çalışıyor, genellikle kendi ulusal savunma kuruluşlarıyla yakın işbirliği içinde bulunuyor ve yazılım ürünleri kurumsal ağlara ve bireysel cihazlara geniş erişime sahip; bunların hepsi en azından teorik olarak casusluk veya sabotaj için bir sıçrama tahtası sağlıyor.
Örneğin, Rus antivirüs firması Kaspersky’nin kökeni ve motivasyonu hakkındaki şüpheler, sonunda 2017’de yazılımın ABD hükümet ağlarından temizlenmesine yol açtı. 2024’te Kaspersky ürünlerinin satışı Amerika Birleşik Devletleri genelinde yasaklandı.

Kaynak: https://www.reuters.com/world/china/beijing-tells-chinese-firms-stop-using-us-israeli-cybersecurity-software-sources-2026-01-14/

]]>
Sevilla Üniversitesi’nden İspanyol sanatçıların eserleri İstanbul’da sergileniyor https://yenidunya.org/sanat-emegi/33500/sevilla-universitesinden-ispanyol-sanatcilarin-eserleri-istanbulda-sergileniyor/ Tue, 16 Dec 2025 15:00:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=33500 Sevilla Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Fernando Mancera’nın yürüttüğü HUM337 Sanat Araştırmaları Grubu’nun eserlerinden oluşan “Canavarlar O Kadar Da Büyük Değil” isimli resim sergisi, Görkem Dikel küratörlüğünde 20 Aralık Cumartesi günü saat 19.00’da Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluşuyor.

Sergi, Minotauros mitinden hareketle korku, yüzleşme ve bilinçdışının karanlık katmanlarını ele alan bir çerçeve sunuyor. Kral Minos’un yarı insan yarı boğa Minotauros için inşa ettirdiği labirent, kurban verme ritüelleriyle beslenen bir korku düzenini temsil eder. Theseus’un Ariadne’nin ipliğiyle labirentin merkezine ilerleyip Minotauros’u yenmesi ise, bireyin kendi gölgesiyle karşılaşma ve korkunun ardındaki hakikati açığa çıkarma iradesinin simgesidir.

Sevilla Üniversitesi’nden İspanyol sanatçıların eserleri İstanbul’da sergileniyor

Boğa figürü, Antik Yunan vazolarından Pablo Picasso’nun minotaur çizimlerine; Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun resimlerinden halk anlatılarına uzanan geniş bir kültürel bellekte yer alır. Bu imge, bireysel ve kolektif bilinçdışında üreyen “canavarlarla” yüzleşme fikrinin tarihsel bir yansımasıdır. Francisco de Goya’nın “Aklın Uykusu Canavarlar Yaratır” eserinde vurguladığı üzere, aklın, bilimin ve eleştirel düşüncenin geri çekildiği her toplumsal atmosfer, kendi karanlık figürlerini yaratmaya eğilimlidir. Canavar, ona bakmayı reddettiğimiz sürece büyür.

Prof. Fernando Mancera’nın yürütücülüğündeki araştırma grubu, bu temayı dijital medya araçlarıyla yeniden yorumluyor. Sergi, Minotauros miti üzerinden Kadıköy’ün simgesel boğa heykeli ile İspanya’nın kültürel ikonları hâline gelmiş boğa figürleri arasında çağdaş ve kavramsal bir diyalog kurmayı amaçlıyor.

Sergiye paralel olarak, mitolojik okumalar ve eleştirel yaklaşımlar içeren dijital kitap, Prof. Dr. Özlem Oğuzhan’ın kurduğu .artimu. sanat platformu tarafından 22 Aralık’ta yayımlanacaktır.

Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde açılacak olan sergiyi 20 – 26 Aralık 2025 tarihleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

Sergiye katılan sanatçılar:
Agustín Israel Barrera García / Ceres Adriana García-Baquero Velasco / Gema Climent Camacho / Gonzalo López Ortega / Görkem Dikel / Juan Carlos Molina Moral / Manuel Fernando Mancera Martínez / Maricruz Prieto Pérez / María del Mar García Jiménez / Miguel Ángel Bastante / Natalia Herrera Pombero / Ramón Blanco Barrera / Susana Romero Barberán / Víctor Navero

]]>
Sınır tanımayan karanlık düzen https://yenidunya.org/dunya/33414/sinir-tanimayan-karanlik-duzen/ Mon, 01 Dec 2025 08:35:35 +0000 https://yenidunya.org/?p=33414 Tekstilde Mısır’a yöneliş de sömürü de artarak devam ediyor. 67 sente kadar düşen saatlik ücretle çalıştırılan işçiler sendikasız. Türkiye’de sendikalara kapıları kapatan patronlar, Mısır’da da aynı karanlık düzeni sürdürüyor.

