user2 – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Thu, 30 Apr 2026 09:24:19 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png user2 – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 TÜRK-İŞ: Açlık sınırı 35 bin liraya ulaştı https://yenidunya.org/emek-gundemi/34032/turk-is-aclik-siniri-35-bin-liraya-ulasti/ Thu, 30 Apr 2026 09:24:17 +0000 https://yenidunya.org/?p=34032 Araştırma verilerine göre:
-Dört kişilik ailenin aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 34.587 tl.
-Gıda ile birlikte diğer tüm temel harcamalar için haneye girmesi gereken toplam gelir tutarı (yoksulluk sınırı) ise 112.661 tl.
-Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 44.802 tl.
-Mutfak enflasyonu aylık %5,47 on iki aylık %43,89 yıllık ortalama %40 olarak hesaplandı..

Araştırmada şu verilere yer verildi:
Açlık ve yoksulluk sınırı verileri, belirli bir ücret düzeyini değil bir hanenin insanca yaşayabilmesi için ihtiyaç duyduğu toplam geliri ifade etmektedir. Bu çerçevede yapılan hesaplamalar işçinin yalnızca kendisi için değil, ailesiyle birlikte insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürebilmesi için gerekli harcama düzeyine ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu harcama düzeyinin belirlenmesinde ise temel alınan unsur, sağlıklı ve dengeli beslenme için gerekli asgari ihtiyaçların bilimsel yöntemlerle tespit edilmesidir. Nitekim bu çalışmada, dört kişilik bir ailenin gereksinimleri esas alınmakta ve hesaplamalar bilimsel olarak belirlenmiş bir beslenme kalıbına dayandırılmaktadır.
Ancak mevcut ekonomik koşullar altında, özellikle ücretli çalışanların büyük bir bölümünde hane gelirinin tek bir kişinin kazancıyla sağladığı görülmektedir. Bu durum, başta asgari ücret olmak üzere mevcut ücret düzeylerinin temel ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalmasına neden olmaktadır. Nitekim asgari ücretle geçinen bekâr bir çalışanın bütçesinde bir önceki aya kıyasla 2.217 liralık ek bir açık oluşmuştur. Başka bir ifadeyle, yılın dördüncü ayı itibarıyla bir kişinin yaşama maliyeti ile asgari ücret arasındaki fark 16,726 liraya ulaşmıştır.

Bekarın aylık maliyeti 45 bin lira
TÜRK-İŞ Konfederasyonu tarafından, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay, düzenli olarak yapılan bu araştırmanın 2026 Nisan ayı sonucuna göre;
-Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 34.586,86 TL’ye,
-Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 112.660,80 TL’ye
-Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 44.802,03 TL ’ye yükseldi.

TÜRK-İŞ: Açlık sınırı 35 bin liraya ulaştı

Mutfak enflasyonunda artış sürüyor
TÜRK-İŞ’e göre “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim Nisan 2026 itibariyle şu şekilde gerçekleşmiştir:
-Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 5,47 oranında gerçekleşti.
-On iki aylık değişim oranı yüzde 43,90 oldu.
-Yıllık ortalama artış ise yüzde 40,00 olarak gerçekleşti.
-Dört aylık artış oranı ise yüzde 14,74 oranında oldu.

TÜRK-İŞ: Açlık sınırı 35 bin liraya ulaştı

Gıda fiyatlarında değişim
TÜRK-İŞ hesaplamasında temel alınan ve doğrudan çarşı-pazar-market dolaşılarak gıda ürünleri fiyatlardaki değişim, harcama gruplarına göre Nisan 2026 itibariyle şu şekilde oldu:

•Süt, yoğurt ve peynir ürünlerinin yer aldığı grupta, artan üretim ve girdi maliyetlerine rağmen fiyat değişimlerinin sınırlı düzeyde gerçekleştiği gözlemlenmiştir. Süt fiyatlarında, takip edilen marketler arasında rekabetin etkisiyle fiyatların kontrollü biçimde değiştiği tespit edilmiştir.
Peynir ve yoğurt fiyatlarında da benzer şekilde sınırlı artışlar görülmüştür.

•Et, tavuk, balık, yumurta ve kuru baklagiller ürünlerinin yer aldığı grupta; et fiyatlarında bu ay sınırlı bir gerileme olduğu görülmüştür. Kuzu eti fiyatı ise önceki aya göre sabit kalmıştır.
Mevsimi bitmekte olan balık fiyatı yükselirken bir süredir artış gösteren tavuk etinin kilogram fiyatında bu ay gerileme olduğu tespit edilmiştir. Dalgalı bir seyir izleyen yumurta fiyatlarında da bu ay gerileme tespit olduğu edilmiştir. Bakliyat ürünlerinden kırmızı mercimeğin kilogram fiyatında artış olduğu, diğer ürünlerin (kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek) fiyatlarında ise az miktarda da olsa düşüş olduğu görülmüştür.

•Meyve-sebze fiyatlarındaki genel seyir bu ay sınırlı bir değişim göstermiştir. Geçen aya göre fiyatlarda karşılıklı yön değişimleri olduğu görülmüştür. Meyve fiyatlarında geçen ay görülen gerileme bu ay yerini artış eğilimine bırakmıştır. Benzer şekilde, geçen ay artış gösteren sebze fiyatlarının da bu ay yeniden gerilediği gözlemlenmiştir. Tezgâhlarda bazı ürünlerin yarım kilo fiyatı üzerinden satışa sunulması ise dikkat çeken bir diğer uygulama olarak kayıtlara geçmiştir.
Hesaplamada bu ay 25’i sebze ve 10’u meyve olmak üzere toplam 35 üründeki fiyat değişimi dikkate alınmıştır. Sebze ortalama kilogram fiyatı (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık vb. salata yeşillikleri dâhil değil) 102,35 TL, ortalama meyve kilogram fiyatı 131,50 TL olmuştur. Meyve-sebze ortalama kilogram fiyatı ise 104,93 TL olarak tespit edilmiştir (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık gibi salata yeşillikleri bu hesaplamada “Ortalama Meyve-Sebze Fiyatı” kapsamında değerlendirilmektedir).

•Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur ve irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta; ekmeğin fiyatında bu ay artış gerçekleşmiştir. Ankara’da 200 gram standart ekmeğin fiyatı yüzde 14,50 oranında artırılarak 17,50 TL olarak güncellenmiştir. Ekmek fiyatındaki bu artış, temel gıda ürünlerine erişim maliyetini doğrudan etkileyerek özellikle dar ve sabit gelirli hanelerin bütçesi üzerinde ek bir yük oluşturmaktadır. Bu durum, temel beslenme harcamalarının toplam gelir içindeki payını artırmaktadır. Pirinç ve bulgur fiyatlarında da bu ay artış olduğu tespit edilmiştir. Makarna ve un fiyatlarında ise önemli bir değişiklik gözlemlenmemiştir.

•Temel yağ ürünleri grubunda, genel olarak fiyat artışı eğilimi gözlemlenmiştir. En yüksek artışın ayçiçek yağı ve margarin fiyatlarında olduğu gözlemlenmiştir. Zeytinyağı ve tereyağı fiyatlarında da artış olduğu görülmüştür. Zeytin fiyatlarında ortalama düzeyde önemli bir değişim görülmezken, yeşil zeytin fiyatındaki artış siyah zeytine göre daha yüksek oranda gerçekleştiği tespit edilmiştir. Yağlı tohum ürünlerinde ise belirgin bir fiyat değişimi gözlemlenmemiştir.

•Son grupta yer alan gıda maddelerinden baharat ürünlerinin fiyatlarında bu ay da belirgin bir değişiklik tespit edilmemiştir. Çay fiyatında bir miktar artış olduğu gözlemlenmiştir. Bal fiyatında da artış olduğu tespit edilirken pekmez, şeker ve reçel fiyatlarında ise sınırlı artışlar olduğu görülmüştür. Tuz ve salça fiyatlarında ise herhangi bir değişiklik tespit edilmemiştir.

