NATO üyeliğinin Türkiye güvenliğinde önemi

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü
11 Mar 2019

Kamuoyuna bilgi sağlayan kimileri NATO üyeliğinin ülkemize getirdiği-götürdüğü hakkında tek yönlü saptamalarla Türkiye’nin güvenlik hassasiyetleri üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta iken acaba haklı mıdırlar?

• NATO. SSCB tarafından toprak bütünlüğü tehdit edilen Türkiye, Kore Savaşı’nda 3 bin 216 zayiat verdiği bir bedel ile(1) 1952’de NATO’ya kabul edilmiş( 2) böylece bugüne kadar konvansiyonel ve nükleer Sovyet tehdidinin etkisinden korunmuştur. Doğu Bloku’nun dağılmasından sonra ise NATO değişerek önce 29 üyeyi, buna ek olarak 41 de partner devleti, yani toplamda 70 devleti ilişkilendiren veya BM’nin üçte birinin aşan ortaklı bir askeri işbirliği blokuna dönüşmüştür. Bu örgüt, barışın riske girdiği krizlerde BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarını da uygulayabilen yerküredeki tek yapıdır. ABD’nin NATO kuruluş amacına aykırı son girişimleri( 3) dikkate alındığında Avrupa ile ABD arasında NATO odaklı sürtüşmeler mevcuttur. NATO’daki gelişmelerin yönlendirilmesi isteniyor ise üye devletlerin merkezlerinde dikkat ve özen gösterilmesi şarttır. Aksi durumlarda NATO’da başlatılabilecek girişimlerle sürüklenmek ve onlara uyum kaçınılmaz olur.

• Katkılar-kazanımlar. Türkiye NATO’ya ödediği giriş bedeli dışında son 70 yılda topraklarında nükleer silahları barındırarak, Ortadoğu’daki her krizde rol oynamış olan İncirlik Üssü’nü NATO ve ABD hizmetine sunarak, Küba krizinde nükleer darbe riski üstlenerek üye olarak gerekli özverilerde bulunmuştur. Jeopolitik durum üstünlüğü ve askeri yapısı dikkate alındığında Türkiye NATO’da iyi bir konumda bulunmakta, değeri çok yüksek bazı yararları da elde etmektedir. Bunlardan en başta geleni potansiyel muhasımlarına karşı NATO dayanışması ile sağladığı nükleer ve konvansiyel caydırıcılığıdır ki “barışın korunmasında” olmazsa olmazdır. Ayrıca, NATO Türkiye’ye Batı normlarında askeri standartlaşma ve ortak harekât kabiliyeti, teknoloji transferi, ortak askeri üretim ve kullanım, hassas teknoloji ve teknik dokümantasyona NATO üyesi olması itibarıyla erişimi vb. imkânlar sağlamaktadır ki bunların bazıları paha biçilmez önemdedir. Bu alanlardan kazanılan niteliklerle Türkiye NATO üyesi olarak ülke güvenliğini dün gibi bugün de düşük maliyetle karşılamaktadır. Ayrıca Türkiye’nin geçen 40 yılda yaptığı atılımlarla askeri teknolojide yerli ve/veya daha az dışa bağımlı üretim yapması ve bunları dışsatımda döviz sağlayıcı hale getirmesi de NATO üyeliğinin getirdiği dolaylı kazanımlardandır.

• İddialar ve Yanıtlar. Bugün kimileri tehdidin ortadan kalktığını, NATO’nun gereksiz hale geldiğini, NATO’nun bir ABD örgütü olduğunu, emperyalist olduğunu, burada üye olmanın Türkiye’ye bir şey kazandırmadığını, aksine ABD bağımlısı ve düşünce tembeli olmasına neden olduğunu; Türkiye’nin Rusya’dan alacağı S-400 füzelerinin ABD ve NATO’nun Türkiye’ye yönelik tehdit, şantaj içeren tepkilerini de öne sürerek açıklamaya çalışmakta, çözüm için “tam bağımsız” Türkiye askeri-siyasi gücünü veya alternatif kampta güvenlik işbirliğine işaret etmektedirler. Kanaatimce bunlar bilgiye dayanmayan ve gerçek ile çelişen beyan veya düşüncelerdir. Öncelikle NATO kendi başına veya ABD istemleri ile değil ancak oybirliği ile karar alabilen bir ortaklıktır; karar için her üyesinin itirazını dikkate almak mecburiyetindedir. Tabii ki bir NATO kararına itirazı olan üyenin “kendi için kabul edilemezliği” ve de “ittifak üyeleri için kendisinin uygun görmediğini” haklı gerekçelerle ortaya koyması beklenir. Bunu yapacak bilgi ve tecrübeye sahip, ayrıca NATO kurallar külliyatına hâkim olma durumunda NATO’daki her açıklamanız hadise yaratır ve sözünüz dinlenir, emrivakiler önlenir ve diğer üyeler de itirazlarınıza destekçi olabilirler. Bunlar Türkiye tarafından yapılmıştır ve (yetersiz FETÖ unsurları ile NATO’da temsil edilme durumu olan bir süre dışında da) yapılmaktadır. O halde iddiaların aksine NATO, bazı askeri imkânları nedeniyle ABD’nin ağırlığının olduğu ama her üyenin de eşit hak-söz sahibi olduğu bir uzlaşma örgütü olarak görülmelidir.

