Dünya sermayesi küreselci, dünya halkları da öyle olmalı

26 Ara 2022

Çevirmenin notu: 2022 senesi Batı ile dünyanın en büyük emtia tedarikçisi Rusya arasında köprülerin kalmadığını iyiden iyiye gösterdi. Fakat Latin Amerika ve Afrika ülkelerinin önemli bir bölümü, Batı’nın yaptırım politikalarına riayet etmeyerek Rusya ve Çin ile ticareti sürdürüyor. Jeopolitik Ekonomi Araştırma Enstitüsü Eş Başkanı Alan Freeman, Valday Tartışma Kulübü’nün 19. yıllık toplantısında dikkat çeken bir “teklif” sunuyor.


Dünya sermayesi küreselci, dünya halkları da öyle olmalı

Alan Freeman - Valday Kulübü

Cevabının aynı olduğunu düşündüğüm iki soru soracağım:

  1. Kolektif Batı’da onun intihara meyilli ve yıkıcı gidişatına neden bu kadar az muhalefet ediliyor?

  2. Birleşmiş Milletler neden artık asıl vazifesini yerine getirmiyor?

Cevabın iki kısmı var.

  1. İlki oldukça iyi bilinir: Dünya bir sömürge düzeniydi ve hâlâ da öyle. Bu, kolektif Batı’nın üstün zenginliğinin, kürenin güneyinin Batı’nın yüksek teknolojili ürünler ve bunların sevkiyatı üzerindeki tekeliyle yağmalamasından geldiği, hammadde ve ucuz işgücü tedarikinin dünyanın beşte dördüne aktığı iki büyük bloğa bölündü. Sömürge dönemi ve yüksek emperyalizm dönemiyle kıyaslandığında olan tek şey, — dünyanın bu son derece adaletsiz bölüşümünün daima maddi temeli olan — bu ekonomik baskının kitabına uygun istilaların arka cepte tutulduğu noktaya kadar mükemmelleştirilmesidir.

  2. İkincisi seyrek olarak tartışılıyor ve bence bunu tartışmanın zamanı geldi: 1943’te Sovyet liderliği Komintern’i dağıttı. Bu neden önemli? Uzak ve oldukça muğlak bir tarihsel hadiseyi neden umursayalım?

Birincisi, zamanımızın en büyük kurtuluş projesi olan Marx ve Engels’in enternasyonal bir işçi sınıfı örgütü yaratma projesi sona erdiği için. Seksen yıldır böyle bir örgüt yok.

Ama ikincisi, 1943’e kadar ne kadar eleştirilirse eleştirilsin böyle bir örgüt mevcuttu. Dünyanın her yerinde hem sosyalizm uğruna mücadele etmek hem de emperyalizme karşı mücadele etmek için örgütlenen komünist partiler vardı ve bunlar uluslararası bir örgütlenmenin parçasıydı. Bolşevikler, Sovyet devletinin kuruluşuna yaptıkları kadar Komünist Enternasyonal’in kuruluşuna da her zerresiyle yatırım yaptılar. Bu iki proje esasında siyam ikiziydi. Dolayısıyla Rusya, bu büyük projelerden ikincisini yeniden değerlendirdiğine göre kesinlikle birincisi üzerinde eleştirel düşünmenin zamanı geldi.

Doğru, bu uluslararası örgüt aslında Sovyet devlet idaresinin bir aracı olarak hareket etti ve bu tartışılacak. Fakat hiç şüphe yok ki dünya sahnesindeki aktörlerden biriydi.

Partileri Almanya, İtalya ve Fransa’da on milyonları buldu. Önemlerini, yenilgilerinin etkisinden anlayabiliriz: II. Dünya Savaşı’na giden yol onları yok ederek hazırlanmıştı. Faşizmin müttefiklerimizi seçerken unutmamamız gereken maksadı buydu.

Peki Komintern neden dağıtıldı?

Çünkü Yalta ve Tahran’da Stalin, Churchill ve Roosevelt arasındaki uluslararası konferanslarda Sovyet liderleri, müttefiklere SSCB’nin iç işlerine karışmayacağına dair teminat verebilirlerse, ülkenin barışçıl bir şekilde kalkınmasına olanak tanınacağına inanıyorlardı.

SSCB, Komintern’i dağıtarak komünist partilerin örgütleyicisi olarak hareket etmeyi bırakma taahhüdünde bulundu. Tamamen yerel partiler olarak kendi başlarına hareket edeceklerdi. Ancak Sovyet liderlerinin bunun devlet aygıtı işlevine verdikleri öncelik nedeniyle son anda fark edilen ikincil bir hasar vardı, bu dağılma aynı zamanda onları ortak ve karşılıklı fayda sağlayan amaçlar için ortak çalışma imkanından da mahrum etti.