İşçilerin insan onuruna yaraşır çalışma ve ücret koşulları mücadelesi gibi işveren oyunları da sınır tanımıyor. Tekstil sektörünün kitlesel kaçışı gözleri Mısır’da emeğin durumuna çevirdi. BirGün’ün gündeme getirdiği dev şirketlerin Türkiye’den Mısır’a kaçışında isimler ve yüzler değişirken sermayedarların yarattığı koşullar aynı.

Ülkede işçiler, saatlik yaklaşık 5 dolara karşılık gelen ücretler elde ediyor ancak bu tutar uzun mesailerle neredeyse sıfıra düşüyor. Şartlar işçiler için tüm sektörlerde aynı. Ucuz emek, beraberinde daha yoğun sömürüyü getiriyor. Kâr hırsı, işgücü maliyetleri bu kadar düşükken dahi patronların işçileri daha uzun mesai saatlerine zorlamasına sebep oluyor. Haftada en az 48 saat çalıştırılan işçilerin cuma tatili hariç izinleri de yok. Sigortaları olmadığı için emeklilik ve yaşlılıkta onurlu bir dinlenme dönemi yaşama hakları da ellerinden alınıyor.

Her yaştan Mısırlı, ömürlerinin neredeyse tamamını sefalet ücretleri ile, haftada 60 saate varan çalışmayla geçiriyor. Üstelik, fazla mesai almayan işçiler için saatlik ücretler 5 doalr değil, yaklaşık 67 dolar sente geriliyor. 100 yaşlıdan 93’ü, 15-29 yaş arası 100 gençten 90’ı 67 sent ile 5 dolar arasındaki bu ücretlere çalışıyor. Tekstil fabrikalarında her 10 banttan 7’sinin başında, sigortası dahi olmayan işçiler çalışıyor. Türkiye’de kölelik koşullarına doymayan şirketler, Mısır’da devlet-sermaye işbirliğiyle yaratılan ucuz emek pazarından paylarını böyle alıyor. Antep Başpınar’da, Denizli’de, Dersim’de, Bursa’da, Aksaray’da, Tokat’ta fabrikalarına sendikaları sokmamak için işçileri ekmeğiyle tehdit eden şirketler, Mısır’da da sendika düşmanlığından bir fırsat gibi faydalanıyor. Ülkede sendika düşmanlığının, fabrikaların içinde olan biteni nasıl karanlıkta bıraktığını Mısır Genel Dokuma ve Tekstil İşçileri Sendikası Başkanı Abdelfattah İbrahim, BirGün’den Melisa Ay’a anlattı.

Sınır tanımayan karanlık düzen
Abdelfattah Ibrahim / Mısır Genel Dokuma ve Tekstil İşçileri Sendikası Başkanı

Abdelfattah İbrahim: “Fabrika kapıları sendikaya kapalı”
Genel olarak, tekstil sektöründeki işçilerin ücretleri, yaşam giderlerini karşılamakta yetersiz kalıyor. Çünkü asgari ücret, işçinin aldığı her şeyi, hatta ulaşım masraflarını da kapsayacak net ücret şeklinde uygulanıyor. Türk yatırımcıların sahip olduğu fabrikalarda çalışan işçilerin karşılaştığı zorluklar arasında düşük ücretler ve sendika temsilinin olmaması sayılabilir. Mısır’da tekstil sektöründe kayıtdışı istihdam çok yaygın. Çoğu şirket çalışanların her birine sigorta yapmıyor. Sigortalandıkları durumda da işçiler gerçek ücretleri üzerinden sigortalı gösterilmiyor.

