Rusya’nın “Batı’nın ortak provokasyonu” algısı ve İsrail’in yanlış hesapları

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü
26 Eyl 2018

İsrail’in Kanal 9’u, S-300 komplekslerinin yerleştirilmesinden hareketle soruyor: “İki hafta sonra İsrail’i kâbus mu bekliyor?”

YDH-Rusya’nın Suriye’ye S-300 hava savunma sistemleri verme kararının Rus ve İsrail basınındaki yankılarını Hazal Yalın, YDH için yazdı.

***

Şoygu’nun dün Suriye’ye S-300 hava savunma kompleksleri verileceği açıklamasına kadar, İsrail basınında şüphe, tedirginlik; ama öte yandan böyle bir ihtimali aklına getirmekten kaçınan iyimserlik bulunduğunu ileri sürmek mümkün. 

Bunun en önemli işareti, dün Şoygu’nun açıklamasından önce Haaretz’de Yaniv Kuboviç imzasıyla yayınlanan bir makaleydi.[1](Rusya basınında da “İsrailli askeri uzman” olarak, Rusya kökenli, belki de çifte vatandaş olduğu anlaşılan Kuboviç’in sık sık görüşlerine başvurulur.)

Kuboviç, yazısını şu sözlerle bitiriyordu: “İsrail, Rusya’nın kendisinden saldırılarını durdurmasını talep etmese bile İsrail ordusunun faaliyetine başka yollardan etki edebileceğinden korkuyor. 

Başka şeylerin yanı sıra uyarının çok daha önceden yapılmasını talep edebilir, hava sahasını kapatabilir veya İsrail’e bir sinyal vermek için daha gelişmiş savunma sistemleri kullanabilir. Eğer böyle sınırlamalar getirilir ve eğer İsrail de bu sınırlamalara uymazsa, Rusya bunu, İsrail’le anlaşmaların bir ihlali sayacaktır.”

Bu paragrafta, Rusya’dan beklenen en uç tedbirin, Suriye’yeS-300 vermesi değil, kendigelişmiş hava savunma sistemlerini kullanması olduğu anlaşılıyor. Öyle görünüyor ki İsrail, dün Şoygu’nun açıklamasına kadar, Rusya’nın bu adımı atmayacağına neredeyse kesinlikle emindi.

Krizin başından beri İsrail hükümetinin tavrı da, aşağı yukarı bu yöndeydi; büyük bir stratejik yanılgıya kapıldıkları, belki de Putin’in ilk gün, bu olayın Su-24’ün Türk uçakları tarafından düşürülmesinden farklı olduğu, Su-24 doğrudan hedef alındığı halde burada “bir dizi trajik tesadüfün”üst üste geldiğini vurgulamasından cesaret aldıkları da anlaşılıyordu.

Ne var ki, o zaman vurgulamaya çalıştığımız gibi, Putin aynı açıklamada, Rusya Savunma Bakanlığının “hadisenin bütün suçu İsrail’e aittir”şeklindeki açıklamasının kendi rızasıyla yayınlandığını da belirtiyordu.

Bu nedenle, dün Şoygu’nun açıklamasının ve Kremlin’in, Netanyahu’nun talebiyle İsrail ve Rusya liderleri arasında yapılan telefon görüşmesine dair yayınladığı bilgi notunda anlatılan Putin’in sözlerinin İsrail tarafı için sürpriz olması, sürpriz.[2]

Dün akşam saatlerinde yapılan bu görüşmeyle ilgili bilgi notunda şöyle deniyordu: 

“Vladimir Putin, Suriye hava savunmasının askeri becerisini güçlendirme yönünde Rusya’nın aldığı kararın, ağırlaşan duruma uygun ve her şeyden önce uluslararası terörizmle mücadele görevini yerine getiren Rusya askeri personelinin hayatına yönelik her tür potansiyel tehdidi engellemeye yönelik olduğunu vurguladı.”