Dünya işçi sınıfını, dünya sahnesinde, dünya sermayesine karşı koyma kapasitesinden mahrum ettiler.

Karşılığında da Batı’nın BM’nin üzerine bina edildiği başka ülkelerin işlerine burnunu sokmama politikasına saygı duyacağını umuyorlardı.

Uzun bir süre anlaşma yürürlükteymiş gibi göründü: Kolektif Batı, SSCB’nin işlerine karışma konusunda çok az şey yaptı ve yaptığı az şey de etkisizdi.

Fakat bunun kaynağı iyi niyet değildi. Bunun nedeni, SSCB’nin askeri gücüydü.

Kolektif Batı, üçüncü dünyaya müdahale etmeme konusunda asla sebat göstermedi. Ve SSCB’yi devirmek için her yolu denediler ve olağanüstü bir sonuç aldılar: SSCB intihar etti. Çöküşü onların işi gibi görünmüyordu ve sanki Batı, SSCB gittikten sonra bile müdahalecilik yapmayacakmış gibi görünüyordu.

Dolayısıyla SSCB müdahale ederse Batı’nın müdahaleden kaçınacağı inancı, feci halde yanlış bir yargıydı. Sadece bir tarafın tuttuğu bir pazarlıktı. Sadece tek bir tarafın uyduğu bir anlaşmaydı.

SSCB gider gitmez Batı’nın müdahalede bulunmama yalanı ortadan kalkıverdi. Saldırgan NATO, genişleme planına girişti. Yugoslavya, Irak, Afganistan, Libya, Haiti ve Suriye’ye askeri müdahalede bulundu, ekonomik yaptırımları silaha dönüştürdü ve rejim değişikliğini açık ve kamusal bir amaç haline getirerek uluslararası kurumları iktidar enstrümanlarına dönüştürmeye koyuldu.

Bu yüzden şimdi, eğer zaman elverirse bir yanıt önermek isterim.

Bu, Marx ve Engels’in ajandasına dönmenin yollarını aramaktır; yani kürenin güneyindeki ortaklarımızla ortaklaşa ve mücadelelerini arkamıza alarak, kolektif Batı’daki dünya halklarının hükümetlerinden bağımsız olarak kendi sözlerine sahip olacak ortaklar da dahil olmak üzere uluslararası sivil toplum örgütleri kurmak.

Bunların dayandığı ilkeler, hükümetler tarafından diğer ülkelerde kendi amaçlarını gerçekleştirmek için kullanılmalarını engellemeye çalışmalı. Tüzüklerinde ve eylemlerinde bunları reddetmeli ve bulaşmamalılar.

Bu, Komintern gibi her şeyden evvel ulusal egemenliğe yönelik mevcut tek güncel ve halihazırdaki gerçek tehdide — kolektif Batı’nın askeri ve ekonomik müdahaleciliğine — son vermeye kararlı olacakları anlamına gelir.

Yani ilk görevleri, kürenin çok kutuplu güneyinin bağımsız ulusal ve karşılıklı kalkınma rotasında ilerleme haklarını muhafaza etmektir.

Rusya’nın ve tüm ortaklarının avantajları belli: Batı’da “dost alışverişine” son verecek ve saflarında Trump gibi bir mola isteyecek. Bu, bir ülkenin aradığı ittifakların diğerini tehdit ettiği tehlikeli sürece de son verecektir: Trump’ın Latin Amerika’nın açık ara en saldırgan düşmanı olduğunu unutmayalım.

Ancak ikincisi, tüm devletlerden gerçek manada bağımsız olacağı için, Batı’nın sivil toplum hareketlerini devlet aygıtı olarak kullanma pratiğine son verecektir. Bir ülkenin diğer ülkelerin işlerine burnunu sokmaması ilkesini ihlal etmeyecek; bunun yerine, kendi sınırları içinde haklarından mahrum kalan tüm ülkelerin halklarını geri kazanacaktır.

Dünya sermayesi küreselci; dünya halkları da öyle olmalıdır.

Bu, küresel kurtuluşun en eski sloganına anlam kazandıracak: “Dünyanın tüm işçileri birleşin, zincirlerinizden başka kaybedecek hiçbir şeyiniz yok.”

Ben olsam sadedece iki değişiklik yapardım. İlk olarak, bugünün dünyasının gerçek yapısından, dünyanın mülksüzlerinden bahsetmek, sadece emek gücünü satan işçilerden bahsetmekten daha mantıklıdır ve bugüne daha çok uyar.

İkincisi, bu slogana Komintern’in kurucularının belirleyici katkısını ekleyeceğim: “Emperyalizm tarafından ezilen tüm ulusların haklarını, kendi haklarınızı savunmak için birleşin.”