Yeni yılda emekçiye çifte mağduriyet

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü
08 Oca 2019

Ücretli kesimlerin 2019 yılında ödeyeceği gelir vergisi dilim tutarları 31 Aralık 2018 tarihli Resmi Gazete’ de yayımlanan 305 sayılı Gelir Vergisi Genel Tebliği ile belli olmuştur.

Söz konusu tebliğle 193 sayılı Kanunun 103 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan gelir vergisine tabi gelirlerin vergilendirilmesinde esas alınan tarife, 2019 takvim yılı gelirlerinin vergilendirilmesinde esas alınmak üzere aşağıdaki şekilde yeniden belirlenmiştir:

18.000 TL’ye kadar  % 15

40.000 TL’nin 18.000 TL’si için 2.700 TL, fazlası  % 20

98.000 TL’nin 40.000 TL’si için 7.100 TL, (ücret gelirlerinde 148.000TL’nin 40.000 TL’si için 7.100 TL), fazlası  % 27

98.000 TL’den fazlasının 98.000 TL’si için 22.760 TL, (ücret gelirlerinde 148.000 TL’den fazlasının 148.000 TL’si için 36.260 TL), fazlası  % 35

Bu yılki tutarlar geçen yılla karşılaştırıldığında, gelir vergisi güncelleme oranlarının toplamı dört olan gelir vergisi dilimleri için sırasıyla yüzde 21,62;17,65;22,50 ve 23,33 olarak tespit edildiği görülüyor (güncelleme oranı o yıla ait her bir gelir vergisi dilim sınırının önceki yıla ait eş gelir vergisi dilim sınırına göre yüzde değişimini gösteriyor). Hatırlanacaktır, 30 Kasım 2018 tarih ve 30611 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 503 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile 2018 yılı yeniden değerleme oranı(YDO) yüzde 23,73 olarak belirlenmişti. Böylece, gelir vergisi güncelleme oranları 23,73’lük YDO’nun bile altında kalmıştır. Bu tablo, milyonlarca kamu emekçi ve işçinin bir üst vergi dilimine bu yıl daha erken girecek olması nedeniyle ceplerinden çıkan gelir vergisi tutarının artacağını gösteriyor.

Bu uygulama ne yazık ki bu yılla sınırlı olmayıp yıllarca sürdürülüyor. Bu yıl olduğu gibi hemen her yıl güncelleme oranları YDO’nun altında belirleniyor. Bu açıdan emekçilerin en mağdur edildiği yıl 2012 olmuştur.2012’de örneğin YDO yüzde10,26 iken ilk dilim gelir vergisi sınırı için güncelleme oranı 6,38 gibi oldukça düşük bir oranda belirlenmiştir. Daha sonraki yıllarda bu iki oran arasındaki farklar azalmıştır. Geçtiğimiz son iki yılda ise YDO sırasıyla yüzde 3,83 ve14,47 iken ilk dilim gelir vergisi sınırı için güncelleme oranı sırasıyla 3,17 ve 13,85 olmuştur. Benzeri bir durum diğer gelir dilim sınırları için de geçerlidir. Bu yıl olduğu gibi hemen her yıl güncelleme oranları YDO’nun altında belirlenmesi nedeniyle gelir vergisi dilim sınırları düşük tutuluyor, böylece milyonlarca kamu emekçi, işçi her yıl biraz daha erken bir üst vergi dilimine girmiş oluyor. Dolayısıyla ceplerinden çıkan gelir vergisi tutarı da her yıl daha fazla artıyor. 2019 takvim yılı gelirlerinin vergilendirilmesinde esas alınacak bu yeni tarife, Türkiye’deki vergi sisteminin ne kadar adaletsiz olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

305 sayılı Gelir Vergisi Genel Tebliği’nin 2’inci maddesinin 2 numaralı fıkrası, Cumhurbaşkanını başta gelir vergisi dilim tutarları olmak üzere çok sayıda gelir vergisine konu olan kalemlerdeki istisna tutarlarına uygulanacak YDO’yu yüzde 50’sine kadar artırmaya veya indirmeye yetkili kılıyor. Daha önce bu yetki Bakanlar Kurulu’nda idi. Ne yazık ki, gelir vergisi dilim tutarları için YDO’nun yüzde 50’sine kadar artırılması yetkisi ne geçmişte ne de bugün kullanılmıştır. Hatırlanacaktır, 24 Aralık tarihli yazımızda Cumhurbaşkanına yaptığımız çağrıda bu yetkinin kullanılması talep ediliyordu. Anlaşılan bu çağrımız karşılıksız kalmıştır. Emekçileri beklentisi YDO’nun artırılması yönündeyken güncelleme oranların sürekli olarak YDO’nun altında tutulmuş olması ve bu politikanın bu yıl da sürdürülmeye çalışılması düşündürücüdür. Düşündürücü olan diğer bir nokta, söz konusu çağrıda dillendirilen diğer vergi, harç ve cezalara uygulanacak 23,73’lük YDO düzeyindeki zam oranının yarıya indirilmesi talebinin hiçe sayarak 23,73’lük zamda ısrar edilmiş olmasıdır.