Açıklamada, iki ülke liderinin, 17 Eylül’de Suriye’de vurulan Rus İl-20 uçağında bulunan 15 askeri personelin ölümüne yol açan şartların tartışılmasına, “İsrail ordusunun, hava kuvvetlerinin Suriye hava sahasındaki operasyonlarıyla ilgili sunduğu bilgilerin, Rusya Savunma Bakanlığının vardığı sonuçlarla örtüşmemesi itibariyle”devam ettikleri vurgulanıyor, “İsrail hava kuvvetlerinin faaliyetleri bu trajedinin temel nedenidir”ifadesi dikkat çekiyordu ve “Netanyahu’nun bu trajedinin neticesinde Rus askeri personelinin hayatlarını kaybetmesiyle ilgili bir kez daha taziyelerini ilettiği” söyleniyordu. (Her görüşmede taziye iletmek de alışıldık bir durum değil.)

Buna karşılık Netanyahu’nun da, Suriye’ye S-300 verme kararının “riski artıracağını” ve “İsrail’in kendi güvenlik ve çıkarlarını savunmaya devam edeceğini” söylediğini hatırlatalım.

Şoygu’nun gündüz saatlerindeki, Suriye’ye S-300 kompleksleri verileceği açıklamasına rağmen, Netanyahu’nun akşam saatlerinde Putin’le görüşme yapacağını duyurması, belki de, Ben-İşay’ın bugün Ediot Ahronot’ta yayınlanan (aşağıda daha ayrıntılı değineceğimiz) makalesiyle birlikte anlaşılabilir. Ben-İşay, bu makalede şöyle yazıyor:

“Rusya bir süper güç ve İsrail’in Rusya silahlı kuvvetleriyle doğrudan çatışmaya girmesini gerektirmeyecek bir askeri potansiyele sahip. Rusya’nın askeri ‘establishment’indeki İsrail karşıtı güçlerin Putin’e Suriye sahasında İsrail hava kuvvetleriyle doğrudan bir çatışmayı telkin etmelerine izin vermemek için mümkün olan her şeyi muhakkak yapmak gerek.”

Eğer Ben-İşay’ın görüşleri, İsrail hükümetinin görüşlerinin bir yansımasıysa, Rusya’yı tamamen yanlış okudukları ve Putin’i ordunun telkinlerine karşı koymaya, dolayısıyla aslında Şoygu ile çatıştırma planlarının büsbütün şapa oturduğu söylenebilir.

Rusya’nın, ilk gün belli bir süre içinde kolaylıkça çözülebileceği izlenimi veren, ancak ilerleyen günlerde, özellikle de İsrail hava kuvvetleri komutanı Norkin’in kalabalık bir heyetle “olayda sorumlulukları olmadığına dair”bilgi vermek için geldiği Moskova’da mevkidaşıyla yaptığı görüşmeden beri tansiyon tırmanıyor. 

Ortada kritik bir soru var: Rusya, 2015 anlaşmasından beri İsrail’in saldırılarına göz yumduğu halde, bu defa gösterdiği sert tepki, sadece İl-20’nin vurulması ve 15 personelini kaybetmesinden mi kaynaklanıyor?

Veya, başka türlü formüle edersek, Rusya’ya göre İsrail’in bu provokasyonu ne kapsamda?

Gerçekten de, Rusya Savunma Bakanlığı sözcüsü İ. Konaşenkov’un 23 Eylül’de söylediklerine bakılacak olursa, Rusya 2015 anlaşmasını öyle ciddiye aldı ki, o tarihten beri İsrail topraklarına yakın bütün uçuşlarını karşı tarafa çok erkenden haber verdi (310 defa); İsrail ise ancak 25 defa ve saldırıya girişmeden ancak kısa bir süre önce bilgi verdi. Rusya buna rağmen anlaşmaya bağlı kaldı.

Öte yandan, özellikle Liebermann’ın (belki de bir kişilik problemi yüzünden) kaş yapayım derken göz çıkardığı küstah açıklamalarını da gözden uzak tutmamak gerek; Konaşenkov 23 Eylül’de ayrıntılı brifingini yaparken, Liebermann da İsrail ordu radyosuna demeç vererek “saldırılara devam edeceklerini”söylüyordu.

Bunun bir tahrik etkisi yarattığına şüphe yok; ancak esas provokasyon, başka yerde aranmalı.