Devlet sahipliğindeki şirketlerde sendikalar bir dereceye kadar etkin rol oynayabiliyor ancak sektörde işverenlerin sendika düşmanlığı var. İşverenlerin sendikalaşmaya izin vermemesi nedeniyle sendikalar tamamen etkisiz kalıyor. İşverenler sendikalara erişimi kısıtlıyor, sendikaya üye olmaya çalışanlara karşı keyfi önlemler alıyorlar. Bu yüzden sektörde işçiler sendikaya hiç erişemiyor. Türk sermayeli fabrikalarda da aynı sendika düşmanlığı var. Bu yüzden burada çalışan işçilerin karşılaştığı sorunları çoğu zaman tespit edemiyoruz, çünkü sendikalar fabrikalara giremiyor.

Bize göre Türkler, Türkiye’deki yüksek enflasyon oranı nedeniyle Mısır’a yatırım yapıyor. Türkiye’de asgari ücretin işverene maliyeti 800 dolara ulaşırken Mısır’da bu rakam yaklaşık 160 dolar. Ayrıca, sektör büyük bir işgücü gerektiriyor ve anladığımız kadarıyla Türkiye’de bu işgücü kolayca bulunamıyor. Biz de umuyoruz ki bu şirketleri ziyaret etmemize izin verilir, böylece çalışanların karşılaştığı sorunları öğrenebilir ve onların çıkarlarını ve haklarını temsil eden sendikalar kurabiliriz.

]]>
Ekvator’da tarihi zafer: Halk ABD üslerine “Hayır” dedi https://yenidunya.org/dunya/33332/ekvatorda-tarihi-zafer-halk-abd-uslerine-hayir-dedi/ Mon, 17 Nov 2025 17:40:43 +0000 https://yenidunya.org/?p=33332 Ekvator’da halk, topraklarını ABD üstlerine açacak referandumda hayır dedi. Pazar günü yapılan seçimlerde oyların yüzde 90’ının sayıldığı ve ABD destekli Devlet Başkanı Noboa’nın kaybettiği, çoğunluk oylarının hayır yönünde kullanıldığı kaydedildi.
Ekvador’da halk, Daniel Noboa hükümetinin anayasa değişikliği için referanduma götürdüğü 4 maddelik pakete “Hayır” dedi.
Seçmenler, yabancı askeri üslerin dönüşünü mümkün kılacak düzenlemeden yeni bir anayasa taslağı hazırlanmasına kadar 4 kritik başlıkta oy kullandı. Tüm maddelerde “Hayır” oyları açık ara önde çıktı.

Resmi olmayan sonuçlara göre;
Yeni anayasa taslağı hazırlanması yüzde 61,55 “Hayır”, yüzde 38,45 “Evet”
Yabancı askeri üslerin geri dönmesi yüzde 60,50 “Hayır”, yüzde 39,50 “Evet” oyu aldı.
Siyasi partilere sağlanan devlet fonlarının kesilmesi yüzde 57,96 “Hayır”, yüzde 42,04 “Evet” oyu alırken seçmenler, Kongre üye sayısının azaltılmasına yüzde 53,41 “Hayır”, yüzde 46,59 “Evet” oyu verdi.

Correa: Tarihi bir onay
2007-2017 yılları arasında Devlet Başkanlığı görevi yapan Rafael Correa sonucu mevcut anayasa metninin tarihi bir onayı olarak kutladı.
Correa, “Anaysa 17 yıl yürürlükte kaldıktan sonra onaylandı. Ekvador tarihinde ilk kez, bir anayasa vatandaşların çoğunluğu tarafından iki kez oylandı. Bu, tarihi bir dönüm noktasıdır” dedi.

“Vatan kazandı”
İnsanlığı Savunan Entelektüeller ve Sanatçılar Ağı’ndan iletişimci ve sosyolog Irene León, Ekvador halkının “dünyanın en iyi anayasalarından biriyle, egemenlikle ve yabancı askeri üsler olmadan” devam etmek istediğini vurguladı.
Yurttaş Devrimi’nin başkanı ve eski cumhurbaşkanı adayı Luisa González de aynı doğrultuda, “Vatan Kazandı!” diyerek zaferin “siyasi partilere değil, kardeş bir milleti birbirine düşüren nefreti yenen Ekvadorlulara ait olduğunu” vurguladı.

