Fusun S.Nebil

basindan_tarih: 
21 Ara 2019

basindan_yazar:

sevdik_sevmedik:

Olay şu; Tekel olan her şey kötüdür. Rekabete açık olmayan her şey kötüdür. Google tekel olmaya yönelik bir sözleşme yapıyorsa, bu da Türkiye açısından kötü bir şeydir Yine bir teknoloji tercümanlığı haberi yapıyoruz. Çünkü bir yandan gazetecilerin yazdıkları haberi bize soran, "Bu nedir?" diye çok kişi oldu. Bir yandan da, gazetecilerin haberciliği yaparken, bazı şeyleri anlamadan haber yaptıkları görülüyor. Önceki gün gazetelerde birden bire "Android krizi" haberleri doldu. Başlıklar şunlara benzer şekildeydi; "Google'dan Türkiye için uyarı: Android telefonlara lisans verilemeyebilir" "Google'dan Yaptırım Tehdidi: Türkiye'de Android Pazarı Patlayabilir. Gazetecilerin görevi, bildiğiniz gibi halkı haberdar etmektir. Bunu yaparken, duydukları haberi analiz etmeden, uzmanlara ve gerekli yerlere soru sormadan haber haline getirince böyle yanlış bilgi ve "ÇIĞIRTKANLIK" haline dönüşüyor. Aynen RTÜK kararı sonrası "Sansür geldi, Netflix gidiyor" haberleri görmemiz gibi. Sanki Netflix "Aman Türkiye'nin sansürüne, demokrasisine bir şey olmasın" diyecekmiş gibi. Sanki "Madem RTÜK düzenleme yaptı, hadi bana byeee" diyecekmiş gibi[1]. Oysa bu firmalar sizi, bizi değil, kendi kazanacakları parayı düşünüyorlar. Gerekirse sansürcü devletlerle de anlaşmaya varıyorlar. Çünkü ortada büyük bir rekabet ve para kazanma meselesi var. Kimse rakibine böyle bir pazar bırakmak istemez. Kimse kusura bakmasın, bu gazetecilik değil. Gazetecilik sorgulamayı, bilgi almayı gerekirse uzmanlara sormayı gerektirir. Burada da, düşünmeniz gereken; "Hükümet pek çok yanlış iş yapıyor. O zaman Rekabet Kurumu Kararı da kesin kötü bir şeydir" değil "Kararın içeriği nedir" diye bakmaktır. Olay şu; Tekel olan her şey kötüdür. Rekabete açık olmayan her şey kötüdür. Google tekel olmaya yönelik bir sözleşme yapıyorsa, bu da Türkiye açısından kötü bir şeydir. Tekel olmayı Türk Telekom için de, Microsoft için de, Intel için de, her türlü tekel için defalarca yazdık. Google da tekel olmaya çalışıyorsa, doğru değildir. Rekabet Kurumu buna "dur" diyen bir karar almış. Kimin lehine? Türk halkının lehine... Bu kararı alan sadece Türk Rekabet Kurulu mudur? Cevap hayır; Avrupa Birliği de Google'ın tekel olmasına dur diyen aynı kararı daha önce 2 kere aldı[2][3]. Avukat Gökhan Ahi de aynısını ifade ediyor; Bu karar daha önce Avrupa Komisyonu'nun vermiş olduğu bir kararın Türkiye tarafı[4]. Google 4,34 milyar dolar cezaya çarptırıldı. Ve aynen Türkiye’deki gibi, kendi harita, arama, mail vs. uygulamalarını Android işletim sistemi içinde hazır kurulu olarak bulunduramayacak, bunları tek bir paket olarak indirtemeyecek. Android’in kullanılması ile ilgili bir sıkıntı yok, Google Play isimli uygulama market de kullanılabilecek, tüketici hangi Google uygulaması yükleyip yüklemeyeceğini kendisi seçecek. Karar nedir? Google açıklamaları neyi veriyor? Kararın tercümesi şu; Türkiye'de üretilen cep telefonlarında Android işletim sistemi kullanılacaksa, beraber gelen (fabrika ayarı) uygulamalar TEKEL OLMASIN[5]. Türkiye'de üretilen telefonlara da örnek verelim; Vestel'in Venüsü, Casper VIA, General Mobile, Reeder vs... Yerli Android telefonlardan bugüne kadar beraber gelen (fabrika ayarı) uygulamalar hep Google idi. Gerçi siz bunlar varken de, eğer istiyorsanız mesela Yandex arama ya da haritayı yükleyebiliyorsunuz. Ancak, eğer uygulamalar fabrika ayarı yüklü gelirse, aynı uygulamanın başkası aranmaz. Eldeki kolay olan kullanılır. Bu nedenle mesela Google'ın mobil arama motorunun Türkiye'deki kullanımı kendi anavatanı ABD'den daha yüksektir. Kullanıcılar açısından bu ilk etapta faydalı ve kolay gibi gözükse de, uzun vadede tekele dönüşen bir