Hatırlanacağı gibi, olay günü Rusya Savunma Bakanlığının ilk açıklamasında, İsrail saldırısıyla eşzamanlı olarak Fransız Auvergne firkateyninden füze saldırısı yapıldığı vurgulanıyordu. 

Sabah saatlerinde, daha saldırının sorumluluğunun kime ait olduğu ve olayın nasıl geliştiği bilinmiyorken Fransız Savunma Bakanlığından France Soir’a yapılan açıklama çok ilginçti. Açıklamada, “Fransız silahlı kuvvetleri, bu saldırıya herhangi bir şekilde katıldığını reddeder,” ifadesi kullanılıyordu.

Ancak, hangi saldırıya? Suriye’ye saldırıya mı — yani bakanlık, Suriye’ye füze saldırısı düzenlediğini mi inkâr ediyordu, yoksa İsrail’in saldırısına mı — yani bakanlık, saldırıyı İsrail ile birliktedüzenlediğini mi inkâr ediyordu? (Bu belirsizliğin, haberin Rusya basınındaki yansımalarında bir çeviri kargaşasına neden olduğunu da ekleyeyim.)

Muhtemelen provokasyon esas olarak burada yatıyordu.

İsrail bugüne kadar, hiç değilse Rusya’nın görüş açısından, Batı ülkeleriyle askeri-operasyonel birliğe girişmedi. İsrail’in saldırıları her defasında bağımsızdı. Belki de Moskova’nın bu saldırılara göz yummuş olmasının nedeni buydu. Ne var ki 17 Eylül saldırısı, sadece Rusya üslerinin çok yakınının hedef alınması nedeniyle değil, sadece Rus uçağının düşürülerek askeri personelinin ölümüne yol açılması yüzünden de değil, belki de daha çok bu ortak provokasyon algısı yüzünden doğrudan Rusya’ya bir tehdit olarak görülmüş olabilir.

Rusya’nın (özel) Federal Haber Ajansı’na konuşan Rusya Hava Savunma Sistemleri Müzesi müdürü Yuriy Knutov da doğu Akdeniz’de denizde büyük bir NATO gücü yığıldığını söylüyor ve şöyle diyor:[3]

“Bunlar, Suriye’ye füze saldırısı yapmaya hazırlanıyorlar ve bu ülkede bulunan Rus üslerine ve birliklerine tehdit teşkil ediyorlar. Bu gayrimeşru saldırının da bir şekilde temellendirilmesi gerekiyor.”

Knutov, İl-20 provokasyonun arkasında esasen bunun yattığı kanaatinde: “İsrail, uçağımızın ne zaman kalktığını, ne zaman ineceğini, hangi rotayı takip edeceğini çok iyi biliyordu. Ve Tel Aviv, Pentagon’la birlikte özel bir operasyon hazırladı.”

Knutov’a göre İl-20 operasyonu Amerikalılar ve Fransızlarla birlikte planlandı ve onaylandı. Fransızlar da aynı saatlerde, Rus ve Suriye hava savunmasının dikkatini kaydırmak için Suriye’ye ateş açmaya başladılar. Bütün plan, Rus uçağını Suriye sistemlerinin vurması üzerine kurulmuştu.

Knutov ayrıca kendi kişisel tecrübelerine de değiniyor: “1970’lerin başından itibaren İsrail pilotlarıyla ilgili muhtelif dönemlerden hatıralarım var. Burada mesele her zaman şudur: ‘Şu Ruslara hadlerini bildirmek gerek! 1970’de ve 1983’de her şey bundan başladı: ‘Ruslara, buraların sahibinin kim olduğunu gösterelim!’”

Knutov, 1970’de İsrail hava kuvvetlerinin, Mısır hükümetinin çağrısıyla bölgede olan Rus pilotlarına pusu kurduğunu ve üç dakika içinde dört Sovyet Mig-21’inin vurularak havacıların öldürüldüğünü hatırlatıyor. (Knutov, Vietnam’da da Amerikalıların Sovyet uçaklarına karşı buna benzer bir provokasyona giriştiklerini hatırlatıyor.)