“Toplumsal bir zafer”
Yabancı askerlerin varlığına ve yeni Anayasaya karşı seslerini yükseltmelerinin yanı sıra, vatandaşlar siyasi partilere ayrılan kamu fonlarının kesilmesi ve milletvekili sayısının azaltılması gibi konuları da reddettiler. Bu konular, halkın siyasi sınıftan duyduğu hoşnutsuzluk göz önüne alındığında kazanılmış gibi görünüyordu.
Ekvador Yerli Milletler Konfederasyonu (Conaie), bunun “harekete geçen halka, topluluklara, gençlere, kadınlara ait” bir toplumsal zafer olduğunu ilan etti ve son ulusal grev gibi direniş ifadelerinin, halkın çıkarlarına aykırı bir gündemi dayatma girişimlerini açığa çıkardığını hatırlattı.
Örgüt, hükümetten “otoriterlik, şiddet ve popülizme son vermesini” talep ederek, halk onurunun aşılmaz bir sınır olduğunu söyledi.

Noboa yenilgiyi kabul etti
Sonuçları Olón’daki evinden takip eden ve planladığı gibi kamuoyuna çıkmayan Noboa, yenilgiyi kabul etti ve sosyal medya aracılığıyla halkın iradesine saygı duyacağını söyledi.
Bu arada Quito ve diğer kentlerin sokaklarında onlarca kişi, “Noboa’dan çıkış” sloganları atarak sonuçları kutladı.

Kaynak: CGTN Türk

]]>
Google ve Amazon’un İsrail’le yaptığı gizli anlaşma ifşa oldu https://yenidunya.org/teknopolitik/33262/google-ve-amazonun-israille-yaptigi-gizli-anlasma-ifsa-oldu/ Thu, 30 Oct 2025 12:08:37 +0000 https://yenidunya.org/?p=33262 Google ve Amazon’un İsrail ile imzaladığı 1,2 milyar dolarlık Nimbus Projesi’nin detayları ortaya çıktı. Ortak bir araştırmayla sızdırılan belgelere göre, teknoloji devleri kendi hizmet şartları ihlal edilse bile İsrail’in kullanımına kısıtlama getiremeyecek ve yabancı mahkemelerin veri taleplerini gizli bir kodla İsrail’e bildirmek zorunda kalacak.

YDH’de yer alan habere göre, Amerikalı teknoloji tekelleri Google ve Amazon, 2021 yılında İsrail hükümetiyle gelişmiş bulut bilişim ve yapay zeka hizmetleri sağlamak üzere 1,2 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı.
“Nimbus Projesi” olarak bilinen bu kazançlı anlaşmanın detayları şimdiye kadar gizli tutuluyordu. Ancak bu hizmetlerin, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik iki yıllık saldırıları esnasında kullanıldığı biliniyordu.
+972 Magazine, Local Call ve The Guardian tarafından yürütülen ortak araştırma, Google ve Amazon’un, İsrail’in anlaşmaya eklediği son derece alışılmadık “kontrollere” boyun eğdiğini ortaya koydu.
İsrail’in bu adımı, teknolojinin işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’de kullanımına yönelik muhtemel hukuki itirazları öngörerek attığı belirtiliyor.
The Guardian tarafından elde edilen ve İsrail Maliye Bakanlığına ait sızdırılmış belgeler, sözleşmenin nihai halini de içeriyor. Bu belgeler ve müzakerelere aşina kaynaklar, İsrail’in anlaşma kapsamında teknoloji devlerine iki katı talep dayattığını gösteriyor.
İlk talep, Google ve Amazon’un, kendi hizmet şartlarını ihlal etse dahi İsrail’in ürünlerini nasıl kullandığına kısıtlama getirmesini yasaklıyor.
İkinci talep ise şirketleri, yabancı bir mahkemenin İsrail’in bulut platformlarında saklanan verilerini talep etmesi durumunda, yasal yükümlülüklerini atlatarak İsrail’i gizlice bilgilendirmeye mecbur kılıyor.