TÜRK-İŞ: Açlık sınırı 35 bin liraya ulaştı
]]>
İşsizlikte tarihi zirve https://yenidunya.org/emek-gundemi/34029/issizlikte-tarihi-zirve/ Wed, 29 Apr 2026 09:05:45 +0000 https://yenidunya.org/?p=34029 Geniş tanımlı işsizlikte yükseliş sürüyor

TÜİK, Mart 2026 dönemi işgücü istatistiklerini açıkladı. Açıklanan verilere göre işsizlik tarihi zirveye ulaştı. Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 31,5’e yükseldi. Dar tanımlı işsizlik ise 0,3 puan gerilemeyle 8,1’e düştü.
Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 8,1, işsiz sayısı ise 2 milyon 873 bin kişi olarak kayıtlara geçti. İstihdamda artış gözlenirken, geniş tanımlı işsizliği temsil eden atıl işgücü oranı yükseldi.

15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde dar tanımlı işsiz sayısı 2026 yılı Mart ayında bir önceki aya göre 96 bin kişi azalarak 2 milyon 873 bin kişi oldu. Dar tanımlı işsizlik oranı ise 0,3 puan azalarak %8,1 seviyesinde gerçekleşti. Dar tanımlı işsizlik erkeklerde %6,8 iken kadınlarda %10,7 olarak tahmin edildi.
Gerçek işsizlik olarak tanımlanan atıl işgücü oranı ise tarihi zirveye ulaşarak 1,6 puan artışla yüzde 31,5’e yükseldi.

İşsiz sayısı 2 milyon 873 bine geriledi
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre, 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı mart ayında bir önceki aya göre 96 bin kişi azalarak 2 milyon 873 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 0,3 puan azalarak yüzde 8,1’e geriledi. Bu oran erkeklerde yüzde 6,8, kadınlarda ise yüzde 10,7 olarak tahmin edildi.

İstihdam oranı yüzde 48,5’e yükseldi
Mevsim etkisinden arındırılmış verilere göre istihdam edilenlerin sayısı mart ayında bir önceki aya göre 226 bin kişi artarak 32 milyon 425 bin kişi oldu. İstihdam oranı 0,3 puan artışla yüzde 48,5’e çıktı. Erkeklerde istihdam oranı yüzde 66,0, kadınlarda ise yüzde 31,5 olarak gerçekleşti.

İşgücüne katılım oranı yüzde 52,8
İşgücü mart ayında bir önceki aya göre 129 bin kişi artarak 35 milyon 298 bin kişi oldu. Mevsim etkisinden arındırılmış işgücüne katılma oranı 0,1 puan artarak yüzde 52,8 olarak kaydedildi. Bu oran erkeklerde yüzde 70,8, kadınlarda ise yüzde 35,3 oldu.

Genç işsizliği yüzde 15,3
15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı, bir önceki aya göre 0,5 puan azalarak yüzde 15,3’e geriledi. Genç erkeklerde bu oran yüzde 12,8, genç kadınlarda ise yüzde 20,4 olarak hesaplandı.

Atıl işgücü oranı yüzde 31,5
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış atıl işgücü oranı mart ayında bir önceki aya göre 1,6 puan artarak yüzde 31,5’e yükseldi. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 21,0, işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı ise yüzde 20,4 olarak tahmin edildi.

Çalışma süresi 41,7 saat
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi, mart ayında bir önceki aya göre 0,8 saat azalarak 41,7 saat oldu.

]]>
Maden işçileri direndi kazandı https://yenidunya.org/emek-gundemi/34026/maden-iscileri-direndi-kazandi/ Wed, 29 Apr 2026 08:57:28 +0000 https://yenidunya.org/?p=34026 Emekçilerin tüm talepleri karşılandı

Doruk Madencilik işçilerinin ücret ve tazminat hakları için başlattığı direniş zaferle sonuçlandı. Yapılan görüşmenin ardından Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır, 15 gün içerisinde tüm ücretlerin yatırılacağını belirterek açlık grevinin ve direnişin sonlandığını duyurdu.

Yıldızlar SSS Holding’e bağlık Doruk Madencilik işçilerinin direnişlerinin 17’nci açlık grevlerinin 9’uncu gününde mücadelelerini zaferle sonuçlandı.13 Nisan’da Eskişehir Doruk Madencilik’ten haklarını almak için yola çıkan ve Ankara’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yürüyen maden işçileri, gasp edilen tüm haklarını aldığını duyurdu.

İşçilerin örgütlü olduğu Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’nun, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Enerji ile Çalışma Bakan yardımcıları ve Emniyet Genel Müdürü ile dün yaptığı görüşmenin ardından direnişin kazanımla sonuçlandığını açıkladı.
Sendikadan yapılan açıklamada, Yıldızlar SSS Holding tarafından gasp edilen tüm özlük hakları, ücret ve tazminat haklarının verilmesi için söz verdiği belirtildi. Şirket ve bakanlıklar arasında yapılacak görüşmelerin ardından 15 günlük süre içerisinde ücretsiz izne çıkarılanlar dahil mağdur edilen tüm işçilerin haklarının verileceği açıklandı.

15 gün süre verildi
Bakanla görüşmelerinin ardından açıklama yapana Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi: Toplantı olumlu geçti. Bazı arkadaşlarımızın paraları yattı. Enerji Bakanlığı, İşçileri Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı bizlere söz verdi. Tüm sendikalara sesleniyorum: İşçilerinize sahip çıkın. İşçilerin halleri çok perişan. Doruk Madencilik İşçileri 180 kilometre yol yürüdüler, emeklerine sahip çıktılar. Siz de işçilerinizin emeğine sahip çıkın. Tüm işçilerin bütün hakları alındı. Şirket 15 gün içerisinde tüm ücretlerin ödeneceğinin sözünü verdi. Çalışmak isteyen işçiler bu haklardan faydalanamayacaklar, sadece maaşlarını alacaklar. Çıkmak isteyen işçiler tüm haklarını alarak çıkacaklar. Hiçbir işçiyi mağdur etmedik bu zamana kadar, Bağımsız Maden İş olarak söz veriyoruz.”

Hakkınızı arayın
Çakır’ın ardından konuşan sendikanın örgütlenme uzmanı Başaran Aksu, açıklama yaptığı sırada Anadolu Ajansı ve Haber Türk’ün mikrofon uzatmasına “Öncelikle burada görmediğimiz mikrofonları görüyoruz. Buna sevindik. Direnişin başından bu yana yoktu” dedi.
“Ödenmemiş sendikal haklar, özlük hakları, zorunlu ücretsiz izne çıkarılan işçilerin SGK primlerinin yeniden yapılması, ücretlerinin ödenmesi, mahkeme sürecinde olan arkadaşlarının ücretlerinin ödenmesi, sendikamıza başvuru yapmayan yani tüm mağdur olan işçilerin ücretlerinin ödenmesi sözünü aldık” ifadelerini kullanan Aksu, “15 gün sonra Bakanların huzurunda çek edilmek üzere bir garantörlükle sürecimizi tamamladık. Direnişimizi zaferle sonuçlandırdık. Tüm işçi sınıfına sesleniyorum. Haklarınızı aramaktan korkmayın” diye konuştu. Sendika yöneticileri, direnişin ve açlık grevinin son bulduğunu söylerken tüm halka 15 günlük süreci takip etme çağrısı yaptı.

Ne olmuştu?
2022 yılında Yıldız SSS Holding devredilen Doruk Madencilik’te çelışan işçiler, gasp edilen hakları için 12-13 Nisan’da Bağımsız Maden İş öncülüğünde Eskişehir Mihalıççık’tan Ankara’ya yürüme kararı aldı. Sekiz gün süren ve 180 kilometreyi bulan yürüyüşün ardından Ankara’ya ulaşan madenciler, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yürümek istedi. Polisin biber gazlı müdahalesiyle karşılaşan gruptan yaklaşık 30 işçi ve sendika yöneticisi gözaltına alındı. İfadeleri alınan işçiler daha sonra serbest bırakıldı. Mücadelelerini Ankara’da açlık grevi başlatarak sürdüren işçiler, Bakanlığa tekrar yürümek istedikleri iki dedefa polis müdahalesiyle gözaltına alınıp serbest bırakıldı. Direniş, sosyal medyadan televizyon ekranlarına, stadyum tribünlerinden sanat camiasına kadar toplumun pek çok kesiminde geniş bir destek dalgası yarattı. Direnişin 17. gününde, açlık grevinin ise 9. gününde madencilerin mücadelesi kazanımla sonuçlandı.

