Sendikalaşma zulmü ve Bakanlığın sessizliği

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü
27 Kas 2017

 

Bir ülke düşünün ki anayasasında sendikaya üye olmak bir hak olarak yazılı olsun. Sendikalaşma çalışanlara tanınmış temel hak ve özgürlüklerden biri olsun.

Bir ülke düşünün ki anayasası “Hiç kimse sendika üyeliğinden ayrılmaya zorlanamaz” desin.

Bir ülke düşünün ki iş kanunu sendikal nedenli işten çıkarmayı yasaklasın.

Bir ülke düşünün ki ceza kanunu sendikalaşmanın hukuka aykırı bir yolla engellenmesinin hapis cezası gerektiren bir suç olduğunu söylesin.

 

Bir ülke düşünün ki ülkenin başbakanı, dünyanın çalışma hayatıyla ilgili yegâne örgütü olan ILO’nun Avrupa bölge toplantısında, ILO kürsüsünden işçilere çağrı yapsın ve güvence versin. İşçilere ve sendikalara “İş güvencesini, örgütlenme hakkını önemsiyoruz. Sendikalaşmak ve örgütlenmekten korkmayın” desin.

Ve anayasasının, ceza yasasının, iş yasasının sendikalaşmayı güvence altına aldığı ve başbakanın en üst perdeden “Sendikalaşmaktan korkmayın” dediği bu ülkenin, her yanında neredeyse her gün sendikal nedenle işçi kıyımı yaşansın, işverenler sendikalaşan işçilere zulüm uygulasın.

Bir ülke düşünün ki patronların ne anayasa ne yasalar ne de başbakanın verdiği “güvence” umurlarında olsun.

Bir ülke düşünün ki patronlar mahkemelere aldırmasın. Bir ülke düşünün ki patronlar anayasayı çiğnemekten korkmasın.

Memleketten sendikal zulüm manzaraları
İşte o ülkeden sendikalaşma nedeniyle kıyıma uğrayan, zulme uğrayan işçi manzaraları… Bu manzara yeni değil, yıllardır yaşanıyor. Yüzlerce işyerinde binlerce işçi sendikalaştıkları için işten atıldı ve atılmaya devam ediyor. Bunlar sadece son günlerden birkaç örnek.

İzmit’te Kibar Holding ortaklığı ile kurulu Posco Assan işyerinde 90 işçi, sırf DİSK Birleşik Metal-İş Sendikası’na üye oldukları için işten atıldı. Posco Assan işyerinde sadece sendikalaşma hakkı değil temel çalışma hakları da ihlal ediliyor. İşte işçilerin anlattıkları:

“08.00-16.00 vardiyasında işe geliyorsun, gece 24.00’te tekrar çağırıyorlar, dinlenme hakkın yok. ‘Sabah sekiz akşam sekiz çalışılacak’ denildiğinde itiraz etme şansın yok. ‘APF’ denilen hatlar var, bu hatlarda çalışan işçiler yemekhaneye gönderilmiyor. Hatların başına tabldotlar geliyor ve hatlardan ayrılmadan bu tabldotlarda yemeklerimizi yiyoruz. Altmış yedi gün aralıksız, haftalık izin kullanmadan çalışan işçi arkadaşlarımız var. İşçilerin sağlıklarının bozulması yönetimin umurunda bile değil. Hastalanan işten çıkarılıyor ya da direkt o işçiye mobing uygulanıyor.”

İşçiler bu zulme karşı sendikalaşıyor. Bu kez işten atılma zulmüne uğruyor. Zulme uğrayan Posco Assan işçileri bir yandan işyeri önünde bekliyor, diğer yandan seslerini kamuoyuna duyurmak için çeşitli eylemler yapıyor.

DHL Express Kargo’da Türk-İş’e bağlı TÜMTİS Sendikası’na üye olan dokuz işçi aylar önce işten çıkarıldı. İşçiler aylardır işyeri önünde direniyor ve işlerini geri istiyor. TÜMTİS’in başına gelenler bunlarla sınırlı değil.

TÜMTİS, 2007 yılında Ankara’da faaliyet gösteren Horoz Lojistik Kargo işyerinin ambarlarında sendikal örgütlenme çalışması yaptı. Patronun şikâyetlerinin ardından aralarında TÜMTİS’in Ankara Şube Başkanı Nurettin Kılıçdoğan’ın da bulunduğu 8 üye ve yönetici hakkında “TÜMTİS üyesi işçilerin sayısını çoğaltmak, bu şekilde aidat gelirini artırmak” gibi saçma bir suçlamayla 1,5 yıldan 6,5 yıla kadar değişen hapis cezaları istendi ve cezalar onaylandı. TÜMTİS’liler Kırıkkale F Tipi Cezaevi’nde yatıyor. Üstelik davanın savcısı ve kararı veren hâkimleri FETÖ-PDY ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle meslekten çıkarılmış durumdayken.

Merkezi İstanbul’da olan Kod-A Bilişim şirketinde de DİSK Sosyal-İş Sendikası’na üye olan işçiler işten çıkarıldı. İşçiler işlerine geri dönmek için şirketin önünde beklemeye, direnmeye devam ediyor. Üstelik Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı sendikaya çoğunluk tespit yazısı vermiş durumda.

