Rusya; Quo Vadis?

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü
13 Eyl 2018

Sûriye meselesinin düğüm noktasından bahsediyoruz. Türkiye-İran ve Rusya arasındaki yakınlaşmayı ifâde eden Astana süreci İdlib’e çarptı ve sarsıldı. İran ve Rusya, bir bakıma Astana mutabakatını çiğnedi. Daha mühimi Türkiye’yi zora soktuğu alenen belli olan bir adımı attılar. Süreç nasıl tâmir edilecek, bilmiyoruz. Ama bundan sonrası koyu bir belirsizliğe gömülmüştür diyebiliriz. Üzerinde düşünülmesi gereken bir husus var: Haydi bugüne kadar güvenilir siyâsetler üretmekten uzak kalan İran’ı anladık, ama Rusya ne için Türkiye’yi zora sokan bu adımı attı?

Muhtemel neticelerden hareket edelim: Eğer Esad rejimi İdlib’in kontrolünü ele geçirirse ne olur? Bu, Rusya’nın Doğu Akdeniz’in geleceğinde ağırlığını maksimize ettiğine işâret eder. Doğu Akdeniz’in bâkir hidro karbon varlığı, eğer iddia edildiği üzere fevkalâde bir zenginliğe karşılık geliyorsa ve henüz paylaşılmamışsa, Rusya’nın sıcak denizlerdeki ağırlığı ABD ve diğer Batılılar için ne manâ ifade edecektir? ABD güdümünde meydana getirilen; Suudiler, Birleşik Arap devletleri, Mısır, Güney Kıbrıs ve İsrâil’in başını çeken ittifak Rusya’nın Levant’daki ağırlığına nasıl bakıyor?

Ağır bir ambargo yiyen Rusya’nın Doğu Akdeniz hâkimiyetinin doğrudan ekonomik bir beklentiye karşılık gelmediğini görebiliyoruz. Bu işin ekonomik odağında, GASPROM değil, yeniden şekillendirilen ARAMCO’nun olduğu çok berrak. Bahse konu olan ekonomik varlığın, devâsa enerji ihtiyâcı içinde olan Avrupa ve Çin’i hedef aldığı da âşikâr görünüyor. O zaman soralım; Rusya’nın buradaki hesâbı ne olabilir?

Rusya, Avrupa’ya ve Çin’e sattığı enerji ile varlık buluyor. Rusya’nın birinci derecede korumak istediği bu ayrıcalıklı konum. Bunda da mâliyetler açısında avantajlı görünüyor. Türkiye üzerinden geçirdiği yeni enerji bağlantılarıyla avantajlarını perçinlemeye çalışıyor. Doğu Akdeniz hidrokarbon varlığı ise bu avantajlı konumuna rakip bir oluşum olarak tezâhür ediyor. Rusya’nın bölgedeki varlığı, bu coğrafyadaki rakip oluşumu istikrarsızlaştırmak ekseninde şekilleniyor. Yâni, her ne kadar söyleminde Ortadoğu’ya barış ve istikrar getirmek yer alsa da, bunun aslının olmadığını düşünüyorum. İstikrarsız bir Sûriye ve hattâ Irak’ın Rusya’nın önceliği olduğu kanâatindeyim. Rusya’nın Sûriye’deki “istikrarsızlaştırıcı” varlığı, Ukrayna ve Kırım’da mâruz bırakıldığı “istikrarsızlaştırıcı” etkilere bir cevâp aslında. Bütün mesele şu: Şam, Hama Humus ve Halep eksenindeki kontrolü ABD açısından nereye kadar tolere edilecektir? Eğer çok derinlerde bir yerde; meselâ bâzılarının Vietnam’daki görüşmeleri temel alarak iddia ettiği üzere, bu iki dev arasında bir anlaşma sağlandıysa bile, bu ne kadar sürdürülebilir bir anlaşma olacaktır; meçhûl.. Kanâatim o ki; Rusya’nın Sûriye’deki stratejik ve askerî varlığı, orta ve uzun vâdede, rakipsiz ve ortaksız bir dünyâ egemenliğini tasarlayan ABD için kabûl edilebilir olmaktan çok, ama çok uzak bir durumdur. Bu durumda yeni bir soru ortaya çıkıyor: ABD, Rusya’nın konumuna karşı ne yapacak? Yakın bir vâdede, ABD, Rusya’yı yalnızlaştırıcı siyâsetleri devreye sokacaktır düşüncesindeyim. Sorunun cevâbı İdlib meselesinde düğümleniyor.

İdlib’de attığı adımı, Rusya’nın büyük hatâsı olarak değerlendiriyorum. ABD, Rusya’nın bu adımı atmasına cevâz verdi. Burada, sessiz duran, ama anti-Rusya siyâsetlerde başı çeken Birleşik Krallık’ın etkili olduğunu düşünebiliriz. Unutmayalım ki, Esad rejiminin gerçek kontrolü bu gücün elindedir. Esad’ın İdlib ısrârıyla başlamıyor mu her şey? Kanâatimce Rusya’yı bir bataklığa çekiyorlar. ABD’nin kimyâsal silah kullanmama şartını ileri sürmesinin de mânidar olduğunu öngörebiliriz. ABD Bu sûretle müdahale kartını elinde tuttuğunu da ilân etmiş oluyor. Bir kere, bu bölgedeki bir savaşın Rusya, İran ve Esad’ı çok ama çok zorlama ihtimâli var. Bu sûretle Rusya’yı ve İran’ı yormayı; işin içinden çıkamama durumunda kalıp katliama girişmesini amaçlıyorlar. Rusya ve İran yakınlaşması, ki İdlib operasyonu Rusya’nın bu konuda elini kolunu bağlıyor, Rusya’yı yıpratma ve mahkûm etme amacına mâtuf olduğunu düşünüyorum.

Rusya’nın, Doğu Akdeniz’i istikrarsızlaştırmayı hedefleyen siyâsetlerinin bir parçasının da, sarsılmış sorunlu bir Türkiye-ABD ilişkisi olduğu muhakkak. ABD’nin Türkiye ihmâlleri, Türkiye-Rusya yakınlaşmasına hizmet etti. Bundan rahatsız oldular. Şimdi İdlib meselesinin Rusya tarafından tırmandırılması, bu yakınlaşmayı da soğutucu bir etki doğurduğu için, herhâlde ABD bir taşla bir kaç kuş vurmanın tadını çıkarıyor.

Dahası, İdlib operasyonun, muhtemel bir göç dalgasının doğurabileceği ağır sorunlar sebebiyle, ufak ufak tâmir edilmeye çalışılan Rusya-AB ilişkilerini de zora soka bir tarafı var.

Ezcümle: Rusya’nın çok yanlış bir adım attığını düşünüyorum.. İzleyecek ve göreceğiz.