Kaynak: BirGün

]]>
Gıdada yıllık enflasyon durmak bilmiyor https://yenidunya.org/yurt/34022/gidada-yillik-enflasyon-durmak-bilmiyor/ Wed, 29 Apr 2026 08:51:23 +0000 https://yenidunya.org/?p=34022 Raflardaki fiyatlar yönünü yukarı kırdı

TEPAV tarafından yayımlanan Nisan 2026 verileri, gıda enflasyonunun mart ayındaki kısa süreli duraksamanın ardından yeniden yükselişe geçtiğini ortaya koydu.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) tarafından yayımlanan Gıda Fiyat Endeksi (TEGE) verilerine göre, nisan ayında gıda enflasyonu yeniden yükselişe geçti. Martta gerileyen oran, nisanda artış gösterdi. Açıklanan veriler, fiyat hareketlerinde ürün bazlı ayrışmayı ortaya koydu.

Aylık gıda enflasyonu yüzde 3,59 oldu
TEPAV verilerine göre 2026 yılı Nisan ayında aylık gıda enflasyonu yüzde 3,59 olarak hesaplandı. Mart ayında düşüş gösteren gıda enflasyonunun, nisanda yeniden yükselmesi dikkat çekti.

Sebze ve meyve fiyatlarında farklı seyir
TEPAV tarafından yapılan değerlendirmeye göre, nisan ayında taze meyve ve sebze grubunda fiyatı en fazla gerileyen ürünler patlıcan, taze fasulye ve kabak oldu. Buna karşılık domates, havuç ve marul çeşitlerinde fiyat artışları öne çıktı.

Diğer gıda ürünlerinde artış ve düşüşler
Taze meyve ve sebze dışındaki ürünler incelendiğinde, en yüksek fiyat artışının balık, sirke ve tavuk etinde gerçekleştiği görüldü. Aynı dönemde yumurta, baharatlar ve lokum gibi ürünlerde ise fiyat düşüşleri kaydedildi.

Yıllık gıda enflasyonu yüzde 34,3
TEGE verilerine göre Nisan 2026 itibarıyla yıllık gıda enflasyonu yüzde 34,3 olarak hesaplandı. Nisan ayına ilişkin diğer kurumlar tarafından henüz gıda enflasyonu verisi paylaşılmadı.

KKTC’de gıda enflasyonu yeniden yükselişte
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için hesaplanan KKTC-TEGE verilerine göre, Nisan 2026’da aylık gıda enflasyonu yüzde 3,47 oldu. Önceki ay gerileyen enflasyonun bu dönemde yeniden artış eğilimine girdiği belirlendi.

Kaynak: Cumhuriyet

]]>
Emeklilerin uzun yürüyüşü sürüyor https://yenidunya.org/yazarlar/fatih-kaplan/34015/emeklilerin-uzun-yuruyusu-suruyor/ Mon, 27 Apr 2026 08:16:30 +0000 https://yenidunya.org/?p=34015 2021 Tüm Emekliler Sendikası Mersin Şubesinin 3. Olağan Genel Kurulu yapıldı
25 Nisan 2026 tarihinde Eğitim Sen toplantı salonunda yapılan Genel Kurula çok sayıda siyasi parti, sendika ve demokratik kitle örgütü temsilcisi katılarak başarı dileklerinde bulundular. Sendikayı büyük bir özveri ve başarıyla bugüne taşıyan sendika emekçilerine teşekkür edildi, yeni dönemde de aynı kararlılığın devam edeceği belirtildi.

Genel Kurulda yazarımız Fatih Kaplan’ın konuşmasını iletiyoruz.
Sayın üyeler, dostlar, Genel Kurulumuza katılarak emekçi dayanışmasını yükselttiniz, mücadelemize güç verdiniz, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

ABD-İsrail barbarlığı
Amerikan emperyalizmi ve uydusu İsrail Siyonizmi İran Lübnan ve Filistin’e yönelik barbar saldırılarında şu ana kadar istedikleri sonucu elde edemediler. Diplomatik görüşmeler sürerken başlattıkları yıldırım harekâtı sert bir direnişle karşılaştı ve ABD ateşkes istemek zorunda kaldı. Emperyalizmin ve Siyonizmin gerilemesi bölgedeki her ülke için halkların yararına sonuçlar doğuracak zemini yaratacaktır.

Emekliler sessiz kalmayacak
2021 Tüm Emekli Sen Mersin Şubesinin bir önceki Genel Kurulunun üzerinden iki yıl geçti. Dolu dolu geçen bu iki yılın ayrıntılı raporunu az sonra arkadaşlarımız Genel Kurula sunacaklar, ben Mersin’in farklı ilçelerindeki şube ve temsilciliklerimizi, eş güdüm içerisinde emekli mücadelesine yaptıkları çok yönlü katkılar için kutluyorum. Sadece 2024 yılının Kasım soğuğunda Mersin’den başlatıp Ankara’ya ulaştırdıkları yürüyüşle bile emekli hareketinde onurlu yerlerini aldılar. Emeklinin haklarının gasbedilmesine sessizce razı olmayacaklarını kanıtladılar.

Emeklilerin uzun yürüyüşü sürüyor

Bir uzun yürüyüş
Ülkemizde emekli mücadelesinin sendikal alana taşınması 1995 yılına dayanır. İktidarlar, Anayasanın ve uluslararası hukukun ruhuna aykırı olarak davranıyorlar. Emeklilerin toplu sözleşmeli sendika hakkını tanımak yerine yolumuza sürekli engeller çıkarıyor, kapatma davaları açarak yılgınlık yaratmaya çalışıyorlar. Emekliler, hangi demokratik yöntem ve araçla mücadele edeceklerine kendileri karar verebilecek bilgeliğe ve yetkinliğe sahiptir. Bugün gerçekleştirmekte olduğumuz 3. Olağan Genel Kurulumuz sendikal mücadelenin devamı yönünde irademizin göstergesi olsun.

Özelleştirme ihanettir
Kaç gündür Bağımsız Maden İş üyesi Doruk Madencilik şirketi işçilerinin haklı eylemlerine tanık oluyoruz. Yüreğimiz yanlarındadır.
Maden gibi stratejik bir alan özel şirketlerin piyasacılığına terk edilince işçilere de güvencesizlik ve sefalet düşüyor. Şirket, ilk sıkışıklıkta en kolay yolu seçerek işçilerin aylıklarını ödemiyor.
AKP iktidarı özelleştirmenin başlatıcısı değil ama açık ara şampiyonudur. Kendisinden önceki tüm iktidarların yaptığı özelleştirmeleri kat kat aştığı hâlde yeni özelleştirmelerin peşindedir. Bunlar yetmezmiş gibi ülkemizin her köşesini vahşi madenciliğe açmak için elinden geleni yapıyor, tarım alanlarını, zeytinlikleri, su havzalarını tarumar edecek bir yol tutuyor. Engel olmazsak bölgemiz Mersin de bu talanın kurbanları arasına girecek. İzin vermeyeceğiz.
Özelleştirme borç faiz döviz borsa ekonomisi bir avuç dolar milyoneri ve milyarderi, buna karşın milyonlarca yoksul üretir. Dayanışma yerine bencillik, emeğe saygı yerine ihale kayırmacılığıyla kolay yoldan para kazanma, atamalarda liyakat yerine parti rozeti geçerli olur. Böyle olunca toplumsal doku parçalanır.

