Karar

11 Oca 2021

Kasım Süleymani suikastının yıldönümü sessiz geçince “İran’ın intikam sözüne ne oldu?” diye soruldu. 

Halbuki, geçen sene 3 Ocak günü Irak’ın başkenti Bağdat’ta ABD tarafından öldürülen Süleymani’nin intikamı çoktan alındı. 

Suikasttan bir ay sonra…  

İdlib kırsalında…  

Suriyeli sivillerden! 

*** 

Anadolu Ajansı’nın 4 Şubat 2020 tarihli “Sivilleri vurdukları bombaların üzerine Süleymani’nin ismini yazdılar” başlıklı haberi: 

16 Ara 2020

“ABD' nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası." CAATSA’nın uzun adı böyle.

2017 yılında Rusya’nın ABD seçimleri, Ukrayna ve Suriye savaşlarına müdahalesine karşı ABD Senatosu’nda kabul edilmiş bir yaptırım paketi.

Yasada sıralanan ABD’nin hasımları listesinde Rusya dışında İran ve Kuzey Kore de var.

Yani Türkiye, hasım olarak değil, hasım olan Rusya’dan S-400 aldığı için bu yaptırımların muhatabı.

Herhalde bozulan müttefikliği, hasımlığa çevirmemek için yaptırımlar siyasi karar alıcılara uzatılmadı. Rusya’nın silah ihracına bakan resmi kurumu Rosoboronexport’le S-400 alımı sözleşmesini imzalayan Savunma Sanayi Başkanlığı’yla (SSB) sınırlı kaldı.

Savunma Sanayi Başkanı İsmail Demir ve çalışma arkadaşları sanki kendi inisiyatifleriyle bu alımı yapmışlar gibi doğrudan yaptırımların hedefi oldu.

16 Ara 2020

Amerika’nın Türkiye hakkındaki “yaptırım” kararı elbette esef verici bir hadisedir. Fakat Türkiye’ye ciddi zarar verecek şiddette değildir. Nitekim kur ve borsa hiç olumsuz etkilenmedi.

AB zirvesinden çıkan “yaptırım” da yumuşaktı. Atina ve Paris’in saldırgan tavrı AB’da kabul görmemiştir.

İki gerçek ortaya çıkıyor: Türkiye Batı için vazgeçilebilir bir ülke değildir… Türkiye de Batı’dan vaz geçemez.

Sorunlara çözüm arayışında diplomatik usuller hakim olmalıdır.

Hele de iç politika uğruna dış sorunları körüklemekten sakınmak gerekir: Batılı politikacıların aşırı sağ oylar için, bizde de iktidarın hamasetle oy artırmak için bunu yapması hataydı.

08 Ara 2020

Aşı konusu da maske işi gibi olmasın demiştim bir iki ay önce. Ne yazık ki oldu. Hem de daha kötü oldu... Çin aşısına kalmayalım diye manşet atmıştı KARAR. Ne yazık ki kaldık… Vaktinde atılmayan adımların bu saatten sonra atılmaya başlanması kayıpları geri getirmeyecek.

Şu anda dünyada Korona Virüsü’ne karşı aşı geliştiren çok sayıdaki ilaç firması içinde Almanya’da çalışan iki Türk bilim insanının buldukları ve Amerikan Pfizer firmasıyla ortak ürettikleri “Biontech aşısı” üçüncü faz testlerinin ara sonuçları ilk açıklanan ürün. Bu bakımdan ve ayrıca yeni bir teknolojiyle üretildiği için dünyanın en fazla ilgisini çeken de bu aşı oldu. İngiliz AstraZenca ve Amerikalı Moderna firmalarının aşı çalışmalarının da üçüncü faz ara sonuçları açıklandı. Rus devlet kuruluşu Gamaleya’nın aşısı da bu kategoride.

18 Eki 2020

 

Dış politikada düşmanlıkları olduğu kadar bazen dostlukları yönetmek gibi bir zorluk vardır. Türkiye ile Rusya arasında bir benzeri görülmedik şekilde gelişen ve şimdi kabından taşmakta olan ilişki de bu gruba girer. Bizim “Stratejik ortaklık” olarak davulla zurnayla ilan ettiğimiz onların ise “Sadece partneriz” diyerek ayakları suya değdirdiği bir ilişkinin en zor evresinde bulunuyoruz.

Niye böyleyiz bakalım.

Öncelikle, Rusya ile Suriye’de karşılıklı bir güven ilişkisi kalmadı. PYD’nin tasfiyesi ve etkisizleştirilmesi talebimiz ve Rusya’nın bu bahiste verdiği sözler yerine gelmedi. PYD/YPG heyetleri, Türkiye’nin gözüne sokacak şekilde Rusya ile görüşüyor.

Geçelim öteki tarafa… Libya’da ise zaten baştan beri karşı saflardaydık.

06 Haz 2019

 

Heder olmuş bir şair Nâzım Hikmet. Şiire ihanet ettiği ölçüde alkışlanmış, övülmüş. Onun şiire ihanetinin vatan ihanetinden önemli olduğunu düşünüyorum. Hatta şiire ihaneti göze almasa idi vatanına ihanet etmeyeceği kanaatindeyim. Onun için şiir en önde idi. Vatanı şiiri idi. Şiire ihanet ettiği için vatan haini oldu!

Onun vatan haini olmadığını yüksek sesle söyleyenler var elbette; daha ötesi en büyük vatansever olduğunu iddia edenler de.