Yeni rejimin sınıfsal tercihi çok açık: Gelir vergisi tutarı belirlenirken takdir yetkisini hep ücretli kesimlerin aleyhine kullanmak, emekçi kesimlerin aleyhine olan YDO konusu gelir vergisi dışındaki diğer vergileri, harçları, cezaları ise YDO düzeyinde artırmak. Sermaye kesimleri söz konusu olduğunda sermaye lehine sınıfsal tercih daha da netleşiyor. Örneğin 305 sayılı Tebliği’n 3.üncü maddesinde yer alan sermaye kesimlerini yakından ilgilendiren kira gelirleri için uygulanan istisna tutarı, hizmet erbabına yemek verilmek suretiyle sağlanan menfaatlere ilişkin istisna tutarı, değer artışı kazançlarına ilişkin istisna tutarı, tevkifata ve istisnaya konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarına ilişkin beyanname verme sınırı ve basit usule tabi mükellefler için kazanç indirimi tutarı YDO dikkate alınarak yeniden belirleniyor. İstisna tutarlarının ve beyanname sınırlarının emekçilerde olduğu gibi YDO altındaki bir oran yerine YDO düzeyinde artırılacak olması sermaye kesimlerinin ödeyeceği vergi tutarlarını hatırı sayılır bir düzeyde aşağıya çekiyor.  Burada sermaye lehine bir başka düzenleme,30.12.2018 tarihli ve 537 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Eki Karar ile vergi mevzuatımızda servet vergisi olarak nitelendirilen motorlu taşıtlar vergisi tutarlarına uygulanacak artış oranının yüzde 15,9 olarak belirlenmiş olmasıdır. Bu oranın YDO’nun yaklaşık 8 puan altında kalması dikkat çekiyor.

Buraya kadarki tespitlerimizden anlaşılıyor ki, emekçiler YDO uygulaması açısından ciddi bir mağduriyet içerisinde bulunuyor. Emekçiler bir yandan bir üst vergi dilimine daha erken bir sürede geçiş nedeniyle daha fazla vergi ödemeye zorlanırken, diğer yandan diğer vergi, harç ve cezalara uygulanan, yağmur gibi yağan zamlara ( YDO düzeyindeki) muhatap ediliyor.

Bu mağduriyetin dışında mağduriyete yol açan bir diğer konu, 2019 yılının Ocak ayında işçi, esnaf ve çiftçi emeklileriyle memur ve memur emeklilerinin aylıklarına yapılacak zammı belirleyecek altı aylık enflasyon oranı ve enflasyon farkının beklenen düzeyin gerisinde kalmış olmasıdır. Bilindiği üzere,2018 yılının ikinci yarısında enflasyon oranı beklentisi en az yüzde 12,24 düzeyindeydi. Çünkü ikinci yarının ilk dört ayında (Temmuz-Ekim dönemi) enflasyon yüzde 12,24’e çıkmıştı. Son iki ayda enflasyonun sıfır olması halinde yılın ikinci yarısında enflasyon oranı kaçınılmaz olarak yüzde 12,24 olacaktı. Bu iki ayda enflasyonun pozitif olması halinde bu oranların boyutuna bağlı olarak yılın ikinci yarısında beklenen enflasyon oranı yüzde 12,24’ü daha da aşmış olacaktı. Beklentiler ağırlıklı olarak bu yöndeydi. Ancak enflasyonla top yekûn mücadele programının baskıcı zorlamalarıyla son iki ayın her ikisinde de TÜFE enflasyonunun eksiye düşmesiyle bu beklentiler boşa çıktı. Böylece yılın ikinci yarısında en az yüzde 12,24 olarak beklenen enflasyon oranı 10,19’a, 8,74 olarak beklenen enflasyon farkı ( memur ve memur emeklilerinin aylıklarına toplu sözleşme gereği yüzde 3,5 oranında zam yapılmıştı. Yılın ikinci yarısında en az yüzde 12,24’lük enflasyon beklendiğinde, beklenen enflasyon farkı bu durumda yapılan zammın beklenen enflasyon oranından çıkartılmasıyla yüzde 8,74 olarak hesaplanıyor) 6,69’a (gerçekleşen enflasyon farkı yüzde 3,5’lik toplu sözleşme zammın yılın ikinci yarısında gerçekleşen yüzde 10,19’luk enflasyon oranından çıkartılmasıyla yüzde 6,69 olarak hesaplanıyor) düşmüş oluyor. Bu durumda 2019 yılının Ocak ayında işçi, esnaf ve çiftçi emeklilerinin aylıklarına yapılacak zam en az yüzde 12,24 oranında beklenirken gerçekleşen zam oranı 10,19 olmuştur. Memur ve memur emeklilerinin aylıklarına yapılacak zam oranı ise en az yüzde 12,74 (yüzde 4’lük toplu sözleşme zammına 8,74’lük beklenen enflasyon farkı eklenerek hesaplanıyor) oranında beklenirken gerçekleşen zam oranı 10,69 (yüzde 4’lük toplu sözleşme zammına 6,69’luk enflasyon farkı eklenerek hesaplanıyor) düzeyinde kalmıştır.

Bu mağduriyetlerden sadece ilkinde sözü edilen gelir vergisi dilimleriyle ilgili soruna bir çözüm üretilebilir. Teknik çözümleri bulmak o kadar zor değil. Ancak bunların yeni rejim nezdinde kabul ettirebilmesi için kıyasıya mücadele edilmesi gerekiyor. Gelir vergisi dilimlerinin belirlenmesinde emekçilerin yaşadığı mağduriyetin ve adaletsizliğinin giderilmesine yönelik bu çözümlerin tartışılması ise, bir başka yazının konusu olmayı hak edecek kadar önemli. Geliniz, onu da gelecek haftaya bırakalım.