Emeklilerin uzun yürüyüşü sürüyor

Eğitim gençler için umut olmaktan çıkar, umutsuzluk yayılır
Ders olsun. Daha üzerinden ancak on gün geçti, büyük bir acı yüreklerimizi dağladı. Şanlıurfa Siverek’te bir lise öğrencisi, bir gün sonra Kahramanmaraş’ta bir ortaokul öğrencisi kendi okullarına silahlı saldırıda bulundu. Saldırılarda onlarca kişi yaralandı, bir öğretmen ve dokuz öğrenci yaşamını yitirdi.
Akıl bilim çağdaşlık yerine tarikat karanlığı, birlikte üretim ve hakça paylaşım yerine faiz döviz özelleştirme düzeni çıkmaz yoldur. İktidarı bu çıkmaz yoldan döndürmek hepimizin ortak görevidir.

Genel Kurulun fazlaca vaktini almadan bugünlerde yeniden açılan eski dosyalardan söz edeyim. Bakan Akın Gürlek’ten duyduğumuza göre ucu nereye varırsa varsın sonuna kadar gidilecekmiş. Ne güzel. Umarız, dosyalar açıklığa kavuşur, suçlular cezasını bulur. Ama yanıtlanmamış bir kocaman soru ortada duruyor.
Bir yanda CHP ve diğer muhalefet belediyelerine siyasi olduğu besbelli göz altılar, tutuklamalar, yargılamalar, görevden almalar, kayyum atamalar yapılırken, diğer yandan eski dosyalarda adaleti gerçekten aradığınıza nasıl inanacağız. Bu, daha çok adalet konusunda yitirdiğiniz inandırıcılığı geri kazanmak için halkla ilişkiler çalışmasına benziyor.
Hepinize çok teşekkür ediyorum. Birlikte güçlüyüz birlikte değiştireceğiz

]]>
“Küresel Güney” hükümetleri ABD-İsrail’e neden karşı çıkmıyor? https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/34013/kuresel-guney-hukumetleri-abd-israile-neden-karsi-cikmiyor/ Sun, 26 Apr 2026 14:03:32 +0000 https://yenidunya.org/?p=34013 Çevirmenin notu: Aşağıda çevirisini bulacağınız metin, sömürge ve yarı sömürge ülkelerin ABD-İsrail emperyalist saldırganlığı karşısında içine düştükleri güncel jeopolitik felcin ardındaki yapısal dinamiklere dair isabetli bir kavramsal teşhis sunuyor. Makalenin yazarı Hint marksist Prabhat Patnaik bu eylemsizliğin kökeninde yatan temel kırılmayı sömürgeciliğe karşı mücadelenin doğurduğu direnişçi “ulus” mefhumunun neoliberalizm eliyle tasfiyesi olarak saptıyor. Patnaik’e göre, dekolonizasyonun tarihsel ürünü olan “ulus”, artık emperyalizme karşı mücadele işlevini yitirerek ulus-ötesi sermayeye bütünüyle entegre olmuş, yerli tekelci burjuvazinin “ulusal çıkar” kılıfı altında küresel piyasalara itaati önceleyen, bu uğurda kendi içindeki sınıfsal ittifakları dahi acımasızca harcayan bir aparata dönüşmüş durumda.

“Ulus” mefhumundaki bu sapma, “bağlantısızlık” vizyonunun çöküşüyle de diyalektik bir bütünlük arz ediyor. İhracata dayalı büyüme modelinin dayattığı yeni nesil bağımlılık ilişkileri, bu ülkeleri küresel sermayeyi çekebilmek uğruna birbirleriyle ölümcül bir rekabete sürükleyerek, emperyalizme karşı örülecek ortak cephenin maddi zeminini bütünüyle yok etti. Mevcut işbirlikçi iktidarların “ulusal egemenlik” refleksini tümüyle yitirdiği bu tabloda Patnaik, emperyalist kuşatmaya karşı direnişin ve yarım kalan dekolonizasyon sürecini gerçek anlamda nihayete erdirmenin tarihsel sorumluluğunun, sömürge sonrası devletlerin değil, “Küresel Güney” halklarının omuzlarında olduğuna işaret ediyor. Metindeki köşeli parantezler çevirmene aittir.


Neoliberalizmin Yarattığı İki Kırılma

Prabhat Patnaik
Peoples Democracy
12 Nisan 2026
Çev. Leman Meral Ünal

Hindistan hükümetinin ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş karşısındaki tutumu, inanılması güç bir korkaklık ve iradesizlik sergilemektedir. Hindistan, Birleşik Krallık tarafından çağrılan ve yaklaşık elli ülkenin katıldığı son toplantıya katılmış, burada İran Hürmüz Boğazı’nı kapattığı gerekçesiyle sert biçimde eleştirilmiş, ancak ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığına karşı tek bir kelime dahi edilmemiştir. Benzer biçimde Hindistan, BM Genel Kurulu’nda Körfez’deki diğer ülkelere saldırdığı gerekçesiyle İran’ı eleştiren bir karar tasarısının destekçileri arasında yer almıştır (oysa İran yalnızca bu ülkelerde bulunan Amerikan askerî üslerini hedef alıyor), fakat bu kararda da ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığını kınayan tek bir ifadeye yer verilmemiştir. Hindistan’ın İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’e yönelik suikast karşısında herhangi bir üzüntü beyanında bulunması için birkaç gün, Minab’da 175 masum kız öğrencinin alçakça katledilmesi karşısında herhangi bir dehşet ifadesi ortaya koyması için ise haftalar geçmesi ayrıca dikkate değerdir.

Ne var ki bu türden bir korkaklık Hindistan’a özgü değil. Yukarıda sözü edilen dürüstlükten uzak ve ikiyüzlü BM Genel Kurulu kararını destekleyen, aksi takdirde ABD’yi gücendirmekten çekinen tam 135 ülke yer aldı. Nitekim dünya genelinde bir avuç ülke dışında hiç kimse, ABD-İsrail ittifakının İran’a karşı başlattığı, açıkça yasa dışı ve gayri ahlaki savaşı tereddütsüz biçimde kınama cesaretini gösterememiştir. Bu durum son derece endişe vericidir, zira İran’a yönelik saldırı, dekolonizasyon mücadelesinin temel kavramı olan ulusal egemenlik ilkesini fiilen ortadan kaldırmakta ve tüm post-kolonyal düzenin dayandığı zemini tahrip etmektedir. Başka bir deyişle, dekolonizasyonun bizatihi varlık nedenini yok etmektedir.

Üçüncü dünya ülkelerinin sergilediği bu korkaklık aynı zamanda büyük bir şaşkınlık konusudur. Nihayetinde bu ülkeler, bağımsız ve egemen devletler statüsünü elde etmek için uzun ve çetin sömürge karşıtı mücadeleler yürütmüşlerdir. Peki ama başka bir üçüncü dünya ülkesi söz konusu olduğunda, bizzat bu egemenliğin ABD emperyalizminin silahlı gücü tarafından ihlal edilmesine nasıl sessiz kalıyorlar?

Hiç şüphesiz bu sorunun yanıtı karmaşık, fakat yine de neoliberalizmin dünyamızda yarattığı en az iki kırılmayı hesaba katmak zorundayız. Bunlardan ilki, ortaya çıkışı sömürge karşıtı mücadeleyle mümkün olan “ulus” kavramının parçalanmasıdır. Bu “ulus” kavramı, Vestfalya Antlaşmaları sonrasında Avrupa’da gelişen ulus anlayışından en az üç bakımdan temelden farklıydı: Birincisi, kapsayıcıydı ve herhangi bir “iç düşman” tanımlamıyordu. İkincisi, Avrupa milliyetçiliğinin aksine, uzak coğrafyaların kaynaklarına el koymayı hedefleyen emperyal tasavvurlardan kaçınıyordu. Üçüncüsü ise, ulusu halkın üzerinde konumlandırarak ona hizmet etmeyi halkın “görevi” olarak kutsamıyordu.