yapılanma göreceğiz. Tekel demek her zaman tüketici açısından tatsız bir durum demektir. Fiyat ya da kalite açısından. Bugün Google'ın okuyacağınız haberleri bile yönlendirdiğini (öne ya da arkaya alarak) düşünürseniz, aynı zamanda tehlikeli bile denilebilecek bir durum. Üstelik "Bilişimde Ambargo"nun bile konuşulduğu bir dönemden geçiyoruz [6]. He rşeyin çeşitlenmesinde yarar var. Rekabet Kurumu da 2015 yılında Yandex'in yaptığı şikayeti önce reddetmiş [7] ama karar mahkemeden dönünce 2017'de soruşturma açmaya karar vermiş[8]. Sonuçta 4 yıl sonra da olsa rekabet ihlalini onaylamış ve ağustos 2019'da doğru bir karar vermiş[5]. Google bu kararı biraz daha esnetmiş. Onun üzerine Rekabet Kurumu kasım ayında yeni bir hatırlatma yapmış. Bütün bu haberleri bu çerçevede gördük. Ancak "Android krizi" filan abartılı haber. Google, pazarı rakiplerine bırakıp gidecek değil. Çinli Huawei'in Android'in yerine geçecek olan işletim sistemi ufukta gözüküyor. Şu anda bu yazıyı okuyup burun kıvıracak olanlara, şunu aktarayım; bir Huawei rakibi konuşmamızda "bizim 2.000 kişilik ARGE ekibimize karşı, Huawei'in 200.000 kişilik ARGE ekibi var" demişti. Yani Google'un Rekabet Kurumu'na "ver misketlerimi ben oynamıyorum" dediği filan yok. Aksine yeni duruma nasıl adapte olacağını inceleyecek ve nerelerden esnetebileceğine bakacak. Bizim ise, hem vatandaş, hem de gazeteci olarak, neyin faydalı olduğunu anlayıp onu savunmamız ya da anlatmamız lazım. Google'un bizim korumamıza ihtiyacı yok. Her vergi cennetine kaçırdığı paralar, hem de reklamcılık ve diğer konulardaki pazar payı zaten kendi kendisini korumaya fazlasıyla yetiyor. Son olarak da Google'dan bugün ulaşan yeni bir açıklama var onu yayınlayalım. Google'dan güncel açıklama Türkiye’deki Android iş ortaklarımız ve kullanıcılarımız için bir güncelleme 2007 yılında Android’i birçok şirketin mobil cihazlarına güç vermek üzere, açık kaynaklı bir işletim sistemi olarak geliştirmeye başladık. O günden bu yana, Android’e milyarlarca dolar yatırım yaptığımız gibi, dünyanın her yanındaki insanlar için cihazlar ve deneyimler üretebilmeleri için üreticilere ve geliştiricilere ücretsiz olarak sunduk. Android’e olan yatırımımız bizim için çok anlamlı, çünkü telefon üreticilerine, bazıları bizim için gelir üreten ve üreticilere müşterilerine yararlı servisler sunmalarını sağlayan popüler Google uygulamalarını önceden yükleme seçeneğini veriyoruz. Telefon üreticileri bizim servislerimizin hiçbirini cihazlarına yüklemek zorunda olmadıkları gibi, aynı zamanda bizimkilerin yanında rakip uygulamaları da yüklemekte özgürdür. Bu da bizim ancak uygulamalarımızın yüklü olması ve kullanıcıların alternatifler yerine bizim uygulamaları tercih etmeleri durumunda gelir elde ettiğimiz anlamına geliyor. Bugün, Türkiye’de milyonlarca kullanıcı her gün arkadaşlarıyla bağlantı kurmak ve işlerini yapmak için Android telefonlarını kullanıyor. Bu da, Android telefonları satan Türk ve uluslararası üreticiler ve Türkiye’deki mobil operatörler ile mobil cihazlar için uygulamalar, oyunlar ve servisler hazırlayan geliştiriciler için ekonomik fırsatlar yaratmaktadır. Rekabet Kurumu ile üç yıldan fazla süre çalıştıktan sonra Ağustos ayında yine Rekabet Kurumu’nca alınan bir karar üzerine, Android iş ortaklarımızla yaptığımız anlaşmalarda bazı değişikliklere gittik. Bu değişiklikler arasında, iş ortaklarımıza cihazları üzerinde Google’ın gelir üreten uygulamalarının önceden yüklenmesi konusunda sunduğumuz esnekliği çok daha yüksek bir seviyeye taşımak da yer alıyordu. Ancak, Kasım ayında Rekabet Kurumu bu değişikliklerin yeterince uygun olmadığı ve Türkiye’de bu anlaşmalarla faaliyet gösteremeyeceğimiz yönünde kanaat bildirdi. Google olarak bu konunun olabildiğince