Sendikalaşma nedeniyle kıyım ülkenin her yanında yaşanıyor. Bir diğer örnek de Zonguldak’tan. Zonguldak’ın Kilimli ilçesine bağlı Çatalağzı’nda bulunan Eren Enerji’den 13 işçi DİSK Enerji-Sen’e üye oldukları için işten çıkarıldı. İşçiler işyeri önünde protesto eylemine devam ediyor.

İşçiye zulmeden patrona ceza yok
Peki, Anayasa ve yasalardaki güvencelere rağmen nasıl oluyor da işverenler sendikal nedenle işçileri işten atmaya cüret ediyor? Bunun yanıtı basit. Çünkü yasalarda öngörülen yaptırımlar caydırıcı değil. Dava süreleri çok uzuyor ve işveren tazminat ödeyerek kurtuluyor. Diğer bir ifadeyle parasını ödeyen işveren Anayasa’yı ayaklar altına alabiliyor.

Türk Ceza Kanunu’nun 118. maddesine göre sendikalaşmayı hukuka aykırı yollardan engellemek suç, ama bu maddeden ceza alıp hapis yatan işveren henüz yok. Bu maddeden dava savcılar tarafından açılabiliyor. Savcılar bu maddeye aykırılıktan çok az dava açıyor, açılan davalar çok uzun sürüyor ve sonuçta hükmün ertelenmesi kararı çıkıyor.

Sadece bir örnek, İzmir Torbalı’da Yatsan fabrikasında 2014 yılında DİSK Tekstil Sendikası’na üye olan işçilerin zorla e-devlet şifrelerini alan ve işçileri bir başka sendikaya üye olmaya zorlayan patron ve işveren vekilleri üç yıl sonra 18’er hapis cezasına çarptırıldı, ancak hükmün geriye bırakılmasına karar verildi. Bu arada iş işten geçti ve işyerinde bir başka sendika yetki aldı.
İşçiler sendikalaşma nedeniyle bunca eziyete ve zulme uğrarken; işlerinden, ekmeklerinden ve geleceklerinden olurken şimdiye kadar hiçbir patronun hapse atılmamış olması sadece adalet duygusunu zedelemiyor, işverenleri yeni yeni kıyımlar için cesaretlendiriyor.

Çalışma Bakanlığı neden sessiz?
Sendikalaşma hakkının bu kadar pervasızca ihlal edilmesinin bir diğer sebebi ise, hükümetin ve özellikle de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bu sendikal zulme seyirci kalmasıdır.

Onca yıldır hiçbir Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı sendikal nedenle işten atılan işçilerle ilgili tek bir kelam etmedi. Sendikal nedenle işçi atan işverenlere karşı güçlü bir ses yükseltmedi. Yüzlerce binlerce işçi sendikal nedenle işten atılırken hiçbir Çalışma Bakanı işçilere “Derdiniz nedir” diye sormadı.

Hiçbir Çalışma Bakanı sendikal nedenle işten atılan işçileri, işe dönmek için bekledikleri fabrikanın önünde ziyaret etmedi. Sendikaları ziyaret edip işverenlere güçlü bir mesaj vermedi. İşçileri sokağa atan patronlara karşı hiçbir Çalışma Bakanı “Sendikalaşan işçiyi atamazsınız, hukuku çiğneyemezsiniz” demedi. Sendikal zulüm karşısında hiçbir Çalışma Bakanı savcılıklara suç duyurusunda bulunmadı, savcıları göreve çağırmadı. Türk Ceza Kanunu’nun etkin işletilmesi çağrısında bulunmadı.

Eğer bu ülkede patronlar Anayasa’yı ayaklar altına alıp çiğniyorsa ve sendikalaşan işçiyi kolaylıkla işten atabiliyorsa, bu biraz da çalışma bakanlarının gereğini yapmamasındandır. Bu biraz da hak arayan işçiye türlü zorluklar çıkaran valiler ve kaymakamlar yüzündendir.

Yeni Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da yıllardır süregelen bu sendikal zulüm karşısında selefleri gibi sessiz. Bakan Sarıeroğlu da şimdiye kadar çalışma hakları ellerinden alınan, sendikal nedenle işten çıkarılan işçiler için güçlü bir ses çıkarmadı.

Bakan ne mi yapsın? Çok şey! Sendikal nedenle işten çıkarmalara müsamaha göstermeyeceklerini, takipçi olacaklarını söylesin. İşçiye zulmeden işverenlere karşı savcıları göreve çağırsın, sendikal nedenle işçi atan işverenleri Bakanlığa çağırıp uyarsın, sendikal nedenle işten atılan işçileri ve onların sendikalarını ziyaret etsin. Hapisteki TÜMTİS’li sendikacılar için Adalet Bakanı’nın girişimde bulunmasını sağlasın… Çalışma Bakanı’nın öncelikli görevlerinden biri çalışma hakkı ve güvencesi için çalışmak olsa gerek.
“Sendikalaşmaktan korkmayın” sözü samimi ise yapacak iş çok…