Bu kapsayıcı “ulus” anlayışının ortaya çıkışı, sömürge karşıtı mücadelenin çok sınıflı bir mücadele olmasının da bir yansımasıydı. Bağımsızlık sonrasında kurulan [devlet] müdahaleci [dirigiste] iktisadi rejim, kapitalist gelişmeyi teşvik etmesine rağmen, “ulusal” kalkınma hedefi adına dizginsiz kapitalizme kısıtlamalar getirmeyi de amaçlamıştır. Bu yaklaşım, o dönemde tekelci kapitalistlerin dahi karşı çıkmadığı çok sınıflı destek tabanını korumanın çıkarlarına uygundu, zira onlar da devletin emperyalizme karşı göreli özerklik kullandığı bir kalkınma modelini arzu ediyorlardı. Büyük bir kamu sektörünün varlığı bu kalkınma hattının ayrılmaz bir parçasıydı. Ayrıca bu müdahaleci rejimler tarafından izlenen bağlantısızlık politikası, emperyalizmden görece özerk olan bu kalkınma arayışını tamamlamıştı. Tanınmış iktisatçı Michal Kalecki, bu tür rejimleri “ara rejimler” olarak nitelendirmekte ve orta sınıfların bu rejimlerde belirleyici güce sahip olduğunu ileri sürmekte yanılmış olsa da, devlet kapitalizmi (kamu sektörü) ile bağlantısızlığı bu rejimlerin en ayırt edici iki özelliği olarak saptarken haklıydı.

Gelgelelim sermayenin küreselleşmesiyle birlikte durum değişti. Yerli tekelci burjuvazi küreselleşmiş sermaye ile bütünleşerek metropolden görece özerk bir kalkınma hattı izleme hedefinden vazgeçti. Çocuklarını metropolde okutmayı ve orada yaşamalarını isteyen üst düzey profesyonel kesimlerin bir bölümü, bu küreselleşmiş sermayenin himayesinde ortaya çıkan neoliberal rejimin destekçileri arasına katıldı. Toprak sahibi zenginler de talihlerini bu yeni neoliberal düzen içinde aramaya yöneldiler. Bu düzen sadece dizginsiz kapitalizmi teşvik etmekle kalmamış, işçilere, köylülere, tarım işçilerine, küçük üreticilere ve alt gelir grubundaki ücretli kesimlere karşı da sert bir saldırı yürütmüştür. Böylece sömürge karşıtı mücadele sürecinde kurulan sınıf ittifakı içinde bir yarılma meydana gelmiştir.

Artık odak noktasında “ulusun metropole karşı mücadelesi” değil, çok uluslu sermaye dahil olmak üzere büyük sermayenin, sadece GSYİH büyüme oranları üzerinden tanımlanan hızlı kalkınma programının önünde engel olarak görülen toplumsal kesimlere karşı mücadelesi yer almaktadır. Büyük sermayenin çıkarları, adeta bir el çabukluğuyla “ulusal çıkar” olarak sunulmuş ve tüm sınıfların görevinin bu çıkarları desteklemek olduğu ileri sürülmüştür. “Ulus” mefhumundaki bu kayma, gerçekte sömürge karşıtı mücadelenin hedeflediği ulusun parçalanması anlamına gelmektedir. Yani ulusun emperyalist tahakkümden kurtulması artık ne temel amaçtır ne de neoliberal bağlam içinde hükümetler açısından arzu edilen ya da anlamlı veya geçerli bir hedeftir.

Yukarıda bahsedilen “kırılma”nın ilk örneği budur işte. Bu kırılma nedeniyle neoliberal bir rejimde hükümetlerin karar alma ölçütü, belirli bir tutumun ulusal egemenliği savunup savunmadığı değil, yeni anlamıyla “ulus” ile özdeşleştirilen büyük sermayenin maddi çıkarlarının ne ölçüde ilerletildiğidir. Küresel Güney ülkelerinde büyük sermayenin çıkarları açısından bakıldığında, saldırıya uğrayan İran’ın yanında durmaktansa ABD-İsrail ittifakıyla aynı safta yer almak doğal olarak daha avantajlı görünmektedir. Bu durum, daha önce değinilen BM Genel Kurulu kararları ve diğer platformlardaki sağır edici sessizliği kısmen açıklayacaktır.

Neoliberal rejimin beraberinde getirdiği ikinci bir “kırılma” daha var. Neoliberalizm, Küresel Güney’e, ihracata dayalı büyümenin önceki müdahaleci döneme kıyasla tüm ülkeler için daha yüksek GSYİH büyüme oranları sağlayacağı vaadiyle pazarlansa da bu iddia bütünüyle asılsızdır. Daha fazla ülke ihracata dayalı büyüme stratejisi izlediğinde, toplam küresel talebinin büyüme oranı artmadığından, bu stratejinin genelleşmesi ülkeleri fiilen birbirlerine karşı Darwinci bir rekabete girmeye, yani “komşunu yoksullaştır” stratejisine zorlamaktadır.

Buradan şu mantıksal sonuç çıkar ki, ihracata dayalı büyüme stratejisi altında bazı ülkelerin eskisinden daha yüksek bir büyüme oranına sahip olması, mecburen halihazırda eskisinden daha düşük büyüme oranı deneyimleyen diğer ülkelerin zararına olmalıdır. Birbirlerini geride bırakma yarışına girmiş ülkelerin “işbirliği” içinde oldukları söylenemez. Dolayısıyla neoliberal stratejinin genelleşmesi, fiilen bağlantısızlık politikasının terk edilmesi anlamına gelmektedir, yani Küresel Güney ülkelerinin emperyalizme göğüs germek için karşı durduğu hat artık terk edildi. Şimdi, her biri daha yüksek GSYİH büyümesi elde etme saplantısına kapılmış ve dolayısıyla neoliberal paradigma içinde bu amaçla daha büyük metropol yatırımları çekme çabası içindeki Küresel Güney ülkeleri, komşularını geride bırakmak uğruna emperyalizme yaltaklanmayı tercih edeceklerdir. Bu, bağlantısızlar hareketinin çözülmesine yol açan ikinci kırılmadır.

ABD-İsrail’in İran’a dönük saldırganlığı karşısında Küresel Güney ülkelerinin çoğunun sergilediği bu sessizlik, ilk bakışta şaşırtıcı görünse de, aslında o kadar da şaşırtıcı değil. Neoliberalizm, epey zamandır hem ulus kavramını hem de bağlantısızlık ilkesini içeriden dönüştürerek, bu kavramların anti-emperyalist özünü aşındırmış ve onların yerine emperyalizme yaranmayı her şeyin önüne koyan alternatif kavramsallaştırmalar yerleştirmiştir. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo bu sürecin doğal sonucudur.

Kapitalizm, kendisine yönelen her türden kolektif pratiğe, bu pratik yalnızca sendikal mücadele biçimini alsa dahi, istisnasız biçimde düşmandır. İktisadi özneleri atomize etmeye dayanır. Dizginsiz ve kontrolsüz kapitalizme geri dönüşü temsil eden neoliberal kapitalizm ise, hem sömürge karşıtı mücadelede oluşmuş sınıf ittifakını parçalayarak hem de Küresel Güney ülkelerinin emperyalist hegemonya karşısındaki kolektif direnişini temsil eden bağlantısızlar hareketini aşındırarak bu atomizasyon eğilimini yeniden güçlendirir.

İran halkıyla dayanışma göstermek, bugün egemen büyük burjuvazinin çıkarlarını gözeten hükümetlere değil, Küresel Güney halklarına düşüyor. Zira İran’ın ABD-İsrail ittifakına karşı yürüttüğü mücadele, Küresel Güney’in egemenliğinin yeniden tesis edilmesi açısından hayati bir öneme sahip.

Kaynak: Harici

]]>
Prof. Mearsheimer: ABD, İran karşısında askeri seçeneklerini tüketti https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/34011/prof-mearsheimer-abd-iran-karsisinda-askeri-seceneklerini-tuketti/ Sun, 26 Apr 2026 14:01:18 +0000 https://yenidunya.org/?p=34011 Chicago Üniversitesinden siyaset bilimci Prof. John Mearsheimer, Norveçli akademisyen Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, ABD’nin İran’a yönelik askeri stratejisinin çöktüğünü ve Tahran’ın sahadan zaferle ayrıldığını belirtti.

Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. John Mearsheimer, Norveçli siyaset bilimci Prof. Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği kapsamlı mülakatta, ABD’nin Ortadoğu stratejisinin ve İran’a karşı yürütülen savaşın mevcut durumuna dair analizlerde bulundu.