hızlı şekilde çözümü için Rekabet Kurumu ile birlikte çalışmayı sürdürüyoruz. Bu çerçevede, Türkiye’de hızlı şekilde kanunlarla uyumlu biçimde çalışmak bizim için büyük önem taşıdığından, iş ortaklarımızla temasa geçerek kendilerini Türkiye’de yeni çıkacak Android cihaz modellerini onaylamayı durdurmak zorunda olduğumuz doğrultusunda bilgilendirdik. Bu, Türkiye’de yeni cihaz modellerinin Google servisleri ile pazara sunulamayacağı anlamına geliyor. Halihazırda mevcut modellerin satışı ve çalışması ise normal şekilde devam edecek. Mevcut cihazlar ve uygulamalar da normal biçimde çalışmaya ve güncellemeler almaya devam edecek. Google’ın diğer ürünleri ve servisleri ise durumdan etkilenmeyecek. Bu durumun Türkiye’deki kullanıcılar, üreticiler, uygulama geliştiriciler ve operatörler için getirdiği zorlukları anlıyor, bu sebeple Rekabet Kurumu ile birlikte çalışarak konuyu en kısa sürede çözüme kavuşturabilmeyi umuyoruz. [1] Netflix, Twitter, Google, Facebook sansüre karşı durur mu? [2] Ceza Alması Beklenen Google İddiaları Reddetti ve Avrupa Birliğine ‘Android Rekabete Açık’ Dedi [3] AB, Google’a 2ci Rekor Rekabet Cezası Vermeye Hazırlanıyor [4 ]Antitrust: Commission fines Google €4.34 billion for illegal practices regarding Android mobile devices to strengthen dominance of Google's search engine [5] Google LLC, Google International LLC ve Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti.'den oluşan ekonomik bütünlüğün mobil işletim sistemi ve mobil uygulama ve hizmetlerin sunumuna ilişkin davranışlarının ve anılan ekonomik bütünlük ile cihaz üreticileri arasında imzalanan sözleşmelerin 4054 sayılı Kanun'u ihlal edip etmediğinin tespiti [6] ABD Bilişime Yaptırım Uygularsa, Siz Hazır mısınız? [7] Rekabet Kurulu Kararı [8] Rekabet Kurumu, Yandex’in Şikayeti ile Google Hakkında Soruşturma Açtı
basindan_tarih: 
10 Tem 2015

basindan_yazar:

sevdik_sevmedik:

Haftasonunda siz eğlenceli bir şey yaptınız mı bilemiyorum ama yapanlar var. Müşterileri sadece kolluk ve güvenlik örgütleri (polis-savcılık-hükümetler vs) olan İtalyan Hacking Team firması, kim oldukları hâlâ belirsiz kişilerce hacklendi ve ortaya inanılmaz pislikler dökülüverdi. Mesela 2013 yılında Sudan'da polis güçlerinin, 170'den fazla kişiyi öldürmesi olayıyla ilgili olarak firmanın Human Rights Watch'e verdiği "Sudan ile hiç iş yapmadıkları" şeklindeki cevabın yalan olduğunun ortaya çıktı. Çünkü listede Sudan Güvenlik Güçlerine kesilmiş 480 bin Euro'luk bir fatura var. Konuya yakın kişilerin “Oh olsun, biraz da siz yaşayın gizli bilgilerinize sızılmasının ne olduğunu” dedikleri olay, Pazar günü hackerların firmanın bilgisayarına sızarak oradan 400 GB’lik bilgi çalması ve halka açık yayınlanması şeklinde meydana geldi. Çalınan bilgiler arasında, firmanın müşteri listesi, yazılım kodları, e-mail yazışmaları, faturalar vs. var. Bu hacklemenin bu yazıyı okuyan sizi ilgilendiren yönü ise, Türk Polisinin bu firmaya RCS yani “Uzaktan Kontrol Sistemi” denilen yazılım için 2011-2012-2013 yıllarında bugünkü para ile 1,3 milyon TL ödediğinin ortaya çıkması oldu. Bu aynen, biber gazı alımı gibi bir olay. Halkın vergileri ile halka doğru yöneltilmiş bir silah. Hacking Team ne yapar, ilişkileri ve yazılımları ne işe yarıyor? 