‘Göz kırpma mekanizması’ ile gizli uyarı
Başlangıçta yedi yıl sürecek ve uzatma ihtimali bulunan Nimbus Projesi, İsrail’in hükümet kurumlarına, güvenlik servislerine ve askeri birimlerine ait büyük miktarda veriyi Amazon Web Services ve Google Cloud Platform sunucularına aktarmasını sağlamak üzere tasarlandı.
Ancak sözleşmeyi hazırlayan İsrailli yetkililer, 7 Ekim’den iki yıl önce dahi, teknolojinin işgal altındaki topraklarda kullanılmasıyla ilgili olarak Google ve Amazon aleyhine açılabilecek davaları öngörmüştü.
Yetkilileri özellikle endişelendiren senaryolardan biri, şirketlerin faaliyet gösterdikleri ülkelerden birindeki bir mahkeme tarafından, bir soruşturmaya yardımcı olmak amacıyla İsrail’in verilerini polise, savcılara veya güvenlik kurumlarına teslim etmeye zorlanmasıydı. Bu, özellikle İsrail’in bu ürünleri Filistinlilere yönelik insan hakları ihlalleriyle ilişkilendirilmesi halinde gündeme gelebilirdi.
ABD’de 2018’de çıkarılan CLOUD Yasası, Amerikan kolluk kuvvetlerinin, yurt dışındaki sunucularda saklansa bile ABD merkezli bulut sağlayıcılarını veri teslim etmeye zorlamasına olanak tanıyor.
Avrupa Birliği’nde ise durum tespiti yasaları, şirketlerin küresel tedarik zincirlerindeki insan hakları ihlallerini tespit edip ele almasını gerektiriyor ve bu yükümlülükler yerine getirilmezse mahkemeler müdahale edebiliyor.
Veri teslim emri alan şirketlerin, talebin ayrıntılarını ilgili müşteriye açıklaması genellikle mahkeme veya kolluk kuvvetleri tarafından engelleniyor.
Belgeler, İsrailli yetkililerin bu zafiyeti gidermek için sözleşmeye özel bir madde eklettiğini ortaya koyuyor. Bu maddeye göre, şirketler İsrail’in verilerini teslim etmeye zorlanır ve bu durumu açıklamaları yasaklanırsa, İsrail’i gizlice uyarmak zorunda kalacak.
The Guardian’ın haberine göre bu sinyal, gizli bir kod aracılığıyla veriliyor. “Göz kırpma mekanizması” olarak bilinen ancak sözleşmede “özel tazminat” olarak anılan bu düzenleme uyarınca, şirketler İsrail hükümetine ilgili ülkenin uluslararası telefon kodunu ve ardından sıfırları içeren dört haneli İsrail şekeli cinsinden ödemeler yapmakla yükümlü.
Örneğin, Google veya Amazon, ABD makamlarıyla (+1 telefon kodu) veri paylaşmaya zorlanır ve bir ABD mahkemesi tarafından bu eylemi açıklaması engellenirse, İsrail’e 1000 şekel transfer edecek.
Benzer bir talep İtalya’dan (+39 telefon kodu) gelirse, bu kez 3 bin 900 şekel gönderecek.
Sözleşmede, bu ödemelerin “bilginin transfer edilmesinden sonraki 24 saat içinde” yapılması gerektiği belirtiliyor.
Eğer Google veya Amazon, gizlilik emrinin şartlarının hangi ülkenin veri aldığını ima etmelerini dahi engellediği sonucuna varırsa, son bir çare olarak İsrail hükümetine 100 bin şekel (30 bin dolar) ödemek zorunda kalacak.

Hukukçular: Düzenleme yasanın ruhuna aykırı
The Guardian’a konuşan ve aralarında eski Amerikalı savcıların da bulunduğu hukuk uzmanları, bu düzenlemeyi son derece sıra dışı olarak nitelendirdi.
Uzmanlar, kodlanmış mesajların, şirketlerin ABD’deki bir mahkeme celbini gizli tutma yönündeki yasal yükümlülüklerini ihlal edebileceğini açıkladı.
Eski bir savcı, “Bu durum oldukça kurnazca görünüyor ve eğer ABD hükümeti ya da daha doğrusu bir mahkeme bunu anlarsa, pek de anlayışla karşılayacaklarını sanmıyorum” dedi.
Pek çok uzman ise bu mekanizmayı, yasanın lafzına uygun olsa da ruhuna aykırı “akıllıca” bir çözüm olarak tanımladı.
İsrailli yetkililerin de bu durumu kabul ettiği anlaşılıyor. Belgelere göre yetkililer, Google ve Amazon’un ABD kaynaklı bir emre nasıl yanıt vermesi gerektiğine dair taleplerinin ABD yasalarıyla “çatışabileceğini” ve şirketlerin “sözleşmeyi ihlal etmekle yasal yükümlülüklerini ihlal etmek arasında” bir seçim yapmak zorunda kalacağını not etti.
Konuya ilişkin açıklama yapan Amazon sözcüsü, “Müşteri verileriyle ilgili yasal ve bağlayıcı emirlere yanıt vermek için titiz bir küresel sürecimiz var. Yasal olarak bağlayıcı emirler konusundaki gizlilik yükümlülüklerimizi atlatmak için herhangi bir sürecimiz bulunmuyor” diye konuştu.
Bir Google sözcüsü ise “bir şekilde yasa dışı faaliyete karıştığımızı ima etmenin yanlış ve saçma olduğunu” belirtti.
Sözcü, “Bir ABD şirketi olarak ABD hükümetine veya başka bir ülkeye karşı yasal yükümlülüklerimizden kaçınacağımız fikri kategorik olarak yanlıştır” ifadelerini kullandı.
İsrail Maliye Bakanlığından bir sözcü de “Makalenin, İsrail’in şirketleri yasaları ihlal etmeye zorladığı yönündeki iması temelsizdir” açıklamasını yaptı.