Mearsheimer, Washington yönetiminin askeri açıdan bir çıkmaza girdiğini ve İran’ın bu süreçten galip çıktığını dile getirdi.

Başkan Donald Trump’ın İran savaşında çok zor bir durumda olduğunu ve bir çıkış yolu aradığını belirten Mearsheimer, bu durumun temelinde yatan askeri ve ekonomik gerçeklikleri şu sözlerle ifade etti:

“Trump’ın bir çıkış stratejisine ihtiyacı var. Bu savaşı er ya da geç sona erdirmek zorunda çünkü elinde savaşı kazanmasını sağlayacak hiçbir askeri seçenek kalmadı. Tırmanma merdiveninde yukarı çıkıldığında hakimiyet kuran taraf Amerikalılar değil, İranlılar oluyor.”

“İran savaşı tüm cephelerde kazandı”

Mearsheimer, savaşın başlangıcındaki hedefler ile bugünkü sonuçlar arasındaki uçurumu değerlendirirken ABD ve İsrail’in başarısızlığını şu maddelerle ortaya koydu:

“Rejim değişikliği, İran’ın nükleer zenginleştirme kapasitesinin yok edilmesi, uzun menzilli füzelerin tasfiyesi ve Hamas, Hizbullah ile Husilere verilen desteğin kesilmesi hedeflenmişti. Tüm bu başlıklarda başarısız olundu. Dahası, 28 Şubat öncesinde Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmeyen ve burada bir vergi dairesi bulunmayan İran, artık boğazın mutlak hakimi konumunda. İsrail açısından bu felaket bir durumdur; zira İran’ı varoluşsal bir tehdit olarak görüyorlar.”

İsrail ve ABD’deki İsrail lobisinin diplomatik bir çözümü engellemek için Başkan Trump üzerinde yoğun bir baskı kurduğunu kaydeden Mearsheimer, “İsrail ve lobinin görüşü, İran’ı boyun eğene kadar dövmek, eğer boyun eğmezlerse de Gazze’de yapılanı İran’a yaparak ülkeyi bütünüyle yok etmektir. Bu durum, gerçekçi bir barış anlaşmasına varılmasını neredeyse imkansız hale getiriyor” dedi.

“Hava gücü iflas etti, kara harekatı seçenek değil”

Askeri enstrümanların yetersizliğine değinen Mearsheimer; hava, kara ve deniz güçlerinin durumunu tek tek analiz etti. 28 Şubat’ta başlayan hava harekatının İran’ı dize getirmeye yetmediğini ve tarihsel tecrübenin de buna işaret ettiğini belirten profesör, kara gücü seçeneğinin ise masada olmadığını vurguladı:

“İran’ı işgal etmek ciddi bir argüman değil. Bölgede 50 bin civarında askerimiz olduğu söyleniyor ancak bunların çok azı muharip sınıfta. Amerikalılar, İran savaşı için yüksek bir acı eşiğine sahip değil. Bir pilotumuz vurulduğunda bile hayatı için derin endişe duyuyoruz; ceset torbalarının geri geldiği kitlesel bir kara savaşına ne Trump ne de Amerikan halkı tahammül edebilir. Dolayısıyla hava gücü başarısız oldu, kara gücü ise imkansız.”

ABD’nin son çare olarak deniz ablukasına yöneldiğini ancak bunun da bir “zafer silahı” olmadığını söyleyen Mearsheimer, Amerikan donanmasının uzun süreli bir ablukayı sürdürecek gemi sayısına ve yıpranma payına sahip olmadığını dile getirdi. İran’ın bu duruma “kısasa kısas” yöntemiyle yanıt verdiğini ve iki Amerikan gemisini ele geçirerek ablukayı anlamsızlaştırdığını belirtti.

“Dünya ekonomisi uçurumun kenarında”

Savaşın uzamasının küresel ekonomi üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çeken Mearsheimer, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’in tamamen kapanması durumunda yaşanacakları şöyle tarif etti:

“Eğer tırmanma merdiveninde yukarı çıkılırsa, bu dünya ekonomisine indirilen bir balyoz darbesi olur. Sadece petrol ve gazdan bahsetmiyorum; gübre, alüminyum ve helyum gibi kritik emtiaların akışı durur. 1930’lardaki Büyük Buhran’dan daha ağır bir ekonomik çöküş yaşanabilir. Bu durumun ABD içinde Trump için, dünya genelinde ise tüm toplumlar için devasa siyasi ve sosyal sonuçları olacaktır.”

İran’ın stratejik yaklaşımını “Herkesi beraberimizde aşağı çekeriz” mantığıyla açıkladığını belirten Mearsheimer, Tahran’ın bölgedeki tüm Körfez ülkelerini ve dünya ekonomisini felç etme kapasitesine sahip olduğunu, bu nedenle ABD’nin elindeki kartların İran’ınkiler kadar güçlü olmadığını kaydetti.

“Washington Avrupa’dan boşanıyor”

Mülakatın ilerleyen bölümlerinde Ukrayna savaşına ve Pentagon’un yeni yönelimine de değinildi. Savunma Politikalarından Sorumlu Müsteşar Elbridge Colby’nin Avrupa’daki açıklamalarını değerlendiren Mearsheimer, ABD’nin Avrupa ile “askeri bir boşanma” sürecinde olduğunu dile getirdi:

“Colby’nin konuşması, Ukrayna’daki savaşı çözmekle ilgili değil, sorumluluğu tamamen Avrupalıların omuzlarına yıkmakla ilgiliydi. ABD, İran savaşı nedeniyle mühimmat stoklarını, özellikle Patriot ve Tomahawk füzelerini hızla tüketiyor. Envanter boşalmış durumda. Washington artık Avrupa’ya silah veremeyeceğini, bu yükün Avrupalılar tarafından taşınması gerektiğini söylüyor. Bu, ABD’nin asli önceliği olan Doğu Asya’ya ve Çin’i çevreleme stratejisine odaklanma çabasıdır.”

Ukrayna’nın nihai olarak yenilgiye uğrayacağını ve Trump’ın bu başarısızlık için “bize yardım etmeyen zavallı Avrupalıları” suçlayacağını öngören Mearsheimer, ittifak bağlarının kopma noktasına geldiğini ifade etti.

“Kalıcı bir düşmanlık dönemi başladı”

Mearsheimer, hem Avrupa’da hem de Ortadoğu’da güvenliğin zehirli bir hal aldığını ve tarafların birbirini varoluşsal tehdit olarak kodladığı bir döneme girildiğini belirtti.

“Rusya ve Ukrayna birbirini yok oluş nedeni olarak görüyor; aynı şekilde İsrail ve İran da öyle. Bu kadar derin bir güvensizlik ortamında anlamlı bir ateşkes tesis etmek çok zordur” diyen Mearsheimer, mülakatını şu karamsar ama gerçekçi tabloyla tamamladı:

“Çok kutuplu bir dünyada yaşıyoruz ve bu dünya çok tehlikeli. Rusya, Çin ve İran arasındaki iş birliği artarken, ABD’nin bu üç bölgede (Doğu Asya, Avrupa, Basra Körfezi) aynı anda baskın olması mümkün görünmüyor. Gelecekte daha barışçıl bir dünya kurma umudu zayıf. Büyük bir şansa, akıllı politikalara ve üst düzey diplomasiye ihtiyacımız var; ancak mevcut liderliklerle bu sonuca ulaşmak zor görünüyor.”

Kaynak: Harici

]]>
Doruk Madencilik işçileri açlık grevini sürdürüyor: “Çocuğum için buradayım!” https://yenidunya.org/emek-gundemi/34008/doruk-madencilik-iscileri-aclik-grevini-surduruyor-cocugum-icin-buradayim/ Sat, 25 Apr 2026 10:14:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=34008 Ödenmeyen ücretleri ve tazminat hakları için Ankara’da açlık grevine başlayan Doruk Madencilik işçileri direnişlerini sürdürüyor. Direnişlerinin 14, açlık grevlerinin 6. gününde, Kurtuluş Parkı’ndaki bekleyişlerini sürdüren işçiler, pazartesi günü Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yürüyecek. Yaşadıklarını anlatan bir maden işçisi “Ev sahibine 80 bin TL, markete 70 bin TL borcum var. Çocuğum için buradayım” diyor.