2000 yılında Milano/İtalya’da 2 yazılımcı tarafından kurulan Hacking Team, hükümetlere ve kolluk güçlerine başkalarının makinelerine sızmayı mümkün kılan yazılımlar satıyor. İsminden de belli değil mi zaten? Ülkemizde Amerikan Konsolosluğu tarafından düzenlenen ve sadece ordu-polis güçlerinin davet edildiği bir güvenlik konferansı var. Hacking Team daha once orada rastladığımız bir firmaydı. Firma,  yazılımları nedeniyle “Sınır Tanımayan Gazeteciler” tarafından Internet'in Düşmanları listesine de alınmış durumda. Şirketin geliştirdiği yazılımların son zamanlarda medyada konuşulan pek çok mahremiyet sızma olaylarının arkasındaki güç olduğu söyleniyor. Torrent üzerinde yayınlanan belgelerine göre, firma ABD, Almanya, Avustralya, Azerbeycan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Çek Cumhuriyeti, Ekvador, Etopya, Fas, Güney Kore, Honduras, İspanya, İsviçre, İtalya, Kazakistan, Kıbrıs, Kolombiya, Lübnan, Lüksemburg, Macaristan, Malezya, Meksika, Mısır, Moğolistan, Nijerya, Özbekistan, Panama, Polonya, Rusya, Singapur, Sudan, Suudi Arabistan, Şile, Tayland, Umman, Vietnam hükümetleri ile çalışıyor.  İlginç bir not da şu; belgeler arasında yer alan "bakım anlaşmaları" listesinde, "aktif değil" ya da "geçerliliği bitti" notu yerine Rusya ve Sudan için "resmi olarak desteklenmiyor" notunun yer alması. Amerika içinde ise, bölgesel savcılık ve polis teşkilatlarının bu firmadan yazılım aldığı, CIA, Göçmenler ve Gümrük Kuvvetlerinin görüşmeler yaptığı anlaşılıyor.  FBI'ın ise 2011'den bu yana "uzaktan kontrol birimi" denilen bölümde bu yazılımı kullandığı görülüyor. Daha önce çeşitli haberlerle ilgili olarak soru sorulan FBI, Hacking Team ile çalıştığı konusunda bilgi vermemişti. Hacking Team listelerinde Amerikalı müşterilerin kod adları ile yer aldığı bildiriliyor. Örneğin FBI için kullanılan kod "Phoebe" ve ancak çalışanların maillerindeki bazı ifadelerden bunun FBI olduğu anlaşılmış. Bakım anlaşmasına göre de, FBI'ın 30 Haziran 2015'e kadar geçerli bir anlaşması bulunuyormuş. İtalyan firmanın yazılımlarının kabiliyetleri arasında, sanıkların bilgisayarlarının uzaktan kullanımı, aramalarının, e-maillerinin ve tuş hareketlerinin kaydedilmesi, kameralarının açılması gibi çeşitli olanaklar var. Türkiye’nin ilişkisi nedir? Hacking Team firmasının verilerine bakıldığında, Türkiye'den polis teşkilatının firmaya aldığı yazılım karşılığında, 2011 Haziran - 2014 Kasım arasındaki dönemde ödediği lisans ücreti rakamı 440 bin dolar (1,3 milyon TL) olmuş. Firmadan ele geçen dokümanlardan birisinde 75 bin dolarlık avans karşılığı olan ve Haziran 2011 tarihli bir  faturaya bakıldığında, "Uzaktan Kumanda Sistemi (RCS)" şeklinde bir ürün gözüküyor. Firmanın kendi tanıtımında ürün için şu not var: Modern digital haberleşmede, kullanıcıları bilgisi olmadan takip edilmekten kurtarmak için şifreleme kullanılır. Maalesef bu şifreleme kanun güçleri ve gizli servisleri de, suçları önlemekten ve ülkenin güvenliğini sağlamaktan geri koyar. Uzaktan Kontrol Sistemi (RCS), şifrelemeyi aşmayı sağlar. Gizli servis elemanı doğrudan gözleyeceği cihaza monte edebilir. Gözlenen cihazlardan delil toplama işlemi görünmez ve veriler bu cihazdan RCS sunucularına şifreli olarak aktarılır ve izlenemez. Bu noktada hatırlatmak lazım; demokratik bir ülkede telefon dinleme ancak şüphe halinde ve mahkemeden karar alarak gerçekleştirilir. Yani RCS tanıtımında yer alan bu ifade, polisin bu yazılımı satın alarak, hukuksuz bir işlem yaptığına işaret ediyor. Tabi bu hukuksuz işlemlerin ne işe yaradığı, kimler üzerinde kullanıldığı ya da buradan elde edilen bilgilerle ne yapıldığı da araştırılması gereken bir husus. Bu konuda ilgililerin harekete geçmesi lazım. Son 4-5 yıldır ülkemizde, polis-istihbarat örgütü-ordu-siyaset dörtgeninde toz dumana katılmış vaziyette. Bazen şununla ya da bununla yapılan siyasal bir görüşmede gizli videoların ya da bilgilerin sunularak, insanların susturulduğu iddiaları var. Hatta bu dörtgene gazeteciler ve hukuk mensuplarını da katmak mümkün. Dolayısıyla acaba buradan elde edilen bilgiler şantaj amaçlı kullanılmış mıdır? Ya da hangi amaçlarla kullanılmıştır? Kullanılmamış olsa bile makinelere “gayri-hukuki bir şekilde sızılma ve takip” mahremiyete aykırı bir durum değil midir? Bunların araştırılması lazım. Ülkemizde demokrasi varsa bu şarttır. Türk polisi halen aktif müşteri gözüküyor Her ne amaç ise, firmadan çalınan “Customer_History.xlsx isimli dosyaya bakıldığında Türkiye'nin Hacking Team şirketine RCS için 2011'de 150 bin Euro, 2012'de 140 bin ve 2013'de 150 bin Euro olmak üzere 440 bin Euro lisans ücreti ödediği gözüküyor (bugünkü kur ile 1,3 milyon TL).  