Knutov’a göre provokasyonun amacı, Rus tarafının İskender hava savunma sistemini kullanarak ateşle karşılık vermesini tahrik edip bir dizi askeri çatışmayı başlatmaktı; böylece Fransız ve ABD gemileri, İsrail’in desteğiyle Rus üslerini vuracaktı.

Bu senaryonun ne kadar gerçeğe uygun olduğu, ABD-Britanya-Fransa troykasının İsrail’i arkalarına alarak böyle bir planı uygulayıp uygulayamayacakları tartışılır; ama Rusya’nın bu troyka artı İsrail’den açık bir tehdit algısı içinde olduğu açık görünüyor.

Federal Haber Ajansı bugün de, neoliberalizm karşıtı görüşleriyle bilinen siyasetçi ve siyaset bilimci Nikolay Starikov’un da görüşlerine başvurmuş. 

Starikov şöyle diyor: “ABD’den işittiklerimiz, George Orwell’in sözlerini hatırlatıyor: ‘Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, bilgisizlik güçtür.’”

“Eğer ABD, bağımsız bir ülkeye füze saldırısı düzenliyorsa, eğer İsrail uçakları, egemen bir ülke toprakları üzerindeki hedeflere saldırıda bulunuyorsa, bu şüphesiz ki demokrasi mücadelesidir ve katiyen gerilimin yükselmesine yol açmaz,”diyen Starikov, 17 Eylül’ün ABD’nin rol oynadığı bir provokasyon olduğu görüşünde.

İsrail basını ne diyor?

İsrail’in Kanal 9’u, S-300 komplekslerinin yerleştirilmesinden hareketle soruyor: “İki hafta sonra İsrail’i kâbus mu bekliyor?”

The Jerusalem Post, S-300’ler ile “uzun menzilli savunma sistemi olarak göreve çıkmış İsrail uçakları için tehdit oluşacağını” belirtiyor; zira bu sistemler, 300 km.ye kadar bir yarıçapta uçakları ve balistik füzeleri takip edebilir. (Söz konusu uçakların Suriye hava sahasının ihlaliyle ve Suriye topraklarının bombalanmasıyla görevlendirilmiş olması, bunun aslında uluslararası haydutluk anlamına geldiği vb., böyle derinden bir devlet fetişizmi karşısında anlam taşımıyor.)

The Jerusalem Post, Moskova’nın Suriye’yi halihazırda kısa menzilli Pantsir S-1 savunma sistemleriyle donatmış olduğuna da dikkat çekiyor.

“Haber”de bir başka dikkat çekici nokta, şu sözlerde yatıyor: “Moskova birkaç yıl önce, bazı Batılı ülkelerin sürekli taleplerini dikkate alarak Suriye’ye yerden havaya füze sistemi vermeyi reddetmişti.” 

Oysa hatırlanacağı gibi, Rusya, bu konuda en yetkili ağızdan (Şoygu), bu sistemlerin (Batılı ülkelerin değil) “İsrail’in ricasıyla”verilmemiş olduğunu açıklamıştı.

RİA’nın değindiği bir Haaretz makalesi de ilginç.[4]Haaretz’e göre Suriye ordusuna gelişmiş hava savunma sistemlerinin verilmesi, Şam’a dışarıdan gelecek hava saldırılarına karşı kesin bir korunma garantisi vermez. Ne var ki “bu tür tedbirler” İsrail hava kuvvetlerinin bölgedekifaaliyetlerine tehdit teşkil edebilir; bu nedenle İsrail’in bir sonraki saldırıdan önce iki defa düşünmesi gerekiyor.” 

Haberde “Suriye” değil “bölge” vurgusunun yapılıyor olması, öyle anlaşılıyor ki, İsrail’in Lübnan’a olası saldırılarıyla ilgili de tedirginliğe kapıldığını gösteriyor.

İsrail’de Rusça yayın yapan Newsru.co.il internet gazetesi de, İsrail basınındaki tepkilere geniş yer ayırmış.[5]Buna göre, Ediot Ahronot’ta yazan Ron Ben-İşay, S-300’lerin yerleştirilmesinin İsrail için “gerçekten de kötü haber” olduğunu vurgulamış. 