Bağımsız Maden-İş öncülüğünde 13 Nisan’da Eskişehir’den yola çıkarak hakları için Ankara’da açlık grevine başlayan Doruk Madencilik işçileri, açlık grevlerinin 6. gününde Kurtuluş Parkı’ndaki bekleyişlerini sürdürüyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, ödemelerin dün (24 Nisan) itibarıyla ödenmeye başlandığını ve önümüzdeki haftaya kadar yapılacağına dair taahhüt aldıklarını açıklarken işçiler “Yatan para, gasp edilen haklarımızın kırıntısı bile değil. İki maaş yatırıp yılların özlük hakkını, tazminatını, emeğini unutturabileceklerini sanıyorlar. Yanılıyorlar” dedi.

“Alacaklarımızın tamamı yatmadan direniş bitmeyecek” diyen maden işçileri 27 Nisan Pazartesi günü saat 12.00’de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yürüyecek.
Öte yandan açlık grevlerini sürdürdükleri Kurtuluş Parkı’nda yaşadığı zorlukları anlatan bir maden işçisi, ev sahibine 80 bin TL, markete 70 bin TL borcu olduğunu söyledi. Maden işçisi “Çocuğum için buradayım” diye konuştu.

Dün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yürümek isteyen madenciler, polis ablukasına alınmış, polisin biber gazı sıktığı emekçilerden beş tanesi hastaneye kaldırılmıştı.

İşçilerin talepleri ne?
Doruk Madencilik işçileri, TMSF devri öncesine uzanan alacaklar da dahil olmak üzere tüm taleplerini şöyle sıralıyor:
•Ödenmeyen maaşların, ikramiye, yıllık izin ve sendikal haklarla birlikte ödenmesi,
•TMSF öncesi ve sonrasında işten çıkarılan, dava açmış ve açmamış tüm işçilere tazminatlarının verilmesi,
•Çalışanlara rızaları dışında uygulanan ücretsiz izin uygulamasının kaldırılması,
•İş sağlığı ve iş güvenliği kurallarına uygun çalışma ortamının sağlanması,
•Sendikal faaliyetler nedeniyle işten çıkarılan işçilerin işe iadesi,
•Madenin kamulaştırılması ve iş güvencesinin garanti altına alınması.

Kaynak: BirGün

]]>
Asgari ücret açlık sınırı karşısında eriyor https://yenidunya.org/emek-gundemi/34002/asgari-ucreti-aclik-siniri-karsisinda-eriyor/ Sat, 25 Apr 2026 08:51:59 +0000 https://yenidunya.org/?p=34002 Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın açlık ve yoksulluk araştırması Nisan 2026 sonuçları açıklandı.

KAMU-AR verilerine göre;
-Açlık sınırı 36 bin lirayı aştı
-Dört kişilik ailenin açlık sınırı, nisanda önceki aya göre 494 lira artarak 36 bin 313 liraya çıktı.
-Yoksuluk sınırı ise 2 bin lira artarak 108 bin 820 liraya kadar tırmandı.
-Açlık sınırı 28 bin 75 lira olan asgari ücretin 8 bin 238 lira üzerine çıktı.
-En düşük emekli aylığı açlık sınırının 16 bin lira 313 lira altında kaldı.

Asgari ücret açlık sınırı karşısında eriyor

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için gereken gıda harcamasının yanı sıra diğer ihtiyaçlarını da yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken aylık harcamayı dikkate alarak hesapladığı açlık-yoksulluk sınırı araştırmasının Nisan 2026 sonuçları açıklandı.
Açlık sınırı nisanda 494 lira artarak 36 bin 313 liraya kadar yükselirken, yoksulluk sınırı da gıdayla birlikte başta ulaştırma olmak üzere diğer harcama gruplarında yaşanan yüksek fiyat artışlarının etkisiyle 109 bin liraya yaklaştı. Hem Türkiye ekonomisine özgü sorunlar ve uygulanan ekonomik program, hem de savaşın yol açtığı enerji fiyatlarındaki artışların diğer fiyatlara da yansıması, açlık ve yoksulluk sınırını artırmaya devam ediyor.
Açlık sınırının önceki aya göre 494 lira arttığı nisanda gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 1 bin 500 liralık yükselişle 72 bin 507 liraya çıktı. İkisinin toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise önceki aya göre 1 bin 994 lira artarak 108 bin 820 lira oldu. Son bir yılda açlık sınırı
10 bin 135 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 19 bin 273 lira ve yoksulluk sınırı 29 bin 407 lira artış gösterdi.

Ücretler ve açlık-yoksulluk sınırı
Açlık sınırı bu yılbaşında 28 bin 75 liraya çıkarılan asgari ücretin 8 bin 238 lira, 20 bin lira olarak uygulanan en düşük emekli aylığının ise 16 bin 313 lira üzerine yükseldi. Yıl başında yüzde 27 oranında zam yapılan asgari ücret, yüzde 18,6 oranında artırılan kamu çalışanlarının ücretleri, yüzde 12,19 oranında artırılan emekli aylıklarının satın alma gücünün büyük bir kısmı yılın ilk üç ayında eridi.
Asgari ücret nisanda dört kişilik bir ailenin sadece 23 günlük beslenme giderini, yoksulluk sınırının ise dörtte birini zor karşılıyor. Ailede üç kişinin asgari ücretle çalışarak haneye getireceği gelir bile yoksulluk sınırının 24 bin 595 lira altında kalıyor. Diğer bir ifadeyle üç asgari ücret giren dört kişilik bir aile bile yoksulluk sınırını yenemiyor. Bu yıl başından itibaren 20 bin liraya çıkarılan en düşük emekli aylığı ise sadece 16 günlük beslenmeye yetiyor, yoksulluk sınırının ise yüzde 18’inde kalıyor.
Yüzde 18,6 oranında zamlanarak bu yılın ilk yarısı için aile ve çocuk yardımı dahil 61 bin 890 liraya yükselen en düşük memur maaşı yoksulluk sınırının yüzde 56,8’ini, 67 bin 630 liraya yükselen ortalama memur maaşı ise yüzde 62’sini karşılıyor. Yoksulluk sınırını karşılayabilmesi için en düşük memur maaşının en az yüzde 75,8, ortalama memur maaşının ise yüzde 50,9 oranında artırılması gerekiyor.

Asgari ücret açlık sınırı karşısında eriyor

Açlık sınırı
Türkiye genelinde de yaygın şube ağı bulunan ve en fazla alış-veriş yapılan marketlerden Ankara’da derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak yapılması gereken harcanma nisanda 132 lira, son bir yılda ise 2 bin 872 lira artarak 10 bin 792 liraya yükseldi.
Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre 9 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 188 liralık artışla 687 lira oldu.
Nisanda 156 lira artarak, 7 bin 444 liraya yükselen süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama yıllık olarak ise 2 bin 147 lira artış kaydetti.
Meyve için harcanması gereken tutar önceki aya göre 290 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 816 lira artarak 3 bin 417 lira oldu. Sebze için yapılması gereken harcama ise önceki aya göre 273 lira azalarak 5 bin 291 lira olarak gerçekleşti. Sebze harcaması geçen yılın aynı ayına göre ise 1.648 lira arttı.

Ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama nisanda önceki aya göre 157 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 732 lira artarak 2 bin 904 liraya çıktı. Pirinç ve bulgur harcamaları ise değişmedi ve 1.654 lirada kaldı. Yağ için yapılması gereken harcama ise 20 liralık yükselişle 857 liraya çıktı. Pirinç- bulgur harcaması son bir yılda 657 lira, yağ harcamaları da 264 lira artış kaydetti.
Şeker, bal, pekmez, reçel harcaması önceki aya göre 5 lira yükselerek 2 bin 500 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise değişmeyerek 766 lirada kaldı. Şeker, bal, reçel harcamalarında son bir yılda 612 liralık, zeytin harcamalarında ise 198 liralık artış oldu.
Yetişkin erkek için 2.800, kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre nisan ayı açlık sınırı yetişkin erkek için 10 bin 602 liraya, yetişkin kadın için 8 bin 323 liraya, çocuk için 6 bin 43 liraya ve genç için de 11 bin 344 liraya yükseldi.