ABD’nin S-400 rahatsızlığı
Türkiye’ye kazandırdıkları yukarıda özetlenen NATO’nun S-400 konusunda ise genel sekreterinin beyanına göre bu tedarik kararımıza egemen bir devlet olarak “saygı duyulmaktadır”. Ayrıca halen NATO’da yedi üye devletin S-300, S-200 vd. tipte Rus kökenli hava savunma silahı kullanmakta olduğu da bilinmektedir. Gerçekte S-400’den rahatsız olan sadece ABD’dedir. Bunun nedenleri ticari veya askeri rekabet, Rusya’ya karşı olan hasmane ABD yaklaşımı veya kimi teknolojik sırların korunması olabilir. Dahası ABD Türkiye’nin bölgede hava taarruzlarına bağışık bir askeri üstünlüğüne gelmesini istemiyor da olabilir.(4)
Bunların bir Kongre ambargosuna konu edilmesi Kongre’deki Türkiye aleyhtarı siyasi gruplar için iç politikada kazanım fırsatı olmaktan ibarettir. S-400 alımı doğru bir seçimdir ve bu hamleler Türkiye’ye engel olamaz. NATO’dan dışlanma ise böyle bir mekanizma olmadığından konu dışıdır. Diğer yandan Türkiye 20 yılı aşkındır ABD isteklerine “hayır” diyebilen, çıkarları gerektirdiğinde ABD ile yol ayırımına giden bir askeri, diplomatik ve güvenlik bürokrasisi ile çalışmaktadır. (Siyasetçinin ne yaptığı ayrı bir iştir.) Zaten TBMM 1 Mart 2003’te Irak tezkeresini reddedince ABD faturayı askere kesmiş, 4 ay sonra Temmuz 2003’te Süleymaniye’de “çuval hadisesi” yaşanmış ve ikili ilişkiler de dip noktaya inmiştir. Halen bu kırılmanın telafi edildiğine dair işaretler çok azdır. 1975 silah ambargosu, 1992’de Muavenet zırhlısının vurulması ve çuval olayı hep birlikte ABD-Türkiye sözde “stratejik” ilişkilerini onulmaz şekilde yaralamıştır. ABD Başkanı Trump’ın “Türk ekonomisini mahvederiz” şeklindeki mesajı hem bu olumsuz durumu artırıcı hem de İttifak (Atlantik) Anlaşması (md. 2) ile bağdaşmaz görülmelidir. ABD’nin Türkiye güneyinde İsrail’e dost bir bağımsız Kürt devleti kurma planları zaten jeopolitik nedenleri ile “yapılabilir” değildir. Bu ilişkiler bağlamında kimilerinin “Türk siyasetçilerin, yüksek rütbeli komutanların, bürokratların, diplomatların büyük bölümü için -ABD yönetimindeki- NATO’nun dokunulamaz, sorgulanamaz bir örgüt olduğu” iddiası gerçekler ile bağdaşır hiç değildir. Ancak hata yapabilme lüksü ve bunu telafi kabiliyetli bulunan süper güç nitelikli ABD ile ikili veya NATO ilişkilerinin yürütülmesi-yönetilmesi sanatsal beceriler, nitelikli diplomatlar ve askerler ister, bunu da siyaset yapan kurumlar unutmamalıdır.

Nato Türkiye için önemlidir
NATO dışılık seçenek midir? Yine de bir an için Türkiye’nin NATO dışında kaldığını ancak tüm ihtilaflı olduğu komşularının (Yunanistan, Mısır, İsrail, hatta Irak) ise NATO müttefiki olduğunu varsayalım; bu durumda bunlardan bir ikisi ile silahlı çatışmaya kadar vardırabilecek bir dış politika uzlaşmazlığında Türkiye’nin tüm NATO silahlı gücünü karşısında göreceğini tahmin etmek için kâhin olmak gerekmemektedir. Sevr dönemi örnekleri akıllardadır. Bundan Türkiye’nin elbette kaçınması gerekir ki NATO ittifakının bir özelliği de ittifak üyeleri içindeki uzlaşmazlıkların savaşa dönüşmesini engellemesidir.( 5) Şanghay İşbirliği Örgütü’nü (ŞİO) alternatif görenlere de bu örgütün henüz pek bir varlık gösteremediği, Türkiye’ye bu yönden bir talep-davet yapmadığı, bunun için önce NATO’dan ayrılıp kazanımların kaybedilmesi ve hemen ortaya çıkacak risklerin göğüslenmesinin gerekeceği, ayrıca üyeleri arasında süregelen Pakistan-Hindistan çatışmasına da ŞİO’nun engel olamadığını hatırlatarak NATO ittifakı üyeliğinin Türkiye güvenliği üzerinde taşıdığı önemin hatırlatılmasını tamamlamak istiyorum.

(1) Türkiye Kore Savaşı’na 15 bin asker göndermiş, bunların 751’i şehit düşmüş, 2068’i savaşta yaralanmış, 244’ü esir düşmüş ve 163’ü kaybolmuştur. Toplam zayiatımız 3216 kişidir. Bkz. Kore Cumh. Kore Savaşı 60’ıncı yıl yayını. (2) Soğuk savaş sonrası da benzeri şartları sağlayan (Körfez Savaşında ABD kuvvetleri ile koalisyona katılan) kimi ülkelerin NATO genişlemesi ile örgüte üye yapıldığı bilinmektedir. (3) Avrupa-ABD arasındaki Transatlantik bağı zayıflatıcı, hatta NATO’dan çıkmak da dahil ABD girişimleri vardır. (4) Konunun ayrıntısı için bkz. Em. Hv. Plt. Kur. Albay Osman Başıbüyük’ün 4 Eylül 2018 tarihli ODATV makalesi. (5) Önceki SACEUR, e. Oramiral James Stavridis’in 31 Ocak 2019 tarihli Washington Panel Tartışmasındaki açıklamasından alıntıdır.

Dr. Deniz Kutluk /
Em. Tümamiral