‘Kabul edilebilir kullanım’ politikası baypas edildi
Sızdırılan belgelere ve iç tartışmalara aşina kaynaklara göre, İsrailli yetkililer ayrıca Google veya Amazon’un bulut hizmetlerine erişimin, yabancı bir mahkeme kararı veya şirketlerin çalışan ya da hissedar baskısına yanıt olarak tek taraflı bir kararla kısıtlanmasından veya tamamen kesilmesinden endişe duyuyordu.
Yetkililer, özellikle aktivistlerin ve insan hakları örgütlerinin, ürünlerinin insan hakları ihlalleriyle ilişkilendirilmesi durumunda, belirli Avrupa ülkelerindeki yasaları kullanarak şirketlere dava açmasından ve İsrail ile iş ilişkilerini sonlandırmaları için baskı yapmasından endişeleniyordu.
Geçen ay+972, Local Call ve The Guardian, İsrail’in Filistinliler tarafından yapılan çok sayıda telefon görüşmesini depolamak için Microsoft’un bulut platformunu kullanarak hizmet şartlarını ihlal ettiğini ortaya çıkarmıştı.
Bunun üzerine teknoloji devi, İsrail ordusunun bazı ürünlerine erişimini iptal etmişti.
Buna karşılık, sızdırılan belgeler Nimbus sözleşmesinin, şirket politikaları değişse veya İsrail’in teknoloji kullanımı hizmet şartlarını ihlal etse bile, Google ve Amazon’un İsrail’e benzer yaptırımlar uygulamasını özellikle yasakladığını belirtiyor.
Belgelere göre, böyle bir adım atılması yalnızca sözleşmenin ihlali nedeniyle yasal işlem başlatılmasına değil, aynı zamanda ağır mali cezalara da yol açacak.
İki şirketin bu koşulları kabul etme konusundaki istekliliğinin, Nimbus sözleşmesini Microsoft’a karşı kazanmalarının nedenlerinden biri olduğu bildiriliyor.
Nitekim istihbarat kaynakları The Guardian’a, Microsoft’un erişimi engellemesinin ardından İsrail’in gözetim verilerini Microsoft’un bulutundan Amazon’un platformuna taşımayı planladığını söyledi.
Google, ürünlerinin yalnızca “hizmet şartlarımıza ve kabul edilebilir kullanım politikamıza uymayı kabul eden” İsrail hükümeti bakanlıkları tarafından kullanıldığını defalarca iddia etmesine rağmen, İsrail’in teknolojisini nasıl kullanacağı üzerindeki kontrolünü büyük ölçüde devredeceğinin farkında görünüyordu.
The Intercept geçen yıl, Nimbus’un şirketin genel bulut bilişim hizmet şartları politikası yerine, Google ile İsrail arasında kararlaştırılan “ayarlanmış” bir dizi politika tarafından yönetildiğini bildirmişti.
Haber portalı, bir Google avukatının sızdırılan e-postasını kaynak göstererek, şirketin anlaşmayı kazanması halinde “hükümet lehine şartlarda müzakereye kapalı bir sözleşmeyi kabul etmesi gerekeceği” uyarısında bulunduğunu aktarmıştı.
Her iki teknoloji şirketinin de “kabul edilebilir kullanım” politikaları, bulut platformlarının başkalarının yasal haklarını ihlal etmek için kullanılmaması veya insanlara “ciddi zarar” veren faaliyetlerde bulunmak ya da bu tür faaliyetleri teşvik etmek için kullanılmaması gerektiğini belirtiyor.
Ancak sözleşmenin hazırlanmasına aşina bir kaynak, anlaşmanın Google ve Amazon’un bulut platformlarında depolanan veri türü üzerinde “hiçbir kısıtlama” olamayacağını açıkça ortaya koyduğunu söyledi.
İsrail Maliye Bakanlığının anlaşmaya ilişkin bir analizinde, Nimbus sözleşmesinin İsrail’e, İsrail yasalarını ihlal etmediği, telif haklarını çiğnemediği veya şirketlerin teknolojisini yeniden satmadığı sürece “herhangi bir hizmeti” istediği gibi kullanma izni verdiği belirtiliyor.
The Guardian’ın ulaştığı anlaşma şartlarına göre İsrail, “istedikleri herhangi bir içerik verisini buluta taşıma veya bulutta oluşturma hakkına sahip.”
Anlaşma imzalandıktan birkaç ay sonra dağıtılan bir hükümet notunda, bulut sağlayıcılarının kendi hizmet şartlarını sözleşme şartlarına “bağlı kılmayı” kabul etmelerinin, “İsrail hükümetinin hassasiyetlerini anladıklarını ve gerekliliklerimizi kabul etmeye istekli olduklarını” gösterdiği ifade edildi.