Yine diğer bir dosya olan “Client List_Renewal date.xlsx,” ise Türk Polisinin 10 Kasım 2014'de lisansının geçerliliğini yitirdiği ama yenilenmediği notunu taşıyor, ama firma Türk polisini "aktif" müşteri olarak sınıflandırıyor. Hacking Team firmasının RCS yazılımı konusunda Citizen Labs'ın 2014 yılında yayınladığı raporda yer alan haritada Türkiye de gözüküyor. Rapor, bu servisin çeşitli ülkelerdeki insan hakları savunucuları ile bağımsız gazetecileri hedeflediğini söylüyor. Twitter DM mesajlarına ya da bedava uygulamalara dikkat Peki “Bu firmanın yazılımı nasıl çalışıyor ve beni nasıl takip edebilir” diye soruyorsanız, zaaflar ya da boşluklar kullanılarak sızılıyor. Twitter'da bugünlerde çokca gelen doğrudan mesajlara (DM) bakın; "Bu resim senin mi" ya da "Filancanın porno videosu bu linkte" gibi mesajları ciddiye alıp tıkladınız ise, vay halinize, telefonunuz ya da bilgisayarınız artık başkalarının paylaşımında ve hatta yönetiminde (mesela kameranın açılması gibi) demektir. Ama bedava dağıtılan yazılımların da potansiyel tehlike olduğunu unutmayın. Bunlar "namaz saatini bildiren uygulamalar" da olabilir, "oyun"lar da olabilir ya da çok daha fazla ilginizi çeken başka uygulamalar da olabilir. Anlayacağınız “Big Brother” bu. Orwell 1934’de yazdığı kitabında müthiş bir öngörü ile olayı göstermiş. Hükümetler “güvenlik” sopası göstererek, aslında kendi güvenliğini yani iktidarını sürdürme yolunda insanların mahremiyetlerini ihlal ediyor. İnternet kullanıcıları ise farkında bile değil. Ortada gözükmeyen bir savaş süregidiyor. Bu savaşın tarafı değilim sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. 
basindan_tarih: 
22 Nis 2015

basindan_yazar:

sevdik_sevmedik:

Evet Cumhurbaşkanı haklı; biz 4G için vakit kaybettik şimdiden tam 8 sene. Tabi 3G için de öyle. 3G bu ülkeye dünyada ilk kurulan 3G networkten tam 9 sene sonra geldi. ADSL de öyle geç geldi. Fiber de ve defalarca yazdığımız gibi fiber gelişemiyor. Ama 5G şu anda dünyada yok. Hatta daha ötesii, henüz herkes "şu olsun", "bu olsun" filan diyor ama 5G'nin ne olacağı konusundaki çalışmalar da yeni yeni başlıyor. 4G ihalesine 1 ay kalmışken[1], bu akşam Türk Telekom'un 175ci yılı kutlamalarına katılan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın sarfettiği şu sözler şaşkınlık yarattı :   "Dünya şu anda 5G'yi konuşuyor, biz 3G'deyiz. 4G ile zaman kaybetmemize gerek yok. İki yıl içerisinde Türkiye de 5G'ye geçmeli. Aksi takdirde Türkiye adeta 4G'li bir çöplük haline döner." Evet Cumhurbaşkanı haklı; biz 4G için vakit kaybettik şimdiden tam 8 sene. Tabi 3G için de öyle. 3G bu ülkeye dünyada ilk kurulan 3G networkten tam 9 sene sonra geldi. ADSL de öyle geç geldi. Fiber de ve defalarca yazdığımız gibi fiber gelişemiyor. Ama 5G şu anda dünyada yok. Hatta daha ötesi, henüz herkes "şu olsun", "bu olsun" filan diyor ama 5G'nin ne olacağı konusundaki çalışmalar da yeni yeni başlıyor. 