Gıda dışı harcamalar
Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı ihtiyaçların fiyat değişimleri de esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “insan onuruna yaraşır bir şekilde ve yoksunluk hissi çekmeden” karşılayabilmesi için aylık olarak yapması gereken harcama tutarı da nisanda 72 bin 507 liraya çıktı.

Nisanda dört kişinin ortalama giyim ve ayakkabı harcamaları 5 bin 491 lira oldu. Barınma (kira dâhil) harcamaları ortalama 20 bin 979 liraya, ev eşyası harcamaları 7 bin 577 liraya yükseldi. Sağlık harcamaları 3 bin 32 liraya, ulaştırma harcamaları 17 bin 235 liraya çıktı. Bilgi ve iletişim harcamaları 3 bin 166 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 2 bin 64 liraya, eğitim harcamaları 2 bin 832 liraya yükseldi. Tatil-otel harcamaları 5 bin 536 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili ilgili harcamalar 4 bin 557 liraya kadar yükseldi.

Asgari ücret açlık sınırı karşısında eriyor

Yoksulluk sınırı
Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır şekilde yoksunluk hissi duymadan yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise Nisan 2026 itibariyle 108 bin 820 liraya tırmandı. Yoksulluk sınırında nisanda 1 bin 994 liralık, yılın ilk dört aylık döneminde 13 bin 907 liralık ve son bir yıllık dönemde ise 29 bin 407 liralık artış oldu.

]]>
Madenciye biber gazı https://yenidunya.org/emek-gundemi/33999/madenciye-biber-gazi/ Sat, 25 Apr 2026 08:39:14 +0000 https://yenidunya.org/?p=33999 Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın önüne yürümek isteyen işçilere izin verilmedi

Ücretlerini, tazminatlarını alamadıkları, zorunlu ücretsiz izne çıkarıldıkları gerekçesiyle Eskişehir’den Ankara’ya yürüyen Doruk Madencilik işçileri direnişlerini sürdürüyor. Madencilerin dün Kurtuluş Parkı’ndan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın önüne yürümelerine izin verilmedi. Yürümek isteyen işçilere biber gazı ile müdahale edilirken, Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik’ten de günler sonra açıklama geldi. Şirket ücretlerin ödenemediğini kabul etti.

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre, 5 gündür açlık grevinde olan madenciler Kurtuluş Parkı’ndan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın önüne yürümek istedi. Ancak madencilerin yürüyüşüne izin verilmedi. Çevreleri yüzlerce çevik kuvvet polisi ve engellerle çevrildi. Madenciler durumu baretlerini yerlere vurarak protesto etti.

‘Gitmeyeceğiz, yılmayacağız’
Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, çözüm için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın önüne yürümek istediklerini söyledi. Çakır, “Herhalde yine gözaltına alınacağız ama bu mesele çözülmeden buradan gitmeyeceğiz. Yılmayacağız” dedi. Bağımsız Maden-İş Sendikası eğitim ve örgütlenme uzmanı Başaran Aksu da, muhataplarının Enerji ve Çalışma bakanlıkları, TBMM ve TMSF olduğunu söyledi.

‘Kölelik düzeni’
Aksu, “Hepimiz aynı sıkıntılar içindeyiz. Kamu çalışanlarına 80 bin lira, asgari ücretliye 28 bin lira, emekliye 20 bin lira maaşla kölelik düzenini ortaya koymuşlar. Köleliği anayasaya hüküm olarak koyun. Elimize kelepçe takın, ayağımıza zincir takın, bakanlar da kölebaşı olsun. Bizi sürsünler madenlere, tarlalara, sokakları süpürmeye. Polislere kırbaç verin onlar da bizi kırbaçlasınlar. Tablo budur” dedi. Daha sonra madenciler sloganlar eşliğinde yürürüyüşe geçmek istedi. Barikata yüklendi.

İzin verilmedi
Ancak polis, eylemin 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na aykırı olduğunu belirterek işçileri uyardı. İşçiler barikata yüklenmeye devam ederken, “ölmek var dönmek yok” sloganları attı. İşçiler barikatın bir bölümünü yıktı. Ancak yürüyüşe izin verilmedi. Polis, eylemin yasaya aykırı olduğunu, son verilmesini istedi. Bunun üzerine madenciler oldukları yerlere çöktü ve üstlerini çıkararak soyundu. Yarı çıplak oturmaya başladı. “Hakkımızı istiyoruz” sloganları attı. Bu sırada polis bir kez daha uyarı anonsu yaparak, “Kurtuluş Parkı içerisinde üzerindeki kıyafetleri çıkararak oturma eylemi yapan gruba sesleniyorum. Yapmış olduğunuz eylem 2911 sayılı kanuna aykırıdır. Lütfen eyleminize son verin” dedi. Madenciler ise yarı çıplak yerde oturmaya devam ederek, “Ölmek var dönmek yok” sloganları attı. Bu sırada madenciler baretlerini yere vurdu. Bu arada açlık grevindeki 3 madenci fenalışta ve hastaneye kaldırıldı.

‘Holdingi çağırın’
Sonrasında işçiler bir kez daha yürümek için polis barikatına yüklendi. İtiş kakış yaşandı. Ancak yürüyüşe izin verilmedi. Madenciler, “Holdingi çağırın buraya. Çocuklarımız var günlerdir görmüyoruz. Engelli çocuklarımız var. Elinizi vicdanınıza koyun. Böyle vicdan olmaz” diyerek tepkilerini dile getirdi. İşçiler yürümekte ısrar edip barikatı diğer taraftan  aşmak istedi. Biber gazı ile müdahale edilerek, yine izin verilmedi. Madenciler 3 işçinin biber gazı nedeniyle hastaneye kaldırıldığını, toplam 6 madencinin fenalaştığını bildirdi.

‘Hakkımızı istiyoruz’
Madenciler, “100 tane madenci için bin tane güvenlik görevlisi getirildiğine” dikkat çekti. “Yazıklar olsun, hakkımızı istiyoruz” diyerek tepkilerini dile getirdi. Bazı madenciler biber gazından fenalaştı. Madenciler yarı çıplak betona yatıp, baretlerini yerlere vurarak tepkilerine devam etti.

Şirketten ücret itirafı
Bu arada Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik de günler sonra açıklama yaptı. Açıklamada, son dönemde elektrik fiyatlarında yaşanan gelişmelerin işletmede de bazı sıkıntıları beraberinde getirdiği belirtildi. Sabit fiyatlı satış anlaşması bulunmayan pek çok termik santralin ya üretimini durdurduğu ya da düşük kapasiteyle faaliyet gösterdiğine işaret edilen açıklamada, santrale kömür tedarik eden sahada yaşanan üretim düşüşünün kömür ihtiyacının dış kaynaklardan karşılanmasını zorunlu kıldığı, bu durumun da maliyetler üzerinde ilave bir baskı oluşturduğu iddia edildi. Santralde elektrik üretiminin mart başında geçici olarak durdurulduğu belirtilen açıklamada, işçilerin yaklaşık 4’te 1’inin ücretsiz izne çıkarıldığı bildirildi. Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın suçlandığı açıklamada, “Halihazırda görevine devam eden veya ücretsiz izne çıkarılan çalışma arkadaşlarımıza ortalama olarak farklı aylardan kalan yaklaşık ortalama üç aylık maaşları henüz maalesef ödenememiştir” denildi.

EÜAŞ ile görüşülüyor!
Sabit fiyattan elektrik satış anlaşması yapmak amacıyla Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) ile görüşmelerin devam ettiği, bu durum gerçekleştiğinde santralde yeniden üretime başlanacağı kaydedildi. İşçilerin alacaklarının ödenmesi için de çalışmaların devam ettiği, en kısa sürede alacaklarının tamamının ödeneceği savunuldu.

]]>