Çalışanlar ve yatırımcılardan eleştiriler artıyor
Google ve Amazon, Nimbus’un İsrail’in Gazze’ye yönelik yıkıcı saldırılarındaki rolü nedeniyle çalışanlarından ve yatırımcılarından artan eleştirilerle karşı karşıya.
Geçen yıl +972 ve Local Call tarafından ortaya çıkarılan açıklamalarda, İsrail ordusunun Bilgi İşlem ve Bilişim Sistemleri Merkezi biriminden bir komutan, teknoloji devlerinin yapay zeka ve bulut hizmetlerinin İsrail’e Şerit’te “çok önemli bir operasyonel etkinlik” kazandırdığını belirtmişti.
Çok sayıda İsrailli güvenlik kaynağı, ordunun Nimbus aracılığıyla kurulan altyapıyı, özellikle de Google ve Amazon’un İsrail’de inşa ettiği büyük veri merkezlerini yoğun bir şekilde kullandığını teyit etti.
Bir belgede, İsrailli yetkililerin, şirketlerin “belirli bir müşterinin kendilerine zarar verdiğine karar verip onlara hizmet satmayı bırakması” gibi bir durumdan kaçınmak için bu hükümleri anlaşmaya eklettiği belirtiliyor.
Sözleşme hazırlandığı sırada yetkililer, yurt dışında hukuki zorluklarla karşılaşma ihtimallerini zayıf görüyorlardı.
Fakat küresel kamuoyunun giderek İsrail aleyhine dönmesi ve uluslararası basın mensuplarının, gelişmiş dijital teknolojiyle yürütülen bir imha faaliyetinin bıraktığı yıkıma tanıklık etmek için Gazze’ye girme çabaları göz önüne alındığında, bu varsayım artık geçerli olmayabilir.
Bir sözcü, “Nimbus sözleşmesi, neye yönelik olduğu ve onu yöneten hizmet şartları ile kabul edilebilir kullanım politikası konusunda çok net olduk. Hiçbir şey değişmedi. Bu, aksini yanlış bir şekilde ima etmeye yönelik bir başka girişim gibi görünüyor” dedi.
Bir Amazon sözcüsü ise şirketin “müşterilerin gizliliğine saygı duyduğunu ve onların rızası olmadan ilişkilerini tartışmadıklarını veya iş yüklerine dair bir görünürlüklerinin olmadığını” söyledi.
İsrail Maliye Bakanlığından bir sözcü, her iki şirketin de “İsrail’in hayati çıkarlarını koruyan sıkı sözleşme yükümlülüklerine bağlı olduğunu” belirterek, “Bu anlaşmalar gizlidir ve makalenin iddialarını özel ticari şartları ifşa ederek meşrulaştırmayacağız” diye ekledi.