Bu sistemler İsrail hava kuvvetlerinin “önündeki görevleri yerine getirmesini engellemeyecek, ama Suriye ve Lübnan semalarında güç kullanırken daha fazla çaba, daha fazla planlama ve daha fazla dikkat göstermesini gerektirecek.” Bir kez daha, Lübnan vurgusunun bu defa açıktan yapılmış olması, Haaretz ile aynı tedirginliği yansıtıyor.

Ben-İşay, Rusya’nın Suriye’deki mevcut sistemleri modernleştirmesinin de, Suriye hava savunma bataryalarının hızlı tepki vermesine imkân sağlayacağını belirtiyor. 

Ediot Ahronot ayrıca, diğer yayınlarda pek göze çarpmayan bir başka “tehdit”ten daha söz ediyor: Buna göre Rusya’nın çağdaş radyo-elektronik savaş metotlarını kullanacak olması, “gelecekte İsrail hava kuvvetlerinin hareketserbestisinisınırlayabilir.” (Bu ifadenin, adeta doğal hukukun gerektirdiği bir hak gibi kullanılıyor olması da dikkat çekici.)

İsrael a-Yom’da yazan Yoav Limor da, Ben-İşay gibi, elektronik savaş araçlarının Akdeniz’deki İsrail uydu navigasyon sistemlerini etkisiz hale getirmek amacını güttüğünü vurgulamış. Yazara göre “İsrail yönetiminin krizi çözmek için aktif bir şekilde müdahale etmesi gerekiyor.”

Maariv a-Şavua’da yazan Tal Lev-Ram da, bu durumun Rusya ile ilişkilerde ağır bir kriz hali olduğunu vurgulamış. Yazara göre S-300’lerin konuşlandırılması Suriye’de İsrail hava kuvvetlerinin hareket serbestisine etkide bulunacak olsa da, esas tehlike, Rusya’nın, Suriye topraklarındaki hedeflere İsrail saldırılarına dair tutumunda stratejik bir değişiklik yaratabilecek olmasında.

Tal Lev-Ram şöyle devam etmiş: “İsteyelim veya istemeyelim, Rusya bir süper güç ve biz de Suriye’de faaliyet imkânlarımız itibariyle ona bağımlıyız. Rusya’nın karşısında eğilip bükülmemek gerek; ama mevcut krizde akıllı hareket edilmeli.”

Hazal Yalın. Çoğunluğu klasik Rus edebiyatından kırka yakın çevirisi var. Aralarında Tolstoy, Dostoyevski, Saltıkov-Şçedrin, Gogol, Turgenyev, Puşkin, Zamyatin, Kuprin, Gonçarov, Leskov, Grin, Zoşçenko, Strugatski Kardeşler gibi yazarların bulunduğu çeviriler, Kitap, İthaki, Helikopter, Remzi gibi yayınevlerinde yayınlanıyor.

 

[1]Haaretz, 25 Eylül 2018. Russia Warned Israel Before Downing of Plane: Attacking Syrian Targets Harms Moscow’s Interests  https://www.haaretz.com/israel-news/.premium-russia-warned-israel-before....

[2]Kremlin, 24 Eylül 2018. Телефонный разговор с Премьер-министром Израиля Биньямином Нетаньяху  http://kremlin.ru/events/president/news/58616.

[3]Riafan, 24 Eylül 2018. «Танец со смертью»: эксперт рассказал, зачем Израилю и НАТО понадобилась комбинация со сбитым Ил-20     https://riafan.ru/1102791-tanec-so-smertyu-ekspert-rasskazal-zachem-izrailyu-i-nato-ponadobilas-kombinaciya-so-sbitym-il-20.

[4]RİA, 25 Eylül, 2018, "Нас ждет кошмар?": израильские СМИ — о поставке С-300 Сирии  https://ria.ru/syria/20180925/1529256600.html. 

[5]NewsRu, 25 Eylül 2018. Реальная угроза или декларация. Израильские СМИ о поставках систем С-300 Сирии   http://newsru.co.il/press/25sep2018/smi_702.html.