5G Avrupa çalışmaları yani "5G'den neler beklemeliyiz?" konulu 18 proje için Avrupa'da 5G-PPP çalışmaları henüz 1 temmuz 2015'de başlayacak[2]. Bu grubun içinde ülkemizden Türk Telekom da bulunuyor. Aynı şekilde ABD'de aynı konulu çalışmalar yeni başlatılmış durumda[3]. Ama her 2 grubun da bize söylediği, 5G'de ilk kurulumların ancak 2020'de başlatılabileceği şeklinde. Bu belki 1-2 yıl kadar öne gelebilir ama o da günümüzden en az 3-4 sene sonraya işaret eder. Bunun anlamı ise 10 cu ekonomi olmaya yükseleceğim derken 17cilikten, 19cu ekonomiliğe düşen ülkemizin telekom alanında nal toplamaya devam etmesidir. Ama Cumhurbaşkanı 4G ihalesinin seçim sonrasına ertelenmesinden bahsediyor ise; bu iyi olabilir. Özellikle de, ülkemizin telekom sektründe geliştirdiği en yüksek teknoloji olan 4G Baz İstasyonu yani "Ulak" ve yeni teknoloji (LTE-Advance) için daha iyi bir şans olur[4]. 5G Nedir? 5G için yukarıda dediğimiz gibi henüz konsensus sağlanmış durumda değil. Daha çok son zamanlarda duymuş olabileceğiniz "Şeylerin İnterneti (IoT - Internet of Things) mümkün hale gelecek. Yani buzdolabınızın kendi kendine eksikleri sipariş etmesi, falan ya da filan cihazın içindeki sensörün internete bağlanmış olup sizin tanımladığınız bir şeyleri yapıyor olması. Ya da başka bir örnek vermek gerekirse, stadyumda maç seyreden kalabalığın golü aynı anda cep telefonlarının ekranlarından ve yakından izlemesi de olabilir (bu şu andaki bant genişlikleri ile mümkün değil). Ancak 4G'yi atlamalı mıyız? Bu teknolojiler birbirinin üzerine konulan teknolojiler. 5G'nin 2020'lerde hayat geçeceği bir yana cevap bu nedenle ; hayır. Şimdi kısaca bakalım bu G'ler neydi? (Generation=nesil'in başharfi G)   1G = analog 2G = digital, ses 2.5G = veri eklendi (GPRS) 2.75G = daha hızlı veri (EDGE) 3G = sayısal ve paketli veri aktarma (WCDMA, EvDO) 3.5G daha hızlı veri (HSPA) (Türkiye'de kurulu olan) 4G = LTE kablosuz (wireless) ve daha geniş bant veri aktarımı LTE-A bu sene sonunda pazara çıkacak (Release 11) 5G = henüz tanımlı değil.. Çok daha geniş ve çok daha fazla kişiye aynı anda ulaşmak. Burayı tıklarsanız, Londra Belediye Başkanı Boris Johnson'ın "Londra 2020'de 5G için hazır" dediğini okuyacaksınız. (Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, bizim İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş ise, bırakın 5G ya da 4G, şu andaki 3G için gerekli fiberlerin kazılmasına bile izin vermiyor. 2014'de tüm verilen yasal kazı izni kendi ifadelerine göre 17 Km. Yine Belediye tarafından GSM firmalarından metroya baz istasyonu koymak için fahiş fiyat istedikleri için telefonla görüşemiyoruz. Aradaki farkı görün. Dünya Belediye Başkanı olmak bu muymuş?) Neyse, devam edelim.. Bu Londra haberinin altında da şu detayı göreceksiniz; "3G bugünün modern mobil çalışma ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır. Kullanıcılar kullanımın çok olduğu saatlerde bazen düşük ve bazen de var olmayan erişim sorunu ile karşılaşmaktadırlar. 4G geniş bant olduğu için bu yaşanmayacaktır." Yani, "yönetici olmak var, yönetici olmak var". 4G'yi Atlamalı mıyız? Geçen hafta cuma günü Savunma Sanayi Müsteşar Yardımcısı Orhan Öğe'nin çok konuşulan çıkışını okumuşsunuzdur. Öge'nin kızgınlığı bu alanda arka plandaki bir çekişmeye işaret ediyor (Bkz : 3-4 Milyar $'lık Hacime Hitap Eden Yerli Ürünü Savunan Müsteşar Yardımcısına BTK'dan Dava). Müsteşar Yardımcısı Öğe'yi çileden çıkardığını düşündüğümüz konu; ülkemizin bu konuda ilk defa bir teknoloji üretmiş olması ama 4G ihalesinin bu ürünü beklemeden yapılması. Bu yerli teknoloji "ULAK" isimli bir "FemtoCell" ya da yeni adıyla "Küçük Hücre". Herkesin anlayacağı dille söylersek bir "4G Baz İstasyonu". Son 5-10 yılda, ticaret, ihracat, sağlık, eğitim, güvenlik ile ilgili tüm konular mobil internetin üzerine geçiyor. Ekonomimizin 10culuğa yükselmesi yerine 17cilikten 19culuğa gerilemesinin nedenlerini araştırdınız mı? Belki de bulacağınız başlıca nedenlerden birisi budur yani "telekom altyapısının gecikmeli ve duraklamalı" yapılmasıdır. Aynen matbaa'daki gecikme gibi. Çünkü yine buraya tıklarsanız, 4G'nin her şeyden önce "iş servisleri" için önemli olduğunun