]]>
Küresel gıda fiyatlarında yükseliş sürüyor https://yenidunya.org/dunya/33030/kuresel-gida-fiyatlarinda-yukselis-suruyor/ Fri, 08 Aug 2025 11:26:26 +0000 https://yenidunya.org/?p=33030 Küresel gıda fiyatları temmuzda et ve bitkisel yağ fiyatlarındaki artışla yükseldi. Bitkisel Yağ Fiyat Endeksi temmuzda yüzde 7,1 ile keskin şekilde artarak 166,8 puanla son üç yılın zirvesine çıktı. Et Fiyat Endeksi de temmuzda yüzde 1,2 yükselerek 127,3 puanla yeni bir rekor seviyeye ulaştı.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), küresel gıda fiyatlarının temmuzda uluslararası et ve bitkisel yağ fiyatlarındaki artış nedeniyle yüzde 1,6 yükseldiğini bildirdi.
FAO, gıda ürünlerinin uluslararası fiyatlarındaki aylık değişimin izlendiği FAO Gıda Fiyat Endeksi temmuz ayı sonuçlarını yayımladı.
Buna göre endeks, temmuzda önceki aydaki seviyesine göre yüzde 1,5 artarak 130,1 puan oldu.
Bu artışta uluslararası et ve bitkisel yağ fiyatlarındaki yükseliş etkili oldu. Geçen ayki artışa rağmen endeks, rekor fiyatların görüldüğü Mart 2022’deki seviyenin yüzde 18,8 altında ancak 2024’teki seviyeden yüzde 7,6 daha yüksek.

Yağ fiyatları son 3 yılın zirvesinde
Bitkisel Yağ Fiyat Endeksi, temmuzda yüzde 7,1 ile keskin şekilde artarak 166,8 puanla son üç yılın zirvesine çıktı.
Palm, soya ve ayçiçek yağlarının fiyatları bu artışta etkili olurken palm yağı fiyatları, güçlü küresel talep ve artan rekabet gücüyle yükseldi. Ayçiçek yağı fiyatları da Karadeniz Bölgesi’ndeki ihracat arzının daralmasıyla arttı. Buna karşılık kolza yağı fiyatları, Avrupa’da yeni mahsul arzı oluşmaması nedeniyle düştü.

Et fiyatları rekora doymuyor
Et Fiyat Endeksi de temmuzda yüzde 1,2 yükselerek 127,3 puanla yeni rekor seviyeye ulaştı. Özellikle Çin ve ABD’deki ithalat talebinin desteğiyle sığır ve koyun eti fiyatlarında yükseliş görüldü.

Peynir fiyatları yükselmeye devam ediyor
FAO Süt Ürünleri Fiyat Endeksi ise söz konusu dönemde yüzde 0,1 düşüşle 155,3 puan oldu. Bu, Nisan 2024’ten beri kaydedilen ilk düşüş oldu.
Tereyağı ve süt tozu fiyatları özellikle Asya’dan gelen arz bolluğu ve ithalat talebinin zayıf olması nedeniyle geriledi ancak Asya ve Yakın Doğu pazarlarındaki güçlü talep ve Avrupa Birliği’ndeki ihracat arzının azalması nedeniyle uluslararası peynir fiyatları yükselmeye devam etti.

Tahıl fiyatlarında kısmi düşüş
Tahıl Fiyat Endeksi, temmuzda önceki aya göre yüzde 0,8 azalarak 106,5 puan oldu. Buğday ve sorgum fiyatlarındaki düşüş, mısır ve arpa fiyatlarındaki artışları telafi etti. Kuzey yarım kürede taze mevsimlik buğday hasadı fiyatları aşağı yönlü baskı yarattı ancak Kuzey Amerika’nın bazı bölgelerinde ilkbahar buğdayının olumsuz koşulları fiyatları bir miktar destekledi.

Şeker fiyatları istikrarsız
Şeker Fiyat Endeksi, temmuzda aylık bazda yüzde 0,2 düşüşle 103,3 puana geriledi ve böylece düşüş eğilimini üst üste beşinci aya taşıdı. Küresel üretimde 2025-2026 dönemi için özellikle Brezilya, Hindistan ve Tayland’da toparlanma beklentileri fiyatların üzerinde baskı yarattı ancak küresel şeker ithalatında toparlanma işaretleri düşüşü hafifletti.

]]>