Seçimler ve sonrası

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü
08 Mar 2019

Seçim dönemlerinde seçmenlerin değişimin başlıca anahtarı olabileceği fikri doğal olarak öne çıkar. Bu seçimde de seçmenler, sunulan sınırlı alternatifler arasından “özgürce” seçim yapılacağı aldatmacasıyla karşı karşıyalar. Sistem, siyasi partilerin katılımını zorlaştıran, il genel ve belediye meclisleri için verilen oyların “onda birini” büyük partilere aktararak küçük partileri meclislerden uzaklaştıran, demokrasiye tümüyle yabancı bir seçim sistemidir.

 

Yaklaşan seçimlerin genel seçimlere göre işlevsel sayılabilecek yanı, abartmamak koşuluyla, yerel olma özelliğidir. Adayları daha dar alanlarda görme, değerlendirme, karar verme, örneğin Beyoğlu’nda Alper Taş’ı, Adalar’da Erdem Gül’ü ya da kimi il ve ilçelerde sosyalist adaylara oy verme şansınız olabilir.

Ama bırakınız seçimlerde uygulanacak sistemi, ortada demokrasinin kırıntısı bile yoktur. İktidar partisi hemen her alanı denetlemekte, muhalefet partilerinin medyada görünmesini, söz söylemesini olanaksızlaştırmakta, yasal bir partinin vekillerinin yürümesini bile engellemekte, tüm bu otoriter yöntemleri de “terörizmle mücadele” adı altında meşru göstermeye çalışmaktadır.

Bütün bu olumsuz koşulların yanı sıra muhalefet partileri de ne yazık ki kısıtlı ve güvencesiz bir ortamda, otoriter yönetimin kağıt üstünde hâlâ geçerli olan yasalara, meşruiyet çerçevesine sığmayan politikaları ile mücadele etmek istemiyor gibidirler.

Seçimlerin kazanılması olasılığı var mı peki?

Evet var. En azından iktidar blokunun umduğu sonuçları alamaması, 7 Haziran 2015 genel seçimlerindekine benzer bir tabloyla karşılaşması, büyük kentlerde belediye başkanlıklarını yitirmesi mümkün. İki nedenle böyle bir sonuç ortaya çıkabilir. İlki, iktidar partisinin politikalarının özellikle ekonomik kriz koşullarında inandırıcılığını yitirmiş olması; ikincisi, baskının gerçekten dayanılmaz hale gelmesi, yığınsallaşmasıdır. Belki bir üçüncü neden muhalefet güçlerinin yeni olanakları, sosyal medyanın gücünü az da olsa kullanabiliyor olmasıdır.

Seçimlerin sonuçları önemlidir. Öyle ya da böyle iktidar partisinin kazanması ya da kazandığının ilan edilmesi halinde iktidar bloku “Cumhuriyet’i parantez içine alma” hedefine ulaşmış, son bir iki adımı atmak için büyük cesaret kazanmış olacaktır. Muhalefetin seçimlerde başarı kazanması ya da sonuçlar üzerinde oynanmasını önlemesi halinde ise Haziran 2015’te başlamış gerileme süreci, aradaki şaibeli sonuçlar bir yana yeni bir ivme kazanacaktır

Öyle bir durumda iktidar blokunun sonuçları kabul etmeyeceği, başka yöntemlere başvuracağı iddiasını ciddiye almak, hem seçmenleri umutsuzluğa sevk edecek, sonuçları etkileyebilecektir hem de olabilirliği yoktur. Zaten bu propagandanın yaygınlaştırılmasının nedeni de umutsuzluğu yaygınlaştırmak, muhalefete oy vereceklerin katılımını düşürmektir.

Seçimler söz konusu olduğunda insan hakları ilkelerinin oylanabilir olmadığı gerçeğinin kabul edilmesi siyasal hayatın temel koşulu olmalıdır. Yurttaşların geleceklerini özgürce belirleyebilmeleri için toplumsal süreçleri aydınlatan devrimci teori ile diyalektikle gelişen bilimin etkin işbirliği sağlanmalı; kitlelerin istem ve eylemini, ilerlemeyi esas alan çözümlerin belirlemesi savunulmalıdır.

İlerlemenin kazanımlarını, örneğin laikliği oylamayı demokrasi diye tanıtan siyasetin hurafenin gücüyle seçim kazanması ise aklın köleliği olacaktır.