Ruslar TSK-Nusra buluşmasını neden sobeledi?

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü
12 Eki 2017

İdlip operasyonunda inisiyatif Rusya’da, Türkiye ise yalnızca bir piyon muamelesi görüyor. Türkiye’nin inisiyatifi bir piyonun inisiyatifi ne kadar olabilirse o kadar. Bu gerçek, gerektiğinde acımasız uyarılarla hatırlatılıyor
 

AKP politikaları sayesinde, Suriye savaşında emperyalistler arasında el değiştiren bir piyona dönüşen Türkiye, şimdi de Rusya tarafından İdlip bataklığına sürüldü. Yani, ABD’nin yönlendirmesi ve Körfez monarşilerinin finansmanıyla, kendi eliyle yarattığı cihatçı bataklığına…

Rusya bir süredir oraya buraya ittirebildiği bu piyonu bir müttefik değil, düşman NATO ittifakının “zayıf halkası” olarak gördüğünü de gizlemiyor. Hasımları arasındaki çelişkileri derinleştirmenin tadını çıkarıyor [1]

Türk askeri İdlip’e girerken, daha TSK açıklama yapmadan Rus kaynaklarının “Bakın bir NATO üyesi, ABD’nin terörist saydığı Nusra ile işbirliği içinde görüntülendi” diye ifşaat yapması yeterince açıklayıcı değil mi?

Nusra nezaretinde “inisiyatif” almak

İdlip operasyonu Astana’da Rusya, İran ve Türkiye arasında varılan “gerilimi azaltma bölgeleri” anlaşması kapsamında 7 Ekim’de TSK destekli cihatçı grupların sınırı geçişiyle başladı. 8 Ekim’de TSK’ya ait zırhlı araçlar da bölgeye girdi. Aynı gün Tayyip Erdoğan, “İdlip operasyonunun ardından bu konuda yeni inisiyatifler alma imkânı da elde edeceğiz" [2] diyerek, operasyonu YPG kontrolündeki Afrin kantonuna karşı devam ettirme imasında bulunuyordu.

Erdoğan’ın sözleri ile TSK zırhlı araçlarının ilk istikameti aynı doğrultudaydı. Türk askeri Reyhanlı’dan (resmi sınır kapısını değil, Bükülmez Köyü’nden Nusra kontrolündeki Atme kampına açılan fiili sınır kapısını kullanarak) İdlip’e geçtikten sonra Nusra liderliğindeki Heyet-i Tahrir’uş Şam güçleri nezaretinde, Halep’in Daret İzza kasabasına ilerledi. İdlip ile Afrin’in ortasında yer alan Daret İzza kasabası, Afrin’i Bab el Hava/Cilvegözü sınır kapısına ve Halep’e bağlayan yolların kavşak noktasında bulunduğu için stratejik öneme sahip. Daha önce YPG ve müttefikleri ile Nusra arasında bu bölgede çatışmalar yaşanmıştı.

AKP destekli cihatçılara yakın sosyal medya hesapları Nusra’nın Afrin’in güneyinden çekilerek, bu bölgeleri TSK’ya bırakacağını açıkladı. Hangi yerleşimin kimin kontrolünde olduğunu gösteren haritalarda Daret İzza’nın rengi birden değişti ve “terörist Nusra”nın rengi gitti, “ılımlı cihatçılar”ın rengi geldi.

TSK-Nusra görüşmesini sobeleyen Rus sitesi

TSK’dan henüz bir açıklama gelmeden [3] Rus ordusunun izlediği stratejiye paralel bir yayın çizgisine sahip South Front sitesi, üzerinde tartışmaya değer bir haber yayımladı.[4] Bu site, her ne kadar “gönüllülerin inisiyatifinde” bir yayın faaliyeti olduğunu belirtse de, teknik altysapısı, askeri duruma ilişkin analizleri ve bilgiye erken erişimi ile fazlasıyla profesyonel. Sitenin Rus ordusunun/istihbaratının gayri resmi sesi olduğunu düşünmek için çok neden var.

South Front’un haberine geçecek olursak, site yerel bazı hesapları kaynak göstererek, Türk askeri yetkililerinin Nusra militanları ile birlikte görüntülendiği video kayıtlarını yayımladı ve TSK’nın Daret İzza ziyaretine ilişkin şu notu düştü:

“Bu, bir NATO üyesi olarak Türk ordusu ile, ABD ve diğer NATO ülkelerinin terörist kabul ettiği Heyet-i Tahrir’uş Şam arasındaki doğrudan işbirliğinin ilk kanıtı. Daret İzza buluşması Türkiye ve Heyet-i Tahrir’uş Şam arasında bir anlaşma olduğunun kanıtı olabilir. Öte yandan bu buluşma, TSK ve ÖSO’nun bölgeye Heyet-i Tahrir’uş Şam ile değil YPG ile çatışmak için gittiğinin kanıtı da olabilir.”

Rusların, Türkiye’yi terörizmle işbirliği içinde gösteren, bunu yaparken diğer NATO üyeleri ile arasındaki çelişkiye işaret eden ve YPG’ye yönelik bir tehditten bahseden bu haberi bize ne anlatıyor? Sorunun yanıtı basit: Türkiye çok kırılgan ve savunmasız bir durumda, hareketlerine dikkat etmeli; NATO üyeleri arasında uyum sorununu daha da büyütecek unsurlar var, Rusya bunun tadını çıkarmaya devam edecektir; Kürtler Afrin’de tehdit altındadır, Rusya ve Şam ile ilişkilerini bozmamaya, desteklerini sağlamaya çalışmaları iyi olur.

Rusya’nın satranç oyunu

Suriye hükümeti ile anlaşmalarına dayanarak müdahil olduğu savaş sayesinde, Ortadoğu üzerindeki emperyalistler arası rekabette önemli inisiyatif elde eden Rusya, hasımlarını doğrudan karşısına almak yerine kendi aralarında çatıştırmayı tercih etti. Burada da en elverişli araç olarak, çatışma halindeyken yaptırımlarla diz çöktürdüğü AKP Türkiye’sini kullandı.

NATO ittifakının iç çelişkilerini besleme, cihatçıyı cihatçıya kırdırma, Fırat’ın doğusunda ABD ile batısında Rusya ve Suriye ile askeri işbirliği yapan Kürtleri mümkün mertebe kendi etki alanına çekip bir tehdit olmaktan çıkarabilme hedefleri doğrultusunda, Türkiye, Rusya’ya büyük fırsatlar sundu.

Piyon, Suriye sahnesine ilk olarak Fırat Kalkanı harekatı ile sürüldü. Böylece Rusya ve Şam tek kurşun atmadan IŞİD’in Irak ve Suriye dışına açılan esas soluk borusu Kilis-Antep sınırını kapattı. Bu operasyon boyunca TSK, ÖSO ve IŞİD Şam yönetimine ya da Rusya’ya karşı savaşmak yerine birbirine kırdırıldı. TSK ve ÖSO, Afrin ve Kobanê kantonları arasına sokularak, Fırat’ın doğusunda ABD ile sonu belirsiz bir işbirliği içinde olan Kürtleri, Şam yönetimi ve Rusya’yla iyi geçinmeye zorlayan bir basınç unsuru olarak kullanıldı; Kürtler kantonlar arası bağlantıyı sürdürebilmek için Şam yönetimi ile anlaşmak durumdan kalırken, TSK-ÖSO’dan gelen tehdide karşı Münbiç’te Suriye ordusu ile Afrin’de Rusya ile askeri işbirliğini kabul etti. Peki, Türkiye ne elde etti? İki Kürt kantonu arasında geçici ve gayri meşru bir askeri varlık. Suriye yönetimi tarafından bölgedeki varlığı gayri meşru ilan edilen Türkiye, vakti gelince herhangi bir hak talep edemeden çekilmek zorunda kalacak.

Piyonla ikinci hamle

Piyonun, ikinci kez sahaya sürüldüğü İdlip’teki asıl işlevi ise kendi elleriyle yarattığı cihatçı bataklığının kurutulmasına katkı sunmak olacak. Bunun için de bataklığa doğrudan adım atıp cihatçılar arasındaki “fitne” ateşini körükleyecek, kaçınılmaz çatışmalarla birebir yüzleşecek ve cihatçıyı cihatçıya kırdıracak. Bundan başka Afrin’e yönelik oluşturduğu tehditle, bu kantonda zaten Rusya ile askeri işbirliği içinde olan Kürtleri, Rusya ve Şam’la ilişkilerinde daha özenli davranmaya itecek. Tüm bu süreçte Türkiye, başta NATO’nun inisiyatifiyle batağa çevirdiği bölgede şimdi Rusya inisiyatifini tanıyarak kendisi açısından tutarsızlıklarla dolu ancak Rusya ve Şam açısından faydalı bir varlık gösterecek.

İdlip operasyonu başlar başlamaz cihatçı bataklığı fokurdamaya başladı. ÖSO ile Nusra arasında çatışmalar baş gösterdi. Sınırda ekstra geçiş hatları oluşturmak için Türkiye tarafında beton blokları kaldıran iş araçları IŞİD üyesi olduğundan şüphelenilen militanlarca vuruldu. IŞİD birden Hama’nın kuzeyinde sahne alıp Nusra’yla çatışmaya başladı… Bu operasyon Fırat Kalkanı’ndan çok daha ciddi riskler barındırıyor. Bu kez karşıda Nusra ve IŞİD dahil kendi aralarında ihtilaflı çok sayıda örgüte mensup, on binlerce cihatçı var; onların da Hatay başta olmak üzere Türkiye’nin sınır kentlerindeki yüz binlerce sığınmacı arasında çok sayıda taraftarı… Cihatçılar İdlip’e sıkışmış durumda ve Türkiye’den başka kaçacakları bir yer yok. Suriye yönetimi, savaşta dengeler ters dönüp kentler adım adım cihatçılardan arındırılırken, kuşattığı militanlara “Ya ölene kadar çatışın ya da İdlip’e gidin” seçeneğini sunup, kabul eden binlerce cihatçıyı İdlip’e gönderdi. Tabii sonraki aşamaya ilişkin, “Ya geldikleri yere, Türkiye’ye gidecekler ya da hepsini öldüreceğiz” notunu düşerek. Kısa süre önce bu anlaşmalarla İdlip’e yığılmış cihatçılar arasına IŞİD’liler de eklendi. IŞİD, İdlip operasyonunun başlamasından iki gün, TSK-Nusra buluşmasından bir gün sonra Hama’nın kuzeyinde Nusra’ya karşı sürpriz bir operasyon başlatarak bir dizi yerleşimi ele geçirdi.

AKP bütün cihatçıları aynı anda idare edebilir mi?

AKP, bu süreci çatışmasız bir şekilde, pek de yabancısı olmadığı cihatçılarla mutabakat sağlayarak çözmeye niyetlendiyse bile operasyonun ilk üç gününde yaşananlar bunun o kadar da kolay olmadığını gösteriyor. Bölgeye adım atıp bazı cihatçı gruplara hamilik yaparken diğerleriyle ihtilafa düşmemek mümkün değil. TSK’nın desteklediği “ÖSO” adı altındaki çeteler, Şam’a karşı değil de Rusya’nın yönlendirmesiyle diğer cihatçı gruplara karşı çatışan paralı askerler olarak diğer grupların düşmanlığını kazanmış durumdalar. Ayrıca Nusra ve müttefikleri, bir taktik olarak TSK’nın önünden çekilip Suriye ordusu ve müttefikleri ile çatışmaya yöneldiklerinde Rusya’nın acımadan saldıracağını son günlerde İdlip’te düzenlenen hava operasyonlarıyla gördüler. Üstelik sahadaki herkesin birbirine iteklediği IŞİD belası, bu kez de Rusya ve Şam tarafından Hama-Humus bölgesinden İdlip’e itildi. Yani İdlip’te cihatçılar arası çatışmasızlık bir hayal.

Bu bataklıkta Türkiye, Rusya’nın beklentilerini karşılamak zorunda mı? Hayır demek zor. Rusya’nın, anlaşma dışına çıktığını düşündüğü anda Türk askerini vurmaktan kaçınmayacağı ve Türkiye’nin buna yanıt veremeyeceği de, Fırat Kalkanı sürerken Şubat 2017’de Rus savaş uçaklarının “kazaen” Türk askerini vurması olayıyla[6] akıllara kazınmış durumda.

Bir piyonun inisiyatifi ne kadarsa…

Rusya’nın İdlip’e girecek TSK varlığını Kürtler üzerinde bir basınç unsuru olarak kullanmak istediği doğru olmakla birlikte, Türkiye’nin cihatçılar ile anlaşıp namluyu Kürtlere çevirmesi halinde de bu durumun hoşgörü ile karşılanmayacağı anlaşılıyor. Rus haber sitesinde, “NATO üyesi Türk askerinin terörist Nusra ile işbirliği içinde olduğunu ve Nusra’yla değil YPG’yle çatışmaya niyetlendiğini kanıtlayan” görüntülerin yayımlanmasını Türkiye’ye yönelik bir uyarı olarak okumakta fayda var. Erdoğan’ın söz ettiği gibi Türkiye’nin bir inisiyatifi falan yok; kimi zaman uluslararası hukuka gönderme yapan haberlerle ve el altında tutulan dosyalarla, kimi zaman havadan bombaların yağdırıldığı “kaza”larla hatırlatılan sınırları ve görevleri var.

İnisiyatif Rusya’da, Türkiye ise yalnızca bir piyon muamelesi görüyor. Türkiye’nin inisiyatifi bir piyonun inisiyatifi ne kadar olabilirse o kadar. Velev ki Türkiye sınırları aştı, görevlerini yerine getirmedi, daha ileri inisiyatifler almaya çalıştı; vaktiyle Rus savaş uçağını da düşürmüş bu öngörülemez NATO üyesinin ihtiyaç ve beklentilerinin, Rusya üzerinde herhangi bir bağlayıcılığı bulunmuyor. Rusya, AKP’ye diz çöktürmeden önce BM’ye sunacağını söylediği, IŞİD ile petrol ticaretine ilişkin dosyaların üstüne bir de şimdi Nusra ile işbirliğine ilişkin dosyaları koyup, ilgili yerlere iletebilir. Böylesi bir durumda NATO’daki müttefiki ABD’nin AKP iktidarına gerekli korumayı sağlayacağı da fazlasıyla şüphelidir. İşin özü AKP iktidarı teslim alınmıştır ve bu teslimiyetin sınırları içinde inisiyatif alarak Türkiye’yi bir batağa sokmaktadır. Türkiye bataktan çıkmak için bu iktidardan kurtulmalıdır.

Dipnotlar:

[1] Suriye savaşının başlarında, daha 2011’de, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton “Suriye’ye baskı süreci Türkiye’nin öncülüğünde yürütülmeli” dediğinde iktidara yakın medya organlarında bu haber “Türkiye’nin etkisi ABD’den fazla” başlıklarıyla verilmişti. Oysa ABD, Türkiye’yi maşa olarak kullanıyordu. NATO üyesi iki ülke arasındaki ilişki, eşit bir ortaklık ilişkisi değil, bir bağımlılık ilişkisiydi; emperyalist ile yeni-sömürge ya da bir başka ifadeyle efendi ile uşak arasındaki ilişkiydi.

AKP, ABD emperyalizminin yönlendirmesi doğrultusunda, Körfez monarşileriyle el ele vererek Hatay üzerinden İdlip’e ÖSO’cu ve Nusra’cı naklediyordu. Bu Nusra’cıların önemli bir bölümü daha sonra ayrışarak IŞİD’li olacaktı.

Şam’ın direnişi ve Kürtlerin inisiyatif alması, cihatçılara yatırım üzerine kurulu emperyalist projeyi krize soktu. Suriye devleti yıkılmadı, cihatçılar iktidarı alamadı, üstüne bir de sınır boyunca ortaya çıkan iktidar boşluğu ve özsavunma ihtiyacı temelinde yeni bir Kürdistan (Rojava) ortaya çıktı. 2014’te cihatçı bataklığından IŞİD yükseldiğinde, ABD bölgeye yeniden ve imaj tazelemiş olarak dönmek için müdahale konseptini “IŞİD’e karşı savaş” şeklinde değiştirip Kürtlerle işbirliğine giderken, AKP’nin de Kürtlere karşı IŞİD hariç olmamak üzere bütün cihatçılarla doğrudan ya da dolaylı işbirliğine gitmesi NATO üyesi bu iki ülke arasında, Rusya’nın daha sonra çokça faydalanacağı ciddi bir çelişki yarattı.

[2] http://www.sabah.com.tr/gundem/2017/10/08/teror-koridoruna-izin-vermeyec...

[3] TSK açıklaması bir gün sonra, 9 Ekim’de geldi. http://sendika62.org/2017/10/tsk-idlipe-girdigini-dogruladi-gozlem-nokta...

[4] https://southfront.org/turkish-officers-held-meeting-with-hayat-tahrir-a...

[5] http://sendika62.org/2017/02/rus-ucaklari-tskyi-yanlislikla-vurdu-suriye...