Amerikancılık mı, Avrasyacılık mı?

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü
09 Şub 2018

Türkiye’nin ABD ile ilişkisi neredeyse Suriye iç savaşının başından bu yana kötü gidiyor. İlişkiler her seferinde biraz daha bozuluyor, her seferinde geri dönülmez noktaya doğru bir adım daha atılıyor. Müttefik kelimesi her seferinde biraz daha anlamsızlaşıyor. En son Türkiye’nin başlattığı Afrin Harekatı’na ABD’nin koyduğu gönülsüz şerh, PYD-YPG hattını meşru gösterebilmek için, harekatın başından bu yana hergün IŞİD’le mücadele konusunu gündeme getirmesi, bu durumu iyice netleştirdi. ABD’nin New York Times gibi resmi görüşü yansıtan gazetelerinde, YPG teröristlerinden hala “Kürtler” diye bahsedilmesi de sözkonusu durumu iyileştirmiyor, daha da içinden çıkılmaz kılıyor.

Suriye iç savaşının başından bu yana dedik, sahiden de 2011 yılından bu yana, Türkiye Suriye konusunda ABD tarafından refüze ediliyor. Savaşın ilk iki yılında sürekli güvenli bölge, uçuşa yasak hava sahası önerileri reddedilen Türkiye, hele de Gezi’den sonra ABD tarafından tamamen dışlanmaya başlandı. ABD, Türkiye’yi Suriye masasından kalkmaya zorlamakla kalmadı, 17-25 Aralık yolsuzluk görünümlü darbe teşebbüsüne de, 15 Temmuz’daki gerçek darbe teşebbüsüne de neredeyse sessiz kaldı. Daha doğrusu pek de müttefik gibi davranmadı. Suriye konusunda Türkiye ile değil, Kürtler dedikleri YPG teröristleriyle çalışmaya başladı, üstelik onlara bir de devlet sözü verdi. Türkiye, 2016 yılında DEAŞ’a karşı başlattığı Fırat Kalkanı Harekatı’nda da ABD başta müttefiklerinden yeterince destek göremedi. Uluslar arası arenada Türkiye’nin terör örgütü DEAŞ’la tek başına yaptığı mücadele yer almadı. Sadece ABD’den Türkiye’nin kendini savunmaya hakkı olduğu yolunda açıklama geldi, o da neredeyse kerhen yapıldı.

Türkiye ve ABD arasındaki en son anlaşmazlık konusu olarak beliren Menbiç’e gelince: Cumhurbaşkanı Erdoğan Salı günü AK Parti grup toplantısında, Suriye’de YPG’nin kontrolünde bulunan Menbiç’te ABD askerlerinin varlığına işaret ederek “Çıkın, Menbiç’i asıl sahiplerine iade edeceğiz” mesajı vermişti. Cevap, IŞİD’e ABD öncülüğünde kurulan koalisyon görev gücünün en üst düzey komutanı Korgeneral Paul E. Funk’tan geldi. Funk, “Bizi vurursanız agresif şekilde karşılık veririz” dedi. Yani ABD, Menbiç’te, PYD’ye verdiği desteği çok çok açık bir şekilde ortaya koydu ve müttefiki olduğunu söylediği Türkiye yerine, bölgedeki maşası haline getirdiği ve “Kürtler” diye andığı PKK-PYD teröristleriyle birlikte hareket edeceğini açıkça ortaya koydu.

Bu durumda Türkiye’nin yüzünü Rusya ve İran ikilisine dönmeyi; belki rejimle ilişki kurmayı bile olasılıklar içine alacak derecede ciddiyetle düşünmesi eleştirilecek bir hal olamaz. Zaten uzun süredir bunun sinyalleri de var. Türkiye’nin Rusya’yla ilişkiler konusunda azami hassasiyet göstermesi, mesela düşürülen uçak ve büyükelçi suikastinin ilişkileri bozmaması için diplomatik yollarla gayret sarfetmesi, Türkiye’yi Batı’dan koparacağı şeklindeki tehdit gibi yorumlara rağmen Rusya’yla S-400 anlaşmasından vazgeçmemesi durumu izhar ediyor. Öte yandan Ruslar da Afrin’deki durumun nedeninin ABD olduğu yolunda açıklamalar yapıyor. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Oleg Sıramolotov dün yaptığı açıklamada, “Ankara, Türk ordusunun Afrin’deki eylemlerinin Suriye’deki siyasi sürece yönelik faaliyetleri ile çelişmediği ve bu yönde hareket etmeye devam edeceği yönünde bize güvence verdi. Bu arada başka şeylerin yanı sıra, ABD de eylemleriyle Afrin’deki durumu alevlendiriyor. Bu durum bölgedeki istikrarsızlığı arttırabilir” dedi.

Öte yandan aynı Rusya Astana’da çatışmasız bölge olarak tanınmış İdlib’e saldırarak bir hastane ve iki okulu vurdu dün. İlk belirlemelere göre 10 sivil bu saldırıda öldü, 15 sivil de yaralandı. Durum, 3 Şubat’ta Rus uçağının düşürülmesi sonucu Rusların misilleme yapmasıyla açıklanabilir gibi duruyor, ama sivillerin öldürülmesinin hastane, okul vurulmasının, uçak düşmesiyle bile açıklanabilecek bir tarafı yok.

Sonuçta Rusya’nın bölgede Müslüman kanı dökme konusunda en az ABD kadar acımasız kararlar alabileceği açık. Aynı Rusya’nın bölgede müttefiki ABD tarafından ihanete uğramış Türkiye’yi, kendi tarafına çekmek için büyük bir fırsat yakaladığı ve bu fırsatı sonuna kadar kullanmak isteyeceği de açık. Türkiye’nin ise her zamankinden daha dikkatli olması gerekiyor. Zira, Rusya’nın PYD’yle bağlarını hiçbir zaman kopartmamasının, çatışmasızlık bölgesi olarak tanıdığı İdlib’de gözünü kırpmadan sivil öldürebilmesinin Rus politikaları konusunda yeterince aydınlatıcı olduğu ortada.

Velhasıl, ABD bize dikenlerle yaklaşıyor, ama Rusya da gül bahçesi vaat etmiyor.