söylendiğini göreceksiniz. Maliyeti düşük, dengeli ve hızlı haberleşme ile video konferans gibi uygulamalar açısından önemli. Bunları başka bir kaynaktan gösteriyorum çünkü arka planda bu çekişme nedeniyle gözleri kararmış ve "4G gelse ne olacak ki" diyen uzmanları da şaşkınlıkla dinliyorum. "4G'yi atlamak ve 5G'yi beklemek" gibi cümleler bu kadar kolay söylenmemeli, en azından bize nelere mal oluyor ayrıntılı ve karşılaştırmalı bir rapor hazırlamak lazım ama en azından güvenliğimizin bu kadar zayıf olmasına ve tasarruf edebileceğimiz bazı şeyleri pahalı yapmamıza neden olduğunu, dolayısıyla uluslararası rekabette de kaybettireceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Güvenlik konusunu çok yönlü anlatmak lazım ama burada tek bir yönünü hatırlatalım; 11 eylül sonrası ABD'de itfaiye, sağlık birimleri, polis arasında haberleşme krizi yaşandı. Çünkü bant genişliği eksikti. 2012'de bu 8 milyar $ yatırımla ve FirstNet adıyla bir network kuruldu. Bu sistemler ancak 4G gibi bir genişlik üzerinde kurulabiliyor. Gezi sonrasında polis ve devlete ait kurumlara şüphe ile bakıyoruz ama 1999 depremini de hatırlatalım. Savaş, afetler gibi durumlar açısından bu tür bir networke ihtiyaç var (Bkz : Firstnet.Gov). Erdoğan'ın Sözlerinin Nedeni, Ekonomik Sıkıntı ve Fiber Alt Yapı Eksikliği Olabilir mi? Dediğimiz gibi Erdoğan'ın sözleri şüpheyle karşılandı. Bu sözlerin nedeni de merak edildi. İddialardan birisi, operatör başına 3-4 milyar $ ve toplamda ilk bir kaç senede 15-20 milyar $ yatırım gerektirmesinin ekonomiye sıkıntı getireceği iddiası. Tabi eğer yabancı cihaz alınırsa. Ama bize göre, 4G konusundaki tartışmanın temelinde "Ulak" yani yerli teknoloji geliştirilmiş olması var. Aselsan-Argela-Netaş işbirliği ile 2013'den bu yana hazırlanan "ULAK" için pazara çıkma tarihini kasım 2015 olarak veriliyor. Bu baz istasyonunun prototipi'nin üretildiği ve yaz aylarında operatörlerde test çalışmalarına başlanacağı bildiriliyor[5]. Arkasından da Ulak'ın bağlanacağı network üzerinde de çalışıldığını öğreniyoruz. Giderek 5G çalışmalarında da yer alınacağı ve bu konuda geri kalınmayacağı bilgisi var. Bu da bugünlerde 3-5, bir kaç yıl içinde 15-20 ve giderek 30-50 milyar $'lar bandında bir satış hacminden bahsedilmesi anlamına geliyor. Kavganın nerede olduğunu ve ne tür baskılar gelebileceğini anlayabiliyor musunuz? Bu konuda dünyada henüz 4 üretici var (birisi ULAK). Dolayısıyla yabancı üreticiler, ihalenin milli ürün nedeniyle kendilerine kapatılacağı, Ulak ise, yabancı üreticilerin baskısı ile oyun dışı kalacağını düşünüyor (Orhan Öğe bir şeylere işaret ediyor. Dinlemek lazım, bugün hala Gartner bilmemkim şirketinin para alarak oluşturduğu listedeki üreticiden alacağım diyen kamu kurumları var, ve biz de "Gartner da nesi?", "Uzmanlığı kendinden menkul bir firmanın yetkisi nerden geliyor?", "Paralı liste de nesi?" diye şaşkınlık içindeyiz). ve... ihalenin 26 mayısa konulması[1] ULAK yakınlarında rahatsızlık yarattı. ARGE'ye önem verdiğini iddia eden bir hükümet, asıl hacmi yaratacak olan yerli ürünü kaale almadan seçim kaygusu ile hareket etmiş gibi gözüküyor. Bu asıl hacim derken, sadece bugünün 3-4 milyar $'ını değil, yarının 25-30 milyar $'ını da değil ama dış ülkelere satabilme olanağını da düşünmek lazım. Ama kendi ülkesinde satamayan bir ürünün bir başka ülkede satma olasılığı sizce nedir? Yoksa Telekom Sektörünü Engellemek mi? Dün akşam, ihaleye 1 ay kala Tayyip Erdoğan'ın sözleri "4G'yi boşverin, 5G var" mealindeki sözlerine başka bir anlama da çekildi; "dinlemelerden bıkmış Erdoğan'ın telekom sektörünü engelleyerek mü kurtulmayı hedefliyor?" diye soranlar var. Daha önceki bir yazımızdan hatırlayacaksınız, başka bir problem, altyapının hazır olmaması. Detaylarını 4G İhalesi Güzel ama Bu Fiber Altyapı ile Nasıl Olacak? başlıklı yazımızda irdelemiştik. "Altyapı neden engelleniyor?" derseniz.. Yeni değil. Son 5 yıldır İstanbul özeline bakalım, Fiber kazı izinleri durduruluyor[6]. Sadece Türk Telekom fiber kazı yapabiliyor (o da rekabet olmadığı için düşük). Bu yıl başında BTK'nın yayınladığı 2 yönetmelik ise "lisans iptali" için zemin hazırladı. Telefon dinlemeleri ile başı dertte olan Erdoğan acaba telekom sektörü gelişmez ise bunlar olmaz mı sanıyor? [7] Bu da olayın başka bir yönü. Erdoğan yönetiminde AKP'nin telekom sektörünü tekrardan "tekel" hale dönüştürdüğü bir sır değil. Türk Telekom'a bakın ; bugün ADSL'in % 90'ı ve sabit telefonların yine % 95'i filan onlarda. Yani BTK görevini yapmadı ya da yaptırılmadı. Sektör serbestleşemedi. Güvenlik Milli Network ile Sağlanır Ancak bunun bize kaybettirdiklerini yarın çocuklarımız / torunlarımız yaşayacak. Aynen Matbaa'nın kaybettirdiklerini bizim yaşadığımız gibi. Diğer yandan bugün FuatAvni diye bir fenomen varsa, bunun bir nedeni networkümüzdeki açıklıklar olabilir. Örneğin Cisco firmasının ürünlerine ihraç edilmeden önce böcek konulduğunu Snowden belgeleri fotoğrafları ile ortaya koymuştu (Bkz : Ortaya Çıkan Fotoğraflar NSA'in Cisco Cihazlara Casus Parçaları Taktığını Gösteriyor.) Bunu söylediğimizde, bize gülenler var; "Siber güvenlik hiçbir zaman mümkün değil. Bugüne kadar alınmış cihazların hepsini nasıl değiştireceksin." diyorlar. Biz de "hepsi değil ama bu işe bir yerden başlamak lazım" diyoruz. Doğrusu, Telekom sektörü tekele alınmakla değil, yerli network cihazları yaratarak güvenlik daha iyi bir yere gelebilir. 4G İhalesini Ne Zaman Yapmalı? - ULAK'ın Şansı Nedir Orhan Öğe'ye hak verdiğim bir nokta "Devrim Arabası" benzetmesi. Filmine gidenleriniz varsa göreceksiniz, yabancı (filmde Amerikalı) kişilerin ziyaret ettiği Müsteşar, doğrudan ya da dolaylı olarak çeşit çeşit yorumlarda bulunuyor; mesela "üretmek, satın almaktan daha ucuz" ya da "bunu üretirsek, Amerika bize gerekli olan süttozunu satmayacakmış" ..mışmışmış.. Benzer duyumları ben de alıyorum. Özellikle bir önceki yazımla ilgili olarak; çok uluslu firmaların satış temsilcilerinin geçen yıl katıldığım TBD kurultayındaki ifadesini şöyle verelim; "Ben de Türküm, yerli üretim olsun isterim.. Ammmaaaa". Bunu başka konularda da çok duymuşssunuzdur bahse varım. Kısa vadeli menfaatler için, ülkemizin bugün geldiği durum bu. Bu ülke hepimizin. Yıllardır ihalelere yerli ürünleri ya da yerli yazılımları dışlattıran ifade bu; "kaç yıllık firma, yani onun teknolojisi bir tutulur mu?". Ama ben başka bir ifadeyi de hatırlatayım; "el elden üstündür". Bugünün en önemli firmalarının yaşı zaten 5-10 en fazla 15. Yani başlamak lazım. Bir yerlerden. Orhan Öge'nin başka bir ifadesi "dinlemeler". Biz bunu daha önce yazdık, tam siber güvenlik zor (adam hattın bir yerine çengel atıp dinliyor) ama yine de elimizden geldiğince milli yapmanın sırası gelmedi mi? 4G halesi yapılmalı. Bu teknolojiler, "atlayarak daha yenisi alalım" yerine "tecrübemizi arttıralım" teknolojileri. Çünkü elimizin altında yerli bir ürün oluyor. Aselsan-Argela-Netaş işortaklığıyla 2013'de başlatılan ULAK projesi, önemli bir proje. Hatta bugünkü halinden yani "proje" olmaktan çıkarılıp, artık "şirket" ve "marka" haline getirilmesi gereken bir ürün. [1] 4G İhalesi 26 Mayıs 2015'de Yapılacak [2] 5G-PPP PHASE 1 PROJECTS [3] 4G Americas and 5G PPP Announce Memorandum of Understanding for 5G [4] Yerli 4G Haberleşme Teknolojisi Ulak Tanıtıldı [5] Tamamen Türk Yapımı İlk 4G Baz İstasyonu, ULAK, Testlere Hazır [6] Telkoder: 4G’ye Geçiş İçin Fibere Yatırımın Artması Şart [7] 2015'e Girerken, 5 Adımda - Türkiye'de Hükümetin Vatandaşlarını Takip İsteği Yükseliyor