Bunlar vatan hainliği damgasını her önüne gelen vurur cinsten kişiler olmasa dert etmeyeceğim. Eğer Nazım Hikmet vatana ihanet etmediyse, hangi şartlarda vatana ihanet edilmiş olabilir?

* * *

Milli Mücadele sürerken Moskova’ya gitti, tamam. Ondan Mehmed Âkif olmasını beklemiyoruz elbette. O sırada ona düşen işler de vardı. Moskova yolculuğu bir ideal uğruna, aalınıyor. Orada sıkı bir ideolojikleştirme eğitimi. Düşünmek değil, propaganda amaçlı bir eğitim ve öğretim bu. 24 Saat Marks, 24 saat Lenin!

Ey-Lenin çocuklar ey-Lenin!

05 May 2019

Fulgencio Batista, Küba’yı ABD’ye peşkeş çekip halkını sefalete sürükleyen bir diktatördü. 

1 Ocak 1959’da devrildi. 

Onu deviren Fidel Castro ve silah arkadaşları (26 Temmuz Hareketi) üç şeyin peşindeydi: Bağımsızlık, hürriyet ve refah. 

Ne yazık ki bu gayelerin üçü de gerçekleşmedi. 

Küba ABD uydusu olmaktan çıktı, ama bu sefer de Sovyet uydusu oldu. 

Diktatörlük ve yoksulluk, komünist rejim altında devam etti. 

Halbuki 26 Temmuz Hareketi -Fidel Castro’nun kardeşi Raul Castro ve Arjantinli arkadaşı Che Guevara gibi birkaç istisna hariç- bidayette ne komünistti ne de Sovyet meraklısı. 

Üstelik, Fidel Castro ABD ile iyi ilişkiler içinde olmak istiyordu. 

Hatta, dış ticarette Küba’nın en önemli partnerinin yine ABD olması gerektiğini düşünüyordu. 

10 Şub 2019

Savaş en genel anlamıyla örgütlü bir yapının diğerine karşı şiddet içeren güç kullanımı ve bu güç kullanımına karşı gelmenin yarattığı durum olarak tanımlanabilir. Bireysel şiddet savaş tanımı dışındadır ve genel kabul gören anlayış savaşı devletlerin yaptığı yönündedir. Pek çok farklı savaş türleri arasında ortak nokta kan dökülmesi, savaşların insan hayatına ve fiziki yıkıma yol açmasıdır.

Araştırmalar beş bin yıllık bir zaman dilimi içinde dünyada en az 14 bin 500 savaş yapıldığını, 3 milyar 500 milyon insanın hayatını savaşlar yüzünden kaybettiğini gösteriyor. Sadece MÖ 480 ile 2002 yılları arasındaki savaşlarda ölenlerin tahmini sayısı 455 milyon olarak tespit edilmiş. Kalevi Holsti 30 Yıl Savaşları (1618-1648) sırasında Almanya’nın o zamanki nüfusunun üçte birinin yok olduğunu, 12 bin kadar köy ve kasabanın tamamen yıkıldığını yazar.

03 May 2018

Northwestern Üniversitesi’nden Enes Çallı, Suriye’deki kimyasal saldırılara dair sosyal medyada karşılık bulan gelişmeleri kapsamlı bir şekilde değerlendiriyor.

İngiliz Independent gazetesi 15 Nisan 2011 günü “Arap Uyanışı-Uzun Süredir Yolda” başlıklı bir yazı yayımladı. Yazının konusu ise Orta Doğu’daki Arap isyanlarıydı. Tunus, Mısır ve Suriye’de olan kalkışmaların incelendiği makalede, Suudi Arabistan’daki gösteriler için  Veliaht Prens Muhammed bin Nayef’in emriyle, rejimi protesto edenlerin üzerine ateş açılması talimatı verildiği belirtiliyordu. Ancak küçük bir sıkıntı vardı, zira yazarın bahsettiği emir aslında hiç verilmemişti. Independent gazetesi 3 Ağustos 2011 günü düzeltme metni yayımlamak zorunda kaldı. Böyle bir emrin hiç verilmediğini kabul etti ve Prens Nayef’ten özür diledi.

19 Nis 2018

ABD, İngiltere ve Fransa’nın Suriye’de Esed rejimine ait bazı tesisleri bombalaması üzerine Ümmet-i Muhammed’i ve tüm insanlığı emperyalizme karşı seferberliğe çağıranlar, aynı çağrıyı Halep, İdlib yahut Doğu Guta’yı bombalayan Rusya’ya karşı yapmaktan imtina ettiler ve ediyorlar.

Rusya’yı emperyalist saymıyorlar, zahar.

Sayıyorlarsa da, ‘Büyük resme bakmak lazım. Rejim muhalifleri, Amerikan emperyalizminin hizmetindeler. Onların yenilgiye uğratılması, Suriye üzerindeki Amerikan projesini boşa çıkaracaktır. Bu mücadelede yardımına müracaat edilen Rusya da tabii ki emperyalisttir ve onun da Suriye üzerinde bazı hesapları var, ama bunlar Amerikan projesine göre daha az zararlıdır ve üstesinden gelinmeye daha müsaittir. Ehven-i şeri tercih etmemiz yadırganmamalı’ diyorlar sanki.

O takdirde, benzer gerekçelerle ABD’yi şuna veya buna tercih edenlere ilkesel bir itirazda bulunamazlar.

Sayfalar