Suriye’de ne değişir?

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü
10 Nis 2017

Donald Trump herkesi şaşırttı.
Belki kendi bile şaşırdı Suriye’ye saldırı emri vermiş olduğuna. Seçim kampanyası boyunca Suriye’deki iç savaşa bulaşmamak gerektiğinden söz eden, her fırsatta Putin’e övgüler yağdıran adam, bir gün uyandı televizyondaki kimyasal silah tarafından öldürülen çocuk görüntülerinden çok sarsıldığını söyledi. İki gün sonra da Suriye’ye hava taarruzu emri verdi.
Nasıl oldu bu?
Bazen gerçekler, tüm komplo teorilerinden daha basittir. Trump’ın zaten çok karmaşık bir kişilik olmadığını biliyoruz. ABD basınındaki haberler, sahiden Trump’ın gerçekten pazartesi günü televizyonda gördüğü o korkunç imajlardan etkilenip çevresine “Ne yapabiliriz” diye sorduğu yolunda. Ondan sonraki 58 saat boyunca, Beyaz Saray, Pentagon, Dışişleri Bakanlığı kendisine “seçenekleri” sunuyor. Geçmişte de kimyasal silah kullanan Suriye’yi kınamanın bir fayda etmeyeceği konusunda herkes hemfikir. Trump, kendisine sunulan seçenekler arasında en “kısıtlı müdahale” seçeneğine yöneliyor. Kararı, hafta sonu Florida’daki yazlığına giderken Air Force One uçağında, damadı Jared Kushner ve ABD Savunma Bakanı John Mattis’in de desteğiyle birlikte alıyor. Florida’ya indiğinde, emri veriyor.
Yukarıdaki detayları neden aktarıyorum?
ABD’nin İdlib’deki Suriye hedeflerine yönelik nokta atışı saldırı, Ankara’yı çok memnun etmiş gibi.
Kendini sansürleme âdeti olmayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, doğrudan ABD Başkanı Trump’a seslenerek “Teşekkür ederim ama lafta kalmasın. Eğer bu hakikaten icraat ortaya konulursa, Türkiye olarak bize ne düşüyorsa yapmaya hazırız” dedi.
Aslında bakarsanız Esad rejiminin muhaliflere yönelik kimyasal silah kullanmış olması, mide bulandırıcı. Bu konuda tüm dünya hemfikir.
Savaşın bile bir düsturu vardır ve Esad rejimi, tam kendi varlığını tüm dünyaya yeniden kabul ettirmişken vahim bir hata yaptı.
Ancak ben Ankara’ya fazla heyecanlanmamasını tavsiye ediyorum. Trump’ın her hamlesi gibi bu kararda da ciddiyeti tartışılır. Suriye’de dengeler, henüz değişmiş değil. Dün karşımızdaki vahim tablo neyse, bugün de o.
ABD’nin bu harekâtı, Esad’a “Bir daha kimyasal silah kullanma!” demenin ötesine geçmiyor. Suriye için bir barış planı yok masada. Donald Trump’ın radikal bir siyaset değişimine gittiğine, Suriye’de “rejim değişikliği” ya da “Esad’sız çözüm” istediğine dair en ufak bir emare de yok.
Üç füze atıldı diye ne Suriye’nin kuzeyindeki çetrefil denklem, ne de Rusya’nın sahadaki üstünlüğü fazla değişmiyor. Sorunlar aynı: Türkiye hâlâ evlerine dönemeyecek durumda olan 3 milyon mülteciyi barındırmak zorunda. PYD’yle ilişkiler, hâlâ makul ve rasyonel bir zemine oturmuş değil. Çözüm sürecini iç politikaya heba eden Ankara, “Kürt kartını” ABD ve Rusya’ya kaptırmış vaziyette. IŞİD hâlâ orada duruyor ve tüm dünyaya korku salmaya devam ediyor.
Ve daha da önemlisi, İdlib hâlâ ileride Türkiye’nin de başını ağrıtabilecek cihatçı grupların kontrolünde.
Bütün bunlar, Trump’ın üç salvosuyla değişecek konular değil. Suriye’de iç savaşın bitmesi için daha ciddi bir ABD planı ve mesaisi lazım;ki bu yok. Üstelik Trump’ın bu beklenmedik hamlesi, Washington ve Rusya’nın arasını açıyor; ki bu Kuzey Suriye’de Türkiye’nin manevra alanını, uçuş kabiliyetini daraltacaktır.
Ez cümle; Esad rejiminin kimyasal silah kullanımı konusunda uyarılması, tüm dünyanın arzusuydu. Ama Trump neyi bilerek yaptı, neyi
o anda kafasına estiği için gerçekleştirdi bilmiyoruz.
Bu yüzden Suriye hâlâ Türkiye’yi içten içe kemiren ağır